renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bir Dağ Daha Devrildi: Cengiz Aytmatov’un Ardından (1928-2008)

Cengiz Aytmatov“Ah minel aşk, vel-hâlâtihi”
Arap demiş

Aytmatov adı Türkçe “ayıtmak” fiilinden türemiş. Dede Korkut Oğuznamelerinde de sıkça geçen “ayıttı”, yani “dedi” anlamındadır. O hep “ayıttı”.

Talas’ı hiç gördünüz mü? Ya Issık’ı? Eğer, birgün, Karabalta’dan Talas’a gitmeğe karar verirseniz Kırgız Dağları’nın kalbinden geçtiğinizi anlarsınız. Bişkek-Karabalta-Talas yolu kalbe giden anadamar. Kırgız’ın zirvesine varırken, büyük Moyınkum çölünün kokusunu alırsınız. Bozkır’da yaşamayan insan, asla dünyayı algılayamaz. Tanrı dünyanın sırrını çöle yazdı. Peyami Safa’nın “Yalnızız” romanının bir yerinde söylediği gibi, “bu, “ne olabilir”in cevabını” almanın sınırsız odası, bozkır.

Şeker’de her gece kurtların “horosu” eşliğinde uyursunuz. Sanırsınız, sesler yastığınızın altına sakladığınız radyodan geliyor. Güneşin ışınlarının azalmasıyla kopduğunuz dışarıdaki dünyada o an masalların sahne aldığını düşünürsünüz. Aytmatov, böyle bir masaldı dünya edebiyatında. Yaşayan bir masal.

***

12 Aralık 1928 yılında Kırgızistan’ın Talas ilçesine bağlı Şeker köyünde doğdu. Babası Törekul, annesi Nayime. Çiftin yaşadığı dünya Basmaçı İsyanlarının geride bıraktığı üzerine Sovyet kırmızı örtüsü gerilmiş bir harabe. İnsanlar kahramanlarını içlerine, rahimlerine gömmüşler. Cengiz (doğrusu Çingiz) böyle bir çağda gözlerini açtı; “ayıtmak” (konuşmak) olanağı dar bir dünyaya.

Çocukluk ve gençlik bir yıkım. Sovyetler Birliği modernçağın dibiydi. Bir basamak altı cehennem. Eşitlik çığlıkları buradan geliyordu. Derken 1937 geldi. “Bir asra bedel” yıl. Her gün bir yıl, her saat bir ay kadar uzun. Karanlık, hep karanlık. Milyonlarca insanın eşit olduğu tek somut gerçek: kurşunlanmak. Kafanın arkasına, şahdamarın beyne dağıldığı noktanın üzerine dayatılan namlu “orak-çekic” darbesini indiriyor. Bir ceset çağı. Derken, çok modernlerden gelen çok çılgınca bir eşek şakası daha: İkinci Dünya Savaşı.

14 yaşındaki Aytmatov, Köy Sovyet Sekreteliğinde bir sayım memuru. İnsanları, makineleri, ürünleri hepsi aynı türden nesnelermiş gibi denetlemekte. Cemile, nesneler arasından fırlamış bir “güzellik”. Tarlada, “beyaz gemi”yle dolaşan bir hayalperest.

Savaş bitti. Bitti mi? Cambul Veterinerlik Teknik Okulu'nda başladığı eğitim serüveni Bişkek'te Frunze Tarım Enstitüsü'nde, Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü'nde ve 1956-1958 yılları arasında Moskova'da devam ediyor.

Kızıl Rusya’da yazmak kan içmek demektir. Pravda vampirlerin yayın organı. Pravda, yani Hukuk; ölülerin süreli edebiyatı. Aytmatov ilk yazılarını bu kemik torbasının içine atıyor. 1956’da “Zorlu Geçit”, 1957’de “Litsom k litsu” (Yüzyüze), 1958’de Kırgızca “Jamila” (Cemile). Sovyet edebiyatının dışında bir dil. Hep toprakla, bozkırla konuşma. 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi, 1963’te Lenin Ödülü’nü aldı.
Aynı yıl “Povesti gor i stepey” (Dağ ve Bozkır Hikayeleri) basıldı. Üç sene sonra “Proşay, Gulsarı” (Güle güle Gülsarı) geldi. 1970’de Kırgızca “Ak keme” (Ak Gemi) ile “Servi Boylum Al Yazmalım”. 1973’te ilk ve son kez bozkırın dışına çıkacak bir eser: “Fuji Yama” (Fuji Dağları).

1980’de Kırgızca “Kılım kapıtar bir kün” (Yüzyıla eşit bir gün/Gün Olur Asra Bedel) romanıyla dünya edebiyatına damgasını vurdu. Ortaçağa taşınmış bir “Sovyet mangurt sistemi” bu. Derken, düzen çatırtıyor. 70 yıllık Sovyet dünyasında demir perde düzenini kazıyan üç isim: romanda Aytmatov; güncel yazında Oljas Süleymenov; tarihte Lev Gumilov. Üçü de aynı kaderin, aynı kimliğin kardeşi.

1988’de “Plaha” (Darağacı; Türkiye’de Dişi Kurdun Rüyaları adıyla basıldı) basıldığında, artık romanları 150 dile aktarılmış ilk ve tek Türk yazar adını taşıyordu. Toplamda 210 defa tekrar yayınlanmıştır. Sadece Kırgızistan’da her defasında 100 bin, Azerbaycan’da 70 bin basıyordu.

Bağımsızlık savaşında ön saflarda yer aldı. Milletvekili kimliği ile Yüksek Sovyet’te rejime karşı ilk eleştiri ondan geldi. Uzun yıllar da ülkesinin Lüksemburg’da büyükelçiliğini yaptı.

Bağımsızlık yıllarında yazdıkları “Toprak Ana”, “Çingiz Hana Küsen Bulut”, “Çocukluğum” (tam bir şaheser), “Kırmızı Elma” ve son eser 2007 tarihli “Dağlar Devrildiğinde”. İlk eser Zorlu Geçit’le son eser Dağlar Devrildiğinde adeta kendi başlangıcı ve sonunu tanımlıyor.

5-6 ay önce Bakü’de görüştüğümüzde kısa bir diyaloğumuz olmuştu:

Marmara: “P...’a verdiler; bir çok kez aday gösterilmenize rağmen size vermediler?”

Aytmatov: “Nobel, yazara değil; hak edene verilir. Nobel de, dağıttıklarını şu an koynunda oturduğumuz Hazar’dan aldı (Hobel Kardeşlerinin Hazar petrolleri sayesinde zengin olduğuna gönderme yapıyor). Yani benden aldı. Benden aldığını bana mı verecek? Çağdaş dünya bu kadar insaflı değildir”.

16 Mayıs 2008’de “Gün Olur Asra Bedel” romanının filim çekimleri için geldiği Tataristan’da aniden rahatsızlanan Aytmatov, Almanya’nın Nümberg kentindeki Clinicum Nord hastanesine götürülmüş ve böbrek yetmezliği teşhisi konulmuştur. Bir süre sonra komaya girmiş, 10 Haziran 2008 günü gözlerini bozkıra (dünyaya) sonsuza kadar kapatmıştır.

n_marmara

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Dağ Tanımlaması Çok Yerinde

Aytmatov insan hâllerini 'gerçek'in yol gösterici seyrinden sapmadan şaşılası bir destana dönüştüren ender yazarlardandı. Yazın yaşamının hangi döneminde, hangi ideolojiyle, hangi zorundalıkla olursa olsun, ırkının insan hikayelerini bu denli evrensel bir solukla bütün dünyaya taşıyabilmesi, onun Türk Dünyası'nın en önemli yazarı olmasındaki haklılık vurgusu için yeterli bir veri zannedersem.

Yazdıklarını, başkalarının beğenisinden kıskanacak kadar benimsediğimiz bir yazardı. Hem bir büyük ağıtçı hem de muştucu gibi. Hayatın ve varolmanın en acı,en gerçek, en kırılgan, en katı noktalarını, özlü,içerden ve gizil dokunuşlarla anlayabileceğimiz dolu dolu, gürül gürül bir dile çeviriyordu.İnsana dair çok şeyi anlamamıza vesile oldu. Bakış açılarımıza çok geniş pencereler açtı.Eserleri olağanüstüydü, yaşamı her fani gibi olağan bir sonla noktalandı. Allah rahmet etsin, utandırmasın.

Rahmetle

İsmi hiç unutulmayacak ruhu şad olsun Allah rahmet eylesin
yaşamı boyunca türk dünyasının bir araya gelmesi için tüm nefesini harcadı tribün milliyetçilerinin hiç tanımadığı coğrafyalarda üstelik meşhur istibtadda her türlü olumsuzluğa rağmen türk dünyasının en önemli eserlerini neşretti Allaha döndü şimdi yazdığı romanları tüm edebiyatseverlere emanet ederek...