söze nereden ve nasıl başlayacağımı bilmiyorum. ilk aklıma gelen cümleyle başlayacağım.
uzun zamandır moralim bozuk, hayata karşı umarsız ve kayıtsız bir halim var. insanların çoğundan uzak kalmam gerektiği düşüncesine yeterince ikna oldum. ne olduğunu bilmiyorum, neler olduğunu anlamaya çalışıyorum, sorguluyorum, sorgulanıyorum... çırpınıyorum kısacası...
/ kimsesiz boşlukların adresinde tarif edilen bir yer belki burası ya da boşluğun ta kendisi...
hiç olmamıştım belki dalımdan koparıldığımda. küçücük umutların içinden büyük dehlizlerin iç kıvrımlarına atıldığımda... akranlarımın akransızlığından kıvranıp dururken devrimci abilerime, yüzüme bir güneş serilirdi nurdan. ve o nurdan tutunurdum göğün uçsuz maviliğine... /
kendimi bir şekilde bir çok şeye motive etmeye çalıştım, olmadı. düştüğüm yerlerden kalkabilirim belki bu doğru, ama kalkınca nereye varacağımın bir anlamını bulamıyorum, anlayamıyorum. hiç bir heyecanı yaşamıyorum eskiye dair ve daha kötüsü atiye dair de bir heyecan yaşayamıyorum. hangi dala tutunsam kırılıyor yada kavramaya elim yetmiyor. silkinişlerimin hepsi acı bir sonla, ayağa kalkışlarımın hepsi yeniden bir yıkılışla neticeleniyor...
kaç zamandır normal bir tavıra bürünmek için kasıyorum kendimi, küskünlüklerimi kırıyor ve motive etmeye çalışıyorum yine kendimi hayata... olmuyor. denemediğim numara kalmadı. her numara ufak geldi, gittikçe genleşiyor/genişliyorum. olmuyor hiç bir elbise. ne yapsam olmuyor... olduramadım...
beynim kurtlanmış gibi, midem de öyle... bir bir alazını yediğim soğuğun içinde umut sancısı çeken bir bedenle kıvranıyorum, ve üstelik midem hala kötü... kanadı kırık kuşlar misali oldum, kanatlarım var uçamıyorum. özgürlük bir anlık mesafede ama vurulduysa av, yada avlanacak bir pozisyona düştüyse kahraman artık çırpınmanın bir anlamı yok. kader deyip, sineye çekeceksin...
güleyim, espri olsun belki biraz motive olurum diye tahmin ettiğim şeyler hep boşa çıktı. yüzüme çarpılan kaç bakış olduğunu anlatamam. bağırdım oldukça, her bağırışımda sesim yüzüme çarptı geriye... yıldızların ennihaye bir taş olduğunu anladım. bende bir yıldızdım. kalbimi hissettiğimde ağırlığını hissetim. dibime çökmüştü, bir taşın suyun dibine çökmesi gibi... yıldızlar ve taşlar... taşların içinde "taş" vardır, taş vardır. birine paha biçilemez, birini göle fırlatmaya bile layık görmezsin... ve bazı yıldızlar kayar... kulağımda bir filmin son sahnesi çınlıyor haliyle "görüyorum eşkiyalar, görüyorum!"
ve artık, belki bir kaçış, belki bir yalnızlık denemesi... gitmeye karar verdim.
sonra her kapanan kapının ardından bir umut, bir kapı açılacağına olan inancımı büyüttüm. büyüktü, daha da büyüdü...
"görüyorum dedim, eşkiyalar görüyorum..." ve bir düş kurulumu içinde binbir düş kurdum... düştüm bütün düşlerin içinden, üstelik göğü kara bulutlar kapladı, yıldızları suya düşürdüm...
/ ve çıkış kapısını aradığım, umut büyüttüğüm en son kapı da yüzüme çarpınca...
artık gözlerim kapalı... /
bir çok kişinin içinde bir çok yangını alevlendirdim belki şimdiye kadar, yeni bir umut kaynağına kapı araladım içlerinde, tutup ellerinden kalkmalarını istedim yada... şimdiyse sadece veda etmek için hepsi... kendime gelmek için... bir inziva alanı arıyordum. düşündüm, taşındım, kaşındım, aşındım... gitmeye karar verdim.
aşındıkça gitmeye olan inancımı besledim. tahammülümü tahayyül bile etmeniz ne zor olacak! bunu anlatamamaktan biraz mahcubum... ama bir şekilde sabrı göstermeliyim, güzel bir sabır... bu yüzden çekilmekteyim bütün karalara olan kıyılarımdan... dibime belki, belki en dibe...
işte burda böyle bir fırtına, ya alabora olacaksın yada gemisini kurtaran kaptan... mücadelenin su da olması, tuzlu bir su da olması, yangınını dindirmek isteyip suyu içtikçe yangınını artırması biraz çilekeş biraz serkeş bir hayata izdüşüm yaratıyor. tedirgin ve endişeliyim...
“ biriktim; bir su oldum, aktım bir çok yerden.... döküldüm! ve artık kıyılarınızdan çekiliyorum...”
/her baharda irkildiğiniz umutlar gibi
elinden tutamayacağınız kadar düşmüşken
kanat çırpıyorum günyüzüne/