renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Aşkı Tanımlayana Aşk Olsun!

anlatımlar değişse de duygu hiç değişmedi

“Aşk kaydında olan kişi
Baş kaydında değildir”

(Mevlana)

Yani aşk; bir kapı, bir koridor, bir yastık kadar basit bir şey değildir. Sadece bir “şey” değildir. Yanmayan kalorifere kızan, radyo kanalı ararken bile sabırlı olamayan, bir market kuyruğunda öne geçme planları yapan kişi, beşinci viteste iki yüz yapıp uzaklaşıyor demektir aşktan.

“Aşk mıdır can u dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sinem içre gelip ca eyleyen
Aşk mıdır boynuma takıp bela zincirini
Gezdirip mecnunleyin âlemde rüsva eyleyen”

(Muhubbi)

Yani aşk sabah evden çıkarken sırtınıza geçirdiğiniz gri bir ceket gibi kolayca çıkarılıp fırlatılmaz. Anneniz gibi siz nazlanınca müsamaha gösterip nazınızı çekmez. Bir kasetin A–1 şarkısı gibi dinleyip ağladıktan sonra “stop” düğmesine basılıp durdurulmaz aşk. Aşk hep başa sarar kendini. Saçları iki belik değildir aşkın; alabildiğine uzun ve dağınıktır ve tarak geçmeyecek kadar da gürdür. Okşamaya gelmez, dolaşıklığı açılsın istemez, pasaklı bir kız çocuğu gibi ayaklarınızın altında gezinir durur. Bir çubuk makarnayı bile çatalına dolayamayan biri onun saçlarını taramaya nasıl talip olabilir?

“Bir katreyim ama yine Ummanlara doymam
Topraklara, yapraklara, insanlara doymam
Hem ateşlere, hem nura hem zindanlara doymam
Ağlat beni inlet beni ta haşre kadar yak”

(Yaman Dede)

Yani sabah kalkınca dudağınızdan dökülen bir mırıldanmayı istemez o, senfoniler ister, ağıtlara karışıp tellere dolanmak ve her ağızdan duyulmak ister. Mp3 ler gibi tek dokunuşla içini dökmez o.

Kendini bir yüzle gizler. Duraktaki, pazardaki, okuldaki çoğu yüz aşkı maskeler. O maskeler ki; ya bir otobüsün en arka koltuğunda yahut bir yağmurun ıslattığı kaldırımda, bir çiçek tomurcuğunda, bir şiirin en içli mısrasında düşüverir. Ama bir okulun kapısında peruklar düşerken, ağzı salyalı bir öğretim görevlisinin yüzü asla ona perde değildir.

“Aşk bir şuledir ki, parlayınca maşuktan başkasını yakar mahveder” (M.İkbal)

Yani bir elektrik düğmesine dokunmak kadar basitçe yanmaz aşkın ışığı. Aşk elindeki ampule senin duy olmanı bekler. Elektriğe sen çarpılacaksın ki o ışıldayacak. Jelâtin parlaklığı ile kandıramazsın onu, aşk yansımayı sevmez.

“Ateşi hicrinle can durmaz figana başlar
Kaynayıp akar ol ateşle gözümden yaşlar
Ateşim yaşım iniltim can içinde gizlidir
Zahirimde yok içimde hasıl oldu yaşlar”

Pimi çekilmiş, ya da patlaması “an”a kurulmuş bir bomba taşır kalbinin üstünde her aşık. Kirk-box ringine çıkmış bir cin ali cesaretine bürünmüştür ve yenileceğini bile bile hüzün ve eleme karşı tekmeler savurur. Her gece ayrılık acısı ile solup buruşmuş yüz, her yeni güne çikolata yiyip mutluluk hormonu salgılayan bir obez gibi sırıtarak başlar.

“Cihanı hiçe satmaktır adı aşk
Dökülüp varlığa gitmektir adı aşk
Bela yağmur gibi gökten yağarsa
Başını ana tutmaktır adı aşk”

(Eşrofoğlu Rumi)

Yani aşk; sabaha kadar testere ile ikiye bölünür, akşama kadar sabır dikişleri ile yeniler kendini. Düz yolları, düz çizgileri sakin nehirleri sevmez hep türbülanslı uçuşlar ister. Boşluğa düşer, kâh boşluk ona düşer.

Siyah giymeye, intihar etmeye meyilli gibi durur aşk. Onu bu eğilimden kurtarıp beyaza boyamak ve ebedi bir hayatı muştulamak senin aşkı layık olan yere kaldırmanla mümkündür. En son ne zaman baktın gökyüzüne? Hatırlamıyorsan senin kalbin aşkın çekiminden sıyrılıp bu dünyanın çekimine yenilmiş demektir.

“Aşk imiş ışık veren âşıklara
Aşk imiş ateş veren yanıklara
Aşk imiş derde bırakan âdemi
Aşk imiş deva veren âşıklara”

Yani aşk ten kafesini mesken edinen iyi huylu bir misafirken ve soylu bir efendi ona hükmederken, ifşa edilip dökülünce dudaktan, aşkın şaklabanı olur aşık ve efendilikten soyunur, kırılıp dökülür cennetteki yerinden. Bir “dalga geçme aparatı” haline gelir ve günaha yürüyen dalları budanmazsa, bir gözaltı torbası, bir kutu antideprasan ilacı olarak sana geri döner.

“Aşk ki kalbe gıdadır. Ne yenir ne yutulur. Bir demir leblebidir çiğneyebilene aşk olsun” (Şinasi)

Yani efendim aşk kemirir durur insanın içini. İki lokma ekmek yenince bastırılmaz, bir bardak su içince söndürülmez. Üç dört eki olan bir gazete gibi her sabah eşiğinizde beliriverir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Sağ olasın...

Eline, yüreğine kalemine sağlık. Güzel bir resital olmuş...

Aşk

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin

özdemir asaf

insan köselerine inip kendi gercegine bile hakim olamiyorken...
bile bile ayni seyleri okumak... :)

selam ve sevgiler

...

fazla söze ne hacet...

“Her ne var ise aşk imiş alemde… İlm bir kıl-ü kâl imiş ancak…”
Fuzuli

Üç Harf Beş Nokta

Aşk dendiğinde hep İbni arabinin “Arzuların Tercümesi” kitabı aklıma gelir ve oradan sevdiğim birkaç beyit aklıma düşer…

Dedi ki: “sevdiğin göğüs kemiklerinin arasındadır
Nefeslerin onu bir o yana bir bu yana çevirip atmaktadır.”

Ah! Aşk derdine tutulunca ayrılık ne kadar zor, ölümden de beter
Fakat sevgiliye kavuşunca aşk derdi merdi kalmaz hepsi biter

Onu sevdiğim için kimse ayıplamasın beni kınamasın
Çünkü o hep sevgilidir hep güzeldir nerede olursa olsun

……

Aşk sonsuz dinginliktir…
aşk üç harf beş noktadır...
İnsan kendine en uzak olandır…Aşk en uzakta…

"sükûtumuzu anlamayan sohbetimizden bir şey anlamaz... " İhramcızade

Aşk

İki elif miktarı uzat acılarımı,
Ne gelirse senden boynum kıldan ince,
Madem ki seni sevmek, çile çekmek,
Seni sevdiğimin kanıtı olsun; dağlanmış bir yürek...

Elifle başlamadıysam hiç bir sözümü 'be'ye geçirme,
Bütün hayatım senin aşkınla dolsun,
Madem ki seni bulmak, kendini kaybetmek,
Kaybolduğumun kanıtı olsun; ölü şehirlere göçmek....

Elif, Lam, Ra... Olsun tüm sırlarım ifşa,
Gönlüm yalnız senin sevdanı saklasın,
Madem ki seni bilmek adını sayıklamak,
Adına kurban olduğumun kanıtı olsun; her gece ağlamak...

Elif, Lam, Mim... Günahkar titrek ellerim,
Elif Elif ' diye diye senden seni isterim,
Madem ki sana varmak,dikenli yollar geçmek,
Vuslatımın kanıtı olsun; kevser suyundan içmek

...

Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...(NFK)

Zor İş!

Böylesine çetrefilli bir mevzuda derli toplu bir yazı yazabilmek pek de kolay bir iş değil. Hele bugün, bahse mevzu olan aşk'ın, asli manasından çok çok uzaklarda kalmış ise güncel anlamlandırılışı, zorluğunun yanında tehlikeli de.
Buna rağmen, iyi kotarılmış bir yazı okudum. Tebrikler.

Tabii, farklı söylemler de mevcut aşk için. Mesela;

"kusmuğu beyninde kaltak şehrin
kirletilmiş aşklarıdır yaşanan şimdi"

gibi... Yahut,
...
/sizler!
şehrin insanları! aşkınız
bile
emanettir sizin! ve
korumanız da
korkak bir
idamlığın
cesâreti gibi/
...
gibi... Yahut,
Neyi yitirdin ruhum aşkları mı?
aşklar işte onlar yaşıyor madem ki ebedî
yoksa biten biz miyiz, bitenler neyimiz?
bizden aşka çıkan yollar mı?
yollarsa yitirdiğimiz nelerin içindeyiz? (Ebubekir Eroğlu)

gibi... Yahut,

seher vakti bir ney sesi
ahu gözlü sevgiliyi
tutup sarı perçeminden
sonsuzluğa sevkeyledi

hayal mi hakikat mi
efsun dolu sinesini
aşkın yedi vadisinde
ateşlere garkeyledi

gözler gördü gönül sezdi
bu bir demdi böyle geçti
ab-ı hayat çeşmesinden
sevgiliyi bilen içti.

gibi...

Vesselam...

http://www.yazibilim.com

çetrefilli

okan şahin yazısı ile ve bendenizin yazdıkları ve yapılan yorumlar ile. bir kez daha gördük ki; aşkı tanımlamaya çalışmak var ama aşkı tanımlamak yok....

yalnız: tutku, ihtiras ve arzu ile aşk aynı kefeye konunca işler karışıyor. eğer bu duyguları aşktan budayabiliyorsanız ne ala.

mevlana yusufun dediği gibi çok çetrefilli bir konu... canım başka şeyler söylemek istemiyor. yazıya yorumları ile katkıda bulunan arkadaşlara da bil vesile teşekkür ederim.

"eddai"

aşk........

yüreğimi yakan da söndürende aşk.......

özlenen aşk

insan ın tek ve esas aşkı ilahi olandır...

fakat biz her seferinde yanılıp beşeri olanın peşinden koşuyoruz...

sonuçta elimize ne geçiyor ki... koca bi hiç...

âşkiçinçatışırdabuluşursağsol

yapılması istenen ya da yapılacak her güzel/temiz/iyi iş sağa/sağ tarafa ihâle edildi.

çünkü sol tarafta âşk'ın kaynağının sığabildiği yegâne bir yer vardı ve sağ, yapacağı tüm iyi/güzel/temiz işlerle âşk'ı içinde taşıyan sol'un peşinde/ardında durmaksızın koşu yapmak sûretiyle yerini koruyabilen bir ikinci olabilirdi ancak.

çünkü sol yanımızda devâsa büyüyen bir nûr u âşk vardı; ilahî âşk vardı!

ve belki;

sağ ameldi,
sol niyet!
sağ bedendi,
sol ruh!
sağ dünyaydı,
sol ahret!

sol sen sağol,
sağ sen solol!
sağ sol ol
sol sağ ol!
solsağ ol,
sağsol...
bir ol,
Hû ol!
Âşk'a şâhid ol!

Ey menba-ı ÂŞK!
Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Hep aynı şarkıda takılı kalmak...

aşk denen acı lokmadan yedikçe kafamı kuyuya sarkıtmak geliyor nedense. aşk yasa dışıdır, içindeki anarşistler duvarlara sloganlar yazar ve birileri gelir onları kovalar, aşk savaştır kaybettikçe tutkun bir çocuk gibi büyür.

bir şeylere tutunmak istersin lakin tırnaklarını yemişsindir ve tutunamazsın düşersin boşluğa. ne gariptir dengen alt üst olur fakat sen doğru yürüdüğüne yemin edebilirsin.

bir bakıma olanaksızlar seni böyle yapmıştır, okunması gereksiz bir romandan çıkmış beşinci sınıf karekterler gibisindir. barda oturup barmenle konuşan gereksiz kişi. içindeki jön lük ancak onunla hayat bulur.

garip zamanlarda garip yerlerde garip şeyler düşünürsün. hep aynı şarkıda takılı kalırsın. hasta zihninde kaybolursun, aşkın için yaşarsın ama artık canlı değilsindir. eskiden olduğu gibi yine yalnış yolu seçersin.

O. Murat Çelikkafa

aşka dair...

Her kim aşk eri ise
Aşka müşteri ise,
Aşk onun yari ise
Canına od urmuşlar...

(yunus emre)

Tahir olmakta ayıp degil, Zühre olmakta... hatta sevda yüzünden ölmekte ayıp degil...