renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bez Bebeğin Gözleri

Yaralıyım. Ne trafik kazası sonucu yaralandım, ne de cüzamdır beni yaralayan.
Kanıyorum. Ne kabuk bağlayamayan yaralarımdan sızıyor kan, ne de tansiyona bağlı tazyikle burnumdan..

Ağlıyorum. Islanmıyor yanaklarım gözyaşlarımla. İçim de bir yerde minik göletler oluşuyor
Boğuluyorum. İçime akan yaşların seline kapılıp beyhude çırpınışlarımla..
Öyleyse gitmeliyim bu şehirden.

Batı kapısından umutla, heyecanla, coşkuyla dahası aşkla girdiğim bu şehri, yine aynı kapısından çıkarak hiçbir şey olmamış gibi ardımda bırakarak gitmeliyim.

***
Son bir haftadır, kapalı perdeler arkasında, gitmekle kalmak arasında kıvranıyorum.
Kalmalı diyorum. O bu şehirde soluk alıp veriyor ve aynı gök kubbenin altında barınıyoruz. Ben karanlık odamda, o kim bilir nerede? Olsa da…
Gitmeli diyorum. Tutunacak umudum kalmamışsa gitmeli..
Alınmışsa elimden son halka ve kırılmışsa tüm dallar gitmeli..
Bir mendil bir gümüş kabzalı çakıdan ibaretse bu öykü gitmeli.
Belki hem odama hem yüreğime ışık sızar başka bir şehirde başka bir mekanda.
Belki karanlığa bürünmüş bedenim davacıdır benden. Tebdil-i mekandan gayri teselli yok nasılsa bana…
Kalmak beyaz renge bürünüyor her nedense? Gitmek ise siyah..
Yok tahammülüm artık grilere.
Ya siyah olmalı ya beyaz diye tutturuyor bir yanım. Ve git diyor! Öte yanım kal!
Odamın karanlığı siyahı destekliyor ve toparlanıyorum kitaplarımdan başlayarak..
Beş koli kitap, bilgisayarım, bir bavul giysi, bir battaniye bir yastık ve boncuk gözlü bez bir bebek…
Ne de kolay toparlandım. Kaplumbağa gibi evimi sırtımda taşımanın bundan başka faydaları da var. Emanet olduğumu bildim hep. Aidiyetten mahrumiyet acıtırken bir yanımı, öte yanım pervasız adımladı sokakları.

***
Kapı önünde küçük bir öbekten ibaret eşyalarım ve hiçbir zaman dolduramadığım boş oda… Bu kadar az şeye sahipken bir şey unutmak pek mümkün olmasa da, bakınıyorum etrafıma bir şey kalmış mı diye.. Ev sahibesine ait bir mini buzdolabı, üzerinde bir çay makinesi, eski bir kanepe ve sabit kitap rafları. Duvarlarda geziniyor gözlerim. Küçük bir çerçeve içine sıkıştırılmış sen.

- İlahi alemsin vallahi.
- Neden?
- Bu ben miyim şimdi?
- Kesinlikle.
- İyi ki okuryazarım ve iyi ki imzam var. Yoksa nem var yok alırdın bununla elimden.

Birlikte gülüştüğümüz tek hatıra canlanıveriyor gözlerimde.
Bu diyalog dolduruyor odayı, Taptaze sesin. O gün ki gibi..
Çerçeveye uzanıyorum. Renkli fotokopide büyüttüğüm parmak izin. Tastamam sen!
Mürekkebe bulanmış halimiz düşüyor yadıma.
Mürekkep şişesinin sıkışan kapağını açarken hayretle soruşun;
“Dolmakalem mi kullanıyorsun, bu zamanda hala sen? Bir sürü ince uçlu kalemler icat edilmişken. Tükenmez kalem varken.”
Onları kullanıyor olsaydım, parmak izini nasıl alabilirdim? Nasıl seni izleyebilirdim uykulara geçmeden önce. O izler arasında kaç kez bir labirentte yol alıp kaybolabilirdim ve kaç kez çıkışı bulup sevinebilirdim?
Çerçeveyi ve boncuk gözlü bez bebeğimi bir de sırt çantamı ayırıyorum. Kargo şirketi gelecek birazdan.
Telefona ilişiyor gözüm. Ne çok çalmasını istediğimi fark ediyorum. Çalmayacağını bile bile..
Ben, ben arasam.. Yine meşgul müsündür? Yine yorgun.. Yoo vedasız bir gidiş bu. Üstelik gitmek de değil. Geldiğim yere dönüyorum.
Pencerenin önünde eşyaları alacak kargo şirketini bekliyorum bu defa. Hep seni beklemiştim oysa. Köşe başında ki elektrik direği, çöp konteynırı ve geceleri didişen kediler bilir.. Sen bilmezsin.
Sen arada bir çıkıp, uzun aralılarla habersiz geliverirsin. Az kalıp, çok özlem bırakıp gidiverirsin. Darmadağın etmek için geldiğini de bilmezsin. Dağılmışlığımı bilmediğin ve anlamadığın gibi.. Gündeminde yeni çıkan bir dergi yada kitap vardır. Aşka dair bir satır yada bir dize okur, gözlerime kilitleyip gözlerini “İşte bu!” der, vakitsizlikten söz edip, bir fincan kahveyi telaşla yudumlayıp arkana bakmadan çıkar gidersin..
Yine gelir misin acaba? Yokluğumu fark edince sorar mısın beni ev sahibine? Ondan başka kimse beni tanımaz buralarda bunu bilir misin? Ya ev sahibinin tekerlekli sandalyede gün boyu pencere önünde oturduğunu? Muhtemel, sen kendi adımlarından ve kendi kelimelerinden ve dahi kendi yüreğinden başkasını bilmezsin. Ama sen hep en çok bilensin..

***
- Gidiyorum Şevkinur. Seni görmeye geleceğim.
- Gitmeseydin. Kalsaydın.. Sende gidince…
- Üzülme geleceğim. Telefonlaşırız. Anahtarları buraya bırakıyorum.

- Şevkinur?
- Efendim?
- Sana bir şey bıraksam, beni arayacak olursa verir misin?
- Kime?
- İlk sorana ver Şevkinur. Alemsin beni kaç kişi sorar ki?
- Anladım. Epeydir gelmedi. Gelirse ve sorarsa..
- Ha evet. Sorarsa..
- Tamam, sorarsa vereceğim.

Şevkinur ev sahibem.
Elini uzatıyor, vereceğim şeyi almak için. Avucumda bez bebeğimin, iri siyah gözleri. Uzatıyorum ve bırakıyorum. Şevkinur irkiliyor. Gözlerine bakıp, içim acıyarak gülümsüyorum. O da..
Gözlerini bıraktığım bez bebeğim, sırt çantam ve senin parmak izinle batı kapısına yöneliyorum.
İstanbul’u arkamda, sen daha fazla yanımda, koyuluyorum yola.
Ne vakit Tekirdağ il tabelasını görüyorum o zaman anlıyorum ki ben senden değil, Sadece İstanbul’dan gidebiliyorum.
Bez bebeğin gözleriyle birlikte yüreğimi de bıraktığımı, gitmelerimin gitmek olmadığını anlayıp, boş bir çuval gibi şehri terk ediyorum.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ne mutlu!

gidişler dönüş içindir. kavileştirmek için birliktelikleri. gidiş bir direniş türküsünün girizgâhıdır. ne mutlu dönüşünü unutmayana.. dönmeleri gerektiğini unutmayanlara.. ve ne mutlu dönecekleri yeri olanlara!
cemal çalık

Bana hissettirdiği...

D/İZ
Dizimde senden kalma bir yara izi
Ve bez bebeğin gözüne bıraktım
En son hüzün baz gülüşü
Hep pentimento be güzelim
Hep pentimento…
Yakından bakılınca görülüyor
Örttüğüm günahların izi

Ben ki bitimsiz düşler kurmuştum
Vaat edilmiş serapsı düşler
Düşünce düşlerimden de kaydın
Ya da ben uyandım
En çok d/izim acıdı biliyor musun?
Ve daha çok vakit vardı oysaki
Saati gidişine değil gelişine kurmuştum…
N.D.
18/03/07
04:07

Yazınızı okuyunca bu satırlar döküldü kalemimden birden. Gerçi yazıp yazmamakta karasız kalmıştım ama paylaşmak istedim... Yüreğinizin parmak izine sağlık...