su...'ya,
Avuçlarımı açtım, kelime dileniyorum, bir toprak kokusu geliyor burnuma, bir daha gitmiyor..
sana dair cümleler geçmiyor aklımdan. Radyom kapalı, başımı dizlerime yaslayıp babaannemin kokusunu özlüyorum. Yaşlı insan kokusu, hafif rutubet karışımı. Sobasının üzerinde sürekli ısıtarak tazelediği bulgur pilavı tadı..
-''Ye uşak!''derdi..Sıcaktır, ye...
Asık suratı geliyor,bağdaş kurup oturuyor gözlerimin içine... Yüzünün gülmeyişi... Sayısını bilmediğim çizgiler... İki büklüm yürüyüşü, dedemden kalan bastonu gözünden esirgeyişi...
Üç ayda bir aldığı maaşı ezbere bilir tam da o gün gidip fukara kılığında beklerdik karşısında (Fukaralık ogünden kalmadır). Avuçlarımız hemen açılmaya hazır, emanete bakardı...
Eli ne zaman yanından ayırmadığı para cüzdanına gitse gözlerimiz parlardı..
Yüzü herzamankinden daha asık:
-''Gidin''derdi,''bu ay az verdiler!''
Deli hocanın torunları derlerdi ya, başımız dik cıkamazdık evden... Biraz deliydik , biraz inatcı dededen kalma. Gözümüz hala babaannenin ellerinide, avuçlarımız emanete bakardı...
Gözlerin başka yerlere cevrildiği günler de geldi sonrasında. Ihlamur ağaçları ve dallardan sallanan salıncaktan aniden düşüş. Kırılan kolumuz mu, bacağımız mı karar verememişken hayatın cebimize bıraktığı bozukluklarla yara bandı almaya koşardık. Oysa kırılan yeri yara bandı bir araya getirmezdi.
Çocuk kavgalarımızdan şikayetçi dönüp ağlayarak anlattığımız zaman incinmişliğimizi bir ses duyardık aniden.
''Ağlamadan anlat!''
Hıçkırık gibi gelip otururdu boğazımıza. Ağlamanın, konuşmanın ve ağlamadan konuşmanın farkına o günlerde varmıştık biz. Bizim oralarda kadınlar süpürürdü evlerinin önünü.Kapı önü muhabbetleri hazırdı herdaim. Elişini alan koşardı günlük havadislerden haberdar olmak için. Beş cocuklu ailenin direği inatlaşırdı sanki yukardakiyle ve erkek çocuk için deneme tahtasına dönen kadına aldırmadan son bir umut bir daha denerdi. Doğan cocuk umutsuzluğun işaretiydi inada inat...
''Getirmeseydin dünyaya!''
diye bi çığlık yükselerdi arada bir. Eve gelecek misafire aldırmadan çocuk tüm paspasları ruhuyla birlikte sallandırırdı balkondan...
Ağlamadan anlat derdi babam ve bizim oralarda kimdi sorusuna'' biriydi biri''şeklinde verilen cevap kabul görmezdi.
Ağlamadan anlatıyorum baba! İstediğin gibi...
Kardeş bilip parmaklarını bir başka yüzde duruluğu arıyorum..
Ruhum sallanan paspastan cok daha fazla tozutuyor ortalığı...
O gündü... Gidip oturdum eski divana,
Çocukluğa inat fukarayı oynuyorum, değişen ayakkabılarım, ucu fırfırlı eteğim.. Biraz da saçlarım uzadı.. Avuçlarım aynı, tıpkı o günkü gibi. Babaanneme baktığım gibi bakıyorum sana. Gözlerimi dikiyorum ellerine, burnumda aynı koku hafif rutubet karışımı, sobanın yanı boş..
Avuçlarım aynı.. Gözün avuçlarıma iliştiği an söylüyorum bu kez. Yüzün babaaannemin yüzü. Asık biraz, biraz kararsız, biraz cimri, biraz soğuk, en cok da soğuk..!
''Git''! diyorsun, kelimeler tükendi.
Sana söyleyecek bir şeyim kalmadı...
Öylece evden cıkışım gelir aklıma, avuçlarımda kelimenin dilenmişliği... Utanıp başımı yerden kaldıramayışım, fukaralığım gelir ve gitmez bir daha..
Burnumda babaannemin kokusu...
Sahi, hanginiz daha güzel kokardı?..
Yorumlar
samimiyet
Per, 07/06/2007 - 23:17 — okan şahinseviyesizliği karekterleri yapacak kadar kişiliklerini kaybeden ve entellektüel birikimden uzak yozlaşmaların beyinleri körleştirdiği bir zaman da yazınızı okumak iyi geldi. kelimelerinizdeki samimiyet güzeldi.
hiç bir insan bir başkası karşısında değerli değildir. ancak güzellikleriyle gönüllerde ki saltanatlarını yaşatanlar hariç.
selamlar...
Babaanneler ve Tarihdersleri
Per, 07/06/2007 - 21:10 — Tuba OkuyanMerhaba.Sevgili Sibel.
Yazını bir solukda okudum.Çagrışımı bol bir öykü,ama bana en fazla tarih dersini hatırlartı.Evet iki büklüm olmuş bir tarihi,önün de fukara olmayı bile beceremediğimiz tarihi.
yaşananları yaşamak
Per, 07/06/2007 - 22:49 — okan şahinİçinde insan kokan yazıları okumak güzel. Hikaye bittikten sonra kelimeler içinizde yazının devamını yazmak için yeninden birbirine bağlanıyor.
Zamanın hatırası olan insanların yüzlerindeki, ellerindeki sevgilere tanık olmak ve onların merhametinde vücut bulmamızı güzel anlatmışsınız. yaşanmışları hatırası ile yaşamak ne güzel.yazı için elinize sağlık.
selamlar
Hayatın Cebimize Bıraktığı Bozukluklar...
Cum, 08/06/2007 - 20:25 — leyla turanBiz o çocuk ruhuyla bozuklukları aramadık bile... Anneannemizin oğlundan olan torunlarına beş şişle ördüğü yün çoparlardaydı gözümüz. Ama gözler hep orda kaldı.Biz terlik satıp bir avuç iğde yiyebiliyorduk. Paraya ihtiyacımız yoktu. Ama her istediğimizde yünü biten anneannemizin şefkatine çok muhtaçtık. Hiç itiraf etmesekte...
'Bizi sevmiyormusun anneanne... Kızının çocukları çok mu uzak sana... Hep çorap yünün bitiyor'....
Ellerine sağlık Sibel...
Geçmişi anımsamak
Per, 14/06/2007 - 14:02 — S.Rabia Özer YalçınSevgili Sibel
yazını büyük bir keyifle okudum .. o kadar içten o kadar samimi ki... dönüpte bir an geçmişi gözlerinizde bulmak .. kapayıp gözlerinizi hiç uyanmak istemediğniz tatlı,haylaz,yaramz, hırçın çocukların rüyası gibi uyanmak istemiyor insan, eski toprak kokusu da bir başka güzel işte .. ellerine sağlık ..