Tutsak ellerimizin resmini çektirelim bir ara seninle. Şatafatlı olsun, renkli mi bilmem ama çok boyutlu olsun. Çektirelim seninle acılarımızın gülümseyen yüzünü bastırmak için bir çerçevenin tüm dik kenarlarını. Diklikler en yakın mesafelerdir oysa, en çok can acıtan halleridir sevginin. Birbirine tutsak şehirlerden kaçalım biz, kaçış o ki şatafatsız olsun, renksiz olsun, sessiz olsun. Diklense bile hayat adama, yeter ki adam sakin dursun, rahat olsun.
Oldu mu şimdi ? Rahat olsun ama dik olsun biraz da. Acıtsın canını ama kendi canını. Kanatsın geçmişi yüzünde binparça kalıntıların izini sürerken kaşif bakışlar, ama suyla yıkasın yüzünü. Hem en kötü filmimiz de bile demez mi yavuklusu canı acımış ama ne yapacağını hala bilemeyen adamımıza; kan kanla yıkanmaz diye. Oldu mu şimdi? Olur belki, yakın zamanda seyredilmiş en uzun filmi çekelim biz, tutsak!
Ellerimizi çekelim renginden bıkmış köprü ışıklarının altında tuttuğumuz en bırakılmaz daldan. Yavaşça dal sarksın ama kartal yerinde dursun, biz yine söyleyemez olalım onu ama kartal yerinde dursun ki kimse anlamasın dünyadan kimin uçtuğunu. Akşam haberlerine self servis yapmayalım kendimizi. Duralım en durulmaz yerde, bir rayda, yayından çıkmış bir okun ucunda, karşımızda william tell olsun ama başımızda elma olmasın, yükümüz olmasın yanımızda. Heybemizde bizi bekleyen kuşlara atacak kadar bile yem olmasın, her köşeye bir dik çizelim sonra. Sonra fotoğraflayalım geçtiğimiz yolları, tutsak olanları, tutulanları... Tutan elleri çekmek belki ağır gelir diye, havale edelim; henüz banka olmamışken değerlerimiz. Oldu mu şimdi?
Neyi bekliyoruz ki hala, olmamış hayatların kabuklarından sıyrılıp kanatlarımızın varlığını getirelim aklımıza. Kanat dediğin uçamaz oysa! İçindedir varsa da yoksa da hevesin, azmin, sesin... Kanatlar yolunmak içindir, düştükçe her bir tüy kafayı yolmak içindir. Neden pişmanlık örter uykuyu adamın üstüne ve neden kaçış yoktur pişmanlıktan tutsak ellerimizle. Çekiliyoruz, dikkat çekiliyoruz. Şehirleri terkedip çekiliyoruz. Sahaya inmeyip çekiliyoruz. Ses verip çekiliyoruz. Üşütüp çekiliyoruz.Baharı getirip çekiliyoruz. Kızarak çekiliyoruz. Vurarak çekiliyoruz. Biz neyi bekliyoruz? Olabilir belki, istediğin hayat çıkabilir karşına pişman bir vaziyette görmezden gelip geçtiğin oysa, pişmanlık fayda mı vermiş oluyor. Katiller pişman mı doğarlar?Olabilir belki...
Tutsak elleri ile bağlandığı hayattan çektiği acıları dik düşürüyor şimdi zemine. İçime akıyor oysa bütün saatlerin geri gelmez ırmağa olan şarkıları. Zaman neden tutmaz kendi hesabını da ihtiyaç duyar saatlere. Saatler zaman değildir! Tutsak olan zamana ellerinin iğneli yapısıdır. Hakkettiği değil insanın, başkalarının verdiğidir aldığı şimdi, tutsaklık değildir ellerimizin kenetlenişi zamanın getirdiğidir.
Dağınıktır çoğu zaman düşünceler limanda. Her bir zincire bağlı birer düşünce, sonra düşünce ne olur; boğulur. Bir liman kentinde yaşamak boğar insanın düşüncelerini. Tutar ellerinden ama aldatır çoğu zaman. Güldürür, havaya sokar ama alır havasını adamın. Düşünemez olur limanlar insanların halini, çünkü insan taşımaz limanlar artık.Ancak ağır yük gemileri. Bir şey alma yanına dedikçe insana, ağır yük gemilerini birşeyden saymaz olur. Unutur bıraktığı zinciri de fora yelken diye yeltenmez mi birde...
Biz seninle çektirelim hayata bir hipotenüs, hani vardır ya eve giderken yürüdüğümüz bahçelerin köşelerini birleştiren ayaklarımız, işte ondan. Acımızı da asalım hayallerimiz varsa onu da; ki son kalanlarını kuşlara verdim. Sonrası malum, sonrası kaçış, sonrası çığlık, sonrası umman...
Hayata verilmiş bir sözü hatırlar insan aniden. Çektirdiğimiz şeyleri hatırlar ya, ödenmemiş borçlar, gecikmiş faturalar ve en son sevgi sözcüklerinin durduğu ortadirek kavanozu. Bana da "yarım domates" o zaman...
Yorumlar
öfkenin öbür yüzü...
Çar, 15/08/2007 - 15:04 — S.Rabia Özer Yalçın"Hayata verilmiş bir sözü hatırlar insan aniden..."
Tutmadığını sonra tutmak için zorlandığı anları çaresizliği belki hırçın hıncını bütün intikamlar onun içindir. En çok kendi kendine olan savaşını kazanma istediğir belki de...
Soluk soluğa kalmış, kapıları hızlı hızlı döven ısrarlı adamalar gibi koşuyor yazınız uzun soluklu... Hayat oysa ne kadar da acımasız.. Ama umarsız kalamayız öyle değil mi?
hatırlayıp es geçtiklerimiz yani biz...
Cum, 17/08/2007 - 15:51 — Sadri GencNereden bakıyorsak hayata, içinde bulunduğumuz durum neyi getirmişse bize ya da biz neye müştak olmuş isek umursama durumumuz da o yönde ya evet ya da hayır. İşte bu "ya da"lar "veya"lar hayatımızda bu kadar yer tuttuğu için umursamıyoruz. Umursadığımız şeyleri es geçiyoruz çoğu zaman zira umursayarak kendimizden bir şeyler kaybettiğimizi düşünüyoruz ya da çoğu zaman hayat bize böyle bir şey sunuyor. işte bazenler gelip geçiyor, yarım kalmış şarkıları tamamlamaya çalışıyoruz. Es geçtiklerimizin bizi hatırlaması dileği ile...
...mavinin derinlikleriydi gökyüzünde unuttuğumuz...