
2 Ekim 2007 tarihli Akşam Gazetesi'nde yer verilen haberin içeriği aynen şöyle:
"24 Ekim’de İstanbul’a gelecek olan Beyonce Knowles, Malezya’da 1 Kasım’da düzenleyeceği konseri ülkedeki radikallerin yoğun tepkisi üzerine iptal etti. Beyonce’un ‘açık-saçık’ kıyafetlerle gençliğin ahlakını bozacağı iddia edilmişti
Dünyaca ünlü Amerikalı şarkıcı Beyonce Knowles’un Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da düzenleyeceği konser ülkenin giysi geleneklerine takıldığı için iptal edildi. Ülkedeki radikaller, gençliğin ahlakını bozacağını söyleyerek, güzel şarkıcının kapalı giysilerle sahneye çıkmasını istemişti. Beyonce’un bağlı olduğu International Creative Management (ICM) isimli ajans, konserin programdan kaynaklanan bir aksaklıktan dolayı iptal edildiğini duyurdu. Malezya’daki yerel kaynaklar ise asıl sebebin Müslüman öğrenci derneklerinin yaptıkları gösteriler olduğunu ifade etti. Diğer yabancı şarkıcılar, kapalı kıyafetler giymişlerdi.
Konseri organize eden Pineapple Concerts kuruluşunun yetkilisi Razlan Ahmed, iptal kararının kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını söyledi. Konserlerinde seksi kıyafetleriyle dikkat çeken Beyonce'un, Malezya yerine yine Müslüman olan ancak Malezya’daki gibi katı kuralların olmadığı Endonezya’da konser vereceği açıklandı. Beyonce Endonezya’nın ardından, Tayland, Çin ve Hindistan’da konser verecek. ABD eski Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke, Türkiye'nin Malezya’dan sonra ikinci ılımlı İslam ülkesi olduğunu söylemişti. "
Ve haberin maksadını güçlendirmek için altına eklenen dipnot:
"Çılgın giyim tarzıyla tanınan ünlü şarkıcı Gwen Stefani, geçtiğimiz ağustos ayında dünya turnesinin Kuala Lumpur ayağında aşırı dincilerin tepkisini çekmemek için sahneye kapalı kıyafetlerle çıkmıştı. Stefani; yaklaşık 7 bin kişinin katıldığı konserde eteğinin altına tayt giymişti. "
Sevgili Akşam Gazetesi. Sana ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu haberle bizim Malezya gibi yobaz(!) bir yaklaşım sergilemememizi, Beyonce gibi dünyaya malolmuş bir se/k/s abidesinin hassas kalbini kırmamamızı, ona tüm misafirperverliğimizle kucak açmamızı ve kozmopolit dünyaya "bakın biz de sizler gibiyiz" diyerek bir kısım bürokratik kapıları aralamamız gerektiğini hatırlattın.
Evet. Malezya. Yobaz Malezya.
Petrol arıtma tesislerinin yanı sıra otomobil, dayanıklı tüketim malları, tekstil ürünleri, çeşitli gıda maddeleri, çimento ve diğer inşaat malzemeleri, mobilya ve ağaç ürünleri, kağıt ve kırtasiye malzemeleri, kimyasal maddeler, gübre, kauçuk, plastik eşya, toprak ve madeni eşya, mekanik araçlar, elektrik gereçleri, ilaç, palmiye yağı vs. üretmek için çok sayıda fabrika kuran, imalat sanayisinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 27 olan, çalışan nüfusun yaklaşık %18'i sanayi sektöründe iş gören, büyük bir yüzdesi sömürge döneminde salyaları akan İngilizler tarafından eksiltilse de hala yeryüzünde kalay rezervi bakımından birinci sırada olan, 1970'den bu yana petrol ve doğalgaz üretip ihraç eden, şu bizim geri kalmış Malezya.
Aman onlara benzemeyelim.
Ambulanstaki hastalarımızın sıkışık trafikten ötürü hastaneye zamanında sevk edilemeyip ölmelerini, bir kuru ekmek alabilmek için birbirlerini itip kakan kadınlarımızın kargaşasını, büyük ümitlerle üniversite bitirip iş bulamayınca intihar eden sülün gibi genç erkeklerimizin dramatik sonunu, yalan yanlış eğitimler sonucu kültüründen ve dininden bihaber olan öğrencilerimizin ürkütücü gidişhatını, ekmek umuduyla metropollere gelip payına ikinci sınıf bir gazinoda konsomatrislik düşen yayla kokulu kızlarımızın kahrolası trajedisini, polisin cirit attığı yerlerde dahi sızıp kalan uyuşturucu müptelası çocuklarımızın altın vuruşunu, iyi olduğu sadece hükümetler tarafından nemalanan gazeteciler ve ekonomistlerce söylenen içler acısı ekonomimizin seviyesini, baklava çalan çocukların içeriye atılıp baklavacıyı katleden adamların dışarıya salındığı hukuk sistemimizin adilliğini, üzerindeki bezin fazlasını kırpıp israf ederek mahremiyetini tüm gözlere serencâm eden ehl-i dilberlerin eline kalem verilip üzerindeki bezi israf etmeyen ehl-i mesturelerin ellerindeki kalemin toy kalpleriyle birlikte kırıldığı eğitim sistemimizin cellatlığını, haksızlıklar karşısında bitaraf olup haklılığı bertaraf etmek için kültürel linçte bulunan medyamızın katastrofunu, dini deforme edip dinsizliği reforme etmeye çalışan sözde aydınlarımızın totemistliğini, Nobel ve Pulitzer damgası yemek için kendi sütünün kaynağı olan meraları köpeklere yem ettiren boynuzsuz ineklerimizin gizli kapılar arkasındaki pazarlığını, bunların hepsini ama hepsini bir süreliğine unutup Beyonce'un kıvrak dansları eşliğinde vur patlasın çal oynasın diyip Lâle Devri'ni yâd edelim.
Ve devlet afoni pardon senfoni orkestrası eşliğinde yobaz Malezya'ya sesimizi duyuralım:
"Bizde güneşler karartan Akşam varken senin güneşler sarartan sabahını neyleyelim!"
"Ölen şehirlerdir Taha değil"
/Sezai Karakoç/