27 Mart 1994 Yerel seçimleri öncesi…Yer Kahramanmaraş. Zırhlı Tugay(hani şu Doğan Güreş kışlası adını alıp,28 Şubat sürecinde ismi değiştirilen askeri birlik)Kurmay Başkanı Kurmay Albay Süleyman Yılmaz(müteveffa) emrindeki tüm rütbeli personelin toplantı salonunda toplanmasını emreder.Toplantı konusu bilinmemektedir.Kurmay başkanı toplantıda personele irticai faaliyetlerin ve şeriatçıların güçlendiklerini ve bunun ülke geleceği ve laiklik açısından çok ciddi tehdit oluşturduğu ve bunların terör örgütünden daha tehlikeli olduğunu ve önlenmeleri için gerekli her türlü tedbirin alınması gerektiğinin elzem olduğunu vurgulayan giriş konuşmasından sonra sadede gelerek,asıl toplantı sebebini açıklar…
O’nun için Refah Partisi ‘irticai’ tehdittir. Kahramanmaraş’ta RP adayına karşı en güçlü aday ANAP adayıdır ve bu adayın desteklenmesi gerektiğini söyler.Tugay personeli bir ilde belediye başkanının kim olacağı noktasında sandıkta yeterli sayısal farkı değiştirecek etkidedir.Ülkenin ve Atatürk ilkelerinin selameti açısından bunu birlik personelinden istediğini (emrettiğini)söyler.Seçim sonucunda az bir farkla da olsa RP adayı Ali Sezal seçimi kazanır.Müteveffa komutan TSK İç Hizmet Kanununa göre suç(Mad.43) işlemesine rağmen devletin bekası(!) düşüncesiyle böyle bir emri hiç çekinmeden verebilmiştir.
Aynı komutan yurt genelinde genel tablonun ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra laiklik ve Kemalizmin tehdit altında olduğu gerekçesi ve ulusal bilincin diri(!) kalması için, tugay personeline her pazartesi topluca, traji- komik bir şekilde, ‘millet iradesine karşı’ ilkokullarda söyletilen ‘Andımız’ı ve arkasından ‘Onuncu Yıl Marşını söyletir.Aynı uygulama bugün de bu kışlada gelenekleşmiş bir şekilde devam ediyor mu bilemeyiz.
Fakat şunu biliyoruz ki, Onuncu Yıl Marşı 28 Şubatçı asker ve sivil kadrolar tarafından Ertuğrul Özkök’ün deyimiyle ’28 Şubatın milli marşı’ olarak kullanıldı ve sadece laik çevrelerin törenlerinde ve gecelerinde söylenir oldu.’
Çetin Altan şöyle der: ‘Demokrasi,ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların ve istismar edilenlerin seslerini duyurmaları için gerekmektedir.Yoksa,durumlarından adaletsizlik pahasına memnun olanlar doğal olarak,bu adaletsizliklerin düzelmesini,insanların uyanarak haklarını aramasını istemezler.Demokrasi;uğruna nutuklar söylemek için değil,bu uçurumları ortaya çıkarmak ve toplumu daha güzele götürmek,onu daha sağlam kılmak içindir.’(Yön-sayı2/1962)
Halk iradesine,demokratikleşmeye karşı Cumhuriyet tarihi boyunca farklı müdahale şekilleri,ama hep aynı zihni bulanıklar tarafından geliştirilmiştir.Bunlar; doğrudan müdahaleler ve dolaylı müdahalelerdir.Doğrudan müdahalelere,tek parti dayatması ya da direktifle kurdurulan sonra da memleket için tehlikeli(!) bulunarak kapatılan partileri(Serbest Fırka) örnek vermek mümkün…
Osmanlı’dan bu güne kadar gelen devlet geleneğinde her zaman baskın olan anlayış, ‘garnizon devlet’ anlayışı ve kendilerini devletin asıl sahipleri gören ‘memur devlet’ algılamasıyla öne çıkan ‘sivil ve asker bürokrat iktidarı’dır.Erdoğan Teziç, AK Parti’yi kastederek, hükümet olabilirsiniz,siyasi iktidar olabilirsiniz ama asla ‘devlet iktidarı’ olamazsınız derken herhalde kehanette bulunmuyordu.Kasteddiği şey tam da bu ‘bürokrat iktidar’ıydı.
İşte bu ‘devletçi’ geleneğin,kendilerini devletin asıl unsurları ve efendileri kabul edenler, kendilerince devletin bekası açısından ve yine kendilerince oluşturdukları refleksler gereği,tehdit unsuru siyasi oluşumlara ve iktidarlara ellerindeki her türlü erki kullanarak doğrudan müdahalelerde bulunmuşlardır.Böylelikle de her seferinde, demokrasiyi halka kendi istedikleri ölçüde sunmuş, irade-i milleti akamete uğratmakta bir an bile tereddüt etmemişlerdir.
Sonrasında ise dolaylı müdahaleler gelmiştir ki, buna yazımızın başında verdiğimiz Kahramanmaraş örneğinden daha şamil, 1980 askeri darbesinden sonraki seçimlerde, halka, hangi partiye(MDP) oy vermeleri gerektiğini, ihtilal konseyi başkanı Kenan Evren tarafından telkin edilmesidir.12 Eylül sonrası oluşturulan ve topluma dayatılan kurtuluş reçeteleri 22Temmuz seçimleri öncesinde ‘Cumhuriyet Mitingleri’ aracılığıyla topluma altın tasta sunulmaya çalışıldı.Altın tastan kastımız; bayrak, vatan, bağımsızlık, satılıyoruz gibi söylemlerdir.Sunulan ise hiç şüphesiz CHP idi.
Bahsettiğimiz telkin ve dayatmalara karşı refleksi, bundan önce olduğu gibi bu seçimde de küçümsedikleri halkın tokadıyla buldular.
Yürütme erkinin demokratik ve siyasal tarihi sürecinde en önemli ve ilk sayılacak anlamlı refleksi ise,hiç kuşkusuz 27 Nisan 2007’de e-muhtıra olarak isimlendirilen Genelkurmay bildirisine net,cesur ve duyarlı tavır sergilemesidir.
Türkiye demokratik mücadele tarihinde AK Parti’nin bu olması gereken tavrı,’hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ mesajını verdi.Hatta bunu muhtıra, darbe gibi temel özgürlükleri kısıtlayıcı girişimlerin kırılma noktası olarak kabul etmek mümkün.
Başbakan’ın 22 Temmuz seçimleri öncesi Fehmi Koru ve Ali Bayramoğlu’na verdiği mülakatta yasa dışı örgütlerin, çetelerin AK Parti hükümetine karşı oluşturulduğunu ve seçimler sonrası bu işi neticelendireceklerini ve örgütlerin planlarını deşifre edeceklerinin mesajını vermişti.
Ergenekon Örgütü mensupları muhtemelen kendilerinin hükümet ve bazı adli mercilerce tespit edildiklerini biliyorlardı fakat 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’nin bu kadar güçlü olarak tekrar iktidara gelebileceğini,dolayısıyla da kendilerinin bu derece kıskaç altına alınabileceklerini tahmin etmemişlerdi.Belki de haklılardı;Şemdinli savcısının başına gelenler ortadayken hiçbir savcı bu denli ağır ve riskli bir soruşturma sürecine gir(e)mezdi.
Hele de içinde emekli general,akademisyen,yazar,medya,belki de hali hazırda görevde bulunan asker,yargı,yasama ve yürütme mensupları,hatta iş adamları bulunma ihtimali olan bir sarmalın içine kendini atmak ve benzer simülasyonlarla karşılaşmak istemezdi.Ancak sağlam ve güçlü bir iktidar desteğiyle bunu başarmak mümkündü…
Planlar Ergenekoncuların istediği gibi gelişmeyince,gerek içerden,gerekse dış dünyadan güçler(bunlar, bir zamanlar MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç’ın, AB’ye ve Amerika’ya karşı alternatif ittifak yapılabilecek ülkeler olarak saydığı devletlerden bazıları olabilir) desteklerini çekmek zorunda kalınca ‘kral çıplak!’ pozisyonunda kaldılar.
B planını devreye sokmak zor olmadı.Çükü bazı şeyler spontane gelişti;Başbakan’ın İspanya’da yaptığı ‘velev ki…’ ile başlayan başörtüsü açıklaması, ardından başlayan tartışmalara MHP’nin zamansız gelen, başörtüsüyle ilgili anayasa değişikliği teklifiyle,AK Parti,mecburen ve tabanının da sesini dinleyerek MHP’nin teklifini gündeme almak zorunda kaldı.Zorunda kaldı çünkü başörtüsü yasağının, hazırlanan yeni anayasa değişikliği içinde yer alarak ortadan kalkması öngörülürken AK Parti’nin önüne bir nevi emri vaki olarak getirilmişti.
Askeri darbe,postmodern darbe,e-muhtıra derken,her zamanki gibi son vuruş ‘jüristokratik’ darbe olarak sahneye kondu. CIA Türkiye Masası eski şefi Graham Fuller: ‘‘ABD’de politika yapanlar Türkiye’de şu an AK Parti’den başka bir alternatif olmadığının farkındalar.AK Parti, Irak işgaline karşı çıkan tutumuyla demokratik potansiyelini ortaya koydu.Washington elbette Türkiye’nin eski sadık müttefiki rolüne dönmesini ister ama o günler geride keldı.Washington bu gerçekle yüzleşmek zorunda.Türkiye artık bölgedeki varlığını giderek güçlendiren bir ülke.’’ şeklinde tespitte bulunmaktadır.
Bu aşamada dış dünya AK Parti’siz iktidarın mümkün olamayacağının farkında.Ülke içi dinamikler de AK Parti’siz olunamayacağını kavramış durumdalar fakat,AK Parti’nin toplumsal ecelini çabuk okumak için, bence olmazsa olmazı fenomeni olan liderini oyundan uzaklaştırmak istemektedirler.
AK Parti Hükümeti, parti kapatmanın (mad.69)zorlaştırılması konusunda yapabileceği anayasal değişikliği şimdilik askıya almış görünüyor.Bunu giyotine başını uzatma olarak mı algılamalıyız yoksa, uluslararası güç dengelerinde Türkiye’nin sinerjisinin AK Parti sayesinde vektör güç ve özne haline geldiğinin farkına varılmasından kaynaklanan özgüven rahatlığı mı ya da yapılacak aynasal değişiklikle, Başbakan’ın: ‘PKK’yı Terör örgütü olarak kabul etmedikleri sürece T.C Başbakan’ı olarak onlarla görüşmem’ dediği DTP’nin de yara almadan kapatma davasından sıyrılacağı salık verildiğinden mi AK Parti böyle bir süreç içine girdi bunu hep birlikte göreceğiz.
Ancak sebep ne olursa olsun 2002 seçimlerinden bugüne Türkiye’nin dünyanın sıklet merkezi olan Ortadoğu’da en önemli ve birincil devlet konumuna gelmiş olması sadece uluslar arası güç dengeleri açısından değil,Türkiye’nin iç dinamikleri açısından da simetrik konumdadır.Onun için velev ki AK Parti kapatılsa da yeni oluşum veya AK Parti’ye alternatif oluşumlar, içe kapanmacı geleneği gerilerde bırakmış, ülke ve dünya konjonktüründe en az AK Parti kadar sinerjik etkiye sahip olmak zorundadır çünkü, AK Parti çıtayı oldukça yükseltmiştir.
Not: 13 Mayıs 2008 Yeni Şafak Gazetesi Yorum sayfasında kısaltılarak yayınlanmıştır.