// Geceler çoğu kez üstüne üstüne gelir nidası çöllerde yankılananların. Bu yüzden belki de bir kelime aranır yüreklerin yeniden inşasına ceht eden gecelerde.. Kimliği belirsiz bir eşkâl, isim anası olmak ister evrensel iyileşme metotlarının. Değil mi ki tek başına yaşanınca üreyemez güzellikler. Bu yüzden belki, başka yüzlerden de sızmalıdır hüznün rayihâsı.. //
Bir kelime seçmeliyim tüm şiirsel ervaha mevsûf olacak.. Doruklara tâbi olacak bir kelime evet. Ama bak sevgili alfabe! Annelik ve zulüm gibi ayrışık duruyor harfler. Ey dalgalara sürtünüp de havalanan martılar! Yazılın metot defterimin kar beyazı sayfalarına.. Harflerin vaadidir ki balıklar seve seve yem olacaklar özgür gagalarınıza.. Ilık ve tenha kıyılarda..
Vakit hâla seherken seçmeliyim "çocuk" diye bir kelimeyi.. Uzun ve dar koridorlarda öğretmeliyim ona yürümeyi. "Denizlere gidelim birlikte martıları izlemek için, sonra çayımı tazelesin balıklar" diye hayaller kurmalıyım, yıkmalıyım hayallikten kurtulamayan gelecek günleri.. Ve dokunuvermeliyim seçilmiş "çocuk"ların saçlarına, seçemezken bir kelimeyi, diğerlerinden...
Zaman olur, biter bu martı çığlıklarında bulutlara değen korkular. Azrail emniyet güçlerinden dostlarını yollar iki yanıma, "ölüm" der sağdaki, "ölüm!" Buna benzer bir kelime gibi seçilmeliyim kitaplardan vakit geç olmadan. Ölüm koyulmalı korkunun soyadı. Soyadım; dinç ve mağrur olmalı. Seçemezken bir kelimeyi, diğerlerinden...
Devasa apartmanların betonarme otoparklarında bir avuç toprak bulup çıkarmalıyım başımı. Sonra bir kelime gelmeli, seçilip çıkarılmış, onca devrik cümleden. Gülümsemeli bana. Gülümsemesi bana, adını "insan" koydurtmalı...
Bir kelime seçmeliyim, unutulmuş veya düşürülmüş gözden. Paslı salıncaklarda gıcırdayan mutluluklar gibi öyle işte.. Öne arkaya gidip gelirken şımarık bir rüzgâr dokunmalı tenime. Öyle rüzgârlı mutluluklar da olmalı anlasana ey yüce ve çok renkli bahtım! Dünyaya çocuk denen cennetler bahşedilmişken.. Seçilmeli bir kelime, yalnızca biri evet, sıkışan trafikte küfreden amcalara teskin aşısı gibi. Hey dünyanın bütün aç ve mazlum ve trafikte sıkışan halkları! Sabır olsun mu müntehibin adı?
Ve kalplere ekilen sloganik aşklara isyan türküleri imal edilmeli. Sonra da hepsi imha.. Çünkü uzak ülkelerdeki dostlarım gibi çocuğa ve ölüme acıkmak istiyor canım.. Boydan boya camla kaplanmış / kapatılmış balkonumdan her bakışımda aşağı itiyorum kendimi. Hayır, intiharı olamam tedirgin ve ümit var günlerimin. Sevilen bir kalbin ve ritmik bir yaşamın varisiyken kör bir arzuyla atamam kendimi ölüm anının kollarına. Uçabileceğime dair inancım yalnızca boydan boya camla kaplanmış balkonumdan bakarken oluşuyorsa bir kelime seçmeliyim, kurgusal bir düzlemde seğirten ömrüme isnaden, "yalan"mış gibi..
Loş zindanları tırnaklarıyla kazacak ve kazanacak bir özgürlük neferi aranıyor sevgili alfabe! Ve demesi isteniyor ki zindan da hürüm ben. Derdim, sokaktaki mahkûmlara özgürlüğün ballı baldıranını tanıtmak! İşte tam bu esnada seçmeliyim bir kelimeyi, tüketilmiş ve vazgeçilmiş çoktan. Peki ey dirayeti nasırlaşmış düzen çarkları! "Direniş" olsun mu adı?
Yalınayak yürürmüş harfler; hiçbir suni libası üstüne giyinmeden. Çöle, dikene, ateşe ve buzdan asfaltlara ve sancıdan kıvrandıkları uzun gece yolculuklarına inat. Altından evleri varmış bazısının, bazısı -miş-li geçmiş zamanlarda bir külkedisi gibi yaşarmış, bazısıysa en az kül kadar yaşamsızmış.. Kalemin ucundan sıyrılıp da saman kâğıtların üstünde yalınayak yürürmüş harfler, yalan katışmamışsa şayet, yazıcının gözlerindeki menevişe.. O zaman işte bir kelime seçilebilir belki, kalantor çocuklara ibret namına, "açlık" adında..
Bir kelime seçmeliyim. Cinnetlere gark olan hayallerimden uzak olan.. Bir dağ eteğindeki gölette ruhumun bitlerini ayıklayacak bir vaftiz özlemi gibi. Belki daha fecisi.. Bir kelime seçmeliyim, aşk gibi, su gibi, tastamam bir ömre göz kırpar gibi.. Sevmediğim canlı türlerinin durmaksızın kur yaptığı bir lokale dönmesin diye hayat, seçmeliyim yapayalnız bir kelimeyi.. Bilmem kaçıncı kez ölmeden az evvel, seçilmeliyim ehil bir öğretmen tarafından, ağlayarak el sallarken ve en çok da ezerken işlenmeye değer görülmeyi bekleyen ümmi kardeşlerimi..
Yorumlar
nobel ödülü leylifer ay'a
Per, 03/05/2007 - 01:34 — Mustafa Burak Sezerİnşallah bu hatıranın sahibi "orada" nobel ödülünü alır.
Jurilik bana kalsa çoktan verdim.
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Kalem; Can Suyudur Ölümlerin...
Per, 03/05/2007 - 01:56 — Fatih M. Tiyanşan...
Çünkü kalem; ruhun isyan türküsüdür, "susturamazsınız" der tiz sesiyle.
Kalem; kalbin doğrulara teslimiyet çanıdır, çalar ha çalar asırlar boyu.
Kalem sûrdur, üflenir yazıcı aracılığıyla usulca ve heybetle. Ürkütür zulümden, gafletten, kahpelikten yana ne varsa!
Kalem; ağırlaşan göz kapaklarını ayakta tutan, yeniden dirilten ve aydınlatan bir iksirdir hakkıyla kullanıldığında.
Kalem zehirdir, yazıcının kurtlanan ahlâksızlığına koyun postu yapıldığında.
Kalem; içinde intiharlar taşıyan bir doğumdur,
kalem; can suyudur ölümlerin.
...
Umuyoruz ki, Rahmet-i Rahman'a kavuştun Sümeyye kardeşim...
Allah seni bizlere kardeş kıldığı gibi mekanını da cennet kılsın...
Amin...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Ve şimdi gidiyorsun...
Per, 03/05/2007 - 02:04 — Ayşenur Demirel"Ve şimdi, tüm kırılmışların boynuna kırgınlıkların muskası diye asılıp gidiyorum…
Şimdi evrenin batinî gerçeklerini gönül duvarıma asıyorum, asılıyorum kırgın gönüllerde bile bile. Kendi kalemimi kendim kırıyorum, kimse yargılanmasın benden sonra yokluğum sebebiyle diye. Cürümlerin ilk faili adım olarak bilinsin, adım adım silinsin varlığım dillerde."
"Son kez duy ki ihanet yaraşmadı hiç bana ve bedeli yokluğumla ödenecek bir kazanç oldu sevgi..."
Leylifer Ay'dan:Düş(üş) Repliği
Geride böyle güzellikler bırakanlara ne mutlu.Ve eminim silinmeyecek varlığı dillerde.Rabbim ellerinden tutsun inşaallah...
Sümeyye
Per, 03/05/2007 - 02:37 — okan şahinNe diyeceğimi bilmiyorum... yürek parçalanır ya hani bir sevgili el sallar Rahman'dan senden önce kavuşmanın neşesi ile...Kardeşimizin ahireti cennet olsun...Ne güzel şey Müslüman olarak ölmek...
Gittin...
Per, 03/05/2007 - 11:12 — zeynep dursunAzrail terliyor başucumda; "az kaldı be azize, hadi öl kurtul be azize!"
diyorum daha çok var toprak vuslatına, alma beni diyorum daha yaşlanmadım, aldırma kalbimin ağarışına...oysa valizim odanın orta yerindeydi...biletimi posta güvercinleri kondurmuştu avuçlarıma: Mavi.
Dışarıda yağmur...ılıcak bir yaz mevsimi...anladım; azraili terleten kalma ihtimalimdi... Leylifer Ay..
Sümeyye kardeşimizin bu cümlelerini çok beğenerek, not almıştım.Onun kalma ihtimali üzerine ettiğim dualar vardı...Ama o gitti... Rabbim mekanını cennet eylesin. Ailesine sabırlar versin.
"İnna lillahi ve inna ileyhi raciun."
kısaltılmış hyt koşturmaları
Per, 03/05/2007 - 11:30 — Sadri GencCHAT DELİSİ'NİN GÜNLÜĞÜ
"oda"da...
(ve diğerleri konuşur[?])
-slmm
-slm
-nbr?
-iylk sen
-iylk
...
kısaltılmış kelimelerle selamlıyorum seni bu defa hayat; mrb.
yaşam sayfamıza nrd katılıyorsun ey hyt? nsl gidiyor beşer mahlukatla cedelleşme hikâyen? söylesene ne olur, ndn bitecek gibi görünüyor kalemin bugün?
-tüknyorm
tükeniyorsun hayat, bu yüzden ünlemlerini ben koyuyorum ölüm fermanına senin yerine. annesinin elini bırakıp caddeye fırlayan çocuklara ben "aaaa!" diyorum senin namına, bol ünlü ve bol ünlemli.
sana kısaltılmış kelimlerle k(u)c(a)k açıyorum artık hayat. görsene. körpe yüreğim tirajı yüksek acılardan geçmiş meğer bunca zaman, chatleşmişim piranalarla uzun uzun, vaadlerden yosun tutan okyanuslarda. ünsüz harflerin egemenliğinde k(o)rk(u)'lar beslerken, s(e)l(a)m'ların içinden açılmışım çiçek gibi. s(o)rg(u)lamışım el değmemiş düşlerin gerçekleşme ihtimallerini. deriiin bir oh çekmişim, doya doya. bahar gelmiş. ömrüm kslmş. kısalmış ömrüm, artık onun gölgesi kışa değin uzamazmış. ölürmüşüm yani tez elden ve insanın kanını bulandıran bu kargaşa sayfaları aldırmazmış bile. (kime ne!) kucak açıyorum sana, kısacık bir kelimeyle hayat, "aşk" gibi mesela...
...
-yaş iş okul?
-17 öğr sen
-öğr 21
...
kısırlaştırılmış sohbetlere vâh ediyorum seninle hayat. hem baksana, "sen" zaten kısaltılamıyor(sun) kimseciklerce. "sen" öylece, olduğu(n) gibi duruyor(sun) karşımda; dimdik. odada rüzgârın uğultusundan başka ses olmayışına sevinesim var bugün ey hyt. bugün başlık atasım var öleceğim güne. ölümümün vesilelerini sıralayasım var bir bir. başlık atasım var ölümüme hayat; "gezegenler yalan!" diye... rüzgârın polifonik mırıldanmaları eşliğinde yırtasım var sessiz harfleri orta yerinden. açasım var içlerini zevkle. açılmalarını izleyesim var, gözyaşı çiçeğinin her akşam vaktinde damlalarını yere düşürüşünü izler gibi...
milyarların hoyrat/çok sesli ellerinden kurtuluşumu kutlayasım da var bugün. söylesene, elimdeki kristal şamdan, aşkla yanan bir mumla karanlığa caka satarken neden kahra gömeyim umut taneciklerimi? hayat! "öğr"nim senin. hadi öğretsene bana sözümona ayinlerin neresinde durduğumu? öğretsene, yerin maddeleri kendine çekme ve ışığın karanlığı söndürme kuvvetini. tek tek. "sen" gibi öyle işte hayat, apaçık öğret.
....
-nrd?
-ist sen
-ank
....
ve bir medet ya umudun hâliki! bir medet ki saydam korkulukları görebileceğimiz bir el olsun yüksek gaflet binalarında. kesik izleriyle dolu gençliğimize bir medet... iyileşelim, ünlensin yine merhabalarımız... deniz kum dağ taş börtü böcek ve beti benzi atmış yüce dağlar... yüceldikçe gölgesinde kaybolduğum dağlar! burnumu havaya dikip de yürümeye kalktığımda haddimi bildiren betonarme binalar! evimin bahçesinde doğan yumurta mahsulu müstakbel tavuklar ve elimde ölüveren miniminnacık yavru kuşlar! hepimiz adına bir medet diliyorum başım olabildiğince yere eğilmişken bu odada. bir medet... ist - ank ve daha binlerce uzak mekan arasında süregiden bu tuhaf gezegenlerden ithal edilmiş "shbt"ler namına! ya umudun hâliki... hayat odasında çevrimdışı kalıyor akranlarım. akranlarım, çocuğunun adını mail koyacaklar bu gidişle, kız olursa maile...
...
ve yardımcım olun cevap cümleleri! çünkü, "çünkü" diye başlamak gerek artık hayata. şerhi yapılmalı artık içi boşaltılmış kof sözcüklerin. hazperestlerinin gözlerindeki sanemler devrilmeli artık. çünkü... zamirşinas makamında sevgileri düşleyerek uyuyor çocuklarımız. özeti (çokça da suyu) çıkarılmış haller üzere hüküm giyiyorlar mütemadiyen. ve şerhi bize düşüyor yine kestirmeye sapılan/sapıtılan ömürlerin. üzüntüm kendimden öteye varmaz bu odada. baksana. bu oda da aynı şarampolun güzergâhında. "çünkü" diye başlamak için hayata, kendimi hayata götürmeliyim geri kalmış yıllarımın elinden tutup. korkmayın sevgili sevdiklerim, intihar etmeyecek ve delirmeyeceğim.
çünkü... hayatımın ömrünü uzatıyor "gel" diye inlediğim akşam üstleri.
gel... kısaltamam ki hayat, gel işte!
"sen" gibi...
alenen gel, "aşk" gibi...
apaçık gel bana sen...
sumec /15 Ekim 2005
ve her ihtimale karşı tarihler yıl var ki geridir zamandan; fakat ölüm orada bekliyormuş, bir yıl geride
...mavinin derinlikleriydi gökyüzünde unuttuğumuz...
Gitmiş..
Per, 03/05/2007 - 13:15 — Selim Sevkioglugitmiş..
tahammül edilecek gibi değildi zaten
Allah (cc) rahmet eylesin
Rahmete İltica...
Per, 03/05/2007 - 13:47 — Burak CEMHer defasında aynı tedirginlik. Cemaat'e girerken hem umudu, hem tedirginliği taşıyordum. "Vefat etti" şeklinde bir yorumla karşılaşmaya hazırlamaya çalışsam da kendimi, "Şükür, hayati tehlikeyi atlattı" gibi birkaç kelime görüp rahatlamak istiyordum. Rabbim böylesi bir neticeyi uygun gördü değerli Sümeyye kardeşimiz için. Yoğun bakımda, hayatla cedel halinde geçirdikleri, inşaAllah taksiratına keffaret olur. Allah mekanını Cennet eylesin değerli kardeşim. Kabrinde gül rayihasını hissedenlerden olursun inşaAllah.
"İnna lillah..."
Düşünüşler, düşüşlerden evvel olmalı...
Arifiye Durağı
Per, 03/05/2007 - 17:50 — Selman MaltaşArifiye Durağındayım.
Tren memuru düdüğünü çalıyor.
Ben sandviçlerimi henüz almışım büfeden.
Koşturuyorum.
İstanbul'dan bir kere daha ayrılışımın hüznü çöküyor Arifiye'nin bahçeli evlerine. Sere serpe yayılmışlar dört bir tarafa.
Tıkır tıkır, yavaş yavaş uzaklaşıyoruz istasyondan. Arifiye geride kalıyor.
Birkaç ay sonra.
Gene trendeyim. Bu sefer Arifiye istikametinde seyrediyor tren.
Ben trendeki herhangi bir Konya yolcusuyum.
Mevsim kış.
Konya'ya geliyoruz. Elimde yüklüce bir bavul. Hafif hafif kar çisildiyor tenime.
İlk olarak Nüve Kitabevine uğruyorum.
Bir adet dergi alıp, evin yolunu tutuyorum.
Kar kuşatması altında yürüyorum. Eve geliyorum. Dergiyi karıştırmaya başlıyorum. Sümeyye Çomaklı'nın bir denemesine rast geliyorum. Uzun bir müddet kalıyorum o sayfada. Tekrar tekrar okuyorum.
Derken sıkı bir takipçisi oluyorum sümeç'in. Kelimeleriyle durulanıyorum. Cümlelerinde soluk alıyorum. Arada bir arkadaşlara okuyorum yazdıklarını.
Tabii, Arifiye duraklı İstanbul yolculuklarım sürüyor. Kimi zaman gidişim gelişimi aratır oluyor. Kimi zaman ansızın dönüveriyorum Arifiye'nin meftun rayları üzerine. Ve sümeç'i okumaya devam ediyorum.
Bir gün mesaj gönderiyorum tebriklerimi iletmek için.
''Varolun'' diyerek cevap veriyor sümeç.
.........................................................................................................
Ben varım sümeç. Buradayım. Sen gene Arifiye'de olacaksın. Ben varoldukça, her Arifiye durağına varışımda seni hatırlayacak ve sana dualar göndereceğim. Cenazene gelemiyorum, fakat, kabrini ziyaret etmek belki nasip olur.
Seni okumayı seviyordum. Bilmelisin ki sana dualar göndermeyi de seveceğim.
Rabbim mekanını cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin kardeşim.
Kardeşin Selman.
arifiye
Per, 03/05/2007 - 21:04 — zeynep arkanarifiye, sümeyye ve benim doğduğum yer. aynı mahallede büyüyüp, aynı okullarda okumanın dışında aynı yollarda gülüşüp ağlaşırdık onunla. yol dediğim, bildiğiniz istikamet. bir de bozacı yokuşu var tabii. adeta ikiz gibi hiç ayrılmadıkları kübra ile geçen yaz evin bahçesindeki ağacın üzerine kondurulmuş o muhteşem "ağaç ev"de yaptıklarımızı hatırlıyorum. öldüğünü, alıştıra alıştıra öldüğünü bilsem de hala o neşesini hatırlıyorum. birlikte sürekli projeler, yazılar, şiirler konuştuk. hepsinin yine zeka parıltısı taşıyan bir neşe içerisinde olduğuna şaşırıyorum. ben sümeyye' ye şaşırıyorum. bir insanı bile üzerek gittiğini sanmıyorum. bir kötü hatıra bıraktığını sanmıyorum. ölümünden üç gün önce buluşma sözü verdiğimiz bu yaz, onun mezarına gidebileceğim ancak. sümeyye çok güzel bir çocuktu. çok güzel bir çocuk. onun cennette yüzü gibi aydınlık nurlar içinde, güzelliğine layık muamele içinde çok neşeli olduğunu biliyorum. sümeyye seni çok seviyorum.
Rahmetle!
Per, 03/05/2007 - 23:05 — elif idgüLeylifer ay ismini görünce dedim galiba iyileşti ve yazısıyla döndü,sonra yorumları okuyunca...
Hayırla yad ediliyorsun,güzellikler konuşuluyor ardından,dualar...
"Ölüm köprüdür dostu dosta ulaştırır"Hadisi şerif
Hiç bir şey ve slogansız!
. . .
Per, 03/05/2007 - 23:12 — U.Ali Birkardeşlere
n
b
i
y
a
/
o
t
u
z
b
e
ş
Kara Haber Tez Duyulur
Cum, 04/05/2007 - 10:22 — Yunus BilgeAlınan habere göre Diyarbakır Lice de çıkan çatışmada bir üsteğmenimiz şehit olmuş ve üç askerimiz yaralanmış. Sümeyye Hanım’la birlikte bu nur tanesine de Allah rahmet eylesin, dualarınızı eksik etmeyin.
"Herkes, insanlığın genel iyilik halini artırmak için küçük de olsa hatta küçücük de olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy)
...
Cum, 04/05/2007 - 13:19 — ismet karagitmek neyi barındıracaksa insan kalbinde
neyi tüketecekse dünya ahalisi
tercihe şayandır gitmelerin...
çağıran mevlanın kul kalbine sokulması
bir avuç yaşam bir avuç toprak
zerre bir nefesin selamıdır
ötelerin duyduğu
ismet kara (04-05-2007)
Hakkın rahmetine emanet olasın