renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Azrail'in Kanadından Düşen Tüy

Cahit Sıtkı’nın otuz beş yaşının üzerinde havalan kuşlar, benim yirmili yaşım üzerinde kanat çırpıyor.
Hayretle karşılamıyorum bu durumu. Çünkü biliyorum, ölüm yaş sırasına göre göstermiyor insanlara yüzünü. Zaten hayret perdesi üzerlerinden çekili olarak yaşadım ne varsa. Şair olamayacaksam bundan keza. Bir tekrardı hayatım. Provası düşüncelerimde yapılıyordu. Bu yüzden belki hatası azdı... Olan hatalar da ancak işin profesyönelleri tarafından fark ediliyordu.

...

Kanat çırpan kuşların ölüm şarkısı… Oysa martıların çığlıklarıyla kanamadı henüz kulaklarım İstanbul’da. İstanbul görmedi henüz beni. Eskimeyen bir şehirden ismimi yıkayacak bir ses yükselmedi. Erciyes’te eşkiyalık talim etmedim daha. Provasını yaptığım sahneler var. Ben oynamazsam bu sahneleri kim oynar?

...

Her şey "bir an" içinde uzanmak istiyor erişemediği yerlere. Ölüme yaklaştıkça, hayat gülümsüyor yüzüme. İnsanların ağırlıklarından para kazanmaya çalışan çocukların ellerine para bırakıyorum usulca. Ben fazla ağırım diyorum, tartılmıyorum bu yüzden. Hoşuna gidiyor belli ki, çocuğun gözlerinde hayatın gülen yüzü beliriyor. Ağırım diye tartılmıyorum. Ağırlıklarımdan korkuyorum...

...

İnsanı hafifleten bir şey olmalı ölüm. Düşünce yok. Söz yok. Ses yok. Sessizlik içiriliyor insan bedenine. Sükunet elbisesini giyiyor ruh. Renk yok. Duruyor hep akacak sandığımız ırmaklar. Akış yok. Dönüş yok. Başladığı noktada nihayete eren bir koşu, dinlenmeye duruyor vakti belirsiz.

...

Yüz görümlüğü alacak benden son nefesimi ölüm. Ne payım kalacak hayattan alacağım, ne borcum olacak geri ödeyeceğim. Var olmak için sebeplendiğim zikrin bendeki sesi susuverecek. Şairin ifadesiyle; “Bir bitmeyecek şevk verirken beste, bir tel kopacak ve ahenk ebediyyen kesilecek”. Temrini olmayan zor bir soru karşısında, avuç içlerimdeki denizler taşacak bütün vücuduma. Sonsuz bir sonraya ilk adım...

...

Buğu diye bir roman yazmış biri; okuyamayacağım. Bir yazarın gözleri buğulanmış; göremeyeceğim. Buğulu bir hayat benimkisi de, cam üzerine çizilen çizgiler gibi hayallerim, diyemeyeceğim. Bir buğu gibi silineceğim. Adım diyeceğim buğunun katı hali… Kendine kalbin katı halini sıfat seçen varlığım. Suları hep üzerinden akıttın. Hiç su olup akamadın. Coşkusu katmerlendi suların sana değdikçe...

Yerinde ağırdın. Şimdi sadece yer değiştiriyorsun...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ölüm kere ölüm ey serçe...

Ölüm kere ölüm oynanır sahnede...

Perde arkasında ne olup bittiğini düşünmeye fırsatın kalmaz. fırsatını bulup düşünmeye başladığın anda martıların sesleri, çığlık çığlığa suhurları parçalayan dalgalar alıp götürür dimağını umut fezasına...

Yağmur yağdıkça sen de yağarsın toprağa, her ıslandığında adımların ölüme götürür. Panzehiri olursun ölümün, aşk olursun...

İnsanı hafifleten birşeyler olmalı, kesinlikle. Yaklaştıkça ölümün kendisi ile hemhal olmalı, korkusuyla değil.

Hikayeyi yazmaya başlamadıktan önce, idam sehpasında oturmalı, tefekkür etmeli... Düşünsenize, elem şerbetini tadmadan dünyadan göçüp gitmek, bir insanın hayatı tozpembe algılamasına sebep olmaz mı?

Acısı olmalı insanın...
Hüznü ağıt yakmalı...
Alazlanmalı yüreği mütebessim korlarda,
Ardından da aşkın mehtabında içine çekmeli dolunayı...

Bir serçenin ağladığı andaki gözyaşı gibi içimde misin ey ölüm? Bilirsiniz serçeler ağladıklarında ölürler...

keşke daha uzun yazsaydınız... yüreğinize sağlık, beğenerek okudum..

selamlar/sevgiler

ulvî ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com --