renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Öyle bir "Girdap" ki...

Girdap

Bu filme daha vizyona girdiği ilk gün gidişimin asıl sebebi, Ali Sürmeli’nin oyunculuğunu seyretmek isteyişimdi. Bir arkadaşımdan duyduğum şekliyle; filmin konusunun “Türkiye’nin içerisinde bulunduğu siyasal çalkantının arka planı” olması ise, zaten gündemin bunaltıcılığından uzaklaşmak isteyen ben için pek önemsizdi. Hemen şunu söyleyeyim; Ali Sürmeli beklediğim üzre karakterini çok güzel oynadı, keyf aldım ve filme gidiş maksadım da hasıl oldu böylece.

Girdap'ta seyirciye iki tip yaşam tarzı sunulmuş daha doğrusu dayatılmış. Birincisi; Umut’un ailesi, (muhtemelen) inkılap tarihi dersi hocası ve kız arkadaşı Zeynep’i de içeren “kemalist kod”* larla bezenmiş bir hayata bakışı yansıtıyor. Diğer grupta ise tekrar hilafetin gelmesini isteyen, cihadı sadece ele silah alıp savaşmak olarak yorumlayan, üniversite önünde yaptıkları eylemlerde ellerinde “Hilafet Tek Çözüm”, “Huzur İslamda” dövizleri taşıyıp “Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu” gibi sloganlar atarak tekbirler getiren insanlar bulunuyor. Filmin sonunda bu grubun; İslam’ı, filmde ne olduğu tam olarak işlenmeyen siyasi emellerine alet ettiklerini anlıyoruz. Aslında iki gruptaki insanların hayatı da sadece sloganlardan ibaret.

Sadece bir iki saniye göstermekle kalmayıp biraz işlenmiş olsaydı, üçüncü bir grup olarak artık Cuma Namazı kılmayan bir Umut’la karşılaşan çocuk ve beraberindeki Cami İmamı’nı; sadece işine gücüne bakan, suya sabuna dokunmayan insanları ekleyebilirdik.

Birinci gruptaki yaşam tarzı ile olması gereken örnek bir hayat simgeleniyor. Cumhuriyetin yetiştirdiği, aylık maaşıyla ancak geçindiği anlaşılan memur bir baba, saçları boyalı modern giyinimli bir anne ve onların hayata hep olumlu bakmasını öğrettikleri düşük belli dar kot pantolon giymiş vucudunun yarısı açıkta genç kızlarıyla, (başlangıçta) her akşam diskoya giden, kız arkadaşıyla her istediğini yapan aynı zamanda derslerinde başarılı Atatürkçü bir genç olarak yetiştirdikleri erkek çocukları...

Örnek baba dine karşı değildir, hatta Allah’a da inanır. Arada sırada namaz kılar, bayram namazlarını ise ihmal etmez. Ancak telefon açtığında karşısındakininin “Selamun Aleyküm” üne biraz şaşırır ve “Merhaba” ile karşılık verir. Aynı şekilde “nasılsın” sorusuna karşısındakinin verdiği “hamd olsun” yanıtı için çok anormal bir şey duymuşcasına yüz hatlarını gerer, “tuhaf konuşmalar”dır bunlar.

Rehberlik yaptığı bir turistin sorusuna karşı Umut’un verdiği cevaptan bu gruba ait pek de yabancısı olmadığımız yeni ipuçlarını yakalayabiliyoruz: “Allah’a inanıyorum fakat düzenli ibadet etmem”. Soruyu soran turistin yaşantısı ile bu grubun simgelediği yaşantı arasında pek de bir fark olmadığını söyleyebiliriz. Kimlikteki din hanesinin yakın gelecekte kalkacağını öngörürsek, bunu bir fark olarak belirtmemekle hata etmiş olmayız.

Biraz da Zeynep üzerinden sunulanlara değinelim. Üniversiteye geldiği gün “Sosyalist Platformu” standına uğrar. “Aydın” bir genç kızdır, şiddet yanlısı yorumlara karşılık tebriğe şayan yorumlar yapar: “Yanlışa karşılık yanlışla karşılık verilir mi hiç? ”. Gece geç vakitlere kadar diskolarda eğlenir, erkek arkadaşının evinde sabahlar. Umut gibi başarılı bir üniversite öğrencisi olan, “cüretkâr” giyimli Zeynep, erkek arkadaşıyla zinayı sokakta dahi yapabilecek kadar ışığını Batı’dan almış bir “çağdaş, ilerici” dir. Bu yanını nikahlanmak teklifine gösterdiği tepkide de görebiliyoruz: “Tamam biz birbirimizi seviyoruz, ama evlilik ciddi bir iş. Ben bunu anne babama nasıl söylerim?” Demekki Zeynep zinayı her gencin yapabileceği normal bir şey olarak görüyor. Bunun için anne babasına yapabileceği makul bir açıklaması da var fakat evlilik için yoktur... Giyimine kuşamına dikkat etmesi gerektiğini söyleyen erkek arkadaşına aydın bir birey olarak “Benden kölen olmamı mı istiyorsun?” yanıtıyla aynı çağdaşlıkta örnek bir duruş sergiler.

Filmde sunulan diğer grubun özellliklerine geçelim: Din, ilk olarak evde olağanüstü olaylar vuku bulduğunda, başrol oyuncularının aklına gelmesiyle filme girer. Öyle ya din zaten inananının hayatının küçücük anından dahi çıkaralmayacak bir zemin değil de sadece böyle mistik olayların açıklanılmasında, dini bayramlarda ve bir de cenaze merasimlerinde ihtiyaç duyulan bir şeydir.

Basından takip edebileceğimiz gibi kamuoyu araştırmalarına göre de sabit olan şudur ki aslında bu gruba ait ihmal edilebilecek sayıda insan var Türkiye’de. Hilafetin gelmesini isteyen, kadın-çocuk ayrımı yapmaksızın herkese karşı silahlı eyleme olur veren ve bunu Allah’ın müslümanlardan istediği cihad olarak gören, sürekli İran’dan referanslar veren insanlar... Umut bu gruba dahil olduktan sonra annesine ve kız kardeşine de başlarını örtmeleri için baskı yapmaya başlar. Babasının tepkisinden anladığımız kadarıyla burada nedenlerin niçinlerin anlatıldığı bir diyalog ortamının getirisi olarak “teklif”ten ziyade direkt baskı-emir sözkonusu. Zira artık Umut’un gözlerindeki ışıltı gitmiş ateş gelmiştir. Sevgi dolu sözcüklerin yerini baskı-zorbalık almıştır.

Aklı selim hiçkimsenin bu ikinci grubun söylemlerine hak veriyor olacağını zaten sanmıyorum. Asıl sorun bu gruba karşılık sunulan alternatif düşünce tarzının yukarıda değindiğimiz birinci grup olması. Zira filmin sonlarında bir bayram günü; Umut bomba yüklü yeleği giyerken; babası huzur içerisinde cami bahçesinde bayram namazı için abdest almaktadır. Bu sahneyi izlerken yanımda yöremde oturan seyircilerin “cık cık cık” seslerini duyuyorum. Hepsi de babaya hak verip Umut’un düştüğü yolun yanlışlığına yazıklanırken sanki bir yandan da kendilerinin doğru yol üzre olduklarının sağlamasını yaptıklarından ötürü rahatlıyorlardı.

Bu filmin bir “sanat eseri” olmakla yakından uzaktan ilişkisinin olup olmadığını sinema alanında yetkin arkadaşlar daha güzel dillendireceklerdir. Ancak şurası açık ki sanat eseri kendisiyle estetik tavır kuracak olan muhatabına bir hareket alanı bırakır. Herşeyi hazır olarak sunup oldu bittiye getirmez. O halde bir sinema olarak Girdap’tan; yaşam tarzlarını sunup iyi ile kötüyü belirleme kısmını ya da girdaptan kurtuluşun hangi yön olduğunu işaretleme aşamasını izleyiciye bırakması beklenirdi. Kimbilir belki de bu iki yol hariç aynı yerde birleşen üçüncü hatta dördüncü ve belki sonsuz tane yön vardır.

Girdap malesef kimliksizleştirme politikasına hizmet etmektedir. Sunulanla yetinmeyip ötelerin de varlığını sorgulayan, düşünen, akledip ibret alan müslümanlar Allah’ın izniyle zaten sırat-ı müstakim üzre olacaklardır. Yazarkişinin deyişiyle “Bizim akarsularımız duruken neden Batı’nın akmayan çeşmelerine dudak dayayalım?”.

* Bu ifade http://www.kardelen.com/Basortusu.pdf adresindeki makaleden iktibas edilmiştir.