renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

din

İslam Medeniyeti: Dün- Bugün- Yarın- 1

 Latif Alobaida

Medeniyet; bir dinin, fikir akımının veya düşüncenin kurumsallaşması, belli bir alana yayılması ve devlet- imparatorluk olarak kurumsal düzeyde temsil edilmesi ile oluşan; kendine ait bir dili, dünyaya ait bir bakış açısı olan yapının genel adı olarak tanımlanabilir.

Kur'an Okumanın Mantığı ve Çağdaş Siyaset

Solun bugün için haklı olarak İslam’a mesafeli durmasının bir sebebi de İslam’ın sosyo-politik bilincinin, ya da şöyle diyeyim, Kuran’da temellense de belli bir İslam zihniyetin ürünü olan toplumsal hükümlerin arkaikliğidir. Bugün için İslam’ın toplumsal tezahürü olarak sunulan normlar ve hükümler sistemi son tahlilde Kuran’dan doğmuş olsa da, büyük oranda kristalize oldukları dönemin, yani 12. yüzyılın zihniyet izlerini taşırlar. Bugün sunulan bu mesaj Kuran’ın özel ve eksik ve dolayısıyla bugün için çarpık bir İslam okumasından ibarettir. Halbuki Kuran’ın potansiyeli bu okumaya indirgenemeyecek kadar dolu, derin ve çağdaştır. Problem Kuran’ı okumanın mantığındadır.

Beleş Cennet Yolculuğu* ve Bizden Öncekiler

Allah (Subhanehu ve Teala) insanı yaratma gayesini idraklerimize sunarken “kulluk” der. Hatta bunu dolaylı ve dolaysız birçok kez ifade eder bize. Kulluğu da hayatın bütün yönleriyle kendisine has kılınması olarak açıklar. İnsanın tarihi de bu teklifi kabul edenler ve red edenlerin arasında süregelen bir mücadelenin tarihidir. Meşhur ifadesiyle bir hak-batıl mücadelesi tarihi, bir Habil-Kabil tarihidir. Hatta bu tarihi dünya hayatının öncesine Âdem (a.s.) ile eşinin cennette iblis ile aralarında geçen ve sonuçta Âdem ve eşinin cennetten dünyaya indirilmesiyle sonuçlanan ana kadar götürebiliriz. Meselemiz tarih değil ama bizim de tarafı olduğumuz bir mücadelenin aslında ne kadar eski ve köklü olduğunu belirtmek gerek!

Kur'an Kıssaları I: Süleyman ve Belkıs

Kuran eğer her çağa nüzul etmiş bir Zikir’se, en az yedinci yüzyıl insanı kadar yirmi birinci yüzyıl insanı da onu kendine hitap eder bulmalıdır. Fakat, eğer gerçek bir mümin bile, Kuran’a muhatap olmaya çalıştığında onu çağın mantığına anlatılır kılamıyorsa, ve ‘ bu bir inanç meselesidir’ diye hak dini ve onun tezahürü olan vahyi göreli kılıyorsa, bu Beyan’ın alemşümullüğünü kavrayamamış demektir. Henüz Kuran’la sahih bir ilişki kurmadan felsefi bir inanma-inanmama münakaşasına girmek ne kadar sağlıklıdır bilemiyorum.

Tebbet

Takdim

Mekke’de Fatiha’dan sonra inen altıncı suredir. Beş ayettir. Adını surede geçen “تبّت Tebbet” ve “مسد Mesed (lif)” sözcüklerinden alır. Hz. Peygamberin amcası, dünürü ve komşusu olan Ebu Leheb (Abdül‘uzzâ)’in şahsında ‘’kabe çetesine’’ ve kurdukları oligarşik düzene karşı mazlum ve mustazaf kitleye itiraz edin çağrısıdır.

Ayetlerin meali

1. KAHROLSUN Ebu Leheb iktidarı; kahrolsun!

Allah ile Konuşmak

Kuran

Kuran’ın dili özel bir dildir. Bu dilin mantığı kavranmadan yapılacak ‘nesnel’ bir okuma her zaman için vahyin ruhuna alabildiğine uzak olacaktır. Bu mantığa yabancı bir Kur’an araştırmacısının en fazla diyebileceği şudur: ‘yedinci yüzyıl için bir devrim, fakat bugüne ne kadar da yabancı.’ Aradaki on dört yüzyılın Kuran’ı anlamaya çektiği kalın perdeleri yırtabilmek sebat ister. Belli bir süre bu çağa yabancılaşmayı, bugünün yaşam-dünyasından kopmayı mecbur kılar. Bir Mekkeli ya da Medineli nim-bedevi, nim-medeni olmayı ister.

Rabbe Götüren Yakıt Elimizde ve Kullanamıyoruz!

Vahye henüz yeni yeni muhatap olduğum dönemlerde, genelde kullanılan çeviri “o” olduğu için, takvayı yalnızca Allah korkusu şeklinde algılardım. Ve şimdide bir-çok kimsenin içine düştüğü gibi, bizler hakkıyla takvalı olamayız, ancak peygamberler, veliler(!),sıddıklar, yaşadığımız çağda da bu manada dünyadan el-etek çekenler takvalı olabilir gibi bir yanılgıdaydım. Oysa kimsede dünyadan el-etek çekmezdi sünnetullah gereği!

Asr-ı Saadet Algısı Üzerine

Her düşünce geçmişle bir ilinti kurmak ister. Bu bağ kurulurken tarihte yaşananların yorumu kişinin aidiyet hissettiği düşünce, doktrin paralelinde elde ettiği verilere göre değişir. Savaşlar, medeniyetler, devletler, liderler, düşünürler insanların düşünsel hayatına kattığı anlamlar olurlar. Bu anlamların derinliği ve kapsayıcılığı ölçüsünde varlığını sağlamlaştırır ve ikna gücü çoğalır.

Ariflerin Makamı

İçeriği paylaş