
- Derviş Ergen'e İthafen, Rahmetle-
Günlerden bir gün öğlene yakın bir saatte oturduğumuz mahallenin camisinden bir sala okunmaya başladı.
- Mahalle kültürü ve kavramının pörsümediği yerlerde sala okunmaya başladığında, bütün mahalle sakinleri balkonlara veya pencerelere çıkar, salanın sonunda ismi geçen Merhum/ merhumenin kim olduğunu öğrenir ona göre erken yada biraz daha geç cenaze evine gidilir. -
Hepimiz balkona çıkıp salayı dinledik o gün, ardından müezzinin anonsu başladı.
- Falancanın oğlu filanca Bu sabaha karşı vefat etmiştir. Cenazesi Öğlen namazını müteakip….
İsmi geçen şahsı tanıyınca sala ya geri döner insanlar bir kere daha zihninde tanıdığı insan için okutur o salayı ve Merhum /merhumenin anısını canlandırır gözünde
- Allah mekanını cennet etsin, gani gani rahmet etsin cümleleri dökülür ağızdan.
Bu defa ismi geçen kişi çocukluğumuza şahit olan bir abimiz/amcamız, çoluğu çocuğu büyümüş ama torunları var geride.
- Namazında niyazında bir adamcağızdı, Allah sabır versin. Hemen kalkın arayın bakalım nedir durum dedi annem.
Eski mahallemizde ki Nazife Ablayı arayıp:
- Sela okundu duydunuz mu? Osman amca Vefat etmiş dedik.
Nazife abla:
- Bizde duyduk, hemen koşup gittik, ama Osman amca karşıladı bizi kapıda, şaşırdık kaldık, adam yaşıyor.
Şimdi öğrendik ki Osman amcanın kardeşinin oğlu, isim ve soy ismi aynı – Biz mahalle de deli Osman derdik- o ölmüş.
Şimdi oraya gidiyoruz.
Karışıklık inanılmaz. Toplanıp hep beraber Deli Osman’ın evine gittik.
Annesi kapının önünde ağlıyor, ablaları perişan;
- Nasıl oldu dedik?
- Bilmiyoruz ki, dediler.
- Bizde Saladan duyduk, önce amcamın evine koştuk, sonra anladık ki bizim deli. Ama dün eve gelmedi, öldü de bir yerde hayrına biri tekfin işlerini tamamlıyor her halde. Salayı da o okuttu dedik.
Üzüntümüz şaşkınlığa dönmüş bir halde orada hazır bulunana erkekleri imamın yanına gönderdik.
Uzun lafın kısası, en nihayetinde öğrendik ki;
Bizim bu deli Osman, kendi gibi bir kıza aşık olmuş, ailesine de bu kızı bana alın diye ağlayasıymış, aile güvenmedikleri için pek ciddiye almamışlar bizim deliyi.
Hatta ciddiye almadıkları yetmemiş bir de tutup Deli Osman’ımızdan küçük kardeşini evlendirmeye kalkmasınlar mı?
Osman da İsminin hakkını vermiş, kalkmış sabahın köründe imam efendiye yazılı bir kağıt uzatarak;
-Babam gönderdi, bunu öğlen ezanından önce okuyun diye.
İmam efendi de pek sorgulamadan okumuş tabi salayı.
Kimsenin ölmemiş olmasına sevinerek, bir delinin oyununa ve intikamına alet olduğumuz için de hem kızıp hem bıyık altı gülerek evlerimize dağılmıştık.
Aslında hoşumuza da gitmişti bu, artık aldığımız her ölüm haberini şaka sanmak gibi bir lüksümüz ve ön tepki zenginliğimiz olacaktı.
Ve öyle de oldu – Bir söylence gibi- aldığımız her ölüm haberine;
- Osman’ın şakası olmasın diye karşılık vermeye başladık
Osman’ın şakası, Osman’ın şakası …………
Bir Perşembe günü - Bu olayın üstünden 10 yıl geçmişken-
Bilgisayar başında Outlook açık, telefon görüşmesi yapıyorken, mail geldiğinde kısa bir süreliğine mailin girişini görüntüleyen Outlook bir mail başlığı görüntüledi.
- Gayri ihtiyari aklım telefonda ki muhatabımda gözlerim mailin başlığını okudum:
- 12.08.2007 TARİHİNDE DERVİŞ ERGEN VEFAT ETMİŞTİR.
Açıp baktığım da Bahsedilen kişinin ölüm haberi, kendi mail adresinden geliyordu, aklıma hemen:
- Osman şaka yapmıştır, cümlesi geldi. Ama yine de içimi bir acı kaplıyor. Arıyorum hemen ofisini, karşıma daha önce tanıştığımız, ofis çalışanlarından biri çıkıyor;
- Derviş Beyin mail adresinden böyle bir mail atıldı, haberiniz var mı diyorum?
- Evet Beyhan Hanım var diyor, biz attık.
Kalıyorum.
Her sabah ve her akşam ofise çıkarken ve girerken bu gün mutlaka bir çay içmeye gideceğim dediğim ofisleri geliyor gözümün önüne.
Çok yakın zamanda ofislerini taşımışlardı, birlikte bir çizgi film projelerinde çalışmıştık, senaryo yazmıştık, hayallerimiz vardı, devamı vardı, güzel şeyler yapacaktık, buz devrinin Türk versiyonunu hazırlayacaktık.
Bir zaman sonra takdir-i ilahi onların taşındığı muhitte bir ajansta çalışmaya başladım bende.
Telefonlar ve internet üzerinden her görüştüğümüz de;
- Mutlaka bir çay içmeye bekliyorum dedi sık sık.
- Mutlaka geleceğim, hele şu işleri bir yoluna koyalım dedim hep.
Her sabah ve her akşam ofise giriş ve çıkışta bir sonraki güne erteledim.
E şimdi..?
Artık erteleme günü kalmamıştı.
- Boğulmuş diyordu karşımda ki şahıs, dalgalar yutmuş onu, 4 çocuğu vardı, bir tane de bekliyorlardı. Şimdi ofisin işlerini düzene koymaya ve toparlamaya çalışıyoruz dedi.
- Peki dedim, peki..
Kapattım..
Kapattım hayatı.
Kaç çay içme sözüm, kaç ertelenmiş özrüm, kaç alınacak gönlüm, kaç gidilecek dostum ve kaç sevmeye söz verdiğim insanım vardı.
Düşündüm. Kapattım gözlerimi.. Cenazemi düzenledim. Kesin benim cenazem de olur diye düşündüğüm dostlarımın/ ahbaplarımın çoğu yoktu Cenaze merasimim de.
Belki de maillerine bakmamışlardı. Belki de Junk maillerine düşmüştü haberim.
Açtım gözlerimi, uyanacağız dedim. Uyandığımız da yarım kalmış olacak her şey.
Salasını bile duymuyoruz artık dostlarımızın.
Dijital oldu her yanımız, dijital aşkımız, mektubumuz, ilanımız. Dijital, doğumumuz, salamız, ölümümüz.
Hz. Google ye tapınıyorduk her vakit de, Hz Microsoft’un salası garip oluyordu.
Esselatü vesselamü…
Yorumlar
ellerinize sağlık fakat..
Cum, 17/08/2007 - 17:46 — safiye şeydaellerinize sağlık, şikayet ediyoruz hepimiz her zaman:her şey sanal her şey dijital babından.Ama sanırım bu sahteliği yıkmak için tek yaptığımız da bu..zira bu konuda ne yapacağımızıda tam olarak bilmediğimiz kanısındayım..
Yazıyı neresinden anlayacağımızı bilmek, yorum yapmak..
Cum, 17/08/2007 - 18:26 — Beyhan DemirciBen dijitale karşı felan değilim ki?
Yazıda da dijitalden bir ağlama yok.
Dijital çağı severim de aksine..
Entegre olanları hayretle karşılıyorum zaten.
Başka bişey var o yazıda başka bişey..
Anlatabilmeyi dilerdim..
Ah deve ahhh, neden kimse seni tanımlaya mıyor tam manası ile?
Kör müyüz yoksa?
Miş_Miş..
Ben aslında ..
Cts, 18/08/2007 - 16:22 — safiye şeydaBen aslında teknoloji ile hayatı dengeleyemememizden dem vurmuştum, sanırım anlatamadım. samimi yazınız için teşekkürler..
Yorum Yapmak!
Cts, 18/08/2007 - 18:05 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam Beyhan hanım;
Safiye Hanım'ın söylediği şeyle sizin ona cevabınız arasında dağlar kadar fark var ve bunu görememişsiniz. Sonra da soruyorsunuz: "Kör müyüz yoksa?" Allah aşkına, bu nasıl bir sorudur böyle! Üslup açısından son derece rahatsız edici bir cevap vermişsiniz, farkındasınız yahut değilsiniz, bilmiyorum, ama bu yanlışınızı düzeltmenizi diliyorum. Kendi adıma bu sitede bu tavırla bir cevap verilmesinden rahatsız oldum ve şu anda bunu dile getiriyorum. Safiye hanım sizi yanlış anlamadığı halde niçin böylesine usturupsuz bir cevap verdiğinizi anlamış değilim. Velev ki karşınızdaki insan sizi yanlış anlasa bile ona böyle bir cevap vermemeliydiniz. Yorum yapmak demek bu demek değildir. Tüm bunlara rağmen size verilen cevabın nasıl ölçülü bir cevap olduğuna umarım dikkat edersiniz ve yine umarım bundan sonraki yorumlarınız da bu şekilde olmaz.
Selamlarımla.
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
La Havle Vela Kuvvete..
Cts, 18/08/2007 - 22:12 — Beyhan Demirci"Allahım Sabır ver.."
Miş_Miş..
sohbet tadında
Cts, 18/08/2007 - 11:47 — Şadan ErcanMuhterem Beyhan Hanım,
Tıpkı sohbetiniz gibi içten ve samimi bir yazı olmuş. Hani derler ya konuştuğum gibi yazarım diye. Sizinki de bir nevi öyle olmuş.
"Kaç çay içme sözüm, kaç ertelenmiş özrüm, kaç alınacak gönlüm, kaç gidilecek dostum ve kaç sevmeye söz verdiğim insanım vardı"
Bu satırlar da içimi acıttı, sızlattı. Ama merak etmeyin birazdan geçer...
Yazılarınızın devamı dileğiyle...
"daha az tv, daha çok kitap !"
alay
Paz, 19/08/2007 - 04:21 — Meryem AkgünMerhaba insanlar
Bu yazida anlatmak istenileni anladim mi,anlamadim mi,bunu eklemiyecegim.
Lakin baska bir sey var o yazida baska bir sey denildi,sonra baska anlarimda,körmüyüz yoksa cümlesi ile karsilasirim diye cekiniyorum:)
Kisa bir olay anlatayim,baglantisi olursa hos olur acisindan.
Duyarli bir abimiz üzüntüsünü paylasmisti bizimle.
Bir bayram günü ,komsusu bayramlasmak icin evine gelmeyi tercih etmemesi,hassasiyetsizlikten dolayi,cep telefonuna bayram mesaji göndermesi...
Herkes farkli bakabilir ,ne var bunda ya,olabilir denilebilir,lakin bu "alaydan" baska bir sey degildir...
sorun başında ve sonunda
Cts, 18/08/2007 - 21:28 — Eray MertBence yazının dili ve üslubu gayet güzel, verilmek istenen mesajlar çokça anlamlı. Güzel bir metin. Ancak yazının başlığına ve finaline baktığımızda "dijital ve sanallaşan hayatın" eleştirildiği anafikri ortaya çıkıyor, bu da eleştirilmiş ama anafikir bu değil. Yazar yorumunda "asıl mesajım bu değil" diyor. Bunu da biraz alengirli yapıyor. Fakat yorum sahibi bundan alınmıyor, Fatih Tiyanşan daha çok tepki gösteriyor. Doğrusu ben yazarın böyle bir tepkiyi hakettiğini düşünmüyorum. Bilakis usturupsuz diye eleştirilen yoruma getirilen tenkit yersiz ve gereksiz olmuş.
Yazarın eleştiri konusu yorumuna gelince; yorumunu yazısı gibi başarılı bulmadım. Diğer yandan önemli bir problem de görmedim. Yorumlarında yanlış anlamalara mahal vermeyecek bir üslup noktasında daha hassas olmasını önerebilirim. Benimkisi kardeş tavsiyesi...
âşk var mı âşk!
Paz, 19/08/2007 - 00:07 — Ümit Demirevvela yazıya konu olan rahmetli ile tüm ahrete göçenlerimize Mevla'dan hayırlı makamlar diliyorum; kabirleri nûr, komşuları nebî olsun! amin...
yazıyı yazan yazıda başka bir şey var demiş ama ne başlık ne de final bizi o başkacalığı aramaya çekiyor. çekmediği gibi aksine dar kalıba sıkıştırıp bırakıyor. outlook salaları ve aşkları ile başlayıp Dijital oldu her yanımız, dijital aşkımız, mektubumuz, ilanımız.. gibi cümlelerle bitiveriyor. bu kumpastan nasıl çıkarsan çık işte!
ilk önce başlık olmamış gibi duruyor gözümün önünde! âşk denmiş ama "sizin yazıda âşk var mı âşk!" yok mu! o zaman orada âşkın adının işi ne diye sormadan edemiyoruz. outlook ise daha ziyade iş dünyasının kullandığı bir araç. net ile alâkalı çoğu gencimiz e-mektublarını (ımeyillerini) web sayfasından (browser) kontrol ediyor. yani outlook yerine daha kapsamlı bir kelime ile anlatılmak istenen anlatılabilinirdi.
sonra salaları kelimesi! geçenlerde bir gazeteci yazmıştı, "kızım bir reklam okumuş bana soruyor -baba, (ingiliz aksanıyla) ayket ne!.." ayket ne düşünmeye başladım diyor gazeteci. meğer reklamda firma "biz binlerce icad yaptık" diye yazmış da ipod'a alışmış göz, beyin, dil onu ayket diye okuyuvermiş. şimdi buradan konuyu nereye bağlayacak diye merak ediyorsunuzdur elbet. evet, önümüzde böyle bir nesil var. eski kelimelerle elinden geldiği kadar haşır neşir olmaya çalışan bir insan olarak bana bile mesela ilk okuyuşumda outlook salaları bir tuhaf gelmişti. hani sala derken ikinci a'ya bir şapka atıverseydik ne vardı sanki; salâ deseydik! outlook salaları bir de yanyana gelince sanki bir tamlama gibi duruyor ve de acaba nemenem bir şey bu diye düşündürüyor. a, amaç insanları düşünmeye itmekse ona bir şey diyemem tabi. gerçi yazının içlerinde sala bazen sela olarak da geçmiş. bunu da belki denildiği gibi konuşuyor gibi yazmaya bağlasak yeridir galiba. öyle ki ayrı yazılması gerek pek çok -de bitişik yazılarak konuşma üslubu muhafaza edilmiş. mesela "...bir ajansta çalışmaya başladım bende." gibi. şimdi buradan ya 'kalem bende'deki gibi bir anlam ya da 'sana bende olayım'daki anlam da çıkabilir hani. yazı içinde bunun diğer örneklerini görebilirsiniz. yine konuşma üslubuyla açıklanabilir mi bilinmez bence hatalı olan şu ifadeyi de görmezden gelemeyeceğim; "Her sabah ve her akşam ofise giriş ve çıkışta bir sonraki güne erteledim. E şimdi..?" derken "e şimdi" yerine "ama ya şimdi" kullanılsaydı acaba istenilen hüzün daha kuvvetli sağlanmış olmaz mıydı? "e şimdi" yazının o bölümünün akışına uymamış bence.
başlık, bitiş ve içerisindeki bu hatalar bence iki güzel hikayenin defosu olmuş. arkadaşlar tarafından yapılan şakasına salâ okunmalarını biz de çok duyarız. ama deli girince hikayeye daha da bir keyifli olmuş, hoş olmuş. e-mektub ile gelen vefât ilanı da fena vurgulanmamış. lâkin diğer yorumcunun da dediği gibi giriş ve çıkış bize başka yol göstermekten uzak, bizi bir kafese tıkmış; "dijital dünyanın getirdiği olumsuzluklar".
belki anlatılmak istenen kafamızı kaldırıp dünya ile, insanlar ile, sevdiklerimiz ile hatta kendimiz ile daha çok vakit geçirmemizi teşvik idi ama... final çok yeşilçamvarî olmuş.
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Aşk Gizli Özne..
Pzt, 20/08/2007 - 12:05 — Beyhan DemirciÇok teşekkür ederim zahmetle kaleme aldığınız eleştirileriniz için.
Yazı ilk gönle düştüğünde insan kalem aramaya başlar bilirsiniz.
O zaman zarfında biraz olsun demlenir içinizde ki - Şey- Kalem bulunur ve yazılmaya başlanırsa bu sefer de eliniz titremeye başlar, korkarsınız içinizdekini dışarıya akıtmayı.
Bu sebepten binbir kılıf içine gizlersiniz duygularınızı, alengirli bir çok cümle ile örtersiniz. Ancak aynı yerde "yarası" olanlar anlarlar yada sezerler ne demek istediğinizi.
Bu yazının kaderine ve yazıya dökülüş şekline gelince..
Ölüm hakikaten tüm lezzetleri yok edici bir şey. Hele de beklenen, tahmin edilen bir gidiş değilse, aniyse -Son zamanlarda hep olduğu gibi-
- Yazıyı kaleme alayım, alırken yeniden çatayım, tamir edeyim, sonunu başına başını sonuna ekleyeyim, kurgusunu değiştireyim Cemaatte ki okuyucunun seviyesine çekeyim/ yükselteyim gibi.. Yazı işçiliği es geçiliyor, bu yazıda geçildi yani.
Bahanem budur arkadaşlar, dostlar.. Ölüm yeterince güçlü bir bahanedir.. Sonuç olarak yazının ve Türkçenin piri de olmadığım aşikardır. Bu açıklamamdan ben çok iyi Türkçe kullanırım/ yazarım da burada bahanem vardı demek istemiyorum.
Yazım serüvenine ucundan bucağından bulaşmış biriyim, ama Adım Hıdır elimden gelen budur:))
Yanlız müthiş tetikleyici oluyor yapılan eleştiriler ve yorumlar bunu belirtmeliyim.
Neredeyse yazıyı sırf ego tatmini için bile yeniden elden geçirmeyi istetecek kadar güçlü bir etken.:))
Ağlıyordum Arkadaşlar, Salya- Sümük birbirine karışmışken hesap edemedim. "Bitişinde ki arabeski, başlığının sizi çekmemesini, e şimdi cümlesinin başka bir şeyle değiştirilebileceğini (Ki değiştirmezdim hesap etseydim de)"
O yazıda aşk var aslında, ama sadece ben görüyorum, bir de muahatabı. De'ler da'lar konusunda dikkatli değilimdir normalde de. Dikkat ettiğim zamanlar ise genelde yazıyı beklettiğim tashih ve ayıklama vakti tanıdığım zamanlardır..
Salâlar kelimesinde ve diğer kelimelerde ki inceltme işaretlerinin eksikliği asıl büyük eksikliktir. Başlığı düzelttim, vakit bulursam diğerleri ile de ilgilenirim inşallah.
Ve bu bir hikaye değildir Ağalar Beyler..
Miş_Miş..
vissss?
Pzt, 20/08/2007 - 18:12 — Meryem AkgünMerhaba insanlar
Bu son yorumunuz sevimli olmus Beyhan Demirci.
Sormak istedigim su vardi, sonunda Mis Mis ekliyorsunuz,bu ne anlama geliyor, bilmek isterdim?Saygilar
Ne diyirsen de ki gibi bir "Vışşş" Mı bu?
Salı, 21/08/2007 - 10:59 — Beyhan DemirciBir kedi yavrusu gibi sevmişsiniz beni ne güzel:))
Yazıların sonunda yer alan " Mış, Mış", Ünlü sanatçı/ Söz yazarı/ Besteci ablamız Nazan Öncel'in "Hayat Güzel- miş, Miş" Şarkısından aparılmıştır:))
Meraknızı gidere bildim mi Sn: Meryem Akgün?
Yok ise hemen şarkının tüm akorlarını kopyalaya bilirim buraya:))
Saygı karşılıklı efenim
Miş_Miş..
insanlari...
Cts, 25/08/2007 - 03:14 — Meryem AkgünMerhaba insanlar
Nazan öncelin sarkisini bilmiyordum,ve bu Mis Mis da ,bir mantik olusturdugunu düsündüm bian,o acidan sordum..
Ayrica ben insanlari,insan gibi severim,neden bir kedi gibi seveyim:)Zahmet buyurmayiniz efendim sarkiyi kopyalamayiniz...Saygilar
yolcu yolunda gerek!
Cum, 24/08/2007 - 18:28 — Ümit Demirişyerinde msn ile yazıştığımı gören genç kardeşim "abi sen de amma inceliyorsun ha şu yazım kurallarını; yaz geç işte!" diye takıldı bana geçen gün. ona göre bu bir zahmetti, külfetti. benim içinse sözcüklere/kelimelere bir vefa, bir ayrıcalık, kendine saygınlık ve nasıl yaşıyorsan öyle yaşamaya devam ediyorsun haliydi. günlük msn sohbetlerimde dahi özen göstermeye çalışırım -de'lere, -mi'lere, 'ok' kullanmamaya, as. -sa. diye Allah'ın selamını eciş bücüş yapmamaya!
demem o ki, herşey alışkanlık nerdeyse. yani sizin -de'leri ayrı yazıp yazmamanız eğer ki sadece bu tür umuma açık yazılara bağlı kalmasaydı, sizin bilincinizin bir yansıması olarak hayatınızın her ânında kullandığınız bir farkınız olsaydı yazınızı salya-sümük yazdıktan sonra düzeltme gereği hissetmezdiniz bile! özür dilerim ama o salya-sümük gerekçesi de bana fazla yeşilçamvarî geldi. hadi salya sümük o an için haklı gerekçenizdi diyelim; peki, altta ve üstte yer alan yorumlarınızı da mı salya sümük eşliğinde yazdınız? -ki ekleri -de'ler gibi yanlış kullanılmış çoğu yerde; "... ve diğer kelimelerde ki inceltme işaretlerinin...", "...içinizde ki - Şey- Kalem...", "...Cemaatte ki okuyucunun..." sonra bileşik fiiller kopuk yazılmış; "Meraknızı gidere bildim mi..." "...tüm akorlarını kopyalaya bilirim..." ve de olumsuzluk anlamı katan -mı/mi eki nedense ayrılmış; "...neden kimse seni tanımlaya mıyor..."
kusura bakmayın hayatta en sevmediğim şeylerden biridir bir insanın hatalarını yüzüne vurmak. ama biz sıradan insanlar değiliz ki! belirli bir yerlerde belirli seviyelerde, hatta toplumda çoğu insanın örnek aldığı şahıslarız. eğer biz bu ortaokul seviyesindeki hataları yapacaksak bizi kimse kâle almaz ki ama! peygamber efendimiz, "kıyamet günü de olsa ve elinizde bir fidan varsa onu toprağa dikin" buyurmuş mealen. yine mealen AllahüTeala "ben işini güzel yapanları severim" buyurmuş. bu hâlde hangi zaman acaba kıyametten daha şedid olur da bizi aslî vazifelerimizden alıkoyar! ya da hangi mazeret bizim işimizi güzel/düzgün yapmamamıza bahane olur!
alışkanlık efendim! alışmaya çalışın... nefes alır gibi neyse göreviniz ona alışmaya çalışın. hiç yük olmayacak, göreceksiniz. a, olmadı mı? o zaman vazife telakki edin kendinize ve deyin ki "eşeğe semeri yük gelmezmiş!" en ufak market alışveriş listesinde bile imlâya/yazıma/noktalamaya dikkat edin. ya nefes alır gibi ya da vazifenizmiş gibi!
kimseye de kulak asmayın! elbet birileri sizin bu güzel işlerinize "hadi canım sen de, bu kadarı da saçmalık" diyecektir. bizim boşverdiğimiz gibi siz de boşverin... yolcu yolunda gerek!
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...