renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Allah ile Konuşmak

Kuran

Kuran’ın dili özel bir dildir. Bu dilin mantığı kavranmadan yapılacak ‘nesnel’ bir okuma her zaman için vahyin ruhuna alabildiğine uzak olacaktır. Bu mantığa yabancı bir Kur’an araştırmacısının en fazla diyebileceği şudur: ‘yedinci yüzyıl için bir devrim, fakat bugüne ne kadar da yabancı.’ Aradaki on dört yüzyılın Kuran’ı anlamaya çektiği kalın perdeleri yırtabilmek sebat ister. Belli bir süre bu çağa yabancılaşmayı, bugünün yaşam-dünyasından kopmayı mecbur kılar. Bir Mekkeli ya da Medineli nim-bedevi, nim-medeni olmayı ister. Kendini bazen Resulullah’ın yerine koymalı, ayetler senin kalbine inmeli. Bazen sahabe olmalı ve Resulullah’tan dinlemeli. Ve bazen bir müşrik ya da Ehl-i Kitab’ın Peygamber’e baktığında ne hissettiğini anlamalı. Buram buram o toprakları, o kültürü hayalinde yaşamak gerekir. Ve hepsinden öte, konuşanın Allah olduğunu hep hatırlamak.

Defalarca, defalarca, kafayı duvarlara vura vura, vahyi kalbine sokana kadar okumaya devam etmek. Ve şeytanını yanında taşımalısın. Yirmi birinci yüzyılın çocuğu olan aklın seninle gelmeli ve edindiğin birikimin hep sormalı: ‘iyi de bunun bugünle ne alakası var?’ Samimiyetine güvendikten sonra hiçbir soruyu bastırmamalısın. Üzerine üzerine gitmelisin, sebatı elden bırakmadan. ‘Cevabını bilmiyorum, ama bulacağım.’ En ümitsiz anlarında dahi bu güveni asla bırakmamalısın. Ve ufukların açıldığını göreceksin. En yıkık anlarında kalbine bir şey doğacak ve ‘işte bu, işte bu! Ne kadar da basitmiş’ diyeceksin. Bu ümitler ve sarsılışlar ve kalbe doğan cevaplar. Bir süre sonra vahye güvenin güçlendikçe güçlenecek ve yirmi birinci yüzyıldan misafir getirdiğin şeytanına artık ürkmeden saldıracaksın. Onu esir almak ya da katletmek için değil... O soru sormaya doyup ‘amentü’ çektiğinde ve sen artık bu çağa döndüğünde, bu çağla savaşında o senin has yaverin olacak. O önce gözünde değersizleştikçe değersizleşecek, sen bir yedinci yüzyıl adamı olduğun zaman. Fakat seyahat amacına ulaştığında, sen geri dönmeye karar verdiğinde, aldığı cevaplardan sarhoş olmuş aklının, seni Allah’a muhatap kılan parçan olduğunu keşfedeceksin.

Kuran’ın dili çok özel bir dildir. O tek gerçek Sultan’ın kendine muhatap kabul ettiği kuluyla konuşmasının dilidir. Bilimin dilini dışlamaz. Tarihçinin mantığıyla çatışmaz. Hukuk dilinin alternatifi değildir. Kuran bu ‘paradigmalar’ın, bu dil oyunlarının bahsettiği şeylerden bahseder. Fakat bunu farklı bir dille ifade eder. Kuran için gaye, kulların Allah’la ilişkisinin doğru temelde tesis edilmesidir. O sadece doğaya bakışın, tarih ve toplumu irdeleyişin, insanın yaşama düzeninin Allah canibinden nasıl görüldüğünü anlatır. Seçilen dil belki de tamamen bu gaye için seçilmiştir. Bilimi, tarihi-toplumu, ve hukuk sistemini inşa etmek insana bırakılmıştır. Kuran’la bu sahalar arasında eğer sanal bir çatışma varsa, çatışma ya bu saha erbabının kendi alanının sahasını taşıp Allah-insan ilişkisini kendince tesis etmeye çabalamasından doğar (metafizik yapmasından) ya da ehliyetsiz alimin farklı dillerde ifade edilen ve aslında çelişmeyen hakikatlere sathi bakışından.

Kuran’ın dili çok özel bir dildir, ve ancak bu diliyle anlaşıldığına evrenseldir. Ve bu dil, bir kez anlaşılınca, o her şeyiyle evrenseldir. İnsana dair hiçbir şeyi eksik bırakmamış ve bazen bir sürenin bütününde beliren, çok sefer pasajın (hizbin) içinde aşikar görünen, tek başına bir ayette yıldız gibi parlayan ve bazen bir harfte saklanmış gaye anlaşıldığında ona birey olarak ve dünya toplumu olarak gerçek özgürlüğü tattırma keyfiyetine sahip yegane kelamdır, Allah’ın kelamı. Fakat bu evrensellik asla bir anayasa metni gibi, zaman-mekan üstü bir dili olan, soyut ve yoruma kapalı bir evrensellik değildir. Bir anayasa tam da bu nedenle evrenselliğini yitirir. Anayasa zaman-mekanın dondurulmasıdır. Ve o özel dondurulmuş zaman-mekan eskidiğinde anayasa da eskir. Fakat Kuran, zaman ve mekanın içinde bir evrenselliktir. O hep yaşamın içinde konuşur. Bir taş kadar somut olayı kendine malzeme yapar ve gayeyi öyle anlatır. Bunun için Kuran’ın evrenselliğini yakalamak vahyin indiği tarihi her şeyiyle hissedebilmeyi gerektirir. Yedinci asır, bir somutluk olarak kayıtlarla bağlıdır. Yedinci asrın bilmedikleri, kültürel ve sosyo-ekonomik farklılıkları, kadın erkek ilişkilerinin nitelikleri, vs. vs. Belki hepsi farklıdır, Hicaz bir global toplum prototipi olsa bile. Fakat farklı niteliklerdeki atomlardan bir toplum yaratmanın adı olan Asr-ı Saadet’te, her asır ve her kültür kendine hitap eden beyanı bulacaktır Kuran’da. Ve bu Kuran’ın kalbinden çağa atılan sahih yorum oklarıyla başarılır. Çünkü Kuran’ın kendisi, sahih yorumu kendi evrenselliğinin şartı olarak sunmuştur: ‘Bunları akledesiniz, üzerinde düşünesiniz diye indiriyoruz.’

Evet, Allah hiçbir önemi ve niteliği olmayan, henüz mayalanmamış yedinci yüzyıl Hicaz toplumunu kelamıyla mayalamış ve hakkı ve adaleti arayan ve mesaj kendisine ulaşmış her insan için bir eğitim yeri kılmış, böylelikle Asr-ı Saadeti, insanlık şahs-ı manevisinin kalbi kılmıştır. Misafirliğini tamamlayan yolcu yirmi birinci asra döndüğünde Kuran’ın nasıl da bu çağla canlı kanlı konuştuğunu gördüğünü hayretler içinde kalacaktır. Ve çağa meydan okuyan bir Muhammed olmak için gerekli bütün gücü vahyin ışıltılı güneşinde bulacaktır. O an, Kuran’ın sadece yedinci asır Hicazına değil kendi asrına da, sadece Resulullah’ın kalbine değil, kendi kalbine de nüzul ettiğini görecektir. Fakat Kuran’ın dili çok özel bir dildir ve bu dili öğrenmek sebat gerektirir. Zira araya on dört asırlık demirden perdeler inmiştir. Perde yırtıldığında bu dilin aslında ne kadar basit, temel ve Allah’ın insanla konuşmasının gerçek dili olduğu görülecektir. Demek istediğim, Kuran’ı bugün bile yeni nazil oluyormuş gibi okumak hâlâ mümkündür. Ama bu sebat gerektirir. Çünkü Kuran'ın dili özel bir dildir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kur'an'ı anlamak

Kur'an-ı Kerim'in dili yine Kur'an'nın bildirdiği üzere apaçık bir arapçadır(1) Onda ne bir anlatım bozukluğu, ne bir eksik ne bir kusur bulunmaz.

Kur’an Allah’ın kelâmı, O’nun konuşması, O’nun sözü olduğuna göre, evvelemirde dil’le alâkalıdır, dilsel bir olgu’dur. Kur’an’ın bu özelliği ise, onun “dilsel bir olgu” olarak yerini tayin etmeyi kaçınılmaz kılmaktadır. İşte bu nedenle dil, belki Kur’an’ın amacı değildir, ama amacının ifadesi ve bu ifade biçiminin kendisidir. Burada dil ile sırf “Kur’an’ın lisanı” (=Arapça) kastedilmemektedir; zira Kur’an Allah’ın kelâmı’dır, Allah’ın lisanı değil! (2)

Kur'anın mesajını anlamak için dilini ve bu dilin hususiyetlerini bilmek gerekir. Istılâhta beşerî takat oranında, Allah Teâla'nın muradına delâlet etmesi yönünden Kur'an-ı Kerim'i inceleyen bir ilim (3) olarak tarif edilen Tefsir ilmi de Allah Teâla'nın kitabını yine O'nun murâdına uygun bir şekilde anlamak gayesine matuftur.

Yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm, insanların hidâyeti için gönderilmiş bir kitap olmakla birlikte aynı zamanda bir edebiyat şaheseridir. Onda, hakikat, mecaz, kinaye, istiare, teşbih, bedî' ve diğer edebî san'atlar vardır. Bu san'atları ve dolayısıyla Kur'ân-ı Kerîm'i anlamak için «Belagat» ilmini bilmek gerekir.(4) Nitekim İslami ilimlerde tefsir ilmi tedrisinden önce sarf, nahiv ve belagat ilimlerini öğretilir.

Kur'ân âyetlerinin anlamına (mânâ ve mefhumuna) ulaşmak, hiç kuşkusuz ki bu hitabın muhataplarının başlıca vazifesidir ve bu nedenledir ki Kur'ân'ın nüzûlünden günümüze gelinceye kadar müslümanlar hem Kur'ân'ın ne dediğini, ne demek istediğini anlamak için büyük bir cehd göstermişler, hem de bu hususta bizlere fevkalâde kıymetli bir miras bırakmışlardır.(5) Bu noktada bizlere düşen görev ise bu külliyatı ve Kur'an'ı, Rabbimizin muradına muvafık olarak anlamak için okumak, kafa yormak, tekrar okumak daha fazla okumaktır.

Kaynakça

1- Nahl Suresi 103. ayet
2- Dücane Cündioğlu - Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı, Kaknüs Yayınları
3- Abdulbaki Turan - İslam Ansiklopedisi
4- Dr. Nusrettin Bolelli - Belağat, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı, İstanbul
5- Dücane Cündioğlu - Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı, Kaknüs Yayınları

Elinize Sağlık

"Biz"den bahseden yazılar giderek azalıyor ya da bana öyle geliyor. Bir dostum şöyle der: "hep başkalarının yaptıklarından konuşuyoruz, onların hayatları, bize yaptıkları, teknolojileri, toplumları vs. den bahsediyoruz. Neden kendimize has şeylerden bahsetmiyoruz? Onlarınkine karşılık yapılacak bir şeylerden değil tamamen bize ait olan, tamamen bağımsız konular üzerinde konuşmuyoruz?"
Tamamen bize ait bira yazı işte. Ellerinize sağlık.

Bir de Cemaat'in üye sayısı arttıkça yazıların okunma oranı düşüyor mu ne? Esefle..

Müsvedde

Özel dil vurgusu

Kuran-ı Kerim'in anlaşılmasının , ancak bu özel dilin anlaşılmasıyla mümkün olacağını çok güzel vurgulamışsınız. Nitekim onu etraflıca anlayabilme çalışmaları yer yer çoğalıyor. Doğrusu bu insanı sevindiriyor. Salt bir dil öğrenimi değil sanıyorum vurgulanan. Ezber ötesi bir şey. Rabbin dediklerini incelikleriyle anlayabilmek ve nasıl uygulamalıyım sorusunun cevabını da kendi içinde bulmak.
Belki de bunun daha kolay ve doğru bir yolu vardı. İşe çok erken başlamak. Küçük yaşlardan itibaren insanlar bu dil ile dillenmeliydi. O zaman daha kolay gelişebilirdi uygulamalar. Aynı dil atmosferinden solumalıydı insanlar.Kimi insanlar çocuklar geliştikten sonra telaşa düşüyorlar. Bu çok özel dili bir anda anlatmaya çalışıyorlar karşılarında aniden büyüyüveren yetişkinlere...
Erken yaşlarda ve doğru metodlarla başlanmalı Allah ile konuşmaya...Sadece ona kulluk etmenin ve sadece ondan yardım istemenin öğretilmesine...
Büyük bir dil seferberliği başlamalı , başlatılmalı. Allah yar ve yardımcımız olsun.

Konuşmak

Hani dil dil diyoruz ya. İşte rehberimiz olan o tek Kitabın diliydi gönlüm(üz)den geçen. Bozulmadan. Sade. Öz. Pak. Açık. Beyaz.
Zaten her çıktığımız yokuş O'na ulaşıp üç beş kelam da olsa sohbet eylemek değil midir ?

Şu düzene bakar mısınız:
Bismillâhirrahmânirrahîm

Not.
İslam'ı hakikiyle yaşamak bireyseldir. Ve özen gerektirir. Asr-ı Saadette yaşananları bir konuya bağlamak acemi elinden çıkarsa ortaya ironi, saçma, ne derseniz deyin bir şeyler çıkıyor.

Haber 7.com'da bizden dediğimiz yazarlardan birisinin köşe yazısını okuyorum. Konumalum: siyaset. Ve sözümona yazarımız öğüt veriyor. Hay kalemine...diyesim geliyor. Buyrun:

“Kızım Fatıma! Babanın Peygamberliğine güvenme! Öyle bir mahkeme var ki orada ben bile sana torpil yapamam!” diyen Hz. Peygamber’in sözünü herkes kendine rehber edinmeli. .."

Torpil beyimizin kanına o kadar işlemiş ki her yerde kullanmayı caiz sayıyor.
Daha bir okura nasıl hitap edilir bilmekten aciz eğitmen (!).
Pardon, Allah(c.c.) ile konuşmak mı demiştiniz ?