renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

toplum

Baş Açma Kampanyaları

Fakültede dersi biten genç kız, evine gitmek için 28 Şubat dönemine damgasını vuracak ‘utanç odalarından’ birisinin önünde başını örtmekle meşguldü. Yanına yaklaşan polis memuru ‘arzu ederse başını içeride de örtebileceğini’ hatırlattı. Bunun üzerine derin bir nefes alan genç kız, memurun bu teklifini “Örterken değil açarken utanıyorum” * diyerek cevaplandırdı. O günlerde bizim kızlar üniversite kapılarında birbirine destek olur, ‘özgürlük’ için el ele tutuşur; kendine, ülkesine ve dünyaya karşı sorumluluk duyardı. Batıdaki kardeşin ayağına batan iğneyi doğudaki hissederdi. Kocaman adamlar ve kadınlar “28 Şubat 1000 yıl sürecek” diye üstlerine üstlerine yürürken, memleketteki babalar diploma beklerken; bu kızlar önce Allah’a sonra birbirine sığınır, ‘1000 yıl sürecek’ tehditlerine inat her şeyin düzeleceğine inanırdı.

Call Of Duty 2 ve Algoritmik Tehditler veya Tehlikeli Oyunlar

"Siz ve çocuklarınız İngilizcenin kutsallaştırılmış terimlerini merak etmediğiniz gibi, kurgunun ve amacın ne oluğunu da fark etmiyorsunuz."

Çocuklarımız egemen güçler(Vatikan, Siyonizm) tarafından hazırlanmış korkunç bir saldırı sağanağı altındalar(bu bir komplo teorisi değildir; yapılan araştırmalar bazı vakıfların ve Vatikan'ın fon temininde aktif olduklarını kanıtlıyor). Buna karşılık biz, onları ruhsal ve bedensel tehditlerden korumak ve kendi geleceğimizi kendi özgün kültürümüzle inşâ etmek için neler yapmak zorunda olduğumuzu biliyor muyuz?

Marmara'dan Myanmar'a

17 Ağustos Marmara Depremi sonrasındaki günlerde televizyonlar deprem görüntüleri ile birlikte on binlerce insanın ölüm haberlerini veriyordu. Ülkeyi besleyen ve iktisadi canlılığın en yoğun olduğu bölgemiz Marmara bölgesi depremin vurduğu felaketle altüst olmuş, on binlerce insanımız göçük altında kalmıştı. Dünyanın gözü bu coğrafyaya çevrilmişti ve deprem mağdurları hükümetten yardım talebinde bulunuyorlardı. Ancak hükümetin milliyetçi-muhafazakar kanadından bir bakan, dünyanın dört bir yanından ve özellikle de Yunanistan’dan gelen yardımları dışlayıcı konuşmalarla deprem gibi ülkenin gündemine oturdu.

İstikbâl İstiklâl'de Değil!

Kapıyı şöyle bir araladıktan sonra merdivenlerden çıkmaya başladım. Karşımdaki ilk kapının paspasında “welcome” diye soğuk bir yazı yazıyordu, yabancılaşmak daha ayağımın altında başlıyordu. Ama doğru Türkçe alaşağı edilecek bir dil değildi. Bu cihetten bakınca müsamaha edilebilir bir yönü bile vardı. İkinci kattaki evin kapısının üstünde ise kırmızı beyaz –Türk bayrağından çok amerikanvari bir renkti-çoraplarla kocaman bir “HO HO HO” yazıyordu. Önce bir afalladım sonra dönüp tekrar baktım ve gördüğümün gerçekliğine inanamadım. Acı ama bir o kadar komik bir tebessümle yoluma devam ettim. Üçüncü kata geldiğimde soldaki kapı, çam ağacının kozalaklarıyla süslenmişti.

Demokratik Reflekslerin Yalnızlığı

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, demokratik reflekslerimiz günü birlik siyasi tavırlarımızla içinden çıkamayacağımız yalnızlıklara itiyor. Arkaladığımız siyasi liderlerimizin yüzleri ruhlarımızdaki derin boşlukların imgelerini yansıtıyor. Bu toprakları çok seven insanlarımız, karşıtlarına meydanlarda başka ülkeler gösterseler de, coğrafyası hatıralarla çizilen bizlerin gideceği bir ülke, hayal ettiğimiz hiçbir krallık yok.

İnançlarımızdan fışkıran siyasi söylemlerimiz istemediklerimizle bayraklaşırken, istediklerimizin ne olduğunun çizgisi nefretlerimizle belirsizleşiyor.

Best Model Anneanne

Tamam, anlamaya çalışıyorum her iki tarafı da ama radyasyona maruz kalmış çocuklar gibiyim. Beynim büyüyor ama büyüdükçe işlevini kaybediyor sanki.

Camus’un “bir eylemi cinayetten ayırt eden, ardındaki niyet, değerlere ilişkin bir bağlanma, seçme ehliyeti ve sorumluluktur” sözünü düşünüp katil bile diyemiyorum ağzı kan kokan vampirlere. Diğer yandan gözlerimin önünde biri hiç durmadan başörtülü bir kızı gösterip; “hey sen ayağa kalk” diyor. Sonra başka biri “otur” diyor, sonra bi başkası “kalk”, “otur”, “kalk”….

Toplumun Dönüşümünde Kadın Olmak

Kadın, dünya hayatının en hassas dengesidir. O,ilk insandan beri her türlü değişikliğin odak noktasını oluşturmuştur. Tarihi rivayetlere göre, dünyada dökülen ilk kanın, ilk kardeş kanının görünür sebebi bir kadındır: İklima. Yine günümüzdeki Hristiyanlık inancına göre Hz. Âdem’in cennetten kovuluş sebebi olan ve insanoğlunun o günden bu güne kadar kötü bir miras gibi taşıya geldiği ilk suçun(günahın)sebebi de kadındır: Havva.

Uzun yıllardır Batı’dan başlayıp yaygınlaştırılmak istenen ‘kadın hakları ve özgürlüğü’ sorunu temelde, bozulmuş Hristiyanlığın bu yanlış düşüncesinin, yüzyıllardır kadın üzerindeki baskısına bir tepkiyi yansıtmaktadır.

Almanya'daki Türkiye

İkinci Dünya Savaşından büyük bir tahribatla çıkan Almanya, yeniden yapılanma için yoğun bir mücadele verdi. 1960’larda sanayi hamlesinde gerekli işçi potansiyelini karşılamakta çektiği sıkıntıyı, dış ülkelerden göçmen işçi getirerek aşmayı başardı.

1961’de Türkiye ile imzalanan anlaşmayla Türk kökenli göçmenlerin bu ülkeye olan katkısı tartışılmaz seviyededir. Türkleri o dönemlerde garlarda coşkulu törenlerle karşıladılar. Gurbetteki Türk vatandaşları dil, toplum, kültür bakımından kendi ülkelerindekinden tamamen farklı olan bu ülkede her türlü ağır ve sağlıksız işlerde çalıştırıldı.

Sigarayı Bırakmayı Düşünüyor musunuz?

Anadolu İnsanı Nasıl Batılılaştı?

vahşi hayat

Türk insanın bilimle tanışması ve bilgi dağarcığını zenginleştirmesi belgesel izleyerek olmuştur. “Vahşi hayvanların zavallı hayvanları avlaması” temalı belgeseller ise zihinlere darbe vuran asıl bilgi depolarıdır. 80 kuşağı öncesi hangi Türk’e sorarsanız sorun size, bir çitanın saatte kaç km. hız yapabildiğini, yarasaların karanlıkta nasıl uçabildiklerini ya da bir kaplanın bir ceylanı nasıl bir taktikle yakalayabildiğini ayrıntılı bir şekilde anlatacaktır.

İçeriği paylaş