Emeklilik günlerinin düşüyle gazete sayfalarını karıştırıyordu Sefer. Kırk beş’ini bir iki yıl geçmişti. Hesabında yanılmıyorsa üç buçuk, dört yıl sonra emekli olabilecekti. Eksik günleri o kadardı. Yine de kuşkuları vardı. Hesap işlerinde oldum olası çuvallardı. Kuşkularının büyüyüp gelişmesine, serpilmesine fırsat vermemek için üç yılı karşısına koymuştu.
Eksik günler hiçbir işte dikiş tutturamamasından kaynaklanıyordu.
Gün boyu dilindeki vird “Buna da şükür!” dü. Uzun süreli olmasa da iş bulmuş, hem de sigortalı ve neredeyse yirmi yılı doldurmuştu. Nice tanıdığı vardı ki.. üzülürdü.
Umutla gazetenin ilan sayfasına bakınıyordu. Bir aydır iş bulamamıştı. Halde yük boşaltarak geçimini temin etse de sigorta pirimi.. daha kaç yaşına kadar işsiz zamanlarında yük boşaltabilirdi ki?
Hal kahvehanesine saat dokuz gibi çok satan bir gazeteyle girdi. Sigarasını, çakmağını masanın üzerine bıraktı. Gazetenin ilan sayfasını açtı. Tek tek ilanları okumaya başladı.
Ne garip ilanlardı öyle! Anlamadığı bir dil, duymadığı.. Şimdi ne demekti şu: “ exceli iyi kullanan.. fotoshopa vakıf..eta,.mikro.. logo programlarını bilen..” hemen her ilanda ilkkez duyduğu bir ayrıntı. Doğru okuyup-okamadığından bile emin değildi.
Karamsarlık iyiden iyiye hakim olmuştu. Bu gün de yük indirecekti işte, gençlerden fırsat bulursa bir yükün ucundan tutacak günü kurtaracaktı. Pirimi eksik günlere yeni biri daha eklenecekti.
Ayrımında olmadan içtiği soğuk çayına uzandı. Sağ elini ceketinin cebine uzattı. Aradığını bulamadı. Başını ilan sayfasından kaldırıp etrafına bakındı. Kültabağının hemen yanında kibritle beraber duruyordu sigara. Cebinde sandığı hemen karşısındaydı. Baktığını görmezlik karamsarlığa galebe çalmasına yetmişti. Gülümsedi. Sigara paketinden sevinçle bir sigara çıkardı, yaktı. Derin bir nefes çekti. Soğuk çaydan bir yudum daha içti. İlan sayfasını daha bir dikkatle incelemeye başladı. Kocaman sigara paketine bakıp göremediğine göre, küçücük yazılarla yazılmış kendine uygun bir iş ilanını hayda hayda atlamış olabilirdi. Keyfi yerine geldi. Yük indirenlerin şamataları dağılıp gitmişti. Tekrar, daha bir dikkatle ilanları okumaya, hem de ilk sayfanın kocaman yazılarından başlayarak okumaya başladı. Yoktu.
Sigara yakmadan önce kaldığı yere kadar kendisine uygun iş ilanı yoktu. Gözden kaçırmak gibi bir lüksü olmadığını içten içe sezse de “bir ihtimal”di. Kaçırmamıştı. Lanet etmeye dili varmadı. Son sayfaya şöyle bir göz gezdirdi. Yok. Ama dur! Ehliyetli bir şoför.. müracaatların şahsen yapılması isteniyordu. Sigorta ve dolgun maaş+yemek. Eli ayağına dolaştı. Kalktı. Çay parasını ödedi.. kahveden çıktı. Sigarasını masa üzerinde unuttuğun anımsadı. Kahveye döndü. Sigara masadaydı. Aldı. Kahveden çıkarken saatine baktı. Dokuz buçuktu. Geç sayılmazdı. Hatta bir çoğu için erkendi bile. Dolmuşa binse zaman kaybı olurdu. Biraz paraya kıyması gerekti. Taksiye bindi. İlandaki adresi söyledi. Yirmi dakikada varmıştı.
Gecikmiş miydi? İlanda her hangi bir saate vurgu yoktu. Bir çok işi böyle kaçırdığı içindi bu kuşku. İş ilanını veren firma ikinci kattaydı. Derin bir nefes alıp asansöre bindi. İkinci kata çıktı. Kimsecikler yoktu. Demek ki geç kalmamıştı. Tek çekincesi kalmıştı yaşı. Nice başvurusu yaşından ötürü dikkate alınmamıştı. Bu kere de.. şansını deneyecekti. Çok ta yaşlı sayılmazdı. Kargo şirketi için önemli olan kente vakıf biri olmalıydı. Öyle geçiriyordu içinden. Kendisi bu iş için biçilmiş kaftandı. Çünkü gerçekten kenti avucunun içi gibi bilirdi. Çıkmaz sokağından, en yeni caddesine, bulvarına kadar isim isim numara numara bilirdi. Bir kargo şirketi için bundan daha iyi referans mı olurdu?
Sefer;
“Referans verecek birileri var mı?” sorusunu ilk duyduğunda apışıp kalmıştı. Anlamını öğrendiğinde şaşkınlığı daha da artmıştı, çünkü hiç kimse aklına gelmiyordu müracaat ettiği işle ilgili kendisi hakkında bilgi verecek. Dürüstlüğüne dürüsttü. Eline çabukluğuna çabuktu. Bunları kim söyleyecekti? Ne kadar da yalnızdı. Ya burada da sorarlarsa! “Halden kime sorarsanız sorun!” yanıtı her şeyin sonu olurdu. Başını sallayarak kapı zilini çaldı. Kapı kolunu çevirdi. İçeri girdi.
Küçük bir hol çıktı karşısına. Sol tarafta bir kapı daha vardı. Oraya yöneldi. Ezilip büzülerek kapıyı tıkladı.
“Buyurun!”
Kapıyı usulca açtı. Küçük bir oda. Bir masa. Kendinden belki on yaş genç biri oturmaktaydı. Gazeteyi uzatıp;
“ Gastedeki ilan için!” diyebildi yutkunarak. Masadaki genç adam gülümseyerek oturmasını işaret etti.
Başı önünde koltukta oturana bakmadan adamın söylediklerini başını sallayarak dinledi. Yeni bir firma imişler. Bu kente de şube açmışlar. Ehliyetli elemanlar gerekiyormuş. Ama biraz yaşlı değil miymiş?
“ Değme gençlere taş çıkarırım beyefendi!” diyebilmişti kısık sesle. Adam belki de duymamıştı bile. Kaç yıllık şoför olduğunu sormuştu. Ehliyetinin, nüfus cüzdanının fotokopisini, ikametgah belgesi, savcılıktan iyi hal kağıdı iki fotoğraf..
İşe alınmış mıydı? İnanamıyordu.
“ Madem kenti avucunun içi gibi biliyorsun bu bizim için çok önemli. Hemen bugünden başla işe. Teslim edilecek bir iki paket var. Bilmen gereken bizim için zamanın önemli oluşu. Çünkü firmamız zaman farkını ön plana alarak piyasaya girdi. Eğer biz saat on dört de dediysek paket on dörtte orda olur. Bir dakika sonrasını bile kabul etmeyiz. Hiçbir bahanemiz olamaz. Bir sürü rakip firma arasında ancak böyle var olabiliriz. Bu koşullar altında hala bizimle çalışmak istiyor musun?”
“ Evellah.. gözünüz arkada kalmasın. Siz yeter ki saat verin.”
Peki, demişti adam.
“ Bugün iki yere ulaştırmamız gereken paket var. Biri saat onbir de diğeri on üçte.. biri güneyde diğeri batıda.. yetiştirebilir misin?”
“ Gözünüz arkada kalmasın. Hemen.”
“Al şu anahtarı.. işhanın arkasında otoparkımız var. otomobil orda firmanın adı yazıyor. Paran var mı?”
Cevap veremedi. Patronu iki yüzlük uzattı.
“ Maaşına karşılık, avans olarak. Paketler arabanın bagajında. Unutma biri on bir, diğeri on üç.. üzerlerinde yazıyor.”
Sefer uzatılan parayı başı önünde aldı. Bürodan dışarı çıktı. Kendini ne kadar zorladıysa da gözyaşlarına hakim olamadı. Duaları kabul olmuştu. Arabaya bindi. Kontağı çalıştırdı, otoparktan çıktı.
Vakit vardı. İstenen evraklardan ikametgahı hemen şimdi alırdı.mahalle muhtarının bürosuna doğru yol aldı. Yirmi dakika sürmemişti. Muhtar da yerindeydi. İkametgahı aldı. Arabanın bagajını açıp on birde teslim edeceği paketi yanına aldı. 892. sok. ..bankası. iki sokak aşağıdaydı. Arabayla gitmesine gerek bile yoktu. O sokakta her zaman park problemi olurdu. Muhtara arabaya göz kulak olmasını söyledi. Elinde paket bankaya doğru yürüdü.
Bankaya vardığında saatine baktı. Daha on dakikası vardı. Gururla bankadan içeri attı adımını. Güvenlikçinin yanına sokuldu.
“Bu paket müdür beyin! Siz mi ulaştırırsınız, ben mi götüreyim? Şu evrakı da imzalamanız gerek!”
Güvenlikçi paketi eline aldı.
“ Nerden geliyor? Kim göndermiş? Bizim kendi kuryemiz var.. bu da nerden çıktı?” diye konuştu kuşkuyla. Sefer bir anlam verememişti.
“Ben bilmem! Kuryeyim.. işte de ilk günüm.. saat on birde müdürün elinde olmalı diye biliyorum..” karşılığını verdi, danışma yazısının üstündeki saat neredeyse on biri gösteriyordu. Kolundaki saate baktı daha beş dakika vardı neredeyse.
“Sizin saat yanlış her halde!” diye saati işaret etti. Güvenlikçi kuryenin işaret ettiği saate baktı. Dudak büktü. Soğuk;
“ O doğrudur! Nereden geliyor demiştin!”
“Üzerinde gönderen yazmıyor mu? Bak şuraya!” güvenlikçinin elinden paketi almak için hamle yaptığında korkunç bir patlamayla havaya fırladılar.
Son yorumlar
3 sa. 25 dk. önce
3 sa. 31 dk. önce
4 sa. 40 dk. önce
4 sa. 42 dk. önce
6 sa. 9 dk. önce
8 sa. 18 dk. önce
21 sa. 5 dk. önce
22 sa. 37 dk. önce
23 sa. 21 dk. önce
1 gün 39 dk. önce