renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İlk İftar

İftar

Dün ilk iftar öncesi Deniz Feneri Derneği'yle birlikte İstanbul'daki yoksulları dolaştık.
Deniz Feneri, çadıra gelemeyen ve evinde bir kap sıcak yemek yapacak imkânı dahi olmayan yoksul, kimsesiz, yaşlı ve hastalara sıcak yemek götürüyor.
Yemekler iftardan en az 45 dakika önce ulaştırılıyor ihtiyaç sahiplerine.
Eczacı bir bayan gönüllü ile birlikte Esenler'de iki eve gittik.
Birinde 75 yaşlarında iki çift yaşıyordu.

Bodrum kat...
Hayriye Teyze'nin gözleri iyi görmüyor, kulakları ağır işitiyor.
Evin beyi de bir gözünü geçenlerde kaybetmiş.
Hayriye Teyze'nin ifadesiyle "hayatta kendilerinden başka hiçkimseleri yok"
İki çocukları varmış, onlar da gencecik yaşta vefat etmiş.
Teyze evde o karanlık izbe yerde gününü doldururken amca da boya sandukasını alıp dışarı çıkıyor. Ayakkabı boyacılığı yapıyor.
Yaşlı, elleri titrek olduğu için de kimse boya yaptırmıyor. Günde en fazla 3-4 YTL kazanıyor.

Biz gittiğimizde Hayriyye Teyze evinde tek başına oturuyordu. Gözlerini pencereden süzülüp gelen ve halının üzerine düşen ışık hüzmesine dikmişti.
Kim bilir ne düşünüyordu?
Onun o bakışlarını gördüğümde gözlerimden bir damla gözyaşının kopup yüreğime damladığını hissettim.
Allah'ım bu ne yalnızlık!
Bu ne yoksulluk!
Bu ne çaresizlik!
Hayatta kendilerinden başka hiçkimselerinin olmaması ne demektir acaba? Ne kadar zordur böyle bir yaşam?

Öykülerini dinlediğimde "Artık yeter!" dedim.
Artık yeter, daha fazlasını kaldıracak yürek yok bende...
Bu çift iki yıl önce bu bodrum katta yoksulluktan, fakirlikten, açlıktan ölüme yatarlarken onları bir komşuları buluyor.
Ölüme yatmışlar ikisi de...
Günlerdir ne bir lokma ekmek ne de bir tas su içmişler.
İSKİ sularını kesmis, fatura ödenmediği için...
Bakkal ekmek vermemiş para olmadığı için...
Kimse yok!
Neyseki ölüm var!
Ölüm yaşamak şansı olmayanların tek şansı...
Ve oturup beklemişler o sonsuz karanlığı...
Deniz Feneri'nin ışığı yetişmese bu iki insan, 17 milyon insanın yaşadığı bir kentte açlıktan, kimsesizlikten ölüp gidecekti.

Allah'ım!
Ey Allah'ım eğer rızanı kazanmak için bu kadar zor sınavlardan geçilmesi gerekiyorsa bizi neden sınavsız bırakıyorsun.
Allah'ım Eyyyy!
Deniz Feneri iki yıldır bu çifte sürekli erzak, sıcak yemek yardımı yapıyor.
Kiralarını ödüyor.
İlaç vs. gibi ihtiyaçlarını karşılıyor.
Biz kapıda sıcak yemekle buluşan teyzenin buruk sevincini gözlemlerken Deniz Feneri Gönüllüsü eczacı hanım, "Heppimiz doğuştan eşit yaratıldık. Sonra bazılarımıza birtakım imkânlar tanındı. Birilerimiz zengin olduk, bazılarımız da yoksul. Zengin olanların yoksul kalanlara elini uzatmaları bir insanlık borcudur. Ben bu borcumu ödüyorum" dedi.
Yaşamak sadece nefes alıp vermek ve kahkaha atmak değilmiş.
Yaşamak başka türlü bir şeymiş.
Bambaşka...

Biz dönüp gelirken teyzenin bir el sallayışı vardı.
Teşekkür ederim diyordu.
Neye karşılık teyze, neye karşılık?
Siz orada iki yaşlı yürek ölümü beklerken çaresizlik içinde ben kim bilir hangi basit mevzunun yasını tutuyordum.
Kim bilir hangi sıradan mutluluğun sevincini yaşıyordum.
Sizin damaklarınız kurumuşken sussuzluktan kim bilir ben hangi lüks restourantta senin rüyanda dahi görmediğin, adını bilmediğin kokteylleri yudumluyordum.
Miden kazınıyorken senin kim bilir ben hangi masada, şef garsonun servis ettiği Fransız usulü pişirilmiş bonfileyi yuvarlıyordum mideme...
Siz yalnızlık çekerken ben etrafımdaki onca insana rağmen yalnızlık üzerine şiirler yazıyordum.
Bunun için mi teşekkür ediyorsun bana!
Ben utanayım diye mi bütün insanlık adına yoksa?

Ey Allah'ım!
Bir kez daha öğrendim ki, senin rızanı kazanmak hiç de kolay değil.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Müslüman insan demektir!

İslam'dan korkanlar şte bir bunu anlayabilse.İslam'ın sadakasındaki,zekatındaki tadı bir bilse.Kapitalizmin vahşi duvarlarını parçalayan işte bu paylaşma bilincidir.
Ramazan ikliminde bu yazıdaki hikaye yüreğe dokunuyor.içimizi sızlatıyor,gözlerimizden yaş olup akıyor...
Ve paylaşmadaki bereketin güzelliğini öğreten alemlerin efendisinin kokusunu taşıyor evlere.
"Hayat iman ve cihaddır."

İnanıyorum ve vazgeçiyorum

Müslümanların ceplerindeki AKREPLERden kurtulmadığı sürece kıldıkları namazların, tuttukları oruçların ve gittikleri umre ve hacların kendilerini müslüman yaptığını düşünmüyorum. bu zamanda herkes dini idealize ediyor ve islamın tek kurtuluş din olduğunu inanmayanı bile doğrulamak zorunda kalıyor. ancak nedense dünya sevgisi ve ona olan kazançlı bakış müslüman kimliğindeki insanları mağdurlara karşı cömert yapmıyor, yapamıyor. müslümanların teslim olma bilinciyle sahip oldukları dünya iktidarlarından vazgeçmeleri ve cenneti de ancak bu şekilde hak edeceklerini düşünüyorum ki Allahın da ayetleri bu ilkeler üzerinde. Allaha inanıyorsak ve ondan ötesi yoksa kimden korkuyoruz ozaman...İslam pratikse bunun ilk adımı namaz ve zekattır. orucun da diğer bir adı bana göre namaz ve zekattır( ibadet ve nefsden uzaklaşma). yazı için teşekkürler.selamlar

"Ben utanayım diye mi bütün insanlık adına yoksa?"

Bu güzel ve düşündürü yazı için öncelikle teşekkürler...

Okan Şahin abimize katılmamak elde değil...Müslümanız diyor,namaz kılıyor, oruç tututor,hacca gidiyoruz... Nedense iş zekata geldiğinde akan sular duruyor...

Herkes zekatını gerektiği gibi verse,dünyada fakirlik olmazdı. Dünyada fakirlik varsa eğer burada durup düşünmek lazım kimin malını kimden kaçırıyoruz...

Allah teala malı verirken "yolumda infak edin" diye de vermemiş miydi? Bİz ne çabuk unutuyoruz...

Cümle inanmışlara Rabb-i Rahim tahkik-i imanı tattırsın..Hidayet buyursunda,buyruklarını anlama fırsatını biz inanmışlara ihsan etsin...

Vermemek de bir kul hakkı bence..Boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan bir alacağı varsa -ki muhakkak var- fakirinde zenginin sofrasında muhakkak bir hakkı vardır...
Vermek için,infak etmek için illa uçsuz bucaksız bir saltanata ihtiyac yok."2 hurmadan birini" veren Habib-i Kibriya şüphesiz bize en güzel örnek...

Hayatımızın her safhasında O'nu (s.a.v.) yaşamak duasıyla...
Allah a emanetiz..

teşekkür

Bu yazı için teşekkür etymeyeceğim sana Seyhan Sevinç.

İçinde bulunduğumuz ramazan ayının bereketi hürmetine, evinde oturup sıcak çorbanı yudumlamak ve televizyonda iftar programları izmemek varken evlerine gidip hayır duasını aldığın yaşlılar hürmetine, ve seni bunu yapmaya iten, içindeki o saf/halis 'Allah rızası kazanma umudu' hürmetine...

ALLAH SENDEN RAZI OLSUN...

maun suresi

sevgi ve merhameti sonsuz allah'ın adıyla

1- bak şu dini(1) yalanlayana.(2)
2- işte bak, öksüzü hor görüyor.
3- yoksulun halinden hiç anlamıyor.(3)
4- o namaz kılanların vay haline!(4)
5- o kuru kuru yatıp kalkanların vay haline!(5)
6- çünkü gösteriş yapıyorlar,
7- en küçük yardımı(6) bile geri çeviriyorlar(7)

Açıklamalar

1- yani: sizin adetiniz, töreniz size benimkisi bana, sizin yolunuz, yordamınız size benimkisi bana, sizin körü körüne bağlandığınız putlarınız size benim allah'ım bana, sizin anlamlarınız, değerleriniz ve kurallarınız size benimkisi bana. bu ikisi asla uzlaşacak gibi görünmüyor. o halde ne biliyorsanız onu yapın, ya herru ya merru!

2- yani allah'ın dinin, hükmünü, adetini, cezasını, mükafatını, yargısını. bütün bunları ifade eden yola girmeyi, (o’na itaat etmeyi, tabi olmayı) reddedeni, inkar edeni, buna karşı çıkanı görüyor musun, şuna bak, işte o var ya o?

3- yani: böylesi tiplerin karakteri şudur; yoksulun halinden hiç anlamaz, fakir fukara, garip gureba umurunda bile değildir. kendi bencil çıkarlarından başka dünya yansa dönüp bakmaz. varsa yoksa kendisi, malı,mülkü, şanı, şöhreti. tanıyın bunları! demek ki bugünkü tabirle vicdansız, merhametsiz, zenginlik hırsından gözü dönmüş, parası olmayana dönüp bakmayan, üstelik küstah; dini, imanı, allah’ı ‘’fakirin ekmeği, züğürt tesellisi’’ olarak gören kıpkızıl kapitalist tipler çağımızda bu karakterin ta kendisidirler!

4- demek ki dini yalanlayan, öksüze hor bakan ve yoksulun halinden anlamayanlar aynı zamanda namaz da kılmaktaydılar. çünkü namaz mekkelilerin bildiği bir şeydi. (ebu müslim)

5-demek ki bir dine inandığını söyleyip, üstelik namaz kılarak dindar geçinenler vardır. onlardan da öksüzü hor gören, yoksula aldırış etmeyen, kendi bencil çıkarları dışında bir şey görmeyen, varsa yoksa kendi malı, mülkü, şanı, şöhreti için yaşayanlar vardır… işte bunlar da dini yalanlayanlar gibidir. onlarla bunlar arasında pek fark bulunmamaktadır. çünkü din, her şeyden önce ötekini düşünmek, duyarlı olmak, karşılıklı yardımlaşma içine girmek demektir. allah ile, insanlar ile, toplum ile… bunlar olmadan sadece allah’a yönelip namaz adı altında yatıp kalkmak din değildir. dinin esası ve özü sosyal yaşamdan, insanlara faydalı olmaktan, iyiliği yaymaktan, erdemli ve dürüst yaşamaktan, ekmeğini aşını olmayanla bölüşmekten, paylaşmaktan geçer. çünkü mülkün sahibi allah’tır. komşusu açken tok yatanların, insanlar açlık sınırındayken villa üstüne villa alanların, sokaklar dilenci, öksüz, yoksul, garip, gureba doluyken bu villalarda sabahlara dek yünlü seccadelerde namaz kılanların vay haline! mazlumların ahı arşı alaya yükselirken, yoksulun açlığı yeri delerken, öksüzün ağlaması arşı çatlatırken sadece kıldıkları namazlara güvenerek ruz-i mahşere gidenlerin vay haline!

6- maun: sözlükte …. şu halde maun en tabi ihtiyaç maddeleri anlamında küçük yardımlar demektir. yani alet, edevat, kap kaçak, ekmek, tuz vb. bir insanın diğer insana vermekte hiçbir beis görmemesi gereken yardımlar manasında. anlam olarak; ‘’komşu komşunun külüne muhtaç’’ dediğimiz manayı çağrıştırır… dikkat edilirse kur’an ‘’almayı’’ değil sürekli olarak ‘’vermeyi’’ teşvik ediyor. yani insanlara; ‘’ihtiyaçlarınız için yardım isteyin’’ demiyor, ‘’ihtiyacı olanlara yardım edin’’ diyor. istemek söz konusu olunca fatiha’da geçtiği gibi ‘’ancak senden yardım isteriz’’ (iyyake nesta’in) dedirtiyor ve allah’tan başkasından istemeyi çok görüyor. ama vermek söz konusu olunca zekat, sadaka, yardımlaşma, dayanışma vs. hepsini ısrarla öğütlüyor, teşvik ediyor. bunun anlamı şu olsa gerek; ‘’veren el alan elden üstündür’’ deyişinde geçtiği gibi alan değil sürekli veren el olmak… isterken allah’a, verirken insanlara yönelen bir kişilik… kendini muhtaç durumda olmaktan çıkararak kendi ayakları üzerinde duran, insanlara yük olmayan, bilakis yükü üstlenen, omuzlayan, paylaşan, bölüşen, özgür, bağımsız, onurlu kişilikler…

7- demek ki onlar işin gösterişindedirler. kıldıkları namazda, yaptıkları duada hayır yoktur. kürsülerden nutuk atmaya bayılırlar. mükellef sofralarda tıka basa doyup ‘’elhamdülillah’’ çektikten sonra, göbeklerini sıvazlarken; ‘’mübarek sahabe efendilerimiz açlıktan karnına taş bağlardı’’ diye ağlamaklı ağlamaklı konuşurlar. kandil gecelerinde, gülyağı kokuları arasında gerine gerine sahabe hayatı anlatırlar. ‘’sünnettir inşallah’’ diye tabağın kenarında hiçbir şey bırakmadan yedikçe yerler ama tabağın içindekini başkasına vermeyi veya bölüşmeyi hiç düşünmezler. her yemekten sonra ‘’huril-ıyn’’ duaları ederler; ev üstüne ev, eş üstüne eş isterler ama onları yoksul bekarlarla evlendirmeyi, hele iş sahibi yapmayı akıllarından bile geçirmezler. nedense her şeye kendilerini layık görürler. kendileri dururken başkası akıllarından bile geçmez. allah güzel ve zengin nimetlerini nedense hep onlar üzerinde görmekten hoşlanır. bunlar hem namaz kılar, dindar görünürler, hem de bir kapitalistten daha beter mal, mülk ve paraya tamah ederler. en küçük yardımları yapmakta bile pintilikte üzerlerine yoktur. barlarda, pavyonlarda para harcayamazlar ama saray yavrusundan evlere milyarlar dökerler. hırslarını maldan mülkten, gösterişten, güçlü görünmekten çıkarırlar. paylaşmak, bölüşmek, vermekten, dağıtmaktan ödleri kopar. bir şeyi vermek kerpetenle etlerini koparmak gibi gelir… dıştan namazlı niyazlı, içten zavallı bir dindarlık. dışı Müslüman içi kapitalist bir ehli-namazlık… bu halleriyle allah’a değil güce ve güçlüye taparlar… adı en küçük yardımı (maun) bile çok görmek anlamına gelen bu sureyi dindarlık iddiasında olanlar gece gündüz okusa, sular seller gibi ezberlese yeridir. çünkü alışılmış dindarın o iflah olmaz ‘’insansız ve tabiatsız’’ allah anlayışının panzehiri bu suredir. boyuna, allah’ın kendine özel olarak verdiğini sandığı zenginliğine ‘’elhamdülillah’’ çekip, göbeği gözünü kapattığı için olsa gerek burnunun ucundaki açı, yoksulu bir türlü göremeyen, yoksulluk, fakirlik, emek laflarını duyunca ‘’solculuk’’ yapıldığını zanneden, ‘’müslüman güçlü olacak, her şeyin en iyisini giyecek, en iyi yerlerde oturacak’’ deyip duran, ‘’ben müslümanın zengin olanını severim’’ diye de kafasına uygun bir hadis bulan zihniyetin panzehiri işte bu ve benzeri surelerdir… dini yalanlayan inkarcı kafir tutumu ile ehl-i namaz da olsa ‘’kapitalistçe’’ tutum aynı sure içinde bir tutuluyor ve aynı azapla tehdit ediliyor! varın gerisini siz düşünün….
(ihsan eliaçık / yaşayan kur’an / türkçe meal tefsir / cilt 3 maun suresi)

ihsan eliaçık’ın çalışmasından yaptığım bu uzun alıntı konunun daha iyi anlaşılması içindi. dönüp duran dünyanın içinde bir türlü infak yoluna dönemeyen dönse de köpeğe kemik atarcasına yolu kirletenlerin kim olduklarını hepimiz biliyoruz. kendilerine din(i)dar süsü verip ortalıklarda arzı endam edenler genişledikçe genişlesinler bakalım ama onların daraldıkça daralacakları bir mekan elbette var.

maun , tuzcu ve eliaçık

Allah'ın selamı üstüne olsun murat tuzcu;
gecen hafta vecihen ilk kez tanıstık R.İhsan Eliaçık Hoca ile.Mustafa İslamoğlu Hocam'ın "dediğine kefilim" referansından beri merak eder dururdum İhsan Eliaçık Hoca'yı açıkçası..
bir Kur'an Meal Çalışması'nı hediye etmişti.ve ben gecen haftadan beri Tefsir Çalışması'nı alayım mı yoksa bu mealle iktifa edeyim mi diye düşünüyordum...Alıntını okuduktan sonra fikrim netleşti.
Alıntını okurken bir ara, yazara bir daha dikkat etmek üzere fareyi yukarı bile kaldırdım açıkçası,adını aldım , ezberledim, istifade edilecekler listeme bile ekledim.Sonra bir baktım R.İ.E imzası :)
Derneğimize sohbete gelecek Ortaköy'e hoca inşaallah.sempatin varsa beklerim kardeşim.
listemde baki kalakal olur mu murat.
bir katkı da İslamoğlu'ndan:"dünyanın en ağır yükünü çeken "ve" lerinden birisidir o "Fe" der ...4.ayet için...Ben de sohbetlerde hep dillendiririm hatta..."maddiyat ayrı bişi maneviyat ayrı kardeşim" diyen hayat hopkkabazlarının yüzüne tokattır "maun" suresi. maddiyat ve maneviyatı parmakları içiçe geçmiş iki el gibi birleştirir.
Eyvallah murat tuzcu.
Allah razı olsun ahi.

Ne otomobiller lazım ama daha, ne ayakkabılar, baklavalar...

Sanırım çoğu zaman şu gerçeği görmemekte ısrar ediyoruz.Artık devir öyle bir deveran etti, hepimiz dünya işlerine kendimizi öyle güzel sarıp sarmaladık ki; münafık olmayabiliriz,amacımız kürsülerde hava atmak, gösteriş yapmak olmayabilir,namazlarımız kupkuru olmayabilir(!) ama her halukarda bu hassasiyetten uzağız! Yani "kendimizin veya çocuğumuzun bir çift daha ayakkabısı olmayıversin de; bu akşam, yarın akşam bu teyzemin karıncığı bayram etsin" demek hangimizin aklına geliyor herkes bir kendine sorsun!..İslam düşmanlarını zaten çoktan bir kenara bırakmış olmamız gerekiyor artık bu durum müslüman gözükenleri bile aşmış durumda..Bu nefsaniyet illeti, bu körlük,en kötüsü ve hissettirmeden yerleşiveren rahatlık çoktan biz kendimizi "daha müslüman" zan eden kişilerin evlerine bulaşmış durumda.Rabbim, çok şükür, herşeyin en iyisini bilen her kulunu düşünen Rabbim, Ramazan ayını vermiş ki, belki artık o bile pazarlamacılık sektörünün göz bebeği haline gelmiş (şükür ki bazen de hayırlı işler yapıyorlar kendi çıkarları söz konusu olsa bile) Ramazan paketi denen kumanyalardan alıp dağıtmak aklımıza geliyor.Çünkü artık kurban bayramı bile kestiğimiz kocaman danaların ancak ve ancak büyük aile efradına yetebildiği bir devirdeyiz.Doymuyor gözlerimiz herşey artık çok gerekli ihtiyaç!Bir hurmayla oruç açmaktan bahsetmiyorum burada Allah aşkına artık hangimiz sofrada bir çorba, bir sulu yemek, bir et yemeği, bir pilav, bir börek, bir tatlı olmayan sofraya Ramazan sofrası diyor!Lütfen kendimize karşı dürüst olalım ve bu konular yalnız izlediğimiz programların 1 günlük etkisinde kalmasın.Evde yapılan yemekten biz sorumlu değil isek de tepkimizi koymayı asla ihmal etmemeliyiz!Tabi yemek için mi yaşıyoruz, yaşamak için mi yiyoruz sorusuna önce bir cevap vermek lazım..
İnsanoğlu önce kendini yargılamayı bir öğrenebilseydi esas ozaman...

Yine Allah razı olsun Seyhan Bey'den..

Teşekkür

Allah sizden ve kalbi müslüman kardeşi için çarpan tüm mü'minlerden razı olsun!

Seyhan