renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Modern Bilim Anlayışı

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Akıl ve Tasarım

Es-Selam

Evrim senaryosunun alternatifi olarak sunulan "Akıllı Tasarım" mevzuu esasında dini açıdan bir sorun içeriyor. Burada Yaratıcı'ya izafe edilen "akıl" ve "tasarlamak" aslında insana ait olan bu özellikleri Yaratıcı'da da görmek manasına geliyor ki, bu Allah'ı (cc) sınırlandırmak olur. Allah (cc) akıldan ve tasarlamaktan münezzehtir. Yaratmak O'na aittir, tekvin sıfatıyla bunu bize bildirmiştir ve yaratması için sadece "Kün" yani ol demesi yeter. Akıl ise insanın sahip olduğu iyi ile kötüyü birbirinden ayırma melekesidir, keza Yaratıcı için bazı filozofların yapmış olduğu "İlk Akıl" tanımlaması da bu şekilde yanlıştır. Allah (cc) tasarlamaz, insanlar tasarlar ve bir şeyler icra ederler, Allah (cc) plan ve program olmadan yaratandır, çünkü bunlar zamanla kayıtlı şeylerdir, Allah (cc) ise zamanı yaratan ve ondan münezzeh olandır.

Yazıyı okuyunca bu açıklamaları yapmak istedim, bu vesileyle bizi bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim.

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

Akıllı Tasarım

Hayatın üstün bir akıl tarafından tasarlanmış ve yaratılmış olduğu anlayışı sözkonusu olduğunda, hep aynı anlama işaret eden şu isimlerle yüzyüze geliriz... Fatır ve Musavvir. Bu teori, Allah’ın Fatır ve Musavvir isminin tecellisini anlatıyor.

Akılı Tasarım teorisi , evreni plânlanmamış, amaçlanmamış bir rastlantılar yığını olarak gören ortodoks biyoloji anlayışı geçersiz kılıyor. Bu teori, bilim dünyası tarafından kolay kabul görmeyecektir. Zaten hiçbir bilimsel devrim kolay gerçekleşmez. İlk anlarda şok etkisi yapar, sonra kabul görürür.

God is not versus Science!

Sayın Nil hn,
Yazınız için çok teşekkür eder, ama modern bilmin ve genellikle bilim olarak bilimin evrimi ve gelişimi konusunda az okup, az araştırdığınızın kanaatindeyim. Bahsettiğiniz ateistler, bilimsel bir terimle pozitivistler (Comte, Popper gibi bilim adamları), ekol olarak ta Viyana Çevresi metafiziksel unsurların reddiyle bilimsel hipotezlerini ortaya koysalar bile, onlar nihayetinde bilmi özerk kılma yolunda büyük bir kilometre taşını yarattılar. Theoria-Historia ayırımına benzer, Bilmin Kilise'nin dayatıcı doktrininden kurtaranlar bu sözde ateistler olmuşlardır. Şunu vurgulamalıyım ki, çoğu bilim adamı "inanan" kategorisine dahillerdi, bazıları ise katı dindarlardı! Çoğu da inancını pekiştirmişlerdir bilimle uğraşırken, doğanın yasalarını keşfederken!

Modern Bilmi, daha çok açmanız iyi olurdu diye düşünüyorum. Bu konuda biraz zayıf kaldınız. Argümanlarınız da pek inandırıcı gelmedi. Yüzeysellik ve görecelik görüşlerinize hakimdi. Öznellik te söz konusuydu.

Biraz da James'ci ve Rorty'ci pragmatizm, Derrida'nın yapıbozumu üzerine okumanızı tavsiye ederim. Bir de bilimsel teoride Realizm diye isimlendirilen akım vardır. Metafizik öğeleri de hesaba katanlar listesinde diğer ekoller de söz konusudur. Bahsettiğim akımların kendim tarafından açılmasını makul görmediğimden, üzerine birazcık olsa da okumanız size ve okurlara faydalı olacaktır.

Saygılarımla,

Gerçek Bilim Adına Pozitivizm

Sayın Daniyar K.

Yorumunuzdan bilim adına ateizmi takdis ettiğiniz sonucunu çıkardım. Takdis diyorum, çünkü bu yaptığınız düpedüz ateizmi kutsamaktır. Pozitivizmin savunuculuğunu yapmak köhne bir yaklaşımdan başka bir şey değildir, gerçek bilim bu değildir, bu köklerini materyalist düşünceden alan bir saçmalıklar manzumesidir. Din deyince biz müslümanların aklına gelen sadece İslam'dır ve İslam asla gerçek bilimle çelişmez, çatışmaz. Kilisenin akıl dışı öğretilerinden uzağız ve bunun için şükrediyoruz, ayrıca pozitivizmden de uzağız çok şükür. Ne evrim, ne de herhangi bir ideoloji gerçek bilimi kapsayacak boyutta değildir. Bilimi özerk kılma diye bir şey de söz konusu değildir inananlar için. Herşey bir bütündür. Allah din ile bilimi ayrı kılmamıştır. Onu ayıranlar ve seküler bir görüşle, pozitivist bir akılla, pragmatist bir zihniyetle yola çıkıp ancak batağa saplanabilirler. Einstein'ın da dediği "Bilimsiz din topal, dinsiz bilim de kördür." Pozitivizm de bir tür ateizmdir ve pozitif bilim adına günümüzde yapılan şey bu inançsızlığı yaymaktır.

Din de Allah'ındır, bilim de, kaynakları birdir, birbirleriyle asla ters düşmezler. Ateizm batıl
bir inançtan başka bir şey değildir, ateistlerse gerçek bilime kör ve sağır olanlardır.

sn Arif Bey

Bilim adamı kuşkuculuk ile yaklaşır malzemesine. Yüceltilmiş olan, kutsallaştırılan, idole dönüşen, geleneksel niteliğini alan insanın icadına skeptik bir bakış açısıyla ampirik ve ampirisizm-ötesi araçsal yöntemlere başvurarak tezini doğrulamaya çalışır. Bilim adamı, bir bakımdan objektif olması gereklidir bu konularda. Postulatlı bir görüşlerden ziyade, eleştiriye açık, dogmatik öğelerin de altına bakarak gerçek mekanizmayı, alt yapıyı keşfetmek için lazımdır, bilim adamı. Ama bilim adamı, ateist olsun veya olmasın pozitivizmin aletlerine de başvurur. Pozitivizmi reddetmeden ziyade, sentez geliştirmektedir çağımızın modern bilim adamı. Pozitivizmin eleştirileri ve eksikleri ortaya çıktığından itibaren yapılmaya başlandı. Ama pozitivizm, dini rafa kaldırmanın tersine, onu pekiştirdi.

"Din deyince biz müslümanların aklına gelen sadece İslam'dır" demişsiniz, bu görüşünüz diğer dinlerin reddi demektir. Peki İslam'ın gösterdiği tolerans ve saygı nerede? Bu konuda sizi biraz faşizan gördüm. İslam'ın kardeş dinlerini göz, yani İbrahimi gelenekten gelen diğer dinleri reddetmeniz bana doğru gelmedi.

..."İslam asla gerçek bilimle çelişmez, çatışmaz", Gerçek bilim kavramını açıklamanızı isterim, İslam'la çelişen bilim savları çöpe mi atılmalıdır sizce? İslam'ın geliştirmiş olduğu Weltanschauung'una (dünya görüşü) uymayan bilmin "şarlatan bilim" olarak mi etiketlenecek? Bu konudaki argümanlarınızı bekliyorum.

Pozitivizmi ateizmle karıştırılmamasını istiyorum sizden, ortak noktaları olsa bile. "Kilisenin akıl dışı öğretilerinden" uzaklaşmak için geliştirildi pozitivizm. Dinin reddinden ziyade, Kilisenin despotluğuna bir tepkiydi. Pozitivizmi geliştiren çoğu bilim adamı dindarlardı, bunu tekrar vurgulayalım.

"Bilimi özerk kılma diye bir şey de söz konusu değildir inananlar için." İnsan'ın ideasını, Logos'unu otoriteryen Kiliseden kurtarmak için lazımdı bilim, o çağ itibariyle. İnanmayanları açıkça dışlamanız İslam'a uymuyor, söyleyim size.

Seküler'i kullanmışsınız, bu sözcükle neyi kastettiğinizi anlamadım? Din ile Devlet'in birbirinden ayrılması mı?.. Kullandığımız kavramlara dikkat edelim...

Başlığıma dikkat ediyseniz, bu konudaki görüşlerimi de dolaylı olarak anlarsınız diye düşünüyorum.

Ateizmi hiçbir zaman kutsamadım. Sadece her şeye kuşkuculukla yaklaşıyorum. Yaşamımızın, hayatımızın postulatların niye dogmatikleştiğini araştırma çabasıyla, skeptik bir bakış açısına sahibim...

Tavrımın daha iyi anlaşılması için bu sitede daha önceden yayınlanan makalenin okunmasını isterim sizden.

http://www.cemaat.com/node/3975

Başarılar,

Saygılar ve sevgilerimle,

Müslüman kardeşinden!

Bilim Allah'ındır...

Sn. Daniyar K.

Yorumunuz mevcut bilim anlayışına gayet uygun, bunu öncelikle belirtmek istiyorum. Ancak mesele şu ki, ben bu anlayışı reddediyorum. Bu anlayış pozitivizm kökenli olduğu için ve bir müslüman olarak pozitif bir bilim çerçevesini kabul edemeyeceğim için bunu reddediyorum. Sentez geliştirmekten bahsediyorsunuz, neyin sentezi bu Allah aşkına? Kökü çürük olan bir düşünce sisteminden nasıl olur da sağlam bir yapı çıkmasını beklersiniz? Bunu soruyorum size ve pozitivizmin asla dini anlamda bir getirisinin olmadığına inanıyorum. Aksine insanları dinden uzak kıldı, bunu da o İbrahimi (!) dediğiniz bir batıl dine karşı durarak yaptı. Ben Allah katında tek dinin İslam olduğuna inanan bir müslümanım, İbrahimi tek din vardır, o da İslam'dır, şimdiki semavi dinler denilen hristiyanlık ve yahudilik tahrif edilmiştir, İbrahimi din olmaktan çıkmıştır, bunlar kesin şekilde batıldır, İslam Allah katında geçerli tek dindir ve bu Kur'an ayeti ile sabittir. Müslüman olan bir kimse ise buna şeksiz şüphesiz inanır.

İslam'ın geliştirdiği bir dünya görüşü diyorsunuz ki bu yanlış bir tanımlamadır. İnsanların geliştirdiği bir "Weltanschaaung" olabilir. İddia ettiğiniz bilimsel çalışmalar beşeri faaliyetlerdir, İslam ise Allah katından bir dindir, ilahi esaslara dayanır, nasıl oluyor da beşeri bir sistemle bunu kıyaslıyorsunuz? Benim gerçek bilim dediğim şey zaten İslam'ın içinde geçen "Sünnetullah" kavramı ile ifade edilir. Bunlar da Allah'ın yasalarıdır. Bir serbest düşme hareketi de Allah'ın yasasıdır, bir dönme hareketi de, fizik de Allah'ın yasalarından ibarettir, kimya da. Bunu görmek zor değil. Ama sizin de dahil olduğunuz bu pozitif bakış açısı bunları örtmekte ve aslından uzaklaştırmaktadır. Katı bir determinizm kıskacında asılsız sebep-sonuç ilişkilerine dayalı, Allah'ın yerine tabiatı koyan bir bilimden mi bahsediyorsunuz? Eğer öyleyse ben bunu reddediyorum, bunun gerçek bilim olmadığını söylüyorum. Mesela evrim senaryosu bilim değildir benim inancıma göre, zaten eldeki tüm deliller bu senaryonun aleyhinedir, biri kalkıp da bunun bilim olduğunu söylüyorsa ben böyle bilimi kabul etmiyorum. Bu bilim değildir, gerçek bu değildir çünkü.

Kilisenin despotluğu herkesin malumudur, buna karşı olmamak için zaten akıl sahibi olmamak gerekir. Ancak düştüğünüz hata şurdadır ki din derken siz tahrif edilmiş dinleri de bu kategoriye alıyorsunuz. Halbuki İslam hepsinden ayrıdır, müslümanlar olarak biz İslam'ın yüceliğine ve Hak katında tek geçerli din olduğuna inanırız. Bu bir inanç meselesidir ve bütün hayatımızı bağlayan bir şeydir. Sizin pozitif bakış açısından beslenen bilim anlayışı içerisinde vurguladığınız şey aslında dogmalar bütünü değil mi? Biraz düşünürseniz bu anlayıştan beslenen sözde bilim adamı dediğiniz inançsız zümrenin bilim adına kendi batıl dinlerini uydurduklarını görürsünüz. Elbette akıl sahibi olup da İslami çatı altına girmiş bilim adamları vardır, onlar da zaten İslam'ı tanıdıktan sonra onun yüceliğini kabul etmiş kimselerdir.

Seküler kelimesi laik anlamından ziyade "dünyevi" olanı ifade eder. Dünyevi olanın içine bahsettiğiniz sözde bilim anlayışı da giriyor. İslam ile çelişen, ona karşı duran bir bilim anlayışının bu dar çerçevede kalması elbette normal. Bunu da ayrıca belirtmiş olayım.

Şüpheci yaklaşım anlaşılan zihninizi istila etmiş, bunu hayatınızın her karesine uygulamaya kalkarsanız, mesela inançlarınıza, bu ciddi bir hata olur ve sizi doğru yoldan ayırır.

Söz konusu yazınızı okudum, bana kalırsa sizin metafizik algınızda ciddi sorun var, kendi bilimsellik anlayışı içinde mahpus kalmışsınız. Bunu aşmanızı ve metafizik algınızı pozitif zincirlerin esaretinden kurtarmanızı dilerim.

Allah bizlere eşyanın hakikatine ulaşmayı nasip eylesin.

bir kaç soru...Daniyar'a

pozitif bilim anlayışla bilgi üreten bilim adamının objektif bilgi üretme adına tarafsız olması ve kendisini tanımladığı her türlü değerden uzaklaştırarak olgusal olanın arkasındaki nesnel gerçekliğe ulaşmaya çalışmasının bir şekilde Tanrı ile ilgisinin de kalmaması anlamına gelmiyor mu? ortaya çıkan bilgi de ateist bir bilgi olmayacak mı?

klasik bilim anlayışına yöneltilen eleştirilerden birinin bilimsel bilginin aslında objektif olmadığı ve ona gereğinden fazla değer verilmesinin objektifliğini ortadan kaldırdığı yaklaşımları artık tartışılmıyorken bilimin geldiği noktada ki duruşunun ve işe yararlılığının neresinde Allah var?

pozitivizm deneysel bilgiden daha fazla varlığa bakış değilmidir? olguları yine bir başka olgularla açıklarken Allahı ne kadar hesaba katar ve bu hesaba katmayış teoride ve pratikdeki ateizm değil midir?

kiliseye karşı pozitivizmi savunanların dindarlar olduğunu iddaa etmeniz de çok abes ki o dönemde dindar olmamak yada o görüntü ile var olmak engizizyonla karşılaşmaktır. a.comte dindar mıydı? volter, john locke, david hume dindar insanlar mıydı ki?

empirizmin başlangıcında en fazla kavga edilen tanrının varlığı değilmidir? neden Kopernik yakın zamana kadar kilise tarafından lanetli idi? evrenin merkezinde tanrının olmadığını ve güneşin yer aldığını iddaa etmek yaşamdan da kovmak anlamına gelen pozitifizmin varlık anlayışını doğrulamıyor mu?

birde kuşkucu olmanızda ilginç ki bilimsel yanılgıların olabileceği düşüncesi bilimden daha fazla onun dünya görüşüne inandığınızıda göstermiyor mu? bu dünya görüşünü savunanların tanrısal gerçekliği olgusal yani tek gerçek olarak görmeyişini nasıl açıklayacaksınız?

son olarak bilim ve din ontolojik olarak başka alanlara ait gibi kabul edilse de inanç anlamında bu iki gerçeklik aynı şeyi yani kendilerine inanmayı istediği için çatışmıyorlar mı?. çünkü varlığı görme biçimleri itibari ile metafizik tanımlamalara girmeleri ve yaptıkları soyutlamaların neo-pozitifst düşünceye aykırı olarak olgusal gerçekliten uzak soyutlamalar olması pozitifizmin de bir din olduğunu diğer dinler gibi iddaa etmesi değil midir? bu dinin Tanrısı kimdir sayın Daniyar?

selamlar

Bilim ve Tasavvuf

Bazıları konuya tam vakıf olamadığından, okudukları onlara yüzeysel gelebilir. Bu konun meraklısı ve okuru olarak, bilimsel gelişmeleri kendime göre yorumlarken , bilimdeki gelinen son noktayı göz ardı etmiyorum tabiki. Konuya ilgi duyanlar, araştırmalarını yapıp, buraya yorumlarını yazarak öğretici olabilirler.

Klasik bilimcilere göre; hiç bir şeyin hızı, ışık hızını aşamaz. Modern bilimcilere göre; kuantum fiziğindeki parçacıklar, evrenin bir ucundan, diğerine telepati bağı kurabilirler. Nötrinolar hakkında, son yıllarda elde edilen verilere göre çok küçük kütleleriyle gezegenlerin, yıldızların, manyetik alanların içinden hiç etkilenmeden geçerek, tüm evreni katedebiliyorlar.

Bu bağlamda, insan bedeninin günde 330 milyon nötrino yaydığını söyleyen bilim adamları, bunun kaynağının ise bedenimizde bulunan toplam 20 gram radyoaktif potasyum olduğunu söylüyorlar. Düşünün bakalım bu durumda düşünce ışıktan hızlı olmuyormu. Bu durumda maddeyi madde ile açıklamaya çalışan darvinist bilim adamları düşünceyi nasıl izah edecekler? Her şeyin ötesinde modern fizik artık bu mikro ve makro dünyalar ayrımının temelden yanlış olduğunu kabullenmiş durumda.

Peki bu gelişmelerin dünyamıza etkileri ne oluyor? Son yıllarda dinin, özellikle İslamın yükselişte olmasının nedeni bilim alanındaki bu gelişmelerdir. Bilimin geldiği son noktada; kuvantum anlayışı, Darvinist görüşün oluşturduğu ahlak anlayışını yıkıyor, bugünkü dünyevi ahlâkı, pozitivist bilim dünyasının elinden alıp, temeli metafizik bir inanca dayanan bir ahlâk anlayışına dönüştürüyor.. Dinle barışık bir ahlâk.. Zira; kuantumdaki belirsizlik, karakteri itibariyle tasavvufî görüşleri dışlamıyor, dinsel orijinli ahlâk anlayışını zorunlu kılıyor. Bilimsel verilerin sonuçlarına baktığımızda dine vurgu, özelliklede İslam tasavvufunun yüzyıllar önce ortaya koyduğu alemlerin aslı hayaldir görüşü ortaya çıkıyor.

Einstein’ın izafiyet teorisindeki, maddenin varlığının kabulü, geçerliliğini yitirmiş durumda. Kuantumculara göre; maddenin varlığı, ancak ONU ALGILAYAN GÖZLEMCİ İÇİN geçerli bir varsayımdan ibarettir. Yani, enerji kitlesinin madde diye gözlenmesi, sadece gözleyenin algılama biçiminden kaynaklanmakta... Gözlemlenen hiç bir nesnenin, atom altı boyutta hiç bir izine rastlanmamakta. Buna gözlenmen tüm nesneler dahildir. Yani klasik anlamdaki fiziksel maddenin enerjiye dönüştüğü bir alan var. O alanda artık atom altı parçacıklar, hızla hareket eden enerji parçacıklarından başka bir şey değildir.

Bu parçacıklar insan düşüncesinin yaydığı enerjiye yanıt verirler. Bu alanı gözlemleyen kişi ile gözlemlediği parça birbirinden bağımsız, kopuk şeyler DEĞİLLERDİR. Düşünceyle enerji, gözlemleyenle gözlenen, iç - dış, burası - ötesi gibi kavramlar kalkar. Yani her şeyin yok olduğu bir alandır orası.

Heisenberg’ in belirsizlik alanı dediği bu alana, düşüncelerimiz varlık katar. Kuantum alanında yaptığımız bu etki, bütünü etkiler aynı zamanda. Siz bir şey düşündüğünüzde bundan tüm alan etkilenir. YANİ MADDE İLE MADDEÖTESİNİN BİRBİRİNE KARIŞTIĞI ALANIN ADIDIR KUANTUM VE BİR NOKTADIR. Peygamberimiz ilim bir noktadır derken buna mı vurgu yapıyordu acaba? Veya İslam alimleri; alemlerin aslı hayaldir, derken buna mı vurgu yapıyorlardı?

İlim Bir Noktadır

"Dediler ki: "Yücesin Sen (ya Rab!). Bizim, Senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen bilensin, hakîmsin" ( Bakara Suresi - 32. Ayet Meali )

İlim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı. ( Hz. Ali )

Nokta arapça bir kelime, matematiksel olarak sıfır boyutlu bir nesnedir. Sıfır arapça nokta biçiminde gösterilir. Yalnız matematiğe girmekle kalmamış, edebiyatta da kendini göstermiştir. Noktalama işaretleri dediğimiz bir kısım işaretler noktanın türevleri biçimindedir. Hatta şu cümlelerin sonuna, bazı harflerin altına ve üstüne, bir çizginin ya da eğrinin herhangi bir yerine gelebiliyorlar. Analitik bir yaklaşımla noktanın aslında varolan şeylerin temel elemanı olduğunu söylebiliriz. En küçük parça nokta ise noktaların birleşimiyle oluşan koskoca bir kainat vardır karşımızda. Bu gerçekten muazzam bir şey, insan bu gerçek karşısında hayran olmadan ve hayret etmeden edemez.

Nokta aslında bir sıkışmışlığı da ifade ediyor. Kainat Büyük Patlama öncesinde bir nokta idi, açıldı ve noktanın içinden neler çıktı neler. İlmin bir nokta oluşu da buna benziyor, bilginin kökenini de bu biçimde ifade edebiliriz. Sıfır yani yokluk bir anda "Kün" emriyle varlık sahnesinde sergileniyor. Yoktan varolan şeyler, yani noktanın içinden çıkan noktalar. Bu aklımızın sınırlarını zorlayan bir yapıdır.

Misal yıldızlar da nokta-kaynak şeklinde tanımlanır. Fiziksel nesneler için bazı matematiksel hesaplar nokta üzerinden yapılır. Dolayısıyla bu kadar çok karşımıza çıkan bir şeyin ilmin kaynağı olması çok da garip olmasa gerek. Noktanın çoğalması yani noktanın içinden noktaların çıkması ise aslında hakikatin parçalanması demek oluyor ki bu parçalanış biz insanlarca aklen gerekli olduğu halde anlamdan sapmaya yol açıyor. Herşeyin kaynağının bir olduğunu bilerek meseleye bakmak başka, her bir parçayı hesaba katarak düşünmek ve bu yolda anlamaya çalışmak başka.

Tasavvufda da nokta önemli bir yer tutuyor bu sebeple. İlmin kaynağı Alim olan Allah (cc) olduğuna göre varolan şeyler O'nu işaret eder, bu bir noktalamadır, harflerin ve rakamların özü noktanın sırrında saklıdır. Kelimeler ve şeyler bu noktadan itibaren anlam kazanmaya başlar. Anlamın oluşumunda da harflerin ve rakamların farklı biçimlere bürünüp varlık sahasına çıkması rol oynar.

Varlıkların kökeni ve gelişim süreci hakkında bilimin geldiği nokta ile tasavvufi hakikatlerin örtüşüyor olması, birinin diğerini doğrular biçimde olması önemli bir noktadır. Bu noktadan çıkarılabilecek birçok nokta olduğunu düşünüyorum.

Selamlarımla...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

Bilimin şeytaniliği

Bilimin geldiği noktadaki kuramları ile din anlandaki yükselen değerleri aynılaştırmanıza bir şeyler söylemek istiyorum.

Unutulan bir şey var oda bilimin mutlak bir bilgi olmaktan daha öte bir siyasetle var olması. Bilim dinin bütün hayatı düzenlediği zamanlardaki; ikinci yaşamdan bu hayata bakışını yani ahirete vurgu yaparak ALLAH merkezli düşünme biçimini dışlayarak, doğruluk sorgulamsında zihni başka bir gerçeklikten hareket ettirerek olgusal olan üzerinde emperyal bir güç oluşturmuş ve batının dünyayı sömürmesine araç olmuştur. bilim bu anlamda kendisini doğrulayabilecek hümanist söylemleri ile bir dünya tasavvuru yaratmıştır ki tek başına var olan bir bakış değil maddeci kültürü ile dünyayı etkilemiştir.

Bilimsel bilginin ortaya çıkışındaki sürece bakarsanız ilk nedeninde doğayla savaşını görürsünüz ve onun insanla hesabında olabildiğince kendisini silah sanayinde göstermiştir, dahası ruhdan ziyade bedenin açılımıdır. Bilimsel algılamadaki düşünsellik ve evrim gerçeği dışa dönüktür. İnsandan gelişmesini, yaşamın ilerleme sürecinde elin uzantısı olacak araçlarla zevki kutsayan bir yaşam modeli amaçlayarak teknolojiyi düşler. Bilimle birlikte orta çıkan bir pragmatizm vardır. tersi de söylenebilir bilim pragmatizmle ortaya çıkan bir etkinlik sürecidir.

Teosantrik düşüncedeki, Tanrıyı evrenin merkezinde görme durumu ile bilimin evrenin merkezinde görmek istediği güneş merkezli anlayışın çatışma nedeni de aslında insan bedeninin Tanrıdan kurtarılarak maddeye sunulması hatta onunla tanımlanması anlamına gelir. beden ve ruhun çatışmasındaki bilimin bedenden yana olması ve Tanrıyla kavgalı olmasının nedeni de budur. Aksi halde bilimsel bilgi üretme süreci tarihin her döneminde vardır. ancak bu sürecin kendisi bilimin yukarıda anlatmaya çalıştığım ideolojik yanlılıkla ortaya çıkması ve dinden kurtulma adına insandan tarihselliğini bırakmasını istemesi onu masum olmaktan çıkarır.

Dine yönelişin artması da bilim alanındaki gelinen noktalar da değildir öyle olmuş olsa idi Batı dünyası çoktan müslüman olması gerekirdi. doğunun dinle kendini ifade etmesinde de bu kuramlardan haberdar olması yatmaz. İslam ülkelerinin camilerinde vaizlerin bu kuramlardan bahsettiğini düşünmüyorum. Ben şahsen kuramların hikmeti ile müslüman olmadım. bu kuramların varlığını önemsemek ve dini bunlarla isbat etmek ancak batıya olan bir komleksle ortaya çıkan şeylerdir. ayrıca bilim her zaman için bir kuramla vardır yani bir iddeadır.

Asıl sorgulanan ve insanları dine yönelten bilimsel olanın geldiği noktadaki bu sonuçları değil insanın ahlaki sorgulayışındaki dinin doğru söylemesidir. Allahsız bir insanın tehlikeli olduğunun korkunç sonuçlarıyla görülmesidir.

İzafiyet teorisi , Kuantum fiziği gibi kuramları bu çağın mucizeleri gibi göstermek Kur'anın kendi mucizesini gözardı etmektir.

selamlar

Teşekkür ederim...

Verdiğiniz cevaplar ve yorumlarınız için teşekkür ederim!

Darvin

Darvin Türk düşmanıydı aynı zamanda. Hitlerin akıl hocasıda darvindi, onun görüşlerinden feyz alarak insanlığı kana buladı. Günümüzdeki kan dökücülerin akıl hocasıda darvindir, ondan feyz alırlar.

Darwin'in türkler hakkındaki....

Darwin'in oğlu tarafından derlenen "Charles Darwin'in Hayatı ve Mektupları" isimli kitapta Darwin'in Türkler hakkındaki sözleri şu şekilde yer almaktadır:

"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, hayat mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini görüyorum." (Francis Darwin, The Lefe and Letters of Charles Darvin, Vol. 1, 1888. New York: D. Appeleton and Company, s. 285-286)