renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Asıl Toplu Mesajı Allah Gönderdi!

Ayakkabılarımı kesip terlik yaptığım günlerdi ve yaşım bu tür bir durumdan psikolojik etkiler somurmayacak kadar diplerdeydi…

Nı ha ha ha!
Bu girizgahtan “eski bir bayram senfonisi” besteleyeceğimi düşünen okuyucu yanıldın!

Biz eskiyen bayramlarımızı kesip, post modern terlikler imal ettiğimizden beri, cep telefonu ve klavyeye yapışan avuçlarımız semayla seviyeli(!) bir ayrılık yaşamakta… Ananevi ve genetik reflekslerimiz “dinü devletün birliği ve bütünlüğü” söz konusu olunca en zehir zemberek tiradları kurgularken, kinetik enerjiyi depolayıp gerektiğinde kullanan basit bir zemberek olamamakta….

Magnus “biz eskilerin omuzlarına tünemiş zavallılarız” demiş. O yüzden bırakalım artık eski bayramların yakasını ve ruhları yasin bekleyen dedelerimizin sarımsak kokan ağızlarından duyduğumuz basit bir “çok yaşa”yı bir hadis ravisi hassasiyeti ile bugünlere taşımayı…

Biz eskide kalmış hatıraları bile eskiten garip “garip”leriz.

Eskitmek ile yad etmek arasındaki derin çizgide sek sek oynayan ıslah olmaz prototip veletleriz.

Otuz kırk fonksiyonlu cep telefonunun sadece arama ve mesaj kısmını kullanabildiğinde Asimoyu icat etmiş Uzakdoğulu edasıyla burnunu kaf dağında gezdiren adamların çocuklarıyız. Bu yüzden bilgisayar operatörü kılıklı terminatörleriz.

Teknolojik ağın yapışkan 0-1 lerine takıldığımız günden beri dostlarımız aradığında çevrim dışı, akrabalarımız aradığında servis dışıyız. Hep bir şeyin dışıyız.

Oturduğu yerden hayata dahil olmaya “dinlenme” diyen ama dinlenerek “din”lenilemediği gerçeğini sağa sola dini mesajlar atarak kamufle etmeye çalışan tinsizleriz. Doğandan bozma şahinler gibi, Niçe’den bozma Mevlana'larız.

İç sıkıntısal, kaygısal, antizembereksel hallerini, kınının içinde tuttuğu kılıçla budamaya çalışan Don Kişot'larız.

Zamanı un gibi öğütürken değirmen ve biz Gerçek İlah'ın gönderdiği “toplu mesaj”ı kapsama alanımız dışındakilere henüz ulaştıramamışken dijital ekranları yeşile boyayan göz boyayıcılarız.

Birileri “riyanın makul miktarı da samimiyet göstergesidir” diyedursun. Biz sırf kafiyesi var diye ucube lafları listesindeki adamlara toplu olarak yollayan harbi riyakârlarız.

Uzatmayacağım.

Şimdi adam gibi arayalım eşi dostu ve “Bugün pak hanene nurlar saçılsın” cinsinden samimiyetsiz laflar göndermek yerine, “nasılsın, bayramın mübarek olsun kardeşim, sağlığına duacıyım” şeklinde hakkaniyetli laflar edelim. Bize ne telefondaki ya da e-posta listesindeki alelumum herkesin bayramından.

@--->---

Toplu bayram mesajlarının topunu bu bayram topuğundan vurmak temennisiyle bayramınız mübarek olsun!

Dıııt… dıııt… bi saniye mesaj geldi.

Bir bayram gülüşü savur göklere, eski zamanlara gülücükler getirsin, öyle içten öyle samimi, gözyaşlarını bile tebessüme çevirsin. Yüreğine damla damla umut, günlerine bin tatlı mutluluk dolsun. Sevdiklerin hep yanında olsun, yüzün ve gülün hiç solmasın. Şeker Bayramın kutlu olsun...”

Yapma ya!!!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

İpi Kesebilene Ne Mutlu

"Dünyada iki çeşit insan vardır dostum. Boynuna ip geçirilmiş olanlar ve ipi kesenler."
(İyi, Kötü, Çirkin)

İpi kesenlerden olduğunuz için tebrik ederim Ayşegül Genç. Oturaklı bir taşlamaydı.
Saygılarımla.

"Ölen şehirlerdir Taha değil"
/Sezai Karakoç/

Çocuk bile gülüyor

Öncelikle bayramınız mübarek olsun. Ben de tam mesaj nasıl çekiliri öğrenme arefesindeydim. Zira artık kınayanın kınamasına dayanamaz hale geldim. Eline telefon yakışmıyor bizim neslin. Öğle iğreti duruyor ki ; insanın kimseler görmeden konuşası geliyor. Bir yüzeysellik var bu icadın duruşunda. Ev telefonları öyle miydi ya. Lazım olduğunda kullanılırdı. Bu her vakit, her yerde...Hem rahatsız ediliyor, hem rahatsız ediyorsunuz. Bunsuz hayatı yaşamamış olanlar şaşırabilir belki... Ama ben mumla arıyorum.
Kandilde huyumu bilmeyen yeni mesajcılar yazmışlar gene...Bayramda da öyle. Çocuklara cevap yazdırdım. Bunu günde yüz kez yazmazsanız sevap olmaz diye. Mesajı alan aradı bu kez.
Dedim ki ben cevap yazamam sakın bana yazayım demeyin. Yanımdaki onyaşındaki yeğenimiz gülmeye başladı ve bilmiş bilmiş beni kınadı. Saygısızlık olmasını istemiyorum ama yenge deyip gülüyordu. Çünkü bunu bilmemeye çocuk bile şaşırıyordu.
Aklıma eski bir şarkı geliyor. Nereye kaçayım. "Dört yanımı sarmış müfreze kolu"
Çok da kaçılabilir şeyler değil bunlar, birinden bir nebze uzak kalmaya çalışırken öbürü arz-ı endam ediyor.
Bir ümidimiz kaldı. O da musalla taşında dururken. Belki o vakit selamete ereriz kimbilir. Ne ki bazen onun da başında bando çalıyorlar . Rabbim sonumuzu hayr eylesin. Yar ve yardımcımız olsun.

bayram....

Sevgili Aysegul, konulari nasil yakaliyorsun bilmiyorum ama, bana cok iyi hitap ettigini soyleyebilirim.
Bayramda ben de kimseye mesaj atmayanlardanim. marifet oldugundan degil ama. Alisik degilim. gelen mesajlara cevap vermeyince tekrar telefon edilip, mesajimi almadin mi? diye soranlara aldim, aldim ama yazmasini bilmiyorum diyince gülüyorlar....
Biz telefonu bile cok az kullanan bir nesil olarak, bayram oncesi bir iki hafta en guzel kartlari alirdik, genellikle sehir kartlari olurdu. sehir disindakilerine kart sehir icindekilerinede telfon etmek bile abes olurdu, ziyaret edilirdi... Hala o kartlari saklarim, kutsal dua gibi....
selam ve dua ile...

Dengenin "denge" olduğu bir hayat tasavvuru...

teknolojiyi kullanmanın/etkisi altına girmenin/ abartılıdığı böyle bir zaman diliminde mesaj yazmamak ve soranlara da "mesaj yazmayı bilmiyorum" diyebilmeyi tasvip etmiyorum...

En azından şöyle denilebilinirdi, "abartıyorsunuz, bir mesajla bayram kutlanmaz. bir mesajlık adammıyız :) "

kızıp mesajla ilgilenmemek yerine dengeli bir şekilde kullanabiliriz pekala...

eyvallah, çok hoş anlatmışsınız. lakin niçin bu hale geldiğimizin sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

ülke olarak teknolojiye hayranız, abartıyoruz çoğu kere. vur denilen her şeyi öldürme taraftırıyız. lakin bu çözüm değil...

biz de aile olarak 6 yıldır televizyona kızdığımız için televizyon izlemiyoruz /6 sene önce televizyonu kaldırmıştık, kitap okuyamıyoruz, sohbet edemiyoruz diye/, ama o kadar alıştık ki hilal tv açıldığında dahi izlememe kararı almıştık.

ama şu da varki en önemli öğrenme yöntemlerinden birisi de şüphesiz görsel öğrenme tekniği... bir çocuğa 5 dakika da namazın nasıl kılınacağını çok güzel bir şekilde televizyon anlatabiliyor/gösterebiliyor. işte bu sebeple hilal tv de vahyin penceresinden programının cdlerini aldım.

diyeceğim o ki, gelin bu işin ortasını bulalım. kızıp bir kenara atmayalım. kimseye kastım yok, sadece mesaj yazmamayı öğrenmemeyi tasvip etmediğimi belirttim. mesaj yazmayı öğrenelim, lakin gerektiğinde mesaj yazalım.

teknolojiyi dengeli bir şekilde kullanmaya çaba gösterelim...

Dengesizliğin denge olduğu bir dünyada dengeden bahsetmek en büyük dengesizliktir... Buna katılıyorum, lakin gelin orta yolu bulalım... Dengesizliğin denge olduğu değil, dengenin denge olduğu bir dünyada dengesizlikleri çözmek ümidiyle...

selamlar/sevgiler

ulvî ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com --

dengesizim!

Dengesizliğin denge olduğu bir dünyada dengeden bahsetmek en büyük dengesizliktir...

tamam şimdi anladım niye dengesiz olduğumu:)

aslında bu yazıyı yazmama sebep olan şey; arefe günü böyle bir kaç tane samimiyetsiz mesaj almış olmam. operatör yoğun olunca bayramda mesaj gitmiyormuş, öyleyse arefe günü atmayı çare bulmuş arkadaşlar. iyi de o gün bayram değil ki. yani ya "geçmiş bayram" kutluyoruz, ya da "gelecek bayram".... ben denge felan istemiyorum. ya şu bayramı telefon açın, mümkünse(!) bayram günü "kardeş bayramın kutlu olsun" diyerek kutlayıp, kapatın.

konuşmayı sevmeyenlere, insanlarla muhatap olmayı sevmeyenlere birebir mesaj atmak. mesela akrabadan birini arasa şimdi tek tek konuşmak gerekecek, gönül almak gerekecek, hatta yapayda olsa bir gülümseyen adam ses tonuna bürünmek gerekecek... ne gerek var :)

"eddai"

İyi akşamlar nasıl yardımcı olabilirim !!!!

(farklı bir açı)

Şu bildiğiniz kapitalizmin buhar çağına dahi hamd okutan çağrı merkezlerini coni ağzıyla ‘’call center’’ ları bilmeyeniniz yoktur …
Biraz benden biraz da ‘usta’dan kabaca sosyolojik çılgınlığa bir bakış !!!

‘’’
-abi kendimi robot gibi hissediyorum

-hayırdır ?

-abi düşünsene 8 saat boyunca aynı şeyleri söylüyorsun ‘’iyi akşamlar nasıl yardımcı olablirim ‘’
bunu günde kaç kere söylediğimi bilmiyorum sabah 09.00 da eve girince annem –yavrum benim diyince!!! ben okadar formata girmiş oluyorumki anneme-iyi akşamlar nasıl yardımcı olabilirim diyorum .
Kendimi mekanik dişliler arasında ezilen bir yumuşakça gibi hissediyorum ,
Abi kendimi tek hücreli bir varlık gibi hissediyorum bazen kulağıma taktığım kulaklığı boydan aşağıya inen mikrofonu kendime o kadar özdeşleştiriyorum ki işten çıkarken çoğu defa unutuyorum Allahtan kablolar buna izin vermiyor onlar bile fizik kuralları ölçüsünde kalarak dahi olsa bana yardım etmeye çalışıyorlar.
ama ben kendimi formatlıyorum anla abi işte aynı işletim sistemini yüklüyorum her sabah bir türlü pardus yükleyemedim usta affet beni

-!!!!?????

-usta fenayım anla işte aslında işe girerken baya iyiydi ortam felan. anla işte, kız felan baya vardı ; vardı da şimdi ekranlarımdan başka bir şey göremiyorum yani. ha bu arada ekran diyom ya otomasyon yani; çıldıracak gibi oluyorum bir gün bir kadın aradı mesela mms ayarlarımın yapılmasını istedi. Ben de telefonun markasını ve kodunu istedim o kadar angut ki daha telefonunun markasını bile bilmiyo senin neyine be hırbo mmms

-mms!!!???

-usta deli olacam anla işte hıyarın biri aradı geçenlerde ne dedi biliyon mu ? karımla kavga ettim başka arayacak kimse de yoktu seni aradım dedi? ben de yine bilindik hikaye buyurun nasıl yardımcı olabilirim , buyrun nasıl yardımcı olabilirim şaka gibi değil mi?
Abi kendimi pavlovun köpeği gibi hissediyorum uyarı sesi gelince buyurun nasıl yardımcı olabilirim dokunmatik bebekler gibi sürekli güleç , hiç sinirlenmeyen asabiyet nedir bilmeyen küfretmeyen soyu tükenmiş bir hayvan gibi yani ‘’buyurun nasıl yardımcı olabilirim’’

_geçenlerde haftalık toplantı vardı bizim Betül hanım var takım liderimiz, evet bizim bi mangamız var o yat der yatarız kalk der kalkarız bizim her şeyimiz yani anlayacağınız , performansım çok yetersizmiş istedikleri ve bekledikleri bu değilmiş; mesela ben diyorum ya hani ‘’iyi akşamlar nasıl yardımcı olabilirim ‘’o gün yanlışlıkla hayırlı akşamlar demişim bu benim performansımı kırmış abi eksiye düştüm abi 410 milyon alıyordum şimdi performans da yok bakalım ne olacak .

-usta kusura bakmada şu hayırlı akşamlar faciasıda senin yüzünden hani; yaw senle beraber olunca hep bunu diyorum ertesi gün bende bu kelimeyi söylüyorum inşallah, hayırlı akşamlar, bunları ortdan kaldırmam lazım . Sonra ben ne yaparım .

Akşam eve gidince sürekli tekrarlamalıyım ‘’iyi akşamlar nasıl yarımcı olabilirim , iyi akşamlar nasıl yardımcı olabilirim sürekli tekrar….

bak dün ne oldu biliyon mu? benim için felaketti bayram günü çalışıyorum tabi
-kardeşim bu nasıl tarife dedi hani dakkası bir kontördü bu ne ya 5 dakka konuştum 20 kontrol gitti siz adam kazıklıyorsunuz .

-beyefendi bir dakka bilgilerini kontrol ediyorum
-ne yazık ki 20 kontörlük konuşmuşsunuz
-ben beş dakka konuştum kafan mı iyi ulan senin !!!???
-beyefendi burada böyle gözüküyor
-ulan ben yalan mı söylüyorum ş………
-nasıl yardımcı olabilirim nasıl yardımcı olabilirim
-evet abi küfrederken bile bunu söyledim

-!!!!!!???????????????????

-abi niye öyle acayip bakıyorsun bana nasıl yardımcı olabilirim!!!!’’’’

Evet nasıl yardımcı olabilirsin ki güzel kardeşim, nasıl , yitirilmek için uğraşılmamıştı seninle, tam on sene hedeflerimiz ve gayelerimiz seni bir yumaşça yapmak değildi hiçbir zaman ; ama işi ehline vermek lazımmış be kardeşim çırak olamayacaklar usta olduğu müddetçe devam edecek ; rızık verdiğini zannedenler yaşadığı müddetçe, ibadet isteyecek senden ve sana kemirmediği kemiklerin artıklarını atacaklar. Sanayi devrimi çoçuğu olmaya namzet olacaksın güzel kardeşim sen bir istatistik olacaksın milİyonların içinde sadec bir katre ve sen koca adamların ağızlarına sakız …

şuçlu biziz kardeşim suçlu biziz , af dilemeyeceğim senden özür dilemeyeceğim ve senden yardım beklemeyeceğim şunu bil asla bana yardım etmeyeceksin!!!

‘’ustanın yüzü bu gün yerdedir’’

ve artık inanıyorum DARWİN ‘e ama doğal seleksiyonun tam ters olduğuna ; maymundan insana değil insandan maymuna!!!!

zembereğim,zembereksin, zemberek

hikayeniz yine yerini buldu gökhan bey, elinize sağlık.

insanlar robatlaşırken bakın robatlar da insanlaştırılmaya çalışılıyor...

robot insandan inciler

belki tavuk-yumurta paradoksuna yenisi eklenir ileride. insan mı robottan, robot mu insandan diye....

not; bana inadına toplu mesaj ve e.posta atmaya devam eden şahıslar.... siz insana zorla neoepik şiir yazdırırsınız.

"eddai"

Pek çoğumuzu rahatsız

Pek çoğumuzu rahatsız eden bu konuyu dile getirdiğiniz için de teşekkürler. Salgın hastalık gibi bu mesaj meselesi. Ve aslında ilişkilerimizin ne boyutlara geldiğini göstermesi bakımından da son derece dikkat çekici.
Önce ayağımızı çektik başka evlerden, sonra sesimizi, en son da kelimelerimizi. Sanırım sırada zihnimiz var. Onu da çektik mi, kendimizden başka her şeyi unutmuşuz demektir.
Zaten başka konularda sık sık yapmıyor muyuz bu sadece kendini hatırlama işini?

saniyen; "Oturduğu yerden hayata dahil olmaya “dinlenme” diyen ama dinlenerek “din”lenilemediği gerçeğini sağa sola dini mesajlar atarak kamufle etmeye çalışan tinsizleriz. Doğandan bozma şahinler gibi, Niçe’den bozma Mevlana'larız."
özellikle bu tanımlama ağır geldi bana, yanlış mı? Değil belki ama insana dokunuyor böylesi açıkça karşılaşmak korktuğuyla...
Kaleminize sağlık. Keşke bizler daha iyi olsak da, yazdıklarımız okuduklarımız içimizi açsa...

Leyleğin Saadeti

Yazıyı okuyunca geçenlerde gelen bir mesaj geldi aklıma...

Paylaşmak isterim izninizle;

Ziya bizim.. severim kendisini. Kendi halinde bir arkadaşımızdır. Saygıda kusur etmez. Her bayram, kandil falan mesajı düşer telefonumuza. Tebessüm eder geçeriz.

Yine bir kandil akşamıydı. Bizim Ziya'dan bir mesaj;

-tam aklımda değil ama yaklaşık şöyle birşey-

sümbülün bişeysi, papatyanın nebilimneysi, lalenin ötekisi leyleğin saadeti size hayırlar getirsin falan...

okudum her zamanki gibi yine tebessüm ettim. çiçeklerden giderken bu leylek de nereden çıktı diyerek sarıldım telefona.

- Ziya!
- Buyur abi..
- Nedir abi bu mesaj?
- Kandil ya abi ondan...
- Çiçek çiçek ne güzel gidiyorduk nereden çıktı bu leylek abi?
-Valla bilmem abi bana geldi bi arkadaştan ben de cep telefonumda kayıtlı olanların alayına gönderdim aynısını.
- Peki abi gecen hayrolsun!

Sonra düşünürken anladık ki bu mesaj Kadir Gecesi hatrına icad edilmiş. Leyleğin Saadeti ise aslında leyle-i saadet miş. O kandil senin bu kandil benim, o telefon mesajından bu telefon mesajına şekil şemail değişmiş hayli.

Her mesaj gelişinde Leyleğin Saadeti'ni bekler dururum ama nafile.. bir daha gelmez oldu leylek. Küresel ısınmadan mıdır bilemem artık.

Yazıyı okuyunca, paylaşmak istedim yorumsuzca.. hepsi bu.

leyleksiz mesajlar

:)

isterim isterim ki, leyleksiz çiçeksiz böceksiz olsun mesajlarım. kadrin ne kıymeti var, önemli olan katılmaktı mı demeliydim acaba?

ben de yorumunuz hoşuma gittiğinden yorum eklemek istedim. hepsi bu.

"Otuzuncuharf"

Rantcı leylekler...

Bayramlar,mübarek geceler ,değişik günler,vesaireler olmasa nerelerde kullanılacak o bedava mesajlar ya da nasıl tüketilecek kontorler?
Belki de birilerinin kontor tüketimi için uydurduğu anlamsız ,muhtevasız ama cicili bicili bu mesajlar bize yem olarak sunuluyor. Baksanıza yem tüketimi hayli fazla.

Yorumlardan sonra leyleğin saadeti birden aklıma bunları getirdi. Paylaşmak istedim.

Hürmetler efendim.

Perde kaldırılsaydı yakinim artmazdı. Hz.Ali.

:)

leylek saadeti..

demek ki bu şekilde mübarek geceleri kuşa çeviriyoruz.biz kendimize ait olmayan laflar etmeye bayılıyoruz hepsi bu. bir nevi lak lak yani. bir nevi leyleğin ömrü lak lak ile geçer sendromu:)

"eddai"