
“Hem ben bir kez öldüm.
Bir kere daha ölürüm.”
Bir öyküye İsmail Kılıçarslan’ın yukarıdaki dizeleriyle başlamak, okurun bilincine bir darbe vurmaktır aslında. Sarsan, zihni allak bullak eden, sıkı bir yumruk yemiş gibi insanı afallatan bu dizelerle her şeyin hayal meyal olacağını kestirebiliyorsunuz böylelikle.
20 Eylül Çarşamba günü elime geçti Tarık Tufan’ın kitabı. Hastanede kan tahlili raporlarını beklerken karıştırdım ilk olarak. Okumaktan korktum İsmail Kılıçarslan’ın dizelerini görünce. Ama Tarık Tufan’dan gelmiş bir kitabı okumaktan kendini fazla uzak tutamıyor insan. Karanlık koridorlarım için bir ışık huzmesi oldu hep Tarık Tufan.
Her zaman ki gibi bir hayatın anatomisiydi, Hayal Meyal benim için. Sorgulayan, kuşku uyandıran, tedirginlik veren ve insanın yeryüzü yolculuğunda konumunu hatırlatan bir öyküyle gelmiş geceme, Tarık Tufan.
Silik hayatların flu görüntülerini hatırlattı bana.
En çok da şükretmeyi.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın deyimiyle yolu yarılamış bir adamın öyküsü, Hayal Meyal.
Bir kadına âşık olup olmadığı noktasında sıkışıp kalan bir adam.
İlknur; insanlara güvenini yitirmiş, tutunmak için bir dal arayan kadın.
Nurettin Efendi, Nefes Saatçisi, Saati altıyı on geçe de takılı kalmış hayatı, muhabbet ehli sıfatıyla maruf gönül adamı.
Hayal Meyal, özne olarak öyküde yer alan bir adamın adı bana göre. Hayatını çift kişilik üzerine oturtmuş, ikilemlerin dünyasında bir adam. Öyküyü ismiyle bütünleştiren de bu. Okumaya başladığınızda her şey normal diyorsanız da sonunda şaşırıp kalıyorsunuz. Her şey sisli bir akşam vakti yolda yürümek gibi geliyor insana. Tedirgin olursunuz. Çünkü hayat en olmadık yerde karşınıza farklı bir şekilde farklı kimliklerle, farklı yüzlerle çıkabilir.
Tarık Tufan’ın öykülerini güçlü kılan da bu yönü aslında. Sıradanmış gibi görünen hikayelerine ruhunu aşılayıp anlamlandırarak sunması.
Hayal Meyal, bir varoluş mücadelesi. Varolma savaşı veren bir zihin, bir kalp. Hayatın bütün acımasızlığına, ikiyüzlülüğüne karşın kirli uzlaşmalardan uzak, ayakta kalabilme çabası gösteren, soluk almaya çalışan ve varolmak adına direnmeye çalışan bir adamın öyküsü. İçinde süregelen sessiz savaşlara karşı yaptığı benlik mücadelesi. Öyküyü anlamlı kılan da bu olmalı aslında.
Edebi olarak oldukça kıymetli buldum öyküyü. Edebi anlamdaki en iyi eseri diyebilirim. Titizlikle seçilmiş cümleler var Hayal Meyal’da. Sorgulamaları, iç konuşmaları enfesti. Bazen bir cumartesi gecesi Düş Vakitleri’ni dinliyormuşum hissine kapıldım.
Kekeme Çocuklar Korosu, isimsiz bir adamın popüler kültürü yumruklama çabalarından oluşuyordu. Öznesinin bir adı yoktu.
Ve Sen Kuş Olur Gidersin, isimsiz bir adamın hayata tutunma çabalarını anlatıyordu. Yine öznesinin bir adı yoktu.
Hayal Meyal, hayatındaki çift kişiliğin farkında olmayan hayal meyal bir adamı anlatıyor. Öykünün öznesinin yine bir adı yok.
Tarık Tufan’ın öykü kahramanlarını esrarengiz kılan bu. Öznelerinin adı yok. Herkesle kolaylıkla özdeşleştirilebilecek kahramanlara sahip Tarık Tufan. Bu yüzden “Öznesini Arayan Adam” bana göre.
Ellerine sağlık Tarık Tufan.
Allah kalbine her daim ferahlık versin.
Yorumlar
Düş vakitleri,Tarık Tufan ve kitapları
Per, 04/10/2007 - 14:25 — Tuba Okuyan15'li yaşların da Tarık Tufanla yolu keşişenlerin:sıklıkla hayatın med cezirleri arasında şıkışanlar olması.Ve bu arkadaşların sananata yatkın duruşlararı yazarın işini zorlaştırıyor.Mahalesini iyi tanıyan abimiz den ,daha sıkı kitaplar bekledigimi söyleyeyim.Fatih beyin ifadelerine katıl makla beraber.
yazarken bile militan olmak
Çar, 10/10/2007 - 23:15 — fatih burak cebrimilli gazete nin kültür sanat sayfasında gördüm tarık tufan`ı ilk defa. kalbimizi ısıtan şeyler yazıyordu. iyi yazıyordu. sonra bugün gazetesine geçti. benim açımdan kabullenilemez birşeydi bu.
son kitab`ı bekledim. okudum... evet edebiyat açısından belki güzeldir. ama kitapta bir duruş problemi var. mesela bir yerde sevgilisinin saçlarını okşayamayan çocuklardan bahsediyor. bunun anlamını sorguluyorum günlerdir.
ömer karaoğlu`na sormuşlardı bir yerde. belki de tarık tufan`ın kendisi sormuştu. eşiniz için beste yaptınız mı hiç diye. ömer abi ne güzel söylemişti: "yaptıysam bile mahremiyeti vardır bazı şeylerin."
evet kitap edebi açıdan güzel olabilir. ama bu güzelliğn anlamı sorgulanmalıdır bence. cahit zarifoğlu "yazarken bile militan olmaktan" bahseder.
fuara gidince aldığım kitaplardan biriydi "sütçü imam". önce hayal meyali okudum, sonra sütçü imam`ı. yanlış anlaşılmasın başka birşeyden bahsetmiyorum. bir ideolojik duruştan bahsediyorum.
haber7 deki iftar programını izledim ilk günlerde. tv5`deki programlarını hatırladım birden. düş vakitlerini... nerden nereye diyor insan gayri ihtiyari...
tarık tufan`ı milli gazete`den takip ettiğim günlerde aynı sayfada yazı yazan bir başka isim daha vardı: ibrahim paşalı. haddim olmayarak bu iki ismi karşılaştırmak isterim. paşalı`nın ikinci kitabı olan istanbul kriterleri ikinci baskısını yaptı. tarık tufan dört kitap bastı. paşalı gerçek hayatta aylık yazıyor. bazen milli gazteye de düşüyor yazıları. tarık tufan bugün gaztesinde yanılmıyorsam pazar günleri yazıyor. ikisi de marmara fm`deki programlarına devam ediyorlar.