renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Zulme Rıza Gösteren Zalimin Ta Kendisidir!

Ulak

Oldukça iddialı bu başlığın altına yine iddialı –ve de heyecanlı- cümlelerle gündeme ilişkin yorumlar yakışırdı belki de… Ama bir film eleştirisi okuyacaksın sayın okur:

Ulak… Elçi yani… Haberci ya da… Hatta “melek” ile kökteş kelimeler.

Yönetmen Çağan Irmak’ın, hem senaryosunu yazdığı, hem de yönettiği dördüncü filmi. Önceki filmlerinden olmasa bile “Babam ve Oğlum” undan sonra hemen herkesin tanıdığı, duyduğu, bildiği bir sinema adamı. Küçük bütçeli büyük filmler çekiyor. Özgün bir sinema dili var. Üstelik ortalarda da pek görünmüyor.

Birkaç hafta oldu film vizyona gireli. Bir-iki eleştiri dışında medyada da pek yer almadı sanırım. En son Dücâne Bey yazdı Ulak hakkında. Etkileyici bir yazıydı. Biraz da karışık. Halbuki mesajı pek açık olan film; Dücâne Bey’in üslubu içinde karmaşıklaşmıştı. Ama anlatmak istediğini anlatıyordu o ayrı.

Bir masalla başlıyordu film. Sonra köyden köye dolaşıp masal anlatacak çocuk arayan bir seyyahın tatlı şivesiyle devam ediyordu. “Anlatmasam neylerim?” diyordu seyyah. Ağır bir yük yüklenmiş de anlattıkça hafifliyor gibiydi…

Ömer’in “sanki dünyanın tüm günahını sırtlanmış bu köy” dediği bir mekanda, mekan ötesi masalına başlıyordu Zekeriya. “Ben anlatacağım, kahramanların simasını siz oluşturacaksınız” diyordu çocuklara. Masal da tam burada zamana ve mekana kavuşuyor, bir iken onbir oluyor, dinleyenler kadar çoğalıyordu. “Yalnız Ulak’a dokunmayın” diyordu. “Onun simasını ben söyleyeceğim size…” ve devam ediyordu…

Bir tekerlemeyle geceye sarkıyordu masal. Ve sonraki geceye… Sıcak yataklardan daha kıymetli oluyordu saf ve temiz gönüllerde. Uykuya kıyıp gidiyorlardı masalın peşinden. Kendilerini mi, kaybettiklerini mi, hakkettiklerini mi arıyorlardı ne?

Yine bu sitede okuduğum bir film eleştirisinde “bu filmi biz çekmeliydik” hayıflanmasına şahit olmuştum. Pek de ses getirmişti. Heyhat doğruydu! İşte ben de bu hayıflanmayı duydum içimde salondan çıkarken. Keşke dedim. Keşke mimlenmiş bir adam değil de bizimkilerden biri yapsaydı bu filmi. Sonra düşündüm bir dakika: Niyeydi? Aslolan filmin yapılması değil miydi? İşte aslanlar gibi çekmiş, mesajını vermiş, meraklısıyla buluşturmuş, sorgulayan zihinlerin hizmetine sunmuş, dahasına karışmamıştı. Sonradan “ben değişmedim aynı adamım hala” filan da dediği rivayet edilmişti ama olsundu. Hz. Peygamberin muhteşem deyişiyle; “Onun filmi Müslüman olmuştu” bile…

Türk sinemasının yetersiz olduğu iddia edilen yönlerinden biri olarak ileri sürülen teknoloji ya da ses – görüntü efektleri gibi modern sinemanın temel enstrümanlarını bir kenara bırakarak, oldukça doğal ve sade biçimde hikayesini anlatabilen bir film olarak da önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum Ulak’ın… Ortak iyi ve adalet gibi evrensel değerlere dair farklı dillerde söylenebilecek sözlerin hala var olduğunu, hatta bu sözlerin hala alıcısının bulunduğunu göstermesi açısından da önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum...

Dücâne Bey’in de yazısında işaret ettiği endişelere ve filmin muhatabıyla tam anlamıyla buluş-a-maması riski üzerine de birkaç şey söylemek istiyorum… Böyle bir riskin ya da olasılığın imkânından bahsetmenin yerine, sinemaya ve ötekine bakış açısının bir parça sorgulanmasını öneriyorum. Belki de bu sorgulama üzerinden yeni bir sinema tartışması açmak gerekir. Sadece türk entelijiyansının değil bizim mahalledekilerin de bu filme hazırlıksız yakalanma ihtimallerini de tartışmak gerekir belki de. Peki ne yapalım? Kategorize edip köşeye attığımız adam(lar) doğruları söyleyince kulak mı tıkayalım? Yoksa “O adam diyorsa kesin bir numarası vardır” a mı gidelim? Matrix’in tahtını sallayacak(!) Anka Kuşu ile mi yetinelim? Burası bizim çöplüğümüz değil deyip sessizce uzaklaşalım mı? Peki “Bizim Mahalle” ne zaman barışacak “7. sanat” ile? Ne vakit küllerinden doğacak? Abartmadan, sağa sola savrulmadan, kendi sancılarını dahi ajite etmeden ne zaman anlatacak? Binlerce kalemin, binlerce dillin, yüzbinlerce zihne yaptır-a-madığını, bir perde (hem de pek çabuk ve de sade) becerebiliyorsa?

Neyse? Burada duralım! Ve “cemaat”i bu filmi izlemeye ve tartışmaya davet edelim. Bir sinema adamı ya da sinema eleştirmeni olarak değil, -benim gibi- sadece bir izleyici olarak; başlıktaki ifadenin, senaryoya nasıl yedirildiğini görelim. Sembollerden hareketle, kendi masalımızın finalini kendimiz yazalım.

Son söz olarak da diyelim ki; türk sineması “Eşkıya” ile yeniden doğuşuna artık derin bir soluk kazandırmış, en azından içinden farklı bir damar çıkıp kendi bildiğini (ya da cümle alemin bildiğini) kendi meşrebince anlatmayı başarmıştır. Ulak da üzerinde bir elif miktarından daha fazla durulmayı hakketmektedir…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

UlakBizim,Mahalle,Bizim abiler,Taşınan abilerin filmler üzerine;

Muhammed Bahadir Beyefendi’ye yorumunu paylaşmasından ötürü teşekkür ederiz.

Ne güzel isminiz var.

Ulak;

Filmi gösterime girdiği hafta izlemiştim.

Öncesine dair bir hatırlatma yapalım;

Çağan Irmak en başından beri Ulak Film’inin gösterimi öncesinde filmi hakkında ser verip sır vermemişti.

Özellikle filmin senaryosu hakkında konuşmakta çok ketum davranmıştı.

Filmin teması hakkında bilinen pek bir şey yoktu.

Ulak kelimesinin yakın tarihimizde en çok Osmanlı Devleti’nde kullanılmasından ötürü olsa gerek Osmanlı Devrinde geçen bir hikâye olduğu düşünülüyordu birçok insan tarafından.

Çağan Irmak bazı şeyleri saklamıştı!

Doğrusu böyle yapmakta da isabet etmiş bence !

Çünkü

Babam ve Oğlum gibi birçok unsurda sinemamızda kilometre taşı olmuş bir filmin yönetmeni senaryosu yine kendisine ait yeni bir film yapıyor.ULAK… Medya da heyecanlı bir ilgi... Röportajlar… Tv programları… Dergi söyleşileri… Film hakkında istihbarat toplamak için inanılmaz çabalar… Daha… Neler… Neler var… Gelin görün ki Film vizyona girdikten sonra onlardan eser yok. Bir kaç televizyon programında filmin oyuncu kadrosu, tekniği, maliyeti, hatıraları hakkında üç beş sohbet… Teması üzerine tertiplenmiş bir görsel tartışma bile yok.

Çağan Irmak galiba filmindeki matematiği gibi bu stratejik bakışı da iyi hesaplamıştı bence.

Filminden sonra kendisine sorulabilecek, ona aykırı gelecek-gelmeyecek birçok soruya da cevabı hazırdı. Hazırdır… Sorulunca da cevabını verir bence…

Sanatında profesyonel olmuş kişileri besleyen bir şeydir alaka… Ve hatta maddi alaka… İlgi, gişe, hâsılat, ses getirme, çığır açma, kabul görme, kültür aşılama vs,

Fakat ;

Çok tutan filmlerin bazılarına ve çok fazla reyting alan dizilerin bazılarına bakarsak toplumuzun az çok hangi makamda bir izleyici kitlesi olduğu ortadadır.

Konuyu fazla dağıtmadan Çağan Irmak ‘ın son birkaç filmi üzerinden bir değerlendirme yapalım…

Bugün (02.03.2007) itibariyle baktım.

ULAK- 488.369 kişi tarafından izlenmiş.

Babam ve olgum 3.832.539 biletli izleyici tarafından izlenmiş.

Çağan Irmak’ın 2001 de çektiği Bana Şans Dile Filmi ise 2007 sonunda vizyona girmiş ve yaklaşık 40000 kişilik gişe yapmış.

200.000 Amerikan Doları hâsılat toplamış.

Babam ve Olgum Fimi 22.900.000 Dolar gişe hasilati toplamış.

Pek ilgi görmemiş filmler bile 1 milyon amerikan doları hâsılat toplamış olabiliyorlar. Sektörün parasal boyutları kısaca böyle…

Ben size “Hababam Sınıfı Askerde” filmi 15 milyon amerikan dolarından daha fazla hâsılat toplamış diyeyim siz gerisini anlayın artık : )

Çağan Irmak’ın izleyici seyri biraz dolambaçlı…

Bu paranın ne kadarı kimin cebine girmiş çok fazla bilmiyoruz.

Sinemamızın en önemli kişilerin olan Senaristler ve yönetmenler bu garip durumun farkındalar bence…

Ve ona göre iş yapıyorlar.

En iyi filmler daha iyi gişe rakamlarına ulaşılacak günleri ve kaliteli izleyici toplumunu bekliyor bence.

Ve şu dizi furyasının kesilmesini… Sinemacıların daha fazla kazanmasını… Oyuncularından da dizilerden kazandıklarını sinema filmlerinden kazanabildikleri bir sektör ortamı… Ve daha fazla tiyatro… izleyici kitlesinin daha iyi bir düzeye ulaşması için izlenmesi gereken politika bu olmalı olabilir mi sizce de?

O güne giden bir süreç yaşıyoruz. Filmler sırayla izleyicileriyle buluşuyor. ULAK Filmi çok çok fazla ilgi görmeyecek olsa bile bilinçli, kültürlü sinemaseverler tarafından hak ettiği ilgiyi görmüştür. Avam her filmi varsın izlemesin. Ahir zaman medyası varsın filmlere adaletsiz ve ideolojik baksın. Sinemamız yeni yeni kendine geliyor. Orjinal fikirler, senaryolar yeni yeni ortaya konmaya başlıyor. Ve ne mutlu ki ULAK ve diğer güzel filmler her daim sığ zeminler de bile tartışılmaya değer bulunuyor.

Birçok mahallede izlendi ULAK, birçok mahallede tartışılıyor.

Artık mahalleler birbirine karıştı. Şehrin her yerinde birbirinden farklı düşünenler ve kendisiyle aynı fikrin içindekiler…

Her mahalle farklı bakıyor filme, her mahalleyi farklı etkileyebiliyor film…

Ama film bir tane…

Filmi kendi mahallesinde olmayan insanlarla izlemiş, eleştirisini kendi ülkesinde olmayan milyonlarca insan ile paylaşmış bir kişi olarak ben bu filmi “bizim mahalle den bir insan yapmış olsaydı keşke” duygusuna kapılmadım.

Daha milli düşündüm…

Ve çok umutluyum…

Daha nice filmler izleyeceğiz…

Hepsi birer birer anlatmaya çalışacak değerlerimizi, kutsallarımızı, tarihimizi…

Ve inanıyorum ki o filmlerin çoğunu da “bizim mahalle” deki abiler yapacak…

Tabi 10 milyon dolar hâsılat getiren bir film yaptıktan sonra “bizim mahalle” den taşınırlar mı bilmem…

Ahir zaman…

Artık her mahallede paranın esiri olmuş abiler-ablalar var…

Biri Belediye nikâhlı, biri imam nikâhlı, biri sevgili üç tane kadını olan, milyon milyon dolarları olan ama kamuda genel müdür olan kişiler var…

Keşke bizim mahalledeki abiler bunların filmlerini yapsalar önce…

Halkın bir kısmını zenginleştirme vaadiyle, bir kısmını fakirleştirip yardımlarına muhtaç etme fiiliyle kendine esir eden, bunları yaparken toplumu ideolojik kısır çatışmalarla oyalayan, her devir o veya bu şekilde, o veya bu araçlarla oyalayan siyasi zihniyetin filmini yapsalar…

Bizim mahalledeki abiler mahalleden taşınmış ağabeylerimizin filmlerini yapsalar keşke…

Fakir mahalleyiz biz!

Şanlı tarih filmi yapmaya belki paramız yetmez…

Ama politik film yapsalar, iskilip’li Atif Efendi filmleri gibi filmler yapsalar mesela…

İzlemez miyiz?

“şard ossun izleriz dostlar! “

Artık milyon milyon izleriz hem de…

Muhammed Bahadır Beyefendi’ye saygılar Cemaat’e selamlar…

Kaynaklar ;

http://moviegrande.com/sinema/nil_ulengin.htm

http://www.ekolay.net/sinema/Haber.asp?PID=725&HID=174&HaberID=376643

http://www.lebleb.com/boxoffice.php?ulke=tr&year=2005

http://www.sinema.com/boxoffice/T/turkiye

Bu para dengesi de nedir?

Bir filmin yorumlanmasında karşımıza çıkardığınız bu zengin avcılığı da nedir? Selametle

Bize lazım olan yeni bir "biz"...

Bu ülkede kim ne yaparsa yapsın yapan kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır; dünyaya öyle görünür. Sanatta,edebiyatta,siyasette ve bilimde, hatta herşeyde bize yeni bir "biz" zihniyeti lâzım. Olgular ve olaylar, toplumun hiçbir kesimini dışarda bırakmayacak şekilde gelişir. Bu böyle olduğu için, elde edilen ürünler, öteki oluşturularak değer bulmaz. Herkes kendi edebiyatını,kendi sanatını,kendi bilimini ve kendi siyasetini yaptığı için bu ülkede "bölünmüş zihniyetler" oluştu,büyüdü ve herşeyi kirletti. Esas unsur insandır; onun fikirleri, eylemleri ise dengesini bulana kadar dönemseldir ve geçicidir. Biz hep, her bölünmüşlüğü diğerinden koparak seçtik,herkes birbirine kör kaldı,içine gömüldü. Hep beraber yıkılana kadar da kimse uyanmadı...Her kes,her grup sırayla öğütüldü...Kim,karşı tarafta hangi boya sahip; ölçüldü ve hesap kapandı dostlar.Şimdi yeni bir dönemdeyiz, insanlar iki yüzyıllık bir uykudan uyanıyorlar. Yeni "biz" siyasette yarım yamalak oluşuyor,gelin her alanda onu besleyelim,büyütelim. İtişip kakışmanın manası yok. Kim yaparsa yapsın bizimdir,diyebilelim. Ancak o zaman eleştirme hakkımızın doğduğunu görelim.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

ve yeni 'biz' lerin yetişmesine katkıda bulunmak

İnşallah temennilerine tüm yüreğimle katılıyorum.Başarılar ve yeni fidanların yangına savrulmadan kökleşmesi dileğiyle selam ve sevgiyle...