renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Son Çay

Terk ediyorum seni ey
Ezberlerimi terk ediyorum
Ezberlerinize tecavüz edebilmek için
Terk ederek geliyorum
Terk edilmek için

Durgun ama fırtınalı konuşurdun
Gözünün üzerindeki kirpiklerinden haberli
Parmağının değdiği yerde bıraktığından
Parmakların çay bardağının üzerinde gezinirdi
Ölgün olsun için uğraştığın bakışların
Yüzümde fere boğulurdu yahut damar
Garson gelince susuşlarımız, düşünme payı
Beni dinlerken baktığın her yöne düşman
Ağzına dokunduğun bardağa bak baka
Kurduğum her cümlede yorgunluk örtemiyordum
Hazırlanıyordum
Titreşimine kadar tanıdığım bu sese yabancı olmaya
Terk ediyordum her şeyle birlikte seni
Terk ediyordum
Omzuna değme yetkimi.

Terk ediyorum seni ey
Terkinden atımın inişindir şimdi zaman
Eninden boyundan ayrı kalmak için
Gözlerinin içinden dışarıyı zorluyorum
Yırta yırta çıkarak çeperlerini
Avucunun içine niyetleniyorum vazgeçiyorum
Avucumun niyetine içleniyorum vazgeçtikçe
Geçerek terk ederek saldırarak geliyorum içinizden
İçinize
Ve omzun işte bana bir gece
Bana bir duvar bana bin bir hece
Kızgınken yüzünün düştüğünü biliyorum
Biliyorsun
Bile bile yüzünü düşürüyorsun önüme önüme
Yine gözüne her bakışım kekeme
Yine bütün susuşlarım geveze

Yağmurdan beraberce aldığımız derslerde
Bütün öğrendiklerimiz koz birbirimize karşı
Ölümcül, yaralayıcı, ağır kan kaybına mahal verecek
Ağır kan kaybı diyorum ağır gözyaşı
Bilmem kaç saliselik bir göz göze gelme arası
Suskunluk…
Aynı anda aynı şeyi düşündüğümüzden haberli
Nefret çünkü seni terk ediyorum
Terk ediyorum seni
Seni terk ediyorum
Terk ediyorum seni ey.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

şiir, bütünlük ve dile eklenenler

merhaba,

yazdığınız metinde belli bir bütünlük göremediğimi söylemeliyim. ki sanılanın aksine şiirde önemlidir bu. abartılı bir parçalanmışlık var demiyorum ama kayda değer ifadelerden zevk almaya engel bir dağınıklık söz konusu.

kafiyeye merak saldığınız satır sonları da sığ kalmış:

"Ve omzun işte bana bir gece
Bana bir duvar bana bin bir hece"

"Yine gözüne her bakışım kekeme
Yine bütün susuşlarım geveze"

imgeye belli bir yatkınlık olduğunu seziyorum ama boğulmuş ifadeler, fazlalıklar var:

"Gözünün üstündeki kirpiklerinden haberli" yerine kâfi kadarını kullanıp "Kirpiklerinden haberli" denebilir mesela. (sadece örnek veriyorum, bu şekilde kullanmak metni kurtarmaz, farkındayım)

özellikle şiirde dilbilgisine aykırı eklentiler yapma hakkı ve bunu imgenin zirvesine çıkarma avantajı mevcut. ancak şu satırları anlamak pek mümkün görünmüyor:

"Ağzına dokunduğun bardağa bak baka
Kurduğum her cümlede yorgunluk örtemiyordum" ?!

"Beni dinlerken baktığın her yöne düşman", "Yüzümde fere boğulurdu", "Yağmurdan alınan derslerin koza dönüşümü", vs... evet bildik ama başarısız değil. belli bir yönelim fark ediliyor.

okumayı bitirdiğimde damağımda hangi tadın kaldığını anımsayamıyorum. şiir zevki eksik. onun için imgeye ağırlık verip, ortalığı biraz toparlayın derim.

selamlar.

şiir eleştirmek.

parçalanmışlık ile ilgili somut bir örnek verirseniz ben de yorumunuzdan daha çok yararlanmış olacağım.
şimdi bikere; kafiyeye merak salmak ifadesi biraz daha dikkatli kullanılması gereken bir ifade. benim hiç bir şiirimin oluşumunda "merak salma" yoktur; "merak" tamam, eh yani.. ama merak salma deyince bi dakka derim ben. merak salınarak oluşmaz şiir. merak salma ifadesini reddediyorum.

alıntıladığınız örnekte; ("Gözünün üstündeki kirpiklerinden haberli") boğulmuş ifade mi var; yoksa fazlalık mı var. ikisi de mi var yoksa? şimdi bi kere; "Gözünün üstündeki kirpiklerinden haberli" ibaresi yerine siz bana; "kirpiklerinden haberli" kullanılabilir filan diyorsanız; şiir algılayışınızda ben ciddi bir problem bulurum sizin. şimdi şunu demiş oldunuz siz; "biz kirpiklerin zaten genellikle gözün üstünde olduğunu biliyoruz, burada ayrıyetten söylemek 'fazlalıktır', söylenmese de olurdu.." filan... ama şiirin ne olduğunu bi daha düşünmek lazım gelir işte tam bu noktada.

"şiirde dilbilgisine aykırı eklentiler yapma hakkı " özellikle bu hakkın ne olduğunu, nereden geldiğini bilmek isterim, açıklarsanız da sevinirim. hele hele bu hakkı kullanarak "imgenin zirvesine çıkarma avantajı"ndan dem vurmayı hiç de anlamam. bi kere ben şiirimde, imgeyi de zirvesini de bi "avantaj" olarak görmüyorum. daha yalın ve konuşan bi şiirdir hep hedefim. bu noktada da "tavsiyenize(!)" uyamayacağım.

şiir eleştirisini/yorumunu önemsiyorum ben. yani şiirime burada yorum yaptığınız için teşekkür etmekler filan.. tamam da ben yapılan yorumdan gerçekçi manada kendi payıma birşeyler almaya bakarım genelde.
bir şiir için bir şey söylüyorsak bunu kanıtlarıyla söylesek daha etik olur. he tabi kanıtsız da söylemekte özgürüz belki, ama o zaman da eleştirilenin sizi dikkate almama özgürlüğü gündeme gelir.

selamlar.

selam verip borçlu çıkmak

ikidir, kurtarılması mümkün olmayan bir metinden bahsediyor ve neresinden tutsam elimde kalan satırlar için tavsiye vermeye, şiirin geneline dair birkaç kelam edip şiir ufkunuza katkıda bulunmaya çalışıyorum. ancak siz, birbirinin hemen hemen aynı yorumlarınızla hala daha "şiir eleştirisi üzerine teşekkür etmekler filan"dan bahsediyorsunuz. ve iğnelemelerimin hiçbirini fark etmiyorsunuz. etmeyin efendim teşekkür filan. ayrıca ben hiçbir izlenimimi şiirinizden edinemedim, çünkü yazdığınız şey şiir filan değil.

en başından beri yazdığım yorumları incelerseniz "şiiriniz, şairliğiniz, mısranız, beyitiniz, kıt'anız, vb." gibi şiir terminolojisine ait hiçbir ifade kullanmadığımı görürsünüz. çünkü bu metnin şiir olmadığını düşünüyor, yine de imgesel düşünmeye yönelik bir umut olduğundan bahsetmeye çalışıyorum. ancak siz bunu da reddediyorsunuz. pekala, konuşacak hiçbir şey, yazık ki kalmadı. "what's your name"e cevap veremeyen birine, ingilizce bir fıkra anlatıp anlamasını beklemek kadar işlevsiz olacak bu.

yazdığınız metindeki kısımlar arasında bir gezinin, parçalanmışlığı görürsünüz belki. anlayamadığınız yorumlarımı da size miras bırakıyorum, birazcık araştırmayla anlayabilir ve şiirin has örneklerini okuyarak algılayabilirsiniz. size başöğretmenlik yapacak sabra sahip değilim. bireysel çabanız, idrakinizi güçlendirecektir. şiir yazabilmenizi diliyorum.

iyi niyete her zaman gerek yok, bunu daha iyi anladım. sonra belki "şiir eleştirisi" bile yaparım, daha önce bu site içerisinde yapmadığım bir şeyi yani.

konuşmanın benimle ilgili kısmı bitmiştir. neyse ki...

selamlar.

ezbere tecavüz etmek!

Terk ediyorum seni ey
Ezberlerimi terk ediyorum
Ezberlerinize tecavüz edebilmek için
Terk ederek geliyorum
Terk edilmek için

ezbere niçin bu kadar hırçınsınız anlayabilmiş değilim... ezbere tecavüz etmeniz, ezber mantığını düzeltecekse edin, yoksa etmeyin!...

keşke biraz daha yalın ifadeler kullansaydınız...

şiir zevkini e. zeynep oz'ün bulamadığı gibi bendeniz de bulamadım. bir anlam, bir mana, bir hicret, bir akış göremedim/hissedemedim. kimbilir belki de benim eksikliğimden...

selamlar

ûlvi ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com/ --

ezberler ve tecavüzler

"ezbere niçin bu kadar hırçınsınız anlayabilmiş değilim... ezbere tecavüz etmeniz, ezber mantığını düzeltecekse edin, yoksa etmeyin!..." bu zaten bir ezberden söyleyiştir, ilk etapta göze çarpıyor.

şiirin ezberle arası pek hoş olamz kanımca. aslında ezbercilerin hepsi ezberi savunmadan ezbercilik yaparlar. bu yüzden onların ezberciliklerinin en önemli kısmı ezberci olmadıklarını savunmaları kısmıdır. ama bir ezberciye ezberin, kötü, tu-kaka bişey olduğunu anlatacağım aklımın ucundan geçmezdi. ama bi deniyim; yunus bey; ezber genel itibiari ile kötü bişeydir.bu yüzden ona tecavüz etmek istiyorum. dokuz ve köy umurumda değil.
selamlar.

ruhumuzda olan ezbercilik

ezbercilik yerine göre, hedefine göre iyi tarafları da kötü taraflarıda bulunan bir mesele. siyesette, konuşma yapmada kısacası hitabette iyi tarafları da olsa eğitimde ezberci mantığını (öğrenmeden anlamadan ezber mantığı) eleştirebiliriz.

ama şunu unutmayalım ki, bizim ruhumuzda var ezbercilik...

selamlar/sevgiler

ûlvi ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com/ --

şiir yayınlamak ve pişman olmak

aslında bu hanımın son yazdığı yoruma(?) cevap yazmayacaktım. çünkü ben böyle tutumlara cevap yazmamak için şiir yazıyorum. etik olması için yorumun, ben ona bazı sorular sordum. bunu diyorsun madem açıkla gibisinden. he açıklamayadabilir. o zaman sen kendi kendine ıkınıyorsundur. ben onu pek umursamam.
zaten sonradan da "anlayamadığımız" değerli yorumlarını bize miras bırakarak gidiverdi. ama mirasıyla yetineceğiz artık. ve bu şiir filan değildir derken o sayıp döktüğü argünamlara dayanıyorsa zaten ben, onun şiirini yazmaktan imtina ederim. ben belli bir ahlakiliği arıyorum eleştiride. sonra bu şiir değildir de dersin ne dersen dersin...
bana diyorki "gözünün üzerindeki kirpiklerden haberli" yerine; "kirpiklerinden haberli" diyebilirdin.. ya gülerdim buna da sinirlerim bozuldu biraz... buysa senin şiir dediğin şey, boşver, okuma benim yazdığım "metni!"
cemaat.com a şiir atmak konusunda baya bi çekingendim. bundan sonra da atıcağımı pek sanmıyorum bi süre. bi örnek vermiş kendileri; işte what is your name ile ingilizce fıkra arasındaki bağlantıya, müthiş bir entellektüellikle atıf yapmış yorumcumuz, asıl onu hisseden benim sana karşı zeynep öz.. mirasın filan umurumda değil...

Bina ve Emsile ve Ezbercilik ve Somali'li Hafızlar

Merhaba

Burada Murat'ın bahsettiği ezbercilik, ya da ezber bozmak daha başka bir şey sanıyorum. Öyle seziliyor zaten. Yani ezber derken, hafızlığa, birşeyleri hafızaya kaydetmekten ziyade, eski kalıpları ezberleyen ve bu kalıplara göre hüküm çıkaran, şablonlarla konuşan bir ezberciliğe karşı Murat!

Mesela Bina'dan önce klasik Osmanlı usülünde Emsile okutulur. Biz "nasara-yensuru" fiil kalıplarını çeke çeke bir hal olurduk. Halden/karineden düşerdik. Ve evet üç kere bina'da okudum. Yani eskilerin söylediği bu şey, yani bu ezber hakikattir, "benim oğlum döne döne bina okur" yani.

Fakat ben Türkiye'de bina'yı adam gibi okutan bir okutmana/hocaya rastlamadım henüz. Hep bir şeyler eksik kalır, bir şeyler es geçilirdi. Zaten halkada/halakada bir aksaklık olunca, zincirleme süre gidiyor bu kopukluk. Nahiv'de iyi üstadlar var, özellikle doğu usulünde rahle-i tedrisat görenler sıkıdır; fakat Karadeniz, Ege bölgelerinde döne döne bina okunur genelde. Neler diyorum bilmiyorum :)

Mesala Gazali'nin şu sözünü ezberlediğim için, yani hamdolsun hiç unutmadığım için sürekli söylüyorum; der ki: "Bir Müslüman, ebeveynlerinden gördüğü/öğrendiği İslam'ı bir tabu addederek, İslam'ı kendi çabalarıyla, bilfiil araştırıp, öğrenmedikçe tam anlamıyla iman etmiş olmaz, yani mümin olmaz." Cümle yapısı olarak mota mot nakledemesemde Gazzali böyle söylüyordu.

Yani ezberi bozmaktan söz ediyor Hazret. Fakat Kur'an hafızlığı ile buradaki ezber mevzuu farklı şeyler. Kur'an'ın günümüze kadar sahih,yıkılmadan, tahrif olmadan gelmesinin en büyük sebeblerinden birisi de hafızlık makamıdır. Yani sürekli ezberlenerek nesillere nakl olunmuştur. Tabii ki bu bir vesile ve Allah'ın hikmetidir. Çünkü Allah, "Onu biz indirdik, kıyamete dek biz koruyacağız" buyuruyor.

En çok hafız çıkaran ülke Somali'dir mesala. Afrika'nın en fakir ülkelerinden birisidir. İkinci dillleri Arapçadır. Arap olmadıkları halde bir çok aşirette Arapça ikinci dil olarak konuşulur. Hafızlığı bizim klasik usülden beri takip ettiğimiz suhuflardan ya da Kitap'ın aslından meşk edilerek ezber yapmaz Somalili kardeşlerimiz. Onlar uzun ve geniş tahta tabakalara nakş ettikleri Yüce Kur'an Ayetlerini asırlardan beri bu tahtalardan ezberleyerek nakşediyorlar hafızalarına. Bu yüzden büyükler ahrette Somalili hafızların ecrinin ve derecesinin büyüklüğünden de bahsetmişlerdir bazı yerlerde.

Laf lafı açıyor, konuşuyoruz.

Ezber güzeldir, güzelse, ve çirkindir çirkinse.

Bu da var.

selamlar

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

şairin eğitme zorunluluğu

merhaba

Okuyucunun eli kolu bağlı.Beğenmedim diyemiyor okuyucu.Beğenmediğini ifade etmek istediğinde illaki çeşitli, derin şiir tahlilleri yapmak zorunda hissediyor kendini.Bu tahlilleri yaparken çuvallıyor çoğu kez ve bu muhtemelen beğenmeme gerekçeleri olmadığından, ukalalıklıktan değil, kendini, şairlerin çizdiği sınırların içerisinde değerlendirilebilecek bir eleştiri yapmak zorunda hissetmesinden, hissettirilmesinden kaynaklanıyor .Gerekçeleri o şekilde belirtilmemiş ya da sadece gerekçeleri belirtilmemiş bir beğenmeme bilgi eksikliğine yoruluyor çünkü.Evet bu mümkün.Şiiri beğenmedim demek bir eleştiri değildir elbet ama her zaman bir bilgi eksikliğinin, kötü niyetin sonucu da değildir.Bilginin,terimlerin konuştuğu bir eleştiri de ukalalığa yoruluyor.Okuyucuya görüşünü yazmak için pek bir alan bırakılmıyor bu durumda.

Şairlerden benim beklediğim,şairlerde olması gerektiğine inandığım diyelim, birşey var; okuyucuyu iyi şiirin ne olduğu konusunda eğitme zorunluluğu, araştırmaya sevk etme,daha fazla bilme ihtiyacı doğurma zorunluluğu.Sanki iyi şiirin ne olduğunu belirleyen sınırlar görünmez olmuş gibi geliyor bana.Gelişimi,değişimi reddetmiyorum kesinlikle.Bunlar konusunda, şairin eğiticiliğinden bahsediyorum.Böylece okuyucudan belirli kriterler dahilinde eleştiri yapmaları beklenebilir.Mesela ben lisedeyken aruz öğretilmezdi.Müfredatta yoktu.Ama ben Akif'i okuduğumda bilmediğim bir ölçüyle yazdığını farketmiş ve bunu araştırmıştım.Hatta hocamdan aruzu öğretmesi için bana özel zaman ayırmasını bile istemiştim.Yine lisede Zarifoğlu'nun bir şiirini hiç anlamamış fakat anlamadığım diğer şiirlere yapmış olduğum gibi onu bir kenara atmamıştım.Bir mısra tutmuştu beni.Şair "bir kadıköy vapuru hıncahınç insan" diyordu.Şirin devamında "o vapur hala hıncahınç" yazmıştı.Kendi kendime "niçin bu sürece vurgu yapıyor?" diye sormuş ve şiiri tekrar tekrar okumuştum.Aslında bu mısrayla ilgili doğru soruyu sormuş olup olmadığımı bile bilmiyordum ama çok beğenmiştim.Sonraları şiir üzerine okuyarak , daha çok Zarifoğlu okuyarak neden sevdiğimi anladım.Eğitme zorunluluğu derken böyle birşeyden bahsediyorum.Halbuki şairin, kendi kriterlerine uymayan eleştiriyi dikkate almama hakkı var.Ben bu hakkı kullandıklarını görmek istiyorum şairlerin ya da şair adaylarının.Aslında ben de eleştirimle şiire dair,şairine elle tutulur birşey söylemeyeceksem, beğenmedim demem.Ama beğenmediğini söyleme hakkı tanınmalı okuyucuya, saygı ölçülerini muhafaza etmesi şartıyla.Bunu şiire hizmet görürüm.Çünkü böylece eleştiri yapanla, yapmak isteyeni daha az hasarla ayırdetme imkanı doğar.Diğer türler için değil ama "şiir konusunda" beğenmediğini dile getirenin,bunu gerekçeleriyle yazanla yanyana olmasını faydalı buluyorum.Hem kendim için hem beğenmediğini ifade eden kişi için hatta şiirin yazarı için.İyi eleştirmenlerin varlığı iyi şiirleri doğuracaktır kabul ama iyi şiirlerin varlığının da iyi eleştirmenlerin yetişmesine katkıda bulunacağı gözardı edilmemeli diyorum haddim olmayarak.

Ve son olarak bunların "Son Çay" şiirinin bir eleştirisi olmadığını da belirtmek isterim.Genel bir şeyi bu şiir vesilesiyle ifade ettiğimin de farkedileceğini umuyorum.

özgür şiir okuyucusu.

eyvallah esma hanım. yazdıklarınızın büyük bir bölümüne katılıyorum. ben beni ilgilendiren yeri için bişeyler söylersem, ilk aklıma gelen şu oluyor ki; hiç bir şiir okuyucusunun eli kolu bağlı değildir. bunu "şiir okuyucusu" sıfatı ile kazanmıştır zaten. yani şair okuyucusunun (şiir okurunun) elinin kolunun bağlı olmadığını bilerek yazar şiiri ve yine bunu bilerek sunar önüne. okuyucusunun elinin kolunun bağlı olduğunu bilerek şiirini ona sunan, hatta yazınızdan öğrendiğimiz kadarıyla bizzat onun elini kolunu kendisi bağlayan bir şair pek düşünülemez.

bir şiir okuyucusu, bir şiiri hiç beğenmeme -konumuza çok az da olsa atıf yaparsak- hatta o metni şiirden saymama hakkını her zaman elinde bulundurur. şair de bunun farkındadır. bu yetkiyi ona zaten vermiştir, şiiri onun önüne sunarak. şiirini insanların önüne sunmak, çıpkaklık gibidir... ama şiir okuyucusu, bir şiiri beğenmemişse, hatta o "şey"in şiir olduğunu bile düşünmüyorsa; bu hakka sahiptir tastamam. yani şair şiiri onun önüne sunmakla zaten onun bu yetkisini en tepeye taşıyan birisidir, onun bu tercihini elinden alan birisi değildir.okuruz örneğin şiiri; sonra da "beğenmedim" .. "ulan bunu da şiir diye önümüze sürmüş utanmadan" .. "hadi oaradan" ... filan diyebiliriz. ama bunları deme şekli vardır. sanki bilir kişi gibi dersek, hiç bir nesnellik sunmama hakkı da var belki ama, en azından bunun öznel olduğunu da belirtmek lazım gelir. ki hiç beğenmemişsek, bunun şiir bile olmadığını düşünüyorsak hiç muhatab bile olmadan geçeriz sayfayı.

burada, kamuoyuna açık bu mekanda ise, söylerken, hem de radikal bir yorum ortaya koyarken, hiç bir şiir bilgimiz olmadan da yorum yapabiliriz, ama bu yorumu öznel olarak yaptığımızı belirtmek daha ahlakidir. ben şahsen, zaten hiç beğenmediğim, hatta şiir bile olmadığını düşündüğüm bir metine oturup da bişeyler yazmam. yazsam da şiiri beğenmediğimi söyler ve neden beğenmediğimi de altına yazarım. örneğin; ben mustafa burak sezerin bir şiirne; "şiir beğenmeme hakkımı kullanıyorum" başlığı ile bir yorum yazmıştım. ve mustafa bey de bu yorumu ciddiye aldığını söylemişti cevabında. en azından orada, gerçek bişey vardı. ben hiç de yüksek perdeden laflar etmedim. kendi bakış açımdan, şiiri okuduğumda bende nelerin uyandığını söyledim. muallakta ifadeler kullanmadım. ha kullanabilirdim de; ama sonra mustafa bey bana bunların ne anlama geldiğini sorsaydı, ben de buna cevap vermek zorunda hissederdim kendimi.

şiir okuyucusunun eli kolu bağlı değildir bence. şairden çok daha özgürdür şiir okuyucusu. ama şairin şiir okuyucusunu eğitmesi konusu gayet iyi bi değini. doğru bence de...

selam ile...

zor zeminde yazmak

İsimlerin karıştırılması yargı hatasına sebep olmadığı müddetçe mesele değil.Ama yazınızın bir çok bölümünü belirsizleştirmiş.Her yazılana aynı kaba boşalırcasına kelime kelime cevap yazmak gibi bir takıntım olmadığından,o bölümleri geçebilirim pekala.

Modern şiir eleştirisinin nasıl olması gerektiğini, beğendim beğenmedim demenin eleştiri olmadığını yazmışsınız ki ben eleştiriyle, gerekçesiz(nesnenin karakteristiğini ortaya koymayan yani) beğeni ifadelerini birbirinden ayırmıştım zaten.Mesele eleştiri olmayanın ne olduğu değil, ona karşı olan tutumdur.Bu tutumu eleştiriyor olmam,onun nezaketsizliğinden falan da değildir,-okuyucuya çok değer atfetmedim yani, he değerli olduğunu düşünüyor da olabilirim ama o yazıdan bu çıkmaz-beğenmedim deme özgürlüğü tanınmayan okuyucunun, "içi boş laf" olan daha kalabalık sözlerini duymaya devam edeceğimizdendir.Beğenmedim diyen, şiiri eleştirebilme yetkinliğine erişmemiş okuyucunun artışında şairlerin sorumluluğuna - eğitme zorunluluğuna - dikkati çekmek istedim aslında.Murat Sözer'in ifadeleri ise isabetli bu noktada.

Bu yazdıklarım açıklamanın açıklaması oldu ve bunu yapmak zorunda kalacağıma, muhatablarımı göz önünde bulundurarak ihtimal vermemiştim.Sükut-ı hayale uğradım desem yeridir .Hayal sükut etti ben de sakit kalayım bari.

eksiği fazlası

"beğendim, beğenmedim"den fazlasını hak ettiğini düşünüyorum murat sözer'in. kıymetli ifadeleri ve şairliğini hissettiren bir tarafı var çünkü. yorumlarım boyunca bunun altını çizmeye çalıştıysam da, kendisi ona bir saldırıda bulunmuşum gibi savunmaya geçti. imgeye yatkınlıktan da, tüm o iptidai sözlere rağmen şairliğini hissedebilmeyi kastettim. "şiir"ine yorum yazma sebebim de -yeterince açık aslında- budur. cümleler, aynı eksende dönmeye başladığı için üzerinde daha fazla durmanın gerekli olmadığını düşündüm. ve karşı tarafın gerçekten anlama çabası içerisinde olmadığını hissettim. kendisi belli endişelerden bahsetmiş ama "şiir" yazdığı zaman bunu yayımlamakla ilgili endişe duymayacağına, gönül rahatlığıyla ve büyük istekle şiirini paylaşacağına ve aradaki farkı idrak edeceğine eminim.

ve evet, yüksek perdeden bir tutumla yazdığımı kabul ediyorum. bu, bir şey taslama hevesi içermemekle beraber yanlıştı, kendime yakıştıramadığım bir özensizlik gerçekten. selam verip borçlu çıkma hissiyatının bir tezahürü. yazdığı "şiir" hakkındaki fikrim değişmemekle beraber, bunu kabul ediyorum. ona dair, şairliğine dair tasdik ettiklerim bir kenara, üç-beş cümle için, yazdığı şeyin şiir olarak kabul edilemeyeceğini söylüyorum. belki lafı uzatmayıp hakan arslanbenzer gibi "inci gibi ifadeler var ama geri kalan laf-ı güzaf içinde şairliğini harcıyorsun" demeli. belki bu, eleştirmen-okuyucu farkıdır. ancak lafı uzatmaksa yaptığım, bunun altında bir kötü niyet aranmasını saçma bulduğumu belirtmeliyim.

esma gunes'in, okuyucunun birikimi/birikimsizliği oranında belli bir töhmet altında kaldığı ve kıvrandığına dair sözlerini -katılmak, katılmamak bir yana- samimi buluyorum. şairin okuyucuyu eğitmesi fikrini destekleyebilirim ama sanırım okuyucu buna değeceği için değil de, şiir anlaşılmaya değer olduğu için yapılabilir bu.

şiirlerinizi de okumayı dilerim murat sözer.

selamlar.

yok yok öyle değil.

sayın zeynep öz, tekrar ifadeleri olmadı aslında. ben size cevap yazdıktan bir gün sonra cemaate baktığımda yorumumun hala girmediğini görünce; aynı yorumu bir daha yazmaya çalıştım. sonra modarotörler ikisini birden girdi. daha sonra da birisi kaldırıldı zaten anlaşılınca. o yüzden farklı zamanlarda yazıldığı için farklı gibi görünen ama anlam itibari ile de aynı gibi görünen cevaplar "bir" cevaptır esasında. böyle bir karışıklık oldu. bunu söylemeli ilk önce.

aslında anlamak istemeyiş değil de bilakis söylediklerinizi daha iyi anlamak kaygısı ile sorular sordum size, sizi etik bir eleştiri alanına çekmek için. "şiirlerimi" çok kısa zamanda cemaat.com dışında bir yerlerde okuyacaksınız bu arada.

selamlar.

murat sözer

baba 1 isimli şiirini de bir yerlerde görmeyi isterim murat. seni dikkatle takip ediyorum. iyi işler yapacağına inanıyorum senin.