renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

deneme

Başlığı Sen Koy!

Her medeniyetin baktığı yerden bir şeyler neşvünema bulur. Her medeniyet baktığı yere kendinden bir bakış esintisi bırakır. Medeniyet ellerinin değdiği her yere, kendi tarihinin birikiminin imbiğinden süzülen bir damla düşer. Ve “yeni düşünen” nesiller bu damlayı bir cansuyu gibi toprağına çeker. Aşkla, mecbur olma cebri ile…

Medeniyetler donmuş kalıplardır. Ama ne zamana kadar? Bu donmuşluk hiç artmaz ya da hiç azalmaz mı? Medeniyeti oluşturan ve besleyen kültür değil midir? Bizce öyledir. O halde medeniyetler kültür değişimlerinin somutlaşmış halidir dememiz de bir eksiklik olmaz, kanısındayım.

Hayata Dair 3K: Kader, 'Keşke' ve Kıyas

Meçhul bir elin alnına tuttuğu, soğuğunu iliklerine kadar hissettiği bir tabanca olduğu halde içinden saydı;
Üç… İki… Bir…!

Sessizlik…

Evet, beklediği olmamıştı, hala yaşıyordu. İçine çektiği, odanın rutubetine karışmış sigara dumanı da olsa nefes alıyordu işte… Yaptığı ‘yanlış’a karşılık kendisine ölümden daha dehşet verici neyin sunulabileceği düşüncesi, içindeki şükür duygusunu bastırmıştı.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi

Bismillahirrahmanirrahim

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, kültür (ekin, eski dilde hars) kavramının tanımı şu şekildedir: Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.

Sosyolojik olarak, bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü o toplumun kültürüdür.

Aşırılıklar

Hayat aşırılıklarla dolu bir serüvendir.Düzenli ve doğrularla yaşanan bir serüvenin içinde öyle sanıyorum ki aşırılıklar kendilerine yer bulamayacaklardır ve bulsalar dahi eğer hayat düzenli ve doğruysa panzehir görevi görecektir aşırılıklarımız için..

Yaşadığımız hayatta bizleri mutluluğa götürecek en önemli husus öyle sanıyorum ki vasat bir müslüman olmaktır.Ortalama insan olmaktır asıl mesele ve en ağır yük budur şu şehvetlerle bezenmiş hayatımızda..

Ölümüme Dair

"Bütün günler ölüme gider, son gün varır."
(Montaigne)

Ölümü düşünmek istiyorum bu gece. Korkmadan, ürkmeden saatlerce düşünmek. Yanımda duymak istiyorum, ona dokunabilmek, sarılmak taa içimde hissetmek...
Ölüm...
Neden bu kadar ürkütücü geliyor insanlara bu kelime. Oysa ne kadar güzel "ölüm" sanki gülüm der gibi.

Bir Yaz Geliyor Gözümüzün Önüne

Bir yaz geliyor önümüze, şehir nasıl bir yaz getircek gözlerimizin önüne, adımlarımız bizi nereye götürcek, zihnimiz nereleri anlatcak, bakıp duracakmıyız güneşin renklerine. İkindi güneşinin yansıması ulaşırken pencerelere hangi hayatlar yaşanıyor olacak bilemediğimiz.

Bir yaz geliyor önümüze,bize birşeyler anlatmaya çalışacak bir çiçeğin açılışı, kendimize göre anlamladıracağız o açışı, bir kuşun ötüşünü duyunca garip bir haz duyacağız işte, serintilerle uyanacağız sabaha, insan yüzleri göreceğiz yorgun, terli yada sevinçli mutlu. Dostları göreceğiz sarılacağız onları görmenin sevinciyle, gözlerine bakıp anlatcağız, işte budur dost, "Bir hayat yaşıyorum işte, iyisiyle kötüyle, bak ellerim bir hayatı anlatıyor, senin ellerin neyi anlatıyor?

Sanat ve Edebiyata Dair

Maddeler dünyasından, duygular evrenine bir sırlı yolculuktur sanat. Ve her zaman böyledir ilk adımı, bu heyecan verici başlangıcın. Sonrasında ise, vardığı soyut âlemden, doğduğu somut kaynağa geri dönüş macerasının aksamadan işleyişi gelir. Bu çileli yolun yolcusu -başarabilmişse eğer- ürettiğinin sanat eseri niteliğine kavuşmasıyla, zamanı yenme mücadelesini başlatır. Çünkü ölümsüzlük arzusudur beslendiği iksir. Hülyası ise, ömür ötesi sınırlara sığınmak gayretidir dünya durdukça.

Tamamlanmış halinde bile; benliğini bütünüyle açığa vurmayan, gizemini kıskançlıkla saklayan, her biri kendisine özgü nadide varlıklardır sanat eserleri.

Beklemenin Şaircesi

En fazla ihmal ettiğimiz kişilerdendir belki de. Adını her yerde duyduğumuz şair, adını her yerde andığımız… Anladığımızı sandığımız şair, Necip Fazıl.

Bize fert fert parmak kaldırmayı öğreten şair… Şeyhinin “keşke bu kadar zeki olmasaydın” dediği deha. Kendine sığmayan; taşan, taşan…

Ve bekleyen şair... Nasıl bekleneceğini öğreten…

Şarkısını Kaybetmiş Kadınlar Korosu

Başımda kırmızı örtüyle ellerime yakılan kınanın kurumasını beklerken… Kapıdan çıkarken, hayata karışırken, baba evinden kendi evime geçen sahnede olayları yalnızca seyretmekle yetinirken… Sahi, ben bir şey unutmadım değil mi anne. Yılın etek boylarını, topuklu ayakkabıların tokasını, vizyondaki filmin başrol oyuncusunu herkesten iyi takip ettim. Kilo almamak için kendimle yarıştım, kırışıklık giderici kremimi her akşam sürdüm, kadınlığın ‘altın kurallarına’ harfiyen uydum. İyi eş, fedakâr anne, maharetli gelin, hayırlı evlat… O zaman kalbimi sıkıştıran, nefesimi daraltan, göğümü karartan, rüyalarımı hafızamdan silip atan nedir?

Yazık

Tarih kan kus. Zaman fırtınalaş.
Sur'lar gelsin semadan, yerden, her cihetten.
Giryeler yokluk diyarında. Sayhalar varlıksız.
Zindanlaşan memeleket. Merhamet sürgün. Hak prangalı.
Uzak diyarlardan rüzgarlar essin. Kutlu savaşçılı orduların bayrakları ufuklarda belirsin. Gönüllerde hiçliğe isyanlar olsun. Gözler alevlensin.

İçeriği paylaş