renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Cemaat'te Yayımlanan İslâmiyât Yazılarının Arkeolojik Arka-planını Tesbite Dair Bir Deneme

"Modern zamanlarda İslâmî ilimlerin başına bela olan en büyük problemler nelerdir?" şeklinde bir soruya muhatap olsak ben şahsen bu problemleri şöyle saymaya başlarım:

• İndirgemecilik
• Genellemecilik
• Anakronizm
• Doğal hiyerarşik ve yerleşik ilmî düzenin çiğnenmesi
• Kur’ân ayetlerinin ve hadis nasslarının politize edilmesi
• İdeolojik okuma biçimleri
• Modern kavramların baştan çıkarıcı çekim alanında debelenip durmak…
• Modern cahilî kültürün üzerimize püskürttüğü telakkîleri mutlaklaştırmak

İslâmî ilimler alanında cemaat.com'da yayınlanan yazıların büyük bir kısmı bir süredir can sıkıcı bir mecrada seyretmekte. Sıkıcı çünkü mecrada akıp gitmekte olan, bulanık bir sudan başka bir şey değil. Bulanan su kendisini bulandıran zihniyetin arkeolojik dokusunu ifşa etmekte.

Kendi kendini ele veren, mantığı her tarafından dökülen zavallı cümlelerle ifade mecrası bulan bu suyun kirli renginden anlamaktayız ki, aslında bu konularda çalakalem yazanların kısm-ı azamı yazdıkları konulara dair ciddi bir ilmî altyapı yoksunluğuyla malul. Sözgelimi "cemaat" içinde vahy-i gayr-i metluv ile ilgili ileri geri konuşanlar Arapça bilmekte midirler? Kaç tane ulûmü'l-hadis ya da usûl-i hadis kitabı bitirmişlerdir?
"Ya da Kur'an Kıssaları I: Süleyman ve Belkıs" başlıklı yazıyı yazan zihniyet Kurân'a ne kadar vakıftır. Dahası bu konuda pir kabul edilen İhsan Eliaçık abi ne kadar yetkindir. Kılavuzlarını doğru seçmeyenler çıkmaz sokaklarda aylak aylak dolaşmaya mahkumdur. Kur’ân kıssalarını sahebe-i kiramın animist bir şekilde anlamasına göz yuman bir peygamber tasavvur edebiliyor musunuz siz?

Evet Kur'an anlaşılır bir kitaptır ama nâsih-mensuh, âmm-hass, mutlak-mukayyed, delalet-i katî-delalet-i zannî, sübût-i katî-sübût-i zannî ve daha onlarca kavramı bilmeyen insanın Kur'ân ve hadis nasslarından neler istihrac edebileceğini düşünüyorsunuz? Kaldı ki bu kitapları okumak ve bu terminolojiyi çok iyi bilmek tek başına bir şey ifade eder mi?

Zihnin işleyiş biçimi problemliyse o zihnin ürettiği bilgi de kirli olmaya mahkum değil midir? Zihnin sahibi kendini "özür dileyici" bir mevzide konuşlandırmışsa bilgi olarak allame de olsa egemenlerin kirli kelimeleriyle konuşmaktan kendini alabilecek midir?
Kompleksli veya şizofren bir ruh yapısı… Özgüvenini kaybetmiş bir kişioğlu nelere öykünecektir? Tabii ki egemen ve popüler olana... Vahiy merkezli değerler onun gözünde banal ve yavan gözüktüğü için zihin kodlarını, egemen bilgi sisteminin rengine boyayacaktır. Üstelik prof. Dr. ilahiyatçı falan oğlu falan olması da onu bu arıza durumundan kurtaramayacak ve çareyi; fıkhı hukuka indirgemekte bulacaktır. Ya da 2008 tesettür kreasyonlarını zihnen tasarlayacak, interreligion diyalog ve enternasyonal kardeşlik şarkıları terennüm edecektir.

Veda hutbesini insan hakları (human rights)yla aynileştirme, fıkhı hukuka, şurayı demokrasiye, ehlü'l-halli ve'l-akd meclisini parlamentoya, Kur'ân-ı Kerim'i anayasaya indirgemek… Esas olanın takva elbisesi olduğunu onun da transparan bir şey olduğunu söyleyen kimse isminin önünde prof dr. titri bulunan biridir.
Takva ile ISO 9001 kriterlerini aynileştirme kompleksi de yine böyle titirli bir akademisyen ilahiyatçıya aittir. ("Tanrım ilahiyatçılara rağmen sana inanıyorum!" diyen Arjantin'in Borges'inin toprağı bol olsun.)
Saçları örtüp bedenin diğer taraflarının fora olmaklığını tesettür sanma gafleti, sakalsız bıyıksız matruş suratlı, dar pantolonlu zevatın islâmî hareket teorisyeni edasıyla mangalda küller savurarak ekolojik kirlilik oluşturması… vesaire vesaire… Bu listeyi uzatmak mümkün.

Bizim ilk gençlik yıllarımızda MFÖ'nün bir şarkısı vardı. Şimdi onu hatırlamanın tam sırası… Hatırladığım kadarıyla şöyle bir şeydi:

"Optimist hem de pesimist biraz, idealizmi de savunmakta
Teori desen zehir gibi pratik desen sallanmakta
Bazen ben hümanistim diyor bazen rasyonalist oluyor
Bir kusuru var yalnız bu kızın biraz entel takılmakta"

Cemaat.com'da bu tür arızalarla malul birçok blog başlığı saymak mümkün. Benim bardağımı taşıran ise SEDAV'dan Elif Erdoğan'ın emaili vesilesiyle okumak durumunda kaldığım "Türkiye'de İslâmî Ruhbanlık Sınıfı(*) İdeali'inin İflâsı; Müslümanlar 'Kişi'leşiyor" başlıklı blog. Buraya kadar söylediklerime örnek olması sebebiyle bu blogdan bazı pasajları değerlendirmeye çalışacağım:

"Allah'ın mesajlarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp değiştirmek, hukukî değerlendirmelere göre ne anlama geliyordu?"
Hukukî değerlendirmelere göre bir anlam ifade etmesi ne anlama geliyor? Hukukî değerin bu siyakta ne işi var?

"Hz.İsa'nın vaazlarında en çok değindiği konu, yine kişilerin özgürleşmesi ve sadece Allah'a kul olmaları emriydi. Yahudi ruhban sınıfı kendi egemenliklerinin sürmesi adına İncili reddettiler ve Hz.İsa'yı alaya alarak, öldürmeye çalıştılar. İnsanların özgürleşmesi onların kurumsal hâkimiyetlerinin sürmesini imkansız kılacaktı."
Kişilerin "özgürleşmesi“ ya da "Hz.İsa'nın özgürlük savaşı“ ne demek. Hz. İsa, Magna Charta'nın bir bendi midir ya da Jean Jac Rousso mudur? Hangi "muharref olmayan" metinlerden okudunuz siz bunları?
"Hz.Muhammed vasıtasıyla insanlara gönderilen Kur'an, insan'ın kişileşmesi(birey olması) ve özgürleşmesi mücadelesinde tâze bir güç oldu."
Bu köşeli lafları bu elektronik sayfalar üzerine fırlatmak için, İslam'ın zihin dünyamızı dolayısıyla hayatımızı biçimlendiren kavramları üzerinde absürt operasyonlar yapmak nasıl bir akıl faaliyetidir?
"insanın ince özgür çizgisini muhafaza eden Sunnîlik“ ne demek? Barışık olduğunuzu söylediğiniz Ehl-i Sünnet’in diliyle konuşun lütfen.

"İslam, Osmanlılar döneminde medreseler ve şeyhülislamlık gibi yeni kurumlarla kendi varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Hilafet ve şeyhülislamlık gibi kurumlar, şiâdaki gibi Ayetullahlar silsilesinden farklı olmakla birlikte(ama onlarla benzer sonuçlar oluşturacak şekilde), insanların özgürleşmesinde engelleyici roller oynamaktan kurtulamamışlardır. Fetvâların insan hayatındaki önemi giderek artmış, Muhkem ayetlerin bazı hükümleri göz ardı edilip onların yerine ictihat sonuçları kullanılmış, Mezhep İmamlarınca Kur'an, Hadis,kısas ve ictihad ölçü alınarak tesis edilen İslâmî Hukuk nosyonları(fıkıh) kişilerin aleyhine daraltılarak birer hüküm aracı haline getirilmişlerdir(Bu uzun bir süreçtir ve bu sürecin bir çok aşamasında medreselerde müderris ve sonrasında şeyhülislam olmayı başarabilen Yahudiler en önemli etkendirler. Bu etki II.Beyazıt döneminde başlamış Kanuni döneminde artmış ve Osmanlı'nın gerileme ve yıkılış dönemlerinde sistematik bir şekilde ve fikrî bozunmayı sağlayacak düzeyde etkili olmuştur. Sunnîlik içindeki ruhbanlık sınıfı da bu dönemde oluşturulmuş, başlangıçta insan'ın özgürleşmesine hizmet eden tarikatlerin giderek yozlaşması ve çeşitlenmesi ile tarikat mensuplarının dinî ve siyasî sistem üzerinde güçleri artmış,tekke ve zaviyeler eliyle gerekli olan altyapılar hazırlanmış ve dergâhlarda bina işlemleri tamamlanarak özlenen hedefe ulaşılmıştır)."

Bu cümlelerdeki yanlışların hangi birinin tashih edeceksiniz? Hangi muhkem ayetin açık hükmü gözardı edilerek onun yerine ictihad sonuçları kullanılmış? Fıkıh insanların özgürleşmesini mi engellemiş yani?
"İslam hukuk nosyonları“ lafıyla fıkıh mı kastediliyor? Fıkıh ve hukuk aynı şeyler midir?
Temizlikle başlayan bir fıkıh, ahirete ilişkin ahkâmı muhtevî bir fıkıh, ahlakî hükümleri olan bir fıkıh, hukukla eşdeğer midir? Hangi hukuk metni "taharet (temizlik)"le başlamaktadır? Fıkıhtaki diyânî hükümler hukukun neresine düşmektedir?
"Fıkhın kişilerin aleyhine daraltılarak birer hüküm aracına dönüştürülmesi" nasıl bişeydir. Fıkhın kişiler aleyhine daraltıldığının bir örneği var mıdır? "Sunnilik içindeki ruhbanlık sınıfı“… Nasıl yani? Tarikatlar başlangıçta insanı özgürleştirmiş mi cidden? Özgürleştirme faaliyeti, temeli ubudiyyet/kulluk/kölelik yani aşkın isbatı olan tarikatların insanı özgürleştirmesi nasıl birşeydir? Yoksa siz hür olmakla özgür olmanın aynı şey olduğunu mu düşünüyorsunuz?

"Yahudilerin tarikâtler ve dergâhlar vasıtasıyla oluşturdukları bu yeni sınıf"...
Yahudiler kaç tane tarikatın içine girerek oralarda hangi sınıfları oluşturmuşlar?

"Allah'ın mesajlarını değiştiremeyenler bu kez, Allah'ın mesajlarının doğrudan ulaşılabilir olmasını engellediler. İnsanları dergâhlara ve şeyhlere bağlı olmakla övünür ve bu bağlılıkla siyasî, iktisadî ve ilmî pâyeler alabilecek hale getirdiler. Allah'a ulaşmak gibi, İslam dışı, fantastik ve kabalistik bir hedef oluşturarak, insanın tasavvuf gibi paranoid bir döngüde sarkaç salınımına tutulmasını sağladılar. Şeyhler ve mürşidler efendileşti, insan'ın Allah'a ulaşması yolunda birer rehber olmaktan çıkıp aracıya dönüştüler. Allah'ın emirlerinden önce şeyhlerin emirleri dinlendi; ilerleyen zamanda Allah'ın emirlerini merak eden müntesip kalmadı, körleştirildiler ve böylelikle köleleştirildiler. Ve Abdullah Bin Seb'e nin yüzlerce yıl önceki hedefi, yüzlerce yeni tanrı sayılabilecek kişiden müteşekkil çok geniş yetkili 'ruhbanlar sınıfı', Sunnîlik içinde tartışılmaz bir güce ulaşılacak özelliklerde inşa edildi."
Allah’a ulaşmak ne zamandan beri "islam dışı, fantastik ve dahi kabalistik bir hedef" olmuştur? Bu ne talihsiz bir cümledir. Yoksa burada bir anlatım bozukluğu denilen Türkçe zafiyeti mi vardır? İnsanların dergâhlara ve şeyhlere bağlı olması övünülesi bir şey değil mi yani? "Bir lokma bir hırka" sözüyle hayatlarını biçimlendirmiş aşk adamları, hangi siyasi ve iktisadi payeleri almışlar. Bu bir iftira değilse nedir?

"Tasavvuf, paranoid bir döngüde sarkaç salınımına tutulmak" (ne demekse) mıdır? Yazıda olumlandığı anlaşılan ilk dönem tasavvufu da dahil olmak üzere şeyhler ve mürşitler başından beri zaten "aracı" değil miydiler? Allah’a ulaşmanın yollarını insanlara öğreten rehber anlamında hepsi birer aracı değil miydi?
"Allah’ın emirlerinden önce şeyhlerin emirlerinin dinlenmesi" sathi bir genelleme değilse akıl kaosu ya da su bulandırma faaliyeti midir?
"Sufilerin körleştirilmesi ve kölelileştirilmesi" lafının altından nasıl kalkılacaktır? Allah’ın aşkına ulaşmak için varını yoğunu seferber etmiş bu aşk adamları hakkında böyle patavatsız ve yakışıksız retorik kullanmak sahibinin nasıl bir ruh haritasına sahip olduğunu ifşa etmek için engelleyemediği bir içdürtüsünü mü göstermektedir?
"Sünnilik içinde tanrılar makamında bir ruhbanlık sınıfı oluşmuş" da ümmetin âlimleri buna sessiz mi kalmış? Vaybe!!! ve Allah’ın adaleti –haşa- hiç tecelli etmemiş mi yani?

"Tıpkı hahamlar heyetinin icraatları gibi Şeyhlerin, efendilerin izni olmadan evlilik, ticâret, siyâset, ibadet yapılamamış, ek olarak yeni ibadet türleri ortaya çıkmış, insanların Allah'a yaklaşma, Allah'ı anlama ihtiyaçları sömürülerek ve yönlendirilerek Allah'tan uzaklaşmaları sağlanmıştır."
Bu genellemeleri yapan kişinin kendisine sunulan bu sloganları sorgulamak hic aklına gelmez mi? 200 yıldır tekrarlanan bu köşeli lafları tekrarlarken hiç "acaba?“ gibi bir zihin refleksi olmaz mı?
"Kur'an merkezli düşünceler üreten…“ bu "Kuran merkezli düşünce" İslam’ın ilmî ve kültürel terakümü içinde nereye denk düşmektedir. İnsan kavramlar hususunda bu kadar da hoyrat olmaz ki be kardeşim!

Siz hiç İslam ilim ve kültür tarihi içinde kimseye düşünür/mütefekkir falan denildiğini duydunuz mu? Sorgulama reflekslerinizi kendi değerlerinize yönelttiğiniz kadar biraz da egemen paradigmanın zihninize saldığı oltalara sazan olmamak için çalıştırsanız ve o paradigmanın zokaları olan kavramlara yöneltseniz böyle sathi ve deli saçması hatalardan kendinizi masun ve muhafaza etmiş olursunuz. Hiç olmazsa gidin Schumacher'in İz’den çıkan "Aklı Karışıklar İçin Kılavuz“ kitabını okuyun (bu da bizden bir geyik olsun).

"Şia içinden Kuran merkezli düşünceler üreten akl-ı selimler" kimlerdir? Doğrusu merak etmedim değil.
"Onların varlığı ve verdikleri eserler Müslümanların özgürleşmesinde ve kişileşmesinde gelecekte çok önemli görev üstleneceklerdi."
Efendimiz (aleyhi’s-salatü ve’s-selam) "cemaat olun", "cemaate gelin", "Allah’ın eli cemaatin üstündedir" vb. onlarca hadis irad etmişken bu kişiselleşme /individualization geyiği de ne oluyor. Ayn Rand bile yapmamıştı bunu, ahir ömründe "biraz da kolektivizm abi" falan demişti adam.

"Bilginin engellenemez bir kolaylıkla ulaşılabilir olması bu yeni dönemde, insanın özgürlüğü için büyük bir fırsattı."
Hele bu cümle, kimse kusura bakmasın ama tam evlere şenlik cinsten. Bilginin bu kadar kolay ulaşıldığı bu modern çağ Müslümanlığının ve insanlığının ürettiği düşünsel ve çevresel kirlilikler ve sathilikleri hangi çuvalın içine sığdırabileceksiniz?

"İnsanın kişileşmesi, çeşitlenen Kur'an mealleri ve aklın ulaştığı algılama ve kavrama düzeyi sayesinde ciddi ve saygın bir sorgulama evresine girmeyi başarabildi. İnsan Allah'ı, okumakla anlayabileceğini, bu yolda kendisine rehberlik edecek olanların yeterli olup olmadıklarını denetleyebileceğini/denetlemesi gerektiğini öğrendi. İrâdî yeterlilikleri yontulan kendi özel hayatlarındaki tercihleri kısıtlanan ve sonrasında kısıtlanan varlıklarıyla birlikte gelen ruhsal ve sosyal sorunlarla bunalan ve başka kaynaklardan ‘öğrenen’ insanlar tepkiler vermeye başladılar."
Kuran’ın meale indirgenmesi… Hangi aklın ulaştığı kavrama düzeyidir? Öyleyse bu gün hiç olmadığı kadar yaşanmakta olan düşünce kaosu bacalardan mi girmektedir evlerimize daha sonra da zihinlerimize?
Kur'an okumakla mı yoksa yaşamakla mı anlaşılır? Yani "çok okumak çok iyi bişeydir" modern kabulünden hareketle söylenmiş galiba bu söz de. Halbuki biz biliriz ki çok şey okumak değil her sahayla ilgili duru bilgiyi tekrar tekrar ve bir rehber/hoca/şeyh denetiminde okuyup bireysel ve toplumsal hayatta uygulayarak Allah’a yakın olmaya çalışmaktır hedef.
"İradî yeterlilikleri yontulan ve kendi özel hayatlarındaki tercihleri kısıtlanan…" insanların iradî yeterliliği nasıl bir şeydir. İradî sahada bireysel yeterlilik varsa bu yazının başlarında sitayişle anılan Maturidî ve Eşarî kelam alimleri cüzî irade, kullî irade ayrımını boşuna mı yapmıştır?
"önce Kur'an okuyun, kişiye kişi olma özelliğini Kur'an kazandırır, sonra diğerlerini, sonra yine Kur'anı okuyun", dediler."
Tefsir ve ulûmü'l-Kurân bilmeden sağlıklı Kur'an okuması mümkün müdür? Meallerle çok mu sağlıklı okunuyor bu Kur'an. Bari Elmalılı Tefsirini deyin de bizi bir Müslüman kardeşimizi hafife alma riskinden kurtarın.

"Yeni dönemde, Allah'ın mesajlarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp değiştirenlere karşı, Allah'ın mesajlarını gelişen bilim ile anlamayı tercih edenler artıyor."
İşte burası zurnanın zırt dediği yer ! Akordun kopup senfoni yerine kakafoninin tavan yaptığı nokta! Allah’ın mesajlarını gelişen bilim ile anlayacakmış çağımın insanı. "Bilimsel" geyikleriniz bol olsun emi. Gidin, iki kelimesinden biri sosyolojik, psikolojik, psiko-sosyal gibi kelimeler olan Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı tefsirini okuyun. Rasyonalist ya da daha pozitivist bişey istiyorsanız biraz İhsan Eliaçık öneririz. Biraz şair duyarlılığı, biraz pozitivizm, biraz retorik istiyorsanız biraz Mustafa İslamoğlu alabilirsiniz. Ondan sonra hem daha sıkı cümlelerin ucundan tutabilirsiniz. Mesela bizim "yahudileşme temayülü" içinde olduğumuzu falan söyleyebilirisiniz.

"Kanaatlerine önderlik eden nice insanın boğulup kaldıkları yerde ‘ben …hocaya bağlıyım” diye bağırdıklarını işiten/fark eden her Müslüman, boğulmamanın yollarını Allah’ın son mesajına bağlanarak bulabileceğini idrâk etti."
1970li yıllarda Şura adında bir dergi çıkarırmış Yalçıner abiler. Dergilerin birinin kapağını bir arkadaşımın babasının kitaplığında görmüştüm. Gökten bir halat uzatıp altına da "Allah’ın ipine sımsıkı sarılın" ayetini yazmışlar.
Nefsin/egonun sınırlarını ve hareket noktalarını tayin ettiği bir okuma biçimi bizi "son mesaja" değil belki sapkınlığa götürür. Ulûmu’l-Kuran ya da Usûl-i tefsir okumadan, sünnetle/hadislerle paralel bir okuma yapmadan Kuran okunmaz. Yoksa tıp fakültesi falan okumadan , tıbbın terminolojisini öğrenmeden eline bir tıp kitabı alarak oradan hareketle insanları tedavi etmeye kalkışan kişinin durumuna düşmek işten bile değil.

Eğer illa da İslâmî ilimler sahasında bir şeyler yazacaksanız aşağıladığınız hocaların önünde diz kıracaksınız. Yoksa bu düşünsel ve zihnî arızalar yakanızı bırakmayacaktır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

değerlendirme'nin yeri

Değerlendirmem ilgili yazımın altındadır.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

"Alimler peygamberlerin varisleridir", ulemanın eti öldürücüdür

Selamun Aleykum

Merhaba dostlar,
Bu yoruma cevap yazıp yazmama konusunda çok tereddüt ettim. Ancak fütursuz genellemelerle hakaret edilen âlimlerin üzerimizdeki hatırı beni bu cevabı yazmaya icbar etti.
Sigmund Freud efsanesini delik deşik eden çağımızın aykırı psikiyatrı Thomas Szasz "Vahşi Dil / Tersinden Okumalar Lügati" adıyla ve değerli entelektüel (ilahiyatçı demeye kıyamıyorum) Mehmet Atalay'ın çevirisiyle yayınlanan kitabında der ki:
"hayvanlar âleminde kural: parçala, yoksa parçalarlar.
İnsanlar âleminde kural: tanımla, yoksa tanımlarlar."

"Başkalarının" kavramlarıyla konuşmak "tanımlanmayı" peşinen kabul etmektir. Tanımlanan bir nesne olmayı, edilgenliği kabul etmektir. Bu aşamadan sonra "özgürlükten" falan da bahsetmeniz saçmadır. Zira ortada zihnî esaret sözkonusudur.
Çağımızın aykırı şairi İsmet Özel de
"Fırlamayım; bıktım tanımlanmaktan!" diyor.
Yani hep "başkaları" tarafından tanımlanan, kategorize edilen bir kültürün çocukları olmak zorunda mıyız? Bu "gönüllü kavram esareti"nin hikmeti nedir?
Popülerleştirilen kavramların bir çekim alanı var. İnsanı vakumlayan bir çekim alanı. İnsanı kendisine çeken bir kumpas, döndüre döndüre yutan bir girdap…
Kahpe ve kalleş bir alana çeker kavramlar insanı. Zihni iğfal eden bir örümcek ağına dönüşür sonra. O ağda debelenip durur insan… ve tanınmaz hale gelir, kişiliksizleşir, kimliksizleşir.
Zavallılaşır… sünepeleşir… embesilleşir.
Kendi değerlerini egemen paradigmanın değerleriyle, o kalıplar içinde ifade etmek nasıl bir kişilik durumudur?
"Modern değerlerle geleneksel değerler arasında gide gele başı dönen ve şizofrenleşen mahluklar" anlamında bir laf eder İranlı düşünür Daryush Shayegan, Yaralı Bilinç'te.
Ve bir zamanların daha dik, daha delikanlı ve daha romantik devrimcisi Hakan Albayrak şöyle demişti:
"Hiç akletmez misiniz? Hayır etmeyiz! Felsefenin soysuz çarklarına alet ederiz ayetleri"
Böyle bir şeylerdi söylemek istediğim. Ama ne söylediğimi gör(e)meyen arkadaşım, yönelttiğim soruların içinde işine gelenleri cevaplamayı tercih etmiş… Ama yine aynı üslup;
Fatih camisinin avlusunda kovboy çizmeleriyle yürümekte ısrarlı.
Ayağında kovboy çizmeleri dilinde ise ecnebi şarkılar… "Özgürlük" diyor, "bilimsel yöntem" diyor mesela… Fıkıhla hukukun aynı şey olduğunda ısrar ediyor. Elest bezmindeki "sözleşme"yle "social contract theory"nin aynı şey olduğunu falan sanıyor
"yazının anafikrini sabote ettiğimi" söylüyor arkadaş. Kavramları konusundaki hoyratlığı ve bilumum modern arızaları görünce, anafikrini değil ama genel olarak yazıya bir sabotajcı gibi yaklaşmaktan kendimi alamadığımı itiraf etmeliyim. Öyle der ya Nizar Kabbani: "Benim şiirim bir uçakta yolcuları rahatlatma telaşı içinde olan bir hostes kadın değil; uçağı kaçırma endişesi içindeki korsan kadın olmalıdır".
Ve aynı hoyratlık ve modern arızalar devam etmektedir. Mesela "Ruhbanlık sınıfının bir temsilcisi" ilan etmiş beni arkadaş. Bilgiyi tekelleştirme çabası içinde olduğuma hükmetmiş. "Yargı kesin; acı çekmek ruhun fiyakasıdır" der (İsmet Özel)
"Oysa Ayetler apaçık;Kur'an herkes anlasın diye,gönderildi.." diyor. Övünmek gibi olmasın ama ben hafızım ve böyle bir ayet bilmiyorum. "Kur’an'ı herkes anlar" cümlesi bir ayet değil: modern sathiliğin tipik bir örneği olan nevzuhur/bidat bir slogandır. Herkes anlarmış… "Her" nedir? "kes" kimdir? "Herkes" nasıl bir şeydir?
Sözünü ettiğiniz bu "herkes", hafî, müşkil, mücmel ve müteşabih kategorisinde olan ayetleri de anlar mı?
Şu cümlelerdeki genellemeye bir bakın:
" o (peygamber) dönem(in)de 'çok iyi din alimleri' vardı; herşeye vâkıftılar. Ama Allah yine elçi göndermeyi gerekli buldu."
"alimlerin 'az bir ücret karşılığı' Allah'ın ayetlerini sattığını söylüyor Allah".
"Evet bir tarafta -ayrım yapmadan- insana"oku!" diye emreden Allah, diğer tarafta 'bizden başkası okuyamaz' diyen alimler(!).Haydi buyrun bakalım.Kime inanacak insanlar? "

Bu cümlelerdeki vahametin hangi birisine temas etmeli?
Şu cümlelerdeki çirkinliği, âlimlere karşı bu had bilmezliği ise maşerî vicdana havale ediyorum:
"Sadece tek ışık kaynağı kendisi olsun diye yapacak bunu. Sonra kendi tanrılığını ilan edecek!"
"insanları köleleştiren din adamları"
"islam alimi diye geçinenen ağalar"
"… yine tanrılık hevesindendir."
"bunlar da sizin tanrılık araçlarınız zaten"
"Eskiden dergahtan,tarikatten hakedenlere verilirdi kitaplar. Yahudilerin ve hıristiyanların yaptığı gibi."
"Yine tanrıcılık oynayanlar,yine şirk,yine küfür."

Bu tekfircilik, bu şirk ithamcılığı… İslâm ulemasına karşı bu densizlik. Üstelik anlamsız bir genellemeyle… Biraz ağır olacak ama içimde depreşen bir hissimi ifade etmek durumundayım: Kanalizasyon terminolojisinden kopup gelmiş cümleler.
Ben sorularımı tekrarlamak durumundayım. Sorular sadece hakaret cümleleriyle geçiştirilmiş. Eyvallah… Ama cevaplar nerede azizim?
"Bana söyler misiniz,Allah aşkının kökeni nedir?Hangi fantastik kısırdöngünün eseri bu? İnsanları bu kısırdöngüye sıkıştırıp kukla gibi oynatmak değil midir hedef?"
Ve ben daha önce burada yazdığım bir blogda sorduğum soruyu tekrarlıyorum: Bakara suresinde geçen "Hubb-i eşedd" aşk değilse, bir şirk ve bidat sendromu mudur?
Son bir not: http://www.darulhikme.org.tr/default.asp?sf=yazar&haberid=106&ktg=20 web adresindeki çeviri sizin kutsadığınız o bilimsel geyikleri tiye alan bir yazıdır.
Selametle

Cemaat TV

Allah'tan bir medya kuruluşu değiliz. Yoksa ekrandan canlı şiddet izlettirirdik.

Sayın Tokat'ın yazısı sanırım iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısım teori, ikinci kısım ise pratikle ilgilidir. Ama ben kendi adıma teorik kısımın belirtilen başlıklar doğrultusunda açıklanmasına devam etmesini isterdim. Zamanında farklı bir içerikten benzeri bir çalışmayı ben de denesem de (sakın arayıp, yazımın reytingini artırmayın), başarı ve başarısızlığın takdiri benim dışımda olduğundan bir şey diyemem. Ama sayın Tokat'ta takdir eder ki, binden fazla yazının olduğu bir sitenin arkeolojik çalışması üç yazarın yazısı üzerine oturulamaz.

Ben kendi adıma yazının pratik kısmına konu olan malum şahsın reyting tutkusunu anlamadığım gibi, yazılarının literatür boyutunu da anlamış değilim.

Açıkcası anlamadığım bir husus daha var. Neden yazarlar ve yorumcular, farklı sitelerde yer alan yazıları kendi görüşlerinin meşru delili olarak link veriyorlar. Ona bakarsak internette söz konusu görüşlere karşı da bir sürü yazı ve makale mevcuttur. O zaman bu istenilen linki adres göstereceğimizin meşru olduğu anlamına mı geliyor? Ayrıca, link veren yazılarlar, yazar ve yorumcular neyi paylaşıyorlar? Yazıyı mı, emeği mi, bakış açısını mı, yoksa bir şekilde yorum yapıp sevap işleme tutkusunu mı?

Cemaat.com sitesinin şartnameleri arasında bir başka yerde yazılmış yazıların bu sitede yer almayacağı söylenilir. Şimdi yorumların altındaki farklı sitelerde yer alan çarşaf çarşaf alıntılar neyin nesi? Tamam, bir haberin, ilanın, bilginin gönderimi yapılabilir; ama adamın biri bir yazı yazmış, altında kendisine ait 10 yorum ve bir o kadar da alıntı yazı bulunuyor. Buradan iki şey ortaya çıkıyor, madem kendi yazına 10 yorumluk bilgi ve ilaveten kaynak niteliğinde link ve yazı ekleyecektin, yazını yayınlatmadan önce adam akıllı çalışmalarını tamamlasana, mübarek. Hem bizi külfetten kurtar, hem de kendini şaklabanlıktan? Ayrıca bu sizin yazınızın kendiniz tarafından eksik olduğuna da delalet eder. Yani, bize saygınız yok, kendi yazınıza da saygı göstermiyor musunuz? Bir de yeni moda çıkmış: 10 yorum altısı başlık: "Şuraya bak" diye. Dolaşıp dolaşıp yine aynı malum şahsın yazısına geliyoruz. Yani bir insanın yazısı 50 bin defa okununca site tarafından liyakat nişanı mı alıyor. Öte yandan zaten tüm yazıların okunma oranı bellidir. Okuma oranını yükselten yerli-yersiz tartışmalar ve yorumlarla üzerine yapılan tıklamalardır. Bir yazı altına aynı yazarın kendisi tarafında 10 yorum girilince yazının potensiyal olanakları mı kabarıyor?

İlginç olan, "aydın" kimliği altında eleştiriye kalkışanların, ucuz işlerle de uğraşmasıdır. Şimdi, sayın Tokat, bırakalım sitedeki yazıların arkeolojik boyutunu, öncelikle yazı ve yorum adabının bir resmini yapalım. Büyüklerimiz devlet diye kılık-kiyafetle, biz de böyle yazar diye linkle-minkle uğraşalım bakalım. Böyle yönetime, böyle okur-yazar.

Saygılarımla

Genelleme Konusu Farklı

Eyvallah Sayın Nadir Marmara bey,
Uc yazidan hareketle bir genelleme yaparak, elestiri konusu yaptigim genelleme arizasina kendimi de bulastirdigimin farkindayim.
Ama buradaki genellemenin konusuyla eleştirdiğim genelleme konusu farklı.
Benim beşer mahsulü bir konuda genelleme yaptığım söylenebilir. Ama eleştirdiğim genelleme vahiy, Sünnet ve kutsal değerler alanında yapılıyor.
Eleştiriniz için teşekkürler.

Daha fazla lazım

Sayın Ömer Faruk Tokat, Allah razı olsun, elleriniz dert görmesin. Yazı ve yorumlar için ciddi emek harcamışsınız, ben çok istifade ettim.

Yazınızdaki değerlendirmelere de katılıyorum. Malesef yeni nesil müslümanlar ilim ve ilimi çalışmalardan tamamen uzak durumdalar. Sizin gibi ilmi çalışmalar yapan değerli yazarlar ise genelde internetten uzak duruyorlar ya da tartışma ortamlarından uzak duruyorlar. Halbuki insanlar daha çok tartışırken öğreniyorlar. Bu nedenle "cemaat.com'da daha fazla Ömer Faruk Tokat'lara ihtiyaç var" diyorum.

Sadece beni ilgilendirdiği kadarıyla

Mustasfa'nın mukaddemesinde İmam Gazzali şöyle der: Kelam ilmi vasıtasıyla Vacib ül Vücud'dan emin olurum. Ve O'nun konuşabildiğini anlarım. Hazret-i Peygamber'in gerçekten Allah'ın elçisi olduğunuysa 'mucizeler' vasıtasıyla bilirim. Ve o noktada artık aklın vazifesi bitmiştir. Zira vahiy, aklın asla doğru ya da yanlış diyemeyeceği önermeler sunar.' (Mealen çeviri)
İmam Gazzali benim ruhsal ve entelektüel gelişimimde büyük rol oynamış bir üstad. Cennet'e de gidersem onunla fazlasıyla şarap eşliğinde sohbet etmek isterim.
Yukarıdaki akıl yürütmenin zerresini kabul etmesem de bu böyle. Zira asla dogmatik değildi. Aklını sonuna kadar aşan şeye bağlanacağı zaman bile şeytan gibi akıl yürütüyordu.

Her neyse... Ben yukarıdaki akıl yürütmeyle ilgili konuşmak istiyorum. Zira bu cümlenin beşinci yüzyılda kristalleşen geleneğin külli aklı olduğunu söylersem abartmış olmam.

1. Ben Hazret-i Peygamber'in risaletini mucizeleri yoluyla bilmem. Ashab-ı Kiram'ın Hazret-i Peygamber'le gelen mesajın hakkaniyetine değil de mucizelere dayanarak O'nun (sav) risaletine bağlandığını iddia etmeyi hem Kuran'a hem Ashab-ı Kiram'a çok açık hakaret sayarım. Kuran müşriklerin mucize taleplerini her seferinde aşağılar ve reddeder. Ashab da doğaüstü gördüğü olaya aval aval bakıp şaşkın imanı edecek ahmak zavallı insanlar değillerdi. Dünyayı yönetti onlar. Eğer Gazzali bugün yaşasa ve bir forumda bunu dile getirse onu yerin dibine geçiririm. Gözünün yaşına da bakmam. Ama bu onun kusuru değil, çağının kusuru. Benim avantajım Bediüzzaman'ın Muhakematındaki Nübüvvet'in ispatı bahsini okumuş olmam. Ki beş bölümdür. Ve mucizeler bölümüne de kerhen yer vermiştir.

2. Eğer risaleti mucizeler yoluyla kabul etmiş olsaydım, o zaman geleneğin bütün kavramlarını ve argümantasyonlarını aynen benimserdim. Zira mucizeci imanın zorunlu sonucu taabbüdi imandır. Ve gelenek taabbüdi bir imanla bağlıdır dine. Ve usulü bu taabbüdilikte temellenmiştir. Gazzali de bunu söyler: 'vahiy bana aklımın ulaşmadığı ve asla ulaşamayacağı mümkinatı emreder' der. Fakat ben Bediüzzaman'ın ispat-ı nübüvvetini benimsediğim için benim usulüm geleneğin usulünden kökten farklı olur. Eğer Muhakemat'taki o kısma bakarsan zaten Kitab'ın ve Sünnet'in tefakkuhunun bu çağda nasıl olabileceğinin de donelerini görürsün.

3. Elif Erdoğan'la ilgili yazdıklarını okumadım. Hürriyet bahsini gördüm. Ona cevap vermeliyim. Zira benim de meselem. Meryem (as) muharrer bırakılmıştır. Ve 'muharrerlik' ima yoluyla övülmüştür. Ve Kuran'ın sık kullandığı tabirlerden 'fekku rakabeh' 'boyunduruğu çözmek.' Bunlar üzerinde bir tefekkür ediver istersen. çünkü orada Allah'a kul olmayla insanın özgürlüğünün eş anlamlı olduğunu görebilirsin.

4. Parlamento şuranın kendisi değildir. Parlemento şuranın cevherinden bir tecellidir. Yirmibeşinci yüzyıl başka kurumlar bulur şura için. Asr-ı Saadetin de başka kurumları vardı.

5.Ve bir zihniyete şizofrenik ve kompleksli deme hakkına sahipsin. Ama en ahmak ve yavşak gördüğün müslüman kardeşinin ruh hali için bu kelimeleri kullanma. Zulm ediyorsun.

Her insan iyidir, ama unutmaya mahkumdur.