![]()
İnsanın zaafiyeti kadar dünya acı çekiyor. İhtirasları, doymak bilmez hırsı, hep daha fazla almak arzusu oldukça, daha büyük elemler bırakıyor yeryüzüne. Adaletin ikamesi için çalışanlar vardıysa da adaleti engelleyenler de vardı elbette... Ve...
I. Harb-i Umumi. Kaynayan düdüklü tencerenin artık dayanamayıp patlaması gibiydi. Alttan alta dünya ısınıyor, felaket sirenleri çalıyordu. Büyük bir felaketin geleceği aşikardı. Ufak çatışmalar, bölgesel kavgalar, yan bakmalar, büyük bir hesaplaşmanın habercisiydi. Yeni geliştirilen silahlar, uçaklar, tanklar, ilerleyen teknoloji bir hedef arıyordu kendisine. İnsanlığın katli için bilekler sıvanmış, kıyamet tellalları davullara vurmaya başlamıştı. Herşey insan aleyhine, yine insan eliyle göstere göstere yaklaşıyordu. Bir vadi dolusu altına sahip olmuştu belki de batı ama yetmiyordu bu ona. Bir tane daha istiyordu, bir tane daha, bir tane daha...
Ezilmiş kafaların, parçalanmış bedenlerin üzerinden kendisine tek dişli bir medeniyet yükselten Roma, Paris, Londra, taze kuzu görmüş kurt sürüsü gibi iştahını kabartıyor, daha çok kan, daha taze et, daha fazla yemek istiyordu. Hani çocuk aklıyla derdik ya, benim abim (sahip olduğum güç) senin abini (sahip olduğun gücü) döver diye. Batı bu ermemiş çocuk aklıyla kimin sahip olduğu gücün daha kuvvetli olduğunu göstermek istedi bir bakıma. Paylaşılabilinecek tek yer kalmıştı tabiki. 1071'den beri Dyogen'in mağlubiyet marşını tersine çevirmek için hep aynı hesabı tuttular zihinlerinde: Biz. Eski dünya, yeni dünya, bütün akvamı beşer bir olup denk vahşetle üzerimize asıldı. Bizim abimiz (silahımız, topumuz, tankımız, uçağımız, askerimiz) çok da kuvvetli değildi. öyle zannediyorlardı. Öyle hesap ediyorlardı. Belki de öyleydi ama hiç hesaba katmadıkları babamız (İmanımız) vardı bizim. Babamız onların abilerini tarumar edecek güçteydi. Onlar babasız (imansız) demir yığını halindeydiler. 30 cephede savaşmak tarihin hangi sayfasına yazılmıştır. Mehmet Akif'in deyimiyle kimi hindu, kimi yamyam, kimi avrupalı, kimi mançuryalı yedi düvel biriken hesabın neticesini almak istiyordu. Bir uçuş denmesiydi avrupa için 1. Dünya savaşı. Yeni silahlar kaç insan yıkabilir diye bir provaydı. Ve Lozan'la birlikte rövanş için bir time-out (mola) aldılar. Rövanş için.
2. Harb-i Umumi. Vampir kana doymuyor, Karun altına kanmıyordu. çığlıklar henüz kesilmiş, yanan ocakların dumanı hala sönmemişti. Milyonlarca ölünün, milyonlarca yaralının, yetimin, evsiz-barksızların çığılığı ulaşmıyordu batının batasıca kulağına. Daha güçlü silahlar, daha modern ölüm makinaları vardı ellerinde. Belki bu sefer dünyanın zenginliklerini paylaşabileceklerdi. Bizden alacaklarını almışlardı, bu kez biz yokuz bu kan havuzunda. Birbirini ısıran aç kurt sürüsü. Babasız bir kurt daha indi vadiye bu kez, o da var kavgada: Amerika. Tarih sahnesinde var olduğundan beri ne hayrı dokundu ki insanlığa. Ve son armağanı: atom bombası. Yüzbinlerce yıllık ömründe ne firavunlar, ne nemrutlar, ne yağmalar, ne eşkıyalar gören dünya o gün kalakaldı.Can adına var olan herşeyi yıkan, adına atom denilen o bombaya diyecek söz bulamadı yeryüzü.
Savaş hukukunda bahsedilen 'kadına, çocuğa, size silah çekmeyene...' diye devam eden evrensel kanun ayaklar altındaydı. Ne kadını, ne çocuğu? Uçan kuşu bi-can düşmüştü toprağa. Güç gösterisinin bu kadarı da fazlaydı. Yeni kıtanın yerlilerinin kanlarında yükselttikleri binalara, Japonların derisinden çatı dikiyordu Amerika, yeni dünya, rezil dünya...
3. Harb-i Umumi. 'Olmadı ki' diyerek kelamımı bitirmemi dilemesin kimse benden. Di'li geçmiş zaman kipini bu paragrafta kullanamam belki ama -yor ekini her yüklemin sonuna koymama izin verin lütfen. Üçünü dünyada III. Dünya savaşı oluyor, yer gök yanıyor. Evet, üçncü harb-i umuminin içerisindeyiz. 1. ve 2.'de yapılan güç gösterisini, zulüm senaryolarını hiç de aratmıyor. Silahlar bileylenmiş, canımıza kasdedilmiş. Güdümlü füzeler, misket bombaları, kimyasal silahlar Irak'ta, Afganistan'da, Lübnan'da üçüncü savaşın başlama düdüğüydü. İlk iki savaşta olan güç dengesinin, kutupların, başa baş kavganın burada olmaması kimseyi yanıltmasın. Kulaklarınızı, gözlerinizi biraz da yüreklerinizi açın ve ölüm seslerini, insan çığlıklarını, mazlum dualarını işitin yine. Yok aslında ilk ikiden farkı.
Biz rahatız ya(!) gözlerimizi boyuyorlar. Bakın cephelere: bir yanda İngiltere, Amerika, Fransa (=bütün batı), diğer yanda Irak, Lübnan, Afganistan (=biz). Çok uzak değiliz çemberin içine alınmak için, daha doğrusu bizzat içindeyiz ateş çemberinin. Biz sadece burda başlayıp, burda bitmedik. Ezberletildiği gibi üç tarafı sularla çevrili küçük bir yurt değil bizimkisi. Bosna da biziz, Irak da biziz, Doğu Türkistan da biziz, Lübnan da biziz. Dünyayı ateşe verme telaşında olan batı, alabileceği kadar zenginliği alabilmenin acelesiyle imüğümüze çökmüş. Yine gözlerde yaş, yine evler ocaksız, yine yetimlerin acı feryadı semayı dolduruyor...
4. Harb-i Umumi.'O da mı oldu deme sakın!' diyebilirsiniz. Ama hayır, sizinle hemfikirim bu kez, olmadı henüz. Olur mu, görür müyüz bilemem. Burada Einstein'ın şu veciz sözü karşıma çıkıyor: 'Dördüncü dünya savaşı şayet çıkarsa taşlarla ve sopalarla yapılacaktır.'
Şimdi bir kaç senaryo yazıp Einstein'e destek verebilirim ya da bu görüşe bir -hadi be- çekip, yazıya son verebilirim. Ama ben senaryo yazma taraftarıyım. Hem bu aralar internlük de zor gidiyor, bir kaç hikayecik zihnimi rahatlatır belki.
Mesela, Oksijen yanıcı hidrojen ise yakıcı. Oksijensiz ateş olmaz. Bütün savaşlardan ateşi çıkarırsak geriye ne kalır ki: taşlar ve sopalar. Şöyle olsun farzedelim: yapılan nükleer denemeler ya da ozon tabakasının delinmesi nedeniyle yeryüzündeki oksijen elementinin atom yapısı değişecek, ateşleme ile çalışan herşeyin (uçak, araba, tüfeki tank, füze...)pili bitecek. Olur mu bilmem, senaryo. Kimyasal silahlara mı ne olur? Valla orayı çok düşündüm ama zihin jimnastiğim kafi gelmedi, onu da başkası bulsun.Yada, petrolün değişen kimyasal yapısı nedeniyle sudan bir farkı kalmadığını düşünelim. Uçak uçmaz, tank gitmez olur. Sefere atlarla çıkarız artık. Kimyasal-nükleer silahları etkisiz bırakacak bir sebep yine bulamadım, sizlere bıraktım...
Sizleri bilmem ama içimde Einstein haklı çıkacak diye bir his var. Einstein'ın şu sözünün de verelim de sırf söz ondan sadır olduğu için öyle düşündüğüm hissine kapılmasın: 'Nükleer enerjinin bir gün elde edilebileceğine dair en ufak bir gösterge bile bulunmuyor. Bu, atomu istediğimiz gibi parçalayabileceğimiz anlamına gelirdi.'Albert Einstein - 1932. İnsanoğlu, o da yanılabilir. Kimbilir belki siz de -içimde Mehmet haklı çıkacak diye bir his var- diyor olabilirsiniz. Ben fazla senaryo kuramadım, ne yapalım TUS derdi beni yeterince meşgul ediyor. Eminim siz daha orjinal fikirler bulursunuz. Zaman neyi gösterir bilemeyiz. Aslında Kudret-Kuvvet sahibinin 'ol' emri gelirse zaten tüm senaryolar boşa çıkmaz mı? Döneriz tekrar başa o zaman. Kılıç-kalkan. Vira bismillah...