renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

“Namaz Kılmaktan Utanın” Diyorlar; Utanacak mısınız?

Müslüman Allah’a imanı vesilesiyle özgüven taşıyan insandır. İnsanları birbirinden ayrıştıran tüm öğeleri Müslüman sıfatında birleştiren İslam; insana, kendisini neyin değerli ve neyin de aşağılık kılacağını öğretir. İslam, insana izzet ve onur kazandırır. İslam’a teslimiyetin tam gerçekleşmediği zaman ve mekanlarda ise insanlar üstünlüğü başka yerlerde ararlar. Ahiret yurduna insanların kartvizitlerini değil amellerini götüreceği unutulur; çünkü unutulmak istenir.

Bugün, yaşadığımız coğrafyanın Müslümanlarına karşı izlenilen politika, tüm dünyada olduğu gibi, onları yalnızlaştıracak, tekilleştirecek ve nihayetinde güvenlerini eritecek bir politikadır. Müslüman olmanın ve Müslümanca yaşamanın izzet ve onurunun insanlara yetmeyeceğinin ve dahası Müslümanlığın utanılacak bir kimlik olduğunun gösterilmek istendiği bu tür politikalar, hayatın her alanını kuşatmaktadır. Müslümanların Müslüman olmaktan utanmalarını sağlamak amaçlanmaktadır. Müslümanın ibadeti toplumsal hayattan ya da kamusal diye tabir edilen alandan uzaklaştırılmaktadır.

Örneğin namaz; açık olan camilerin sayısı bahanesi ardında namaz kılmaya kapalı olan kapıların sayısının görülmesi engellenmiştir. Namazı camiye hapseden resmi ağız, Müslümanlar için her yerin mescit olduğunu gerçeğini bir tehdit algıladığından –ki bu konuda kesinlikle haklıdır-; namazı mümkün mertebe görünmez kılmak istemiştir. Namaza yönelik bu laik harekat üzerinde iyi düşünülmelidir.

Kaç hastanede insanlara namaz kılmak için ayrılan yer zemin katlarda ve morglarla yan yanadır. (Bunu cami önlerine mezar koyarak, insanlara her vakit ölümü hatırlatmaya çalışan bir zihniyetin modern zamandaki yansıması görmeyiniz. Asıl etken, namaz kılanlara, içinde bulundukları düzenin biçtiği yeri belletmektir.)

Kaç okulda kalorifer dairesinde namaz kılınmaktadır; kaç özel dershanenin arşiv deposu namazgahtır; kaç üniversitenin ya da kışlanın en karanlık ve soğuk odasında insanlar tedirginlikle ibadet etmektedir...

Düşünün, ilk defa gittiğiniz bir devlet kurumundasınız, namaz kılmak istiyorsunuz ama nerede namaz kılabileceğinizi bilemiyorsunuz. Yer sormak için size samimi gelen çehreler arıyorsunuz. Çünkü kamusal alanda namaz kılınmaz! Durup müsait bir köşede kıbleye dönüp, “Allahu ekber” diyemezsiniz. Ancak gözden uzak daracık odalarda küçük bir seccade bulunabilir, tek meseleniz oraya ulaşabilmektir. Bu gizliliğin nedenleriyle yüzleşmek aklınıza gelmez. Orada bulunan herhangi birine nerede namaz kılabileceğinizi neden rahatlıkla soramadığınızı düşünmek istemezsiniz.

Aslında bu bir aşağılama biçimidir. Müslümanlar düzen tarafından alenen aşağılanmaktadır. Özgürce örtünmenin ya da namaz kılmanın engellenmesi, asıl aşağılığın gün yüzüne çıkmasını engellemek içindir. Düzenin özgüvensizliği ve tabanı bulunmayışının getirdiği korkular, İslam’ın kamusal alandan kovulmasıyla bastırılmaktadır. Tek başına kendisinin değersizliğini bildiğinden Müslümanları aşağı bir seviyede gö(ste)rmekte ve böylece kendisini yükseltebileceğini sanmaktadır. Kötü olan çoğu Müslümanın da bu durumu hayatlarında içselleştirebilmeleri, normalmiş gibi davranabilmeleridir.

Ne yazıktır ki, 28 Şubat sürecinde bir çok Müslüman, kendisine yönelik yapılan bu ağır hareketlerin ve hakaretlerin iç yüzüne vakıf olamamış, olduğu noktada cesaret gösteremeyerek susmayı tercih etmiş ya da karşılaştığı sorunları basite indirgeyerek, başından savmaya kalkışmıştır. Müslümanların, Müslüman olmanın izzet ve onurunu tatmalarının engellendiği bir düzende, kendi küçük dünyalarında mutluluk arayanlar; ilişmedikleri yılanın bir gün daha da büyüyüp; kendilerini saklandıkları yuvalarda sokabilecek kadar güçleneceğini nasıl görmüyor?

Müslümanların inandıkları gibi yaşayabildikleri, özgür ve adil bir geleceği inşa etmek yerine, kendisine yapılan hakaretleri sindirmeyi tercih edenler, çocuklarına aşağılandıkları bir miras bıraktıklarını fark etmiyorlar mı?

Kendisini değersizleştirme operasyonlarına karşı sessiz kalırken, kendi kimliklerini ve ibadetlerini sosyal hayatta görünmez ve etkisiz kılanlar, daha çok unvan, daha çok güç ve servet edinirken, dünyalıkların kendi değerlerini yükselttiğini mi zannediyor? Ne yazık onlara ki, nasıl bir dünyevileşme çukuruna düştüklerini görmüyorlar...

İzzet ve onur ancak Müslümanca yaşama mücadelesinde kimliklerinden, ibadetlerinden ve değerlerinden utanmayan Müslümanlarındır. Asıl değer, Müslüman kalmakta, Müslümanca yaşamakta ve bu güvenle dinini, ibadetini ve taleplerini yüksek sesle savunmaktadır.

Çünkü Allah kamusal alanın da Rabb’idir.

Amenna ve saddakna.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

kamusal, kitlesel, kimliksel müslüman

bir kişinin imanıyla yüzleşmesinin en açık göstergesi namazdır. ne kadar doğru söylemişsin sevgili beytullah emrah. "İzzet ve onur ancak Müslümanca yaşama mücadelesinde kimliklerinden, ibadetlerinden ve değerlerinden utanmayan Müslümanlarındır." artık insanlar namazından, örtüsünden utanır hâle geldiklerine göre onların rableriyle olan samimiyetinden de şüphe etmenin abes bir tarafı yok diye düşünüyorum.
bir eylem ve ruhların dirilişi olan namazdan uzaklaştıkça insan, gün gelecek ki insanlığındanda uzaklaşacaktır. eğer namazımız da yoksa nasıl bakacağız rabbimizin yüzüne.

iman edenler ve sabredenler

eğer ki namazlarından ve örtülerinden utananlar varsa unutmayalım ki namazları ve örtüleri hayatları olanlarda var.ve namazlarından ve örtülerinden utananlar bu dava yolunda birgün mutlaka döküleceklerdir,onlar döküldükce kalıcı olanlar ve gerçekten iman edenler ortaya çıkacaktır.rabbim hakıkıyla iman edenlerden olmayı nasip etsin.bu rabbimin doğal ayıklamalarındandır ve unutmayalım ki iman edenler ve sabredenler belli oluncaya kadar imtihan edileceğiz.

inanıyorsak...

yaraya tuz basmışsın... iman noktasında kemâle erdiğimiz zaman kimliğimizden ve kimliğimizin getirilerinden utanmak bir yana gurur dahi duyarız.

bir gazeteye verdiği söyleşide profesöre "dünyanın en güzel kelimesi/cümlesi nedir" diye sormuşlar. verilen cevap müthiş; "lailaheillallah muhammedürresulullah"

edebiyat parçalamaya gerek yok yani... bu kadar kısa, net ve kesin!
imanımızdan, duamızdan, namazımızdan, kıyafetimizden, sakalımızdan...vs. utanmaya gerek. inanıyorsak...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

"İbadet de gizli kabahat de"

Bu, açıkça yolda olmayanların yoldakileri kaydırma manevrası... Gizli olduğunu meşrulaştırıp yaygınlaşmasını önlemek için icat edilmiş. Tutmuş da... Kimse "ben namaza gidiyorum"sözünü alenen kullanamıyor. Çok homojen çevreler hariç...
Aynı sıkıntı "selam" yaygınlaştırılmasında da var. Bir takım uydurma kelimeleri selam yerine ikame etmeye çalışmak da bunun bir parçası.
Ve diğeri yaygınlaştıkça esenlik ve huzur tükeniş faslına geçiyor.
Selamı yaymanın hemen ardından namazı iç ve dış dinamikleriyle ikame etmek gerek.
Ve eğitimine erken yaşlarda başlamak...
Nice dışı müslüman görünen gençlerin namaz kılmadığını esefle müşahade ediyoruz. Halbuki içden dışa sağlıklı bir gelişme olması gerekmez mi?
Dinin tamamı onun etrafında yükselecektir. Direk sağlam olmalı, hayatın tam ortasında bulunmalıdır. Zaten istenildiği biçimde ikame edilmiş bir namazı gizli olmalı diyerek kimseler örtemez, geçiştiremez.
Belki de yeniden gözden geçirip tüm namaz hayatımızı sorgulamamız ve her vakitte bir öncekinden daha yüksek bir direk inşa etmemiz gerekmektedir.
Salat kelimesi de zaten fazlalıkların ateşte tavlanıp pürüzsüz hale getirilmesi demektir. O vakit kabahati asgariye inmiş bir kulun açıkça Rabbine yönelmesidir demek daha doğru olacaktır. Allah yâr ve yardımcımız olsun.

Bir şeyler yapmaya başlamak

Hep bir şeyler yapmaktan, bir şeyleri düzeltmekten bahsederiz. Bu konuda fikirler üretir, tartışırız. Yanlış giden şeyleri düzeltmek elbette kötü değil ama bir şeyler yapmaya başlamanın ilk adımı kendi nefsimiz değilse.

Eğer adam değilsek başkalarını nasıl adam edebiliriz?!

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Utanmak mı?..

Utanmak mı ? Hayır hiç bir zaman utanılmaz. Utan diyenler utanmalı aslında...

Biz bu dini babaannelerimizin kücükken söylediği bir takım cümleleri duyarak seçmedik. Nede kimliğimizin arkasında dini yazan yerde islam yazıyor diyede müslüman olmadık. Biz Kuran-ı Kerimin İkra ile başladığını bilip demmekki ilk önce okumamız gerekiyor diyerek okuyarak başladık bu mukaddes dini yaşamaya. Okudukçada öğrendikki bizim namaz kılmamız lazım oruç tutmamız lazım fakirlere yardım etmemiz lazım. Bunları idrak ettik ve sonrada yaşamaya başladık hemde hiç utanmadan sıkılmadan yılmadan.

Ve namaz kıldıkça gördümki bu hayatı artık cok fazla önemsemiyordum ve utanmadan namaz kıldığım zamanlarda insanların bana karşı düşünceleri değişiyordu diyorlardıki ' ibrahim namaz kılıyor helal olsun utanmalıyız kendimizden' diyorlardı eğer ben utanarak namaz kılsaydım bu insaların bu duygular içinde olmayacak ve namaz kılmadıkları içinde utanmıyacaklardı.

şimdi bunları şapkamızı önümüze alarak düşünürsek namaz kılanın mı yoksa namaz kılmayanın mı utanması gerektiğini görürüz...

DUA İLE....