
Bugünün ardından on yıl geçti. Bugün için ne tahliller, ne münakaşalar, ne yorumlar yapıldı. Bundan sonra da yapılmaya devam edecek, biz şimdilik Türkiye darbelerinin son halkası diyelim.
28 Şubat bu milletin mukaddesatına indirilmiş en ağır bir darbedir. Elinde güç bulunduranların şerefli bir milletin değerlerine karşı kafa tutmasıdır.
O gün milleti temsil etmek adına mecliste oturanların ise asla bu görevlerini yerine getirmediklerinin de ilanıdır. İktidarı ve muhalefeti ile herkesin bir anda basit hesaplar içine düşüp, değerleri unutuş sürecine girdiği gündür.
“İsrail şöyle yaptı, ABD böyle yaptı, AB de 28 Şubat’a destek oldu” nakaratlarını bir yana bırakıp bir anda Mekke’nin kavurucu sıcakları içinde aç susuz ve her türlü sosyal baskılara 3 yıl direnen ama kesinlikle bir tek kişiyle dahi eksilmeyen o yüce iman topluluğunu düşünelim…
Bu ıstıraplar tarihi bir hatıra olsun diye yaşanmadı. O hicretler gezinti olsun diye yapılmadı. Bizlere yani bütün ümmete ders olsun da zulmün karşısında durmak neymiş bilinsin diye yaşandı.
Başta Yüce Nebi (s.a.v) olmak üzere hepsine selam olsun…Dünya varoldu olalı, ne kadar zulme direnen mü’min kullar varsa hepsine rahmet olsun…
Cenab-ı Hak bir nimeti verdiğinde bizi o nimetle mutlaka imtihan edeceğini söylemiyor mu? Evet, hem de yüzlerce kere…
Yüce Resul’u (s.a.v) ve onun şanlı sahabelerini de imtihan etmiş mi? Evet, hem de en ağır bir şekilde…
O halde bu milletin karşısına dikilip uzun yıllar mücahitlik, milliyetçilik nutukları çekenler o gün neydi? Birisi iktidarda, birisi de muhalefette değil miydi? Şu tecelliyata bakın ki, aynı iddiaların sahipleri bir anda hizmet yarışında (!) aynı zaman perdesinde oluverdiler. İşte ibret sahnesi böylece kuruldu. Bir anda perde arkasından bir “Höt” sesi duyuluverdi, sadece bir ses, cartcurttan ibaret, can ve mal tehlikesi meydana getirmeyen bir ses…
Ne olduysa, hemen felaket tellalları ortalığı dolduruverdi. Malum nakaratlar, feryatlar, iftiralar… Bu kuru gürültüye karşı direnmesi gerekenler, bir anda tırsıverdi. Hani siz iktidar olunca… Nerede kaldı o vaatler, o cilalı nutuklar? Vatanı kurtarma projeleri, planları? Hemen bahaneler, ısmarlama fetvalar ortalığı kaplayıverdi. Özetle, “Ne yapalım canım, mecburuz!..”
Hani iktidar olmak, muktedir olmaktı? O malum iki parti birbirine inat, neredeyse oh çekiyordu. Ama Yüce Rabbim onları da bize gösterdi. O başörtüsü meselesini halledenleri ve vatan kurtaran karton askerleri… Hemen sakallar kazınmaya başlandı, o yetmedi, bıyıklar da gitti. Şu an bakın, o partilerin, o cemaatlerin ön saflarına, yazarlarına, TV’lerine, ibretle bakın, bakın o ablak suratlara bakın! O talimatlarla cavlaklaşan yüzlere bakın! Hemen arkasından tesettür fetvaları sökün etti. “Canım, furuattır!” dediler, o bir bardak suyu üç besmeleyle içenler taifesi bir anda tesettürleri fora edebildi. Farzlar, vacipler uçtu gitti, sünnetler ise unutturuldu.
Hani İHL’ler baştacı idi? Bu okullara girmek için torpil arayan mücahitlere ne oldu? O Okul Aile Birliği toplantılarının demirbaşı olan mütefekkir zatlar bir anda vebadan kaçar gibi kaçtılar İHL’lerden. O mübarek ağabeyler, o namlı yazar-çizer takımı, “İstikbal, İstikbal!” naraları atarak çocuklarını İHL’lerden kurtarmış oldular.
Demek ki 28 Şubat bir turnusol kağıdıymış. Parası, diploması, siyasi kariyeri veya soyadı ile caka yapanlar için… O sakal, yakasız gömlek yarışına girenler, o pırasa bıyıkları ile kendini “Oğuz Kağan” sayanlar için iyi bir turnusol kağıdı.
Sözün özü, “Bizimkilerin Bedeviliği” ayan beyan ortaya çıktı. Ne yapsın zavallılar, yılların birikimini bir anda kayıp mı etselerdi? Hemen ünlü mağazalara gittiler, o cavlak suratlarına müsait kostümler aldılar, cırtlak renkli kravatlar da takmayı ihmal etmediler. Hatunlar mı? Onlar da modernleşti (!), yaptı yakıştırdı, hatta bazıları yeni şapka modelleri bile buldu. Ve böylece yeni gelişmeler oldu. Rahatladık be!.. Boşuna dememişler, “Olanda hayr vardır diye”…
Biz de böylece karton milliyetçilerimizi, naylon mücahitlerimiz öğrenmiş olduk. Eee, tecrübeler kolay kazanılmıyor…
Yorumlar
...!
Cts, 03/03/2007 - 21:03 — Şahan ÇokerBazen ben de senin gibi düşünüyorum.. Her şey bir hayal perdesindeki gölge gibi kalıyor... sonra umut ve besmele... perdelere inat varolmak gerek.. diyorum..