
Gece başlamak üzere… Dışarıda çeşitli renkler. Yazdığım mekânda bir şarkı var. Müzikle ben örtüşüyoruz. Ve gönüller aşkla kararsız.
Dışarıda yazıyorum bu yazıyı. Akşam ölmek üzere... Kirli bir mekândayım. Müziğe rağmen bir sessizlik var. Belki de sebep ondan yayılan hüzün. Birkaç kişiyiz. Yanımda bir çocuk var. Köyden gelmiş belli. Şehirli değil. Göç mağduru. Şiddet mağduru. Oturmamışlık mağduru. O da mekân gibi biraz kirli. Ben de temiz değilim. Şarkı devam ediyor. Dışarıda araba sesleri... Ve ben biraz mahmurum.
Şarkıdan bir yağmur yağıyor gönlümüze. Hüzünlü.
Şarkıdan bir yağmur çiseliyor gönlümüze, bizim gibi.
Şarkı bitiyor. Yenisi başlıyor. Gitmekten bahs ediyor. Biz de yeni hülyalarla biraz derbederiz.
Mekân biraz şenleniyor. Yeniler geliyor. Hayatı görüyorum burada. Bozulan hayatı. Mekân ayna olmuş. Bize kaçtığımızı gösteriyor.
Gün kılıçlarıyla beni biçmiş. Zoraki duruyorum sandalyede.
Aşina çocuklar var.
Mekânın kiri ona bir genişlik vermiş. Bizi asıl çeken, sahibinin gönlü. Sessizlik ve doğallığı...
Yanımdaki çocuk, bilgisayarı kurcalıyor. Geziniyor, hüzün gibi mekânsız. Veya mahzun... Veya bütün çocuklar gibi.
Müzikle heykelleşmişim. Zamanı öldürmek istiyorum. Anı uzatmak. Öylece kalmak.
Çocuk, hatıralar mahzeninin kapısını aralıyor.
Sabah erken. Güzelce bir parktan geçiyorum. Birkaç çocuk daha uyanmamış. Küçük kartonlar var altlarında. Ya Rabbi, biri ne kadar küçük... Ve uykusu derin. Uyanamıyor. Rüya mı görüyor? Annesini mi?
Mekân asude. Akşamın hüznü, müziğin hüznü, sesin hüznü, sessizliğin hüznü, hatıraların, çocukların hüznü, onu kesifleştirmiş.
Günün kılıcını elinden almak istiyorum. Muhayyel düşmanlara, muhayyel kapılar için gerçek darbeler indirmek istiyorum.
Gecenin parıltısı var dışarıda. Işık, yeşille siyahı huzmeleştirmiş. Net bir siyah var dışarıda. Cam gibi. Asil ve doğru cam gibi...
Vazifeler ana hücum ediyorlar. Gereklilik kollarıyla beni kavrıyor. Hâlbuki isimlerle heyecanlıyım ve coşkun.
Mekânın kirinden gecenin temizliğine geçiyorum. Nezafete olan hasretimle ışıklardan kaçıyorum. Dar ve karanlık sokaklardan geçiyorum.
Onları seviyorum. Doğallar. Makyajsız. Ana caddeler bir teşhir mekânı. Sokaklar ise evimizin bir parçası gibi. Şehirlerin gerçek yüzleri onlarda…
Caddeler; acuzeler. Sokaklar; çocuk. Gerçek haberler onlardan alınır.
Caddeler; yüz. Makyajlı, kaypak. Eğilen.
Ara sokaklar; gönül. Şehirlerin ruhları onlarda aşikâr gezer. Yaşananı onlar bize söyler.
Şehirlerin yüreğini görmek isteyen onlara gitmeli.
Sokak karanlıkla tenhalaşmış. Tenhalık hâkimiyet hissi veriyor. Çocuklar gitmiş. Kapıların önünde sohbet eden kadınlar geceyle ışığa kaçmışlar. Sadece biri penceresindeki komşusuyla ayaküstü laflıyor.
Gecenin hafifliğine rağmen adeta topallıyorum.
Karanlık buğulu cam gibi… Sanki bizi bizden alıyor. Duruluğu bize de geçiyor. Ve silikliği. Biz de silikleşiyoruz.
Nihayet evim.
Emin melcem.
Yorumlar
Yazınızla o sokaktan
Cum, 15/06/2007 - 13:19 — feride hülya gökşenYazınızla o sokaktan geçmiş, o şarkıyı dinlemiş, emin melcemize dönmüş olduk. Anı yaşamak ve anı yazmak.. kiramenkatibine güzel bir ilham olmuştur dilerim.
farklı kelimeler denemek
Cum, 15/06/2007 - 23:29 — ali özdoğanbu denemelerde neden hep aynı kelimeler kullanılır. sokağa çıkıldı mı arka fonda da sezen aksu çalıyorsa vatandaş şehrin bir ucundan girip bir ucundan çıkıyor.
yağmur, şarkı, hüzün, çocuk, cadde, sokak, gece... yani yok yok.
Bir çocuk gördüm uzaklardaa...
Salı, 19/06/2007 - 23:12 — Neslihan DuranBelki klasik ama insanı o sokaktan geçirdiğini düşünüyorum bende, sizin fonda rakseden ve hüzne garkeden müzik neydi bilmemiyorum lakin, gezinirken benim kulaklarımda çınlayan buydu. Kaleminize sağlık...