
1.
Çabam şunları kapsıyor: (a) Rönesans sonrası Batı görsel sanatının hangi felsefi eksende geliştiğini irdelemek, (b) bunu yaparken olası ve meşru bir İslam görsel sanatının ne gibi bir felsefi ilkeye dayalı olabileceğini ortaya koymak, (c) dolayısıyla gelecek görsel sanatının İslami-fıkhi meşruiyetini sorgulamak istiyorum.
2.
Bir kırılma noktası olarak Rönesans’tan yine bir kopuş olarak Picasso’ya giden Batı resim ve heykelinin en kapsamlı tahlili modernite ekseninde yapılabilir. Modernite tartışmalarının karmaşık boyutunu bir kenara bırakarak bizzat ‘modern’ kavramının etimolojik kökeninin bu dönemde kendini açımlandırdığına inanıyorum: modern olmak ya da ‘bugüne ait olmak.’
3.
‘Bugüne ait olmak’ önemli midir? Öyleyse neden? Bugüne ait olan geçmişi ve geleceği bugün ekseninde değerlendirir. Gelenek, Kutsal Metin, Ütopya ve bunlardan devşirilen Otorite ancak ve ancak bugünün kıstasından geçebilmişse geçerlidir. Bugüne ait olmak, ister istemez gelecek ve geçmişi marjinalleştirdiği oranda ‘somut zevk’e hizmet eder. Zira varolan bugündür, ve geçmişle geleceğin ürettiği bir sorumluluk yoktur. Bugüne ait olmak, ister istemez Geçmiş’in kutsallığından gelen ve Gelecek bilincinden doğan meşruiyet kalıplarını, ve bunların doğurduğu otorite modellerini sarstığı oranda ‘anarşist’leştirir. ‘Bugüne ait olma’nın Rönesans’tan başlayarak kendini serimlemesi, somut zevkin ve anarşizmin kemale ermesi anlamına gelir. Sanıyorum modernitenin birçok kavramı, ‘bugün bilinci’ üzerine düşünümle çıkarsanabilir.
4.
Amacım, haddimi aşarak bu tarihin tam bir özetini vermek değil. Aksine, birbirini red üzerine kurulu ve aslında her biri ‘bugün bilinci’nin kendini bize sunmasında kilometretaşları olan Batı sanat geleneklerinin en karakteristik özelliklerinin bugün bilinci doğrultusunda Batı’yı nereden nereye götürdüğünü irdelemek. Bunun için sırasıyla ele alacağım sanat hareketleri Rönesans, Barok, Neoklasisizm, Romantizm, Realizm Empresyonizm, ve modernitenin kendine kemale ulaştığını düşündüğüm Ekspresyonizm olacak.
5.
Rönesans’ın temel başarısı ‘perspektif’in icadıdır. Tüm teknik açılımlarından azade perspektifin felsefi anlamı nedir? Artık ‘bugündeki gözlemci’ merkezdir. Resim onun için ve ona göre vardır. Resme anlam koyan gözlemcidir, başka bir deyişle resimdeki, kutsal bir figür bile olsa, bugündeki ressamın konumlandırmasına göre bir yere oturur. İdeal konum gözlemciye aittir ve ancak onun bir türevi olarak ufuk noktasındaki zirve kutsal figüre, mesela İsa’ya verilir.
6.
Bugün bilinci boyutunda önemli bir nokta Rönesans’ın bir günah olarak formüle edilmiş insan bedenine –dini-felsefi bir temelde- Tanrı’nın sanatı olarak değer verilmesidir. Artık çıplak figürler (nü) meşrudur. Rönesans dini temelle (Hrıstiyanlık) felsefi temel (Grekoromen) arasında gidip gelmektedir. Kah Davud’u bir Yunan formunda, kah Venus’u bir Hrıstiyan Meryem idesiyle sunmaktadır. Vurgulanması gereken, artık nü’nün ya da tensel hazzın dini-felsefi bir kapıdan içeri girmekte olduğudur.
7.
Rönesans bir başlangıç olsa da geçmişten (Orta Çağ’dan) aldığı mirası bünyesinde barındırmaktadır. Rönesans hala Hrıstiyan’dır, dindardır. Bir iman aşkıyla resmetmektedir. Ve fakat perspektifin keşfinin ve nü’nün toplumsal bilinçaltı kaynağıyla Batı’nın kaderi çizilmiştir.
8.
Barok da konusu ve ressamı itibariyle dindar bir sanattır. Ne var ki, Barok’ta kendini tasarlayan ‘bugünün bilinci,’ Orta Çağ’ın geçmişe ait tepeden inen kutsal figürlerinden farklı tezahür etmektedir. Bernini’nin Azize Teresa’sında gözlemcinin merkeziliği ortadadır. Sanatkar yalvarmaktadır adeta: ‘Bu heykeldeki duyguyu hisset.’ Buyurucu değildir Barok, Orta Çağ’ın aksine. Caravvagio’ysa artık İsa’nın halesini çizmez ve havariler artık başı kel sıradan insanlardır. Bu vakitten sonra, yücelerden inen değil ressamın tasarladığı tarzda varolur en kutsal kişiler. Dinin buyuruculuğu bitmiş, merkeze bugünü yaşayan insanı hedef alan bir çağrı inşa edilmiştir.
9.
Barok, Rönesans’ın dini temelinin devralınmasıysa, Neoklasik sanat onun felsefi dayanağına sahip çıkmadır. Barok’un Rokoko’yla tükettiği dini temelin yerine felsefi temelin geçişi Fransız İhtilali’nin gelişimiyle içiçedir. Bugünün bilinci artık dini devreden çıkarabilmiş ve fakat bugünü yaşamasında, ya da İhtilal’in ilkelerinin cisimleşmesinde Grekoromen Antikite’ye sığınma ihtiyacı gütmüştür. ‘Bugün’ bir tasarım olarak kendini aramaktadır hala ve buna ancak kendisine yabancılaşarak, kendini Antikite’de resimleyerek ulaşabilmektedir. Bugün ile evrensellik arasındaki bağ hala kopmamıştır. Halbuki bugüne ait olma, her türlü evrensel belirlenimi reddetmeli, salt bugünde konuşlanmalıdır. O halde bugün bilincinin kendini başka bir forma sokması kaçınılmazdı.
10.
Bu bizi Romantizm’e getirir. Romantizm’de Neoklasik sanat tersine çevrilmiştir. Neoklasikler evrenselliği resmederek sıradanlığı tasarlarken; Romantikler, bugünü resmederek evrenselliği yakalamaya çalışıyorlardı. İdeal Romantik resmin çabası, sıradan insanların evrenselleşen duygularını yansıtmaktı. Ve fakat, ‘bugün’ hala tam anlamıyla bugün olamamıştı. Kaderine koşan ‘bugün bilinci’ Romantizm’de ancak evrenselleşme çabası içerisinde var olabiliyordu.
11.
Tensel zevk bu iki dönemde resmedilebiliyordu. O artık yavaş yavaş bugüne ait olma’ya doğru evriliyordu. Ve fakat, nü her ne kadar artık mitolojik ya da ‘heroic’ olma zorunluluğunu yitirse de, ancak ve ancak ‘öteki’de ya da Orient’te sunulabiliyordu.
12.
Bugüne ait olmanın gereği olarak Batı sanatı daha da evrilmeliydi. Bugün salt bugün olduğu için, her türlü kuralsızlığıyla ve zevkiyle yaşanabilmeliydi. Bunu Realizm bir ölçüde başardı. Artık resmedilen sıradan insanın sıradan durumuydu. Ne bir evrensellik, ne kutsallık, ne de sorumluluk (her ne kadar gelecek bilincinin ufak tohumları olsa da). Ve Manet’nin çizdiği iki erkek arasındaki çıplak kadınla tensel hazzın önündeki bütün engeller yıkılmıştı.
13.
Ve fakat, bugün ister istemez ‘an’ı yakalamaktır. Empresyonistler ‘dıştaki an’ı görünce Realizm’i gerçekçi olabilmek için inkar ettiler. Yine de, ‘bugün bilinci’nin arayışı bitmedi zira ‘an’ kişinin içinde gizlidir. Bunu resmedense Modern Batı Sanatı’nın doruğu Van Gogh’tu. ‘Bugün’ artık yerini bulmuştu: herşeyi kendine verdiği ‘zevk’e ve mecburen anti-zevke göre çizen ‘benlik.’ Ne var ki, bu benlik özü itibariyle hiçbir otorite tanımayan bir ‘çılgın’dı. Rönesans’ta doğan ‘bugün bilinci’ Van Gogh’ta ‘tensel zevk’ ve ‘anarşi’ olarak ‘benlik’e yerleşiyordu.
14.
Ekspresyonizm sonrası sanat, kendini kendi olarak tüketen Batı Sanatı’nın bir aşılanma ve yeniden doğrulma çabasıdır. Ne var ki, postmodernizm’den sonra Batı için ‘sahih sanat’ pek de mümkün görünmüyor. Ne var ki, bir müslüman kendini görsel olarak ifade çabasında her halükarda sahih bir müslüman sanat tasarısı üretmek durumundadır. Zira ‘tevhid’ herşeyde tevhiddir.
15.
O halde, bir müslüman ressamın ya da heykeltraşın sanatında temel alacağı ölçüt nedir? Bu bizi modernitenin insan tasarımıyla İslam’ın insan tasarımı arasındaki derin farka değinmeye götürüyor. Descartes’ın tüm varlığa temel saydığı res cogitans’ı (düşünen varlık olarak insan) Tanrı’yla özden kopuk olduğu için felsefesi Tanrı rağmına insana dönüşür ve modernite bu dönüşümü gerçekleştirmiştir. Bunun sonucuysa, Heidegger’in temel varsayımıyla ölümün mahkumu insana dönüşmektir. Bunun biliçaltıysa ‘bugünün bilinci’ni doğurur. İrdelediğimiz gelişmeyse bu bilincin kendini sanatta ifadesidir.
16.
İslam’daysa İnsan’ın varlığı Sonsuz’un sonsuz bir tecellisi olmaktır. O halde insan kendi açısından baktığında kendi arzuları o Sonsuz’un tecellileridir. İnsan Sonsuz açısından bakabildiğindeyse, kendisi o Sonsuz’un amacının gerçekleşmesinde bir araçtır. O halde nefsini Sonsuz yoluna adamış insan için, kendini görsel olarak ifade etmesi, bir yandan kendinin Sonsuzluğa adanmışlığının bir manifestosu, bir yandan Sonsuz’un kendini sanatkar aracılığıyla insanlığa hissettirmesinin bir anıdır.
17.
Bundan doğan bir boyutsa, insanın Sonsuzlukla teması nispetinde geçmiş, bugün ve geleceğin her birinin içselleştirilmesi gereken bir bütünün, zaman şuurunun, parçaları olduğudur. O halde İslam Sanatı ne Hrıstiyan Ortaçağ gibi salt Buyurucu Gelenek’in, ne Modernite gibi salt Hazz’ın, ne de örneğin Komünist Sanat gibi salt Ütopya’nın hizmetinde olamaz. İslam Sanatı’nda, Yüce Gelenek, Bugünün Zevki ve Gelecek Sorumluluğu aynı şuur içerisinde resmedilmelidir.
18.
Yukarıdaki iki sınırlama Sanat-içi değil ontolojik olarak Sanat-öncesi sınırlamalardır. Kamil Mü’min bunu içinde hisseder ve öylece Sanat’a girer. Bunun ötesinde Sanat-içi bir kısıtlama sanıyorum Görsel Sanatlar’ın ruhuna ters olurdu, zira her kesimin ve her zamanın estetik anlayışı farklı olmak durumundadır.
19.
Yine de çok önemli bir sorunla karşı karşıyayız, ve bu sorun hallolmazsa bütün çabam alt-üst olur. İslam fıkhı görsel sanatlara müsaade eder mi? Bir bütün halinde hadis külliyatı suretten nehyediyor görünürken, resim ya da heykele cevaz verilebilir mi? Bu konuda geniş bir literatür olsa da gözden kaçan birkaç meseleye değinmek gerekiyor:
20.
Birincisi: Bu yasağın varlığı salt Hadis’tedir ki biz ondan Sünnet-i Nebevi’yi @ bulmaya çalışırız. Lafzıyla da manasıyla da evrensel Kur’an’da böylesi bir kısıtlamaya yer verilmemesi ve hatta Hz. Süleyman’ın @ sarayında heykeller bulunduğunu söylemesi gözden kaçmamalıdır.
21.
İkincisi: Sanıyorum Hadis’i değerlendirirken onun özünün, yani ezeli olan Hakikat-ı Muhammediyye’ye (salavatullahi aleyh) ait boyutunun, ya da Ezeli Kelam’ın tabiriyle Hikmet’inin evrensel olduğu gözden kaçmamalı. Görünüşü itibarıyla değerlendirildiğinde belli hükümlerinin Bediüzzaman Hazretleri’nin tabiriyle münteşire-i muvakkata olabileceği düşünülmeli.
22.
Üçüncüsü: Bu Hadis’lerin beyan edildiği toplumun putperestlikten henüz çıktığı ve onların terbiyesinin kökten bir yasaklamada olduğunun hesaba katılması lazım. Ve bu üçü birarada değerlendirildiğinde ‘zamanın en büyük müfessir olduğu gerçeği’ hesaba katılmalı.
23.
Ve sonuncu olarak: Bediüzzaman Hazretleri’nin sanata sanat-öncesi kısıtlamalar koyan şu ifadelerinin bir şekilde bizim sanatımıza da yol vermiş olabileceği üzerinde düşünülmesi gerekiyor: Memnu heykel, ya bir zulm-u mütehaccir, ya bir heves-i mütecessim, ya bir riya-yı mütecessiddir.
24.
Bu yazıyı yazmadaki temel gayem bir hüküm koymak değildir. Görsel Sanat’ın İslam’daki konumu, eğer böyle bir sanat olacaksa Batı Sanatı’yla ne gibi bir ilişkisi olması gerektiği, böylesi bir sanatın dini açıdan meşruluğu sorunlarına cevap aramak gündemde olmasa da derin bir ihtiyaçtır. Zira müslüman ruh sanat ihtiyacını İslam’da doyuramayınca ister istemez doğurganlığını kaybetmiş ve ruha hitap etmeyen Batı Sanatı’na yöneliyor. Ya teslim olacağız ve güzellik anlayışında dilenci olacağız ve İslam’ın ruhuna bu açıdan yabancılaşacağız ya da kendi ilkelerimizi ortaya koyup kendi güzelliğimizi sergileyeceğiz. Benim bu soruşturmam eğer bir tartışma ortamı açarsa kendimi bahtiyar sayacağım. Ve talebe olduğum bu zeminde üstadlardan istifade etmeyi kendime kar bileceğim.
Yorumlar
İslam sanatı
Per, 17/01/2008 - 22:00 — cemile aksoyYazınız çok spesifik bir alanı konu edindiğinden,yorumlayabilmek için bir yeterliliğe sahip olmak gerekiyor. Bu yetkinlikte olmadığımı kabul ederek,İslam sanatının,diğer sanat anlayışlarından farklı olarak, bugünün zevki ve gelecek sorumluluğu şuuru içinde olduğunu vurgulamazı islamın ahlaka verdiği önemin göstergesi olması bakımından,önemli buldum.Ama batı sanatının tarihsel gelişimi ve uygulanışlarıyla ilgili yeterliliğinizin,islam sanatı alanında eksik kaldığını da söylemek istiyorum.Sanırım bu eğitim müfradatımızın bir sonucu.Çünkü biz okullarımızda kendimizden çok,batıyı öğretiyoruz.
Sanat, güzeli arama çabasıysa islam medeniyetini bu çabadan arındıramayız.Bu nedenle islamda sanatı enine boyuna konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.Bu konuyu gündeme getirmenizin hayırlı olduğu kanısındayım.Her ne kadar islamda sanat konusu eksik kalmış olsa bile.İnşallah bu konuyu daha ayrıntılı açıklarsınız.Ayrıca,isminiz konusunda da artık bi karara varsanız diyorum.
İslam sanatı konusunda
Cum, 18/01/2008 - 09:10 — Erdem Sadi Yargıcıİslam sanatı konusunda temel düzeyde dahi olsa derinden konuşamam. Aynen dediğiniz gibi müfredat sonucu. Ama İslam sanatı yeniden dirilecekse de modern (Batılı) sanatla yüzleşmeden bunun olabilmesi pek mümkün değil. Ayrıca İslam sanatını yorumlayacak olan herhangi bir insanın, bilmesi gereken birçok şeyin yanında Batılı sanat eleştirisi formasyonuna da sahip olması gerektiğini düşünüyorum.
Ve galiba bu mahlas kalıcı...
Her insan iyidir, ama unutmaya mahkumdur.