
Son günlerde kitabevleri sahiplerinden kitap satışlarının dibe vurduğuna dair çok ciddi duyumlar alıyorum. Birkaçıyla da konuşma fırsatı bulduğumda şunları söylüyorlardı: "Normal zamanlarda Mart-Nisan dönemi hareketli geçer Mayıs ayından sonra bir azalma olur, Haziran da ise kitabevini döndürecek kadar kitap satılırdı. Şimdi ise Mart-Nisan aylarında Temmuz-Ağustos sezonunda olabilecek en durgun zamandan belki birkaç kat daha fazla bir durgunluk söz konusu. "Dibe vurmak" bizim durumumuzu karşılamıyor."
Bu tabloyu neye bağlamak lazım?
Ak Parti'nin kapatılmasından ve türban geriliminden dolayı ekonominin bocaladığını ve piyasada nakit sıkıntısı çekildiğini söylemek yanlış bir tespit olmaz sanırım. Ancak yine de, meseleyi getirip bu kolaycı noktaya bağlamak, bazı şeyleri düşünmekten kaçmaya teşebbüs gibime geliyor.
Ekonomik durumun sıkıntılı olduğunu akılda tutarak bazı noktalara dikkat çekmek istiyorum. Kriz zamanlarında kitap satışlarının düştüğünden söz ediyoruz ama nedense başka bir sektörün böylesine keskin düşüşlerle krize girdiğinden bahsetmiyoruz. Demek ki neymiş, kitap ilk önce terk edilecek şey imiş.
Öte yandan kitabevlerine dair bu tespitimin daha çok sağ camianin gittiği yerlerden teşekkül ettiğini söyleyerek konunun başka bir yönüne dikkat çekmekte yarar var.
Sol camianın yayınevleri ve dergileri her zaman büyük imkânlara sahip olmuştur. Sağ camiada sayılı yayınevlerini saymaz isek, daha kıt imkânlarla dönmeye çalıştıkları malum. Ancak, sol camianın okurunun maddi durumunun daha iyi olması -bence- çok önemli olmadığından, yani asıl meselenin okur olup olmadığına karar veremeyen bir kitleye sahip sağ camianın talihsizliği olduğunu itiraf etmeliyiz.
Sol camiadan çıkan kitapları saymak zor olduğu için dergiler üzerinden gitmek gerekirse, durum daha iyi anlaşılabilir. Kitap-lık gibi banka destekli yayınevlerine ait dergileri mevzubahis etmeden bir kaç dergi örneği vereyim: Eşik Cini, yasakmeyve, NotosÖykü, Varlık, Virgül vd.
Varlık dergisi kurumsallaşmış köklü bir dergi olmasından durumunu tabir yerindeyse kurtarıyor ve sabit bir okur kitlesine 70 küsur yıldır hitap edebiliyor.
Virgül, kitap dergisi olmasına rağmen sağ camianın birçok edebiyat dergisinden daha çok satıyor. Gerçi dergiyi sağ yayınevleri kendi yayınlarıymışçasına destekliyor. Bundaki gariplik sanırım sağ görüşlü dergilere destek vermediklerini söylersek herhalde anlaşışmış olur.
Eşik Cini 15 sayı Can, YapıKredi gibi yayınevlerinin reklam desteği, okurlarının göreceli ilgisiyle çıktı. Son sayılarını çıkarmışlar. Yasakmeyve dergisi de aynı yayınevine ait şiir dergisi. Bu dergi uzun soluklu olmayı başarmış ve kendi okurunu oluşturmuş bir dergi oldu.
NotosÖykü ise kısa zamanda okur kitlesi oluşturdu. Zira, derginin blog sitesinde her yazı veya duyuruya onlarca uzun uzun yorumların gelmesi bunu kanıtlar nitelikte. Aynı zamanda 8 YTL'lik etiket fiyatına rağmen satış rakamlarının iyi gittiğinin söylenmesi, eğer bir kandırmaca değilse, okurunun dergiyi etiket fiyatına bakmadan sahiplendiğini gösterir. Para edebiyat ilişkisi içine okuru katıp nasıl bir yorum getirmeliyiz? Okurun ilgisini çekmeyi başarmış dergiye mi, dergilerini sahiplenen ve ilgilenen okura mı?
Evet, asıl soru bu. Sağ camianın dergileri içinde sadece kurumsallaşmış ve kendi düzleminde devam eden Dergâh dergisi ile Hece dergisini sayabiliyoruz. Bunların dışındaki dergiler ya okurun ilgisini hak edecek bir ürün yayınlayamıyorlar, ya da sağ camianın okuru gerçekten ilgisiz. Dergâh ve Hece dergilerinin satış rakamlarını kıyas ettiğimizde, sağ camianın ilgisiz olduğu ortaya çıkıyor.
Sağ camianın dergileri, yayınevleri, kitabevleri bu sıkıntılı süreci nasıl aşacak? Okurunu nasıl oluşturacak? Ya da sağ camiada okur olmaya aday bir kesim gerçekten var mı?
Önemli Not: Sağ diyerek kendini Müslüman olarak tanımlamışları kastediyorum.
Yorumlar
sol sağ sol sağ
Cts, 14/06/2008 - 23:06 — mustafa mahir kayammk
içerikler değişti gibi, yani solcu yayınevleri-kitabevlerinin işleri iyi derken şu noktayı unutmamak lazım. müslümanlar bu kurumlardan fazla miktarda kitap çekiyorlar. yani müslümanlar fıkıh, hadis, ilmihal, tefsir okumaktan ziyade roman, hikaye gibi edebi türlerde ya da felsefe dalında kitap okuyorlar. Ayrıyeten küreselleşme sürecinde her sektörde olduğu gibi küçük ölçekli yayınevleri ve kitapçılar tasfiye olurken D&R gibi büyük yayın şirketleri de işin içine daha çok girdi. bu noktalar etkili
Yayıncılık Ahlakına Ne demeli?
Paz, 15/06/2008 - 04:39 — Nadir MarmaraSevgili İbrahim Doğan, üşenmemiş, "Müslümanın neden okumadığının" yanıtını aramış. Ama, bizim kitabı aştığımızı, hatta erdiğimizi hesaba katmamış. Ama bu arada içi rahat olsun; zira sol da okumaz. Kitap okunmaz bu ülkede. Okumak, cüzzamla, sarlıkla, hatta sarsla eşit bir kötlük ve hastalık olarak algılanır. Bakmayın siz, bir takım zevatın 100 binleri bulan kitap rekorlarına. Çoğu hikaye. Söz konusu, 150. baskısını yaptığını iddia eden piyasadaki çok satan kitapların 149. baskısından önceki baskıları yayınevlerinin depolarını işgal ediyor. Her şeyin politik hiylesi var da, bunun hilesi mi bulunmadı.
Gösterge toplumuyuz. Bunu, işte sizin de belirttiğiniz gibi son siyasal kargaşalar da ortaya koymakta. Türkiyede en çok satan gazeteler, en fazla resme ve fotografa yer veren gazetelerdir. Okumayız, izleriz. Bilmeyiz, dedi-kodusunu yaparız.
Öte yandan madem yazar zahmet çekip, Müslümanların neden okumadığını araştırmış; ve "sağ camianın" bu sıkıntı sürecini nasıl aşacağını sorgulamış, benim kendisinden ricam müslüman kitapçıların yayın anlayışlarını da bir sorgulasın. Neden, müslüman yayıncılar yazarlarının haklarını yemeği kendilerine hak bilirler? Neden, Türkiyedeki yazarların çoğu, sol yayınlarla çalışmak ister? Neden Türkiye'de yazarlık hakkı %12 olduğu halde, özellikle de tüm sağ yayınlar %7-den fazla yazara hak tanımaz ve vergi sorumluluğunu da yazarın alacağı bu %7-lik kısmın içinde gösterirler. Neden, düne kadar (Allah'tan yeni yasayla bunu yapamıyorlar artık) 500 bastığını iddia edip, iki üç kat fazla basarlar? Neden, kitap üzerinde din ve müslümanlık hakkı üzerinden baş keserler? Neden kitaplar üzerinde ciddi anlamda editörlük, redaksiyon yapılmaz?
Tamam, okumuyoruz! Bu toplumsal bir sorun. Bunu alaşılır kabul edelim. Peki, bizzat yayınevlerinden kaynaklanan sorunlara ne demeli. Sanki, çok doğru yayıncılık ilkeleri varmış gibi, birde utanmadan kitaplarının alınmadığından söz ederler.
Çok özür diliyorum, sayın Doğan. Ama cidden bu konuda canım çok yanmış biriyim ben. Ben, yaşamını tercümelerimle ve kitaplarımla ikame ettiren biriyimdir. Türkiye'deki 700 yayınevinin 150-sini tanırım. Bu yayıncılık anlayışı yüzünden Türkiye'de yazarlık tükenmek üzere. Son iki yılda Türkiye'de basılan kitapların sadece %12-si yerli yazarların imzasını taşıyor. Bu %12lik yerli edebiyatın da %9'u daha önce baskısı yapılmış eserlerdir. Neden mi? Çünkü, yayınevleri tercümelere öncelik tanımaktadır. Çok vahimi, kendi yazarlarından esirgedikleri yayın hakkını, rahatlıkla yabancı yazarlara vermektedirler. Türkiye'de yayıncılık ahlakı kalmamış. İster kabul edin, ister etmeyin. Peki, bunun sonucunda ithal edebiyatla beslenen bir toplum ortaya çıkmaktadır. Oldum olası, ismi ecnebi olan yazara zaten yayınevi ve okur olarak bir ilgimiz vardır.
Çok daha önemlisi. Kitap fiyatları aşırı pahalı. Ve kitapçılar bunu kitaptan alınan vergiye ve kağıt fiyatlarının yüksek olmasına bağlıyorlar. Yalan. Artık, Türkiye'de tüm önemli yayınevleri kitaplarını yurtdışında, özellikle de ucuz olduğu için Çin'de bastırıyor. Ayrıca, ulaşım ücretini de Çinin kendisi karşılamaktadır. Türkiye matbaaları zaten tam bir şenlik. Hiç o konuya girmeyelim.
Türkiye'de en büyük haksızlık yazarlara ve okurlara yapılmaktadır. Ama ger gör ki nüfusunun ancak %0,5-nin düzenli kitap okuduğu bir ülke de bu haksızlığı şu bir türlü bitmeyen ve bitmeyecek krizlerin gölgesinde en saçma ve anlamsız haksızlık konusu olarak gözükmektedir.
"Kirz edebiyatını" basıp satmaktan bıkmayan sağ ve sol yayıncılar, biraz insaflı olsunlar: çuvaldızla iyneni bir arada okura ve yazara geçirmek gibi sadist ahlaklarına son versinler.
Ahlak, sadece kitaplarda yazılı bir güzel sözden ibaretmiş.
Paz, 15/06/2008 - 09:02 — İbrahim DoğanSayın Kaya ve Sayın Marmara'nın yazdıklarına satırı satırına katılıyorum. Gerçekten de durumun bir de bahsettiğiniz yönü var.
Ahlaklı olmayı öğütleyen kitapları basan yayınevlerinin bir çoğu (benim bildiğim onlarcası) yazarına numara yapmak için kırk takla atıyor. Gerek baskı adetlerini gerekse satış rakamlarını değiştirerek yazara yanlış bilgi veriyorlar ve en az telifi vermek için çırpınıyor. Ahlak sözde kalıyor. Aynı şekilde, kağıt fiyatları vs. diye sızlanarak kitap fiyatlarını maliyetinin en az 4-5 katına okuyucunun önüne sunup, başka bir gayri ahlaki durum sergileniyor.
Piyasanın genelinde olan bu durum, ilginçtir ki, daha çok sağ görüşlü yayınevlerinde daha çok. Yani hem namazımı kılarım hem de hak yerim, gibi tuhaf bir hal içindeler.
Sol yayınevlerinden bildiklerimden bir iki tanesi yazarı yanıltmaya yönelik işler çevirdiğini biliyorum. Birçoğunun müslümanım diyen yayıncılardan daha "ahlaklı" davrandığını görüyorum. Dolayısıyla, müslüman yazarların sol yayıncıları tercih etmeleri sanki anlaşılır birşeymiş gibi duruyor.
Solu ak kaşık olarak göstermek niyetim yok. Çuvaldızı kendimize batıralım diyorum. Onlar işlerini yapıyorlar ve temiz yapıyorlar da biz neden, her işimizde olduğu gibi yayıncılığı beceremiyoruz.
Okur olmayı da beceremiyoruz gerçi. Benim yazıya oturuşumun nedeni de buydu. Gerçekten sağ camia okur olmanın hakkını veremiyor. Onlarca dergi çıkıyor mesela sağ görüşlü yazarların, şairlerin çıkardığı; satış rakamları yerlerde sürünüyor. Ama sol dergilerin birçoğunun durumu daha iyi. Çünkü "destek" olalım diyerek birbirlerine bağlılıkları müslümanım diyenlerden daha çok. Biz ise birbirimizin ayağını kaydırıp kazdığımız kuyuya düşer mi diye bekliyoruz.