renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bekleyebilirsem

Bırakıp gitmesem diyorum şu güzel şehri. Sen bunca güzelken, herşey değişmişken. Çağrılmasam diyorum. Tüketmesem tek taraflı sevda yığınlarını bir gidiş biletiyle ve harcamasam anılarımı. Yitikliğim ilk değil. Terkedişim, kaçışım. Hiçbir şey ilk değil aslında. Odanın ortasına toplanmış eşyalar. Ne kadar boş bakıyorlar. Ne kadar anlamsız bekliyorlar gitmek için. Bense yüreğimin kıyısındaki med-cezirlerin bitmesini bekliyorum, seni terketmek için. Dinmiyor oysa ki bu tufan içimde. Kalbimin bozulmuş ritmini akord etmiyor bu eylem. Sen dilediğince, gönlünce eğlen.
***

Bu şehirdesin biliyorum. Aynı oksijeni tüketmesekte dört duvar arasında, aynı semaya merhaba diyoruz her sabah. Bu şehirdesin hissediyorum. Ayak seslerini duyuyorum zaman zaman. Bazen öksürüyorsun, uykum bölünüyor gece yarılarında. Sokak bekçilerinin düdüğüne karışıyor sesin. Susuyorsun sonra. Belki uyuyorsun, belki ayaktasın. Ama hep sukut içindesin. Susuyorsun hala... Bu şehirdesin farkındayım. Bir otobüs durağında, bir tramvayda karşılaşmak mümkün seninle. Ben imkansız bir tercihin seçiminde, bir vurgunun arefesinde. Odada toplanmış eşyalar. Görülmüştür; bu şehirdesin hala...
***

Kapağı açık valize bakıyorum öylece. Kıyafetler valizin aşinası. Buluyorlar hemen yerlerini. Bi ben bulamıyorum yerimi, bi ben arayıştayım. Hayat tanımasın diye kara çalıyorum yüzüme. Eksik uyanıyorum her sabah. Bie günü tutuşturuyorum isyanlarla. Olmuyor. Benden yana dönmüyor çarkları hayatın. Kaskatı kesiliyor ümitlerim. Ve sonra -bilmem harıtanın hangi bölgesine düşer- başlıyor hicretim.
Sıvası dökülmüş duvarlara bakıyorum. Saatin arkası tozlanmışta izi çıkmış duvarda. Demek bunca zaman kalmışım burda. Kalmışım ve sevmişim. Sevmişim de söylememişim. Niyetliyim. İsmini yazacağım duvara. Hem kimse tanımaz seni burada. Meryemin orucunu tutacağım, ismini okuyupta bana sorana. Hani isminde yakışır duvara. Önce ateşe düşmüş bir düşümü çiziyorum. Kırmızıyı kullanmadan alevleniyor kelimelerim. Sonra bir beklenti çiziyorm. Bir de inat iliştiriyorum alt tarafa. Adını çizeceğim sırada titriyor ellerim. Kayıyor tırnaklarım adeta. Bi adını çizemiyorum duvara. Umutlarımın yanına. Ne farkeder ki! Sen evvelden çizilmişsin en mahrem duvarıma.
***

Aldattım evet. Seni tüm sevdiklerimi beklerken ve bekletilirken, aldattım hep. Loş sularda yıkadım kirli ellerimi. Ve toprağı ancak senin kadar incittim çıplak ayaklarımla. Karanlığa ben de uyum sağladım zamanla. Küfür etmesini de öğrendim sonra. Aldattım evet. Seni ve tüm sevdiklerimi beklerken ve bekletilirken, aldattım hep.
Gitmeni istedim! Olmadı gitmedin, gidemedin beni bırakıp da. Ama yanına da almadın sevdiğin sayıp da. Günahıma girmeden, katilim olamadan gidemedin işte. Şimdi sana küflenmiş cesedimden ipuçları bırakıyorum. Paslı gözlerimle yüzünü ararken kodeslerde. Aldattım evet. Ben ayrılığı sokak kedilerinin miyavlayışına bıraktım. Ayrılığı asil saydım. Bir mabet duvarından duyulan ayin gibi kutsadım. Ve en büyük günahı işledim. Urganlarım geçirmedi beni mabet kapısından. Ayrılamadım, günahkar sayıldığımdan. Ve nihayet; toptan fiyatına parakende tüketti sevdan...
***

Bir şehri böylece bırakıp gitmek... Taşlarıyla, Akşamlarıyla, Fırtınarıyla bir şehri terketmek. Tüm hatalarımı koyuyorum ortaya. Ellerini bir kaptanın gemisine emanet ederek peynir ekmeğimin yanında siyah gözlerini götürüyorum bir tek.
Beklersem; bir gün yolda karşılaşırız belki. Sen beni tanımazsın, ben seni görmem. Aynı semtte otururuz sonra. Aynı sokaklardan yalnız geçeriz. Aynı ÇÖPÇÜYE çöp veririz sonra. Beklersem gerçekleşir düşler. Beklersem mümkün herşey. Halbuki bekleyemem...

EkBoyut
sehr.jpg 8.64 KB

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

bekleyebilirseniz

Kristal kentlere direnen metropol insanının bireysel ama içedönük yalnızlığını okurken nostaljiyi andım durdum.
Yazınız güzel ve güzel olduğu kadar da etkileyici.
Yüreğinize sağlık...

Beklemeyelim

Tebrikle başlamalıyım evvela, sözlerimin ağırlığını hafifletsin diye yahut sertliğini yumuşatsın diye olmalıydı doğrusu. Bu yazı güzel olmuş bence ve sanırım pekçok kimse de benzer duyguları benzer biçimde yaşamış olduğundan, pekçok kimse için ya yaşanıp geçmiş olmasından yada elan yaşanıyor olmasından yada yaşanmasının arifesinde olması nedeniyle vesaire bir ortak payda bulmuş olmalı bu yazıda kendiyle ilgili. Aslında burada yazılmakta olan pekçok yazı ve bunlara yapılan yorumlar ile aramızda bu ilişkiyi görüyoruz. Bunu şekil-üslup-nicelik...bakımından iyi ifade edenimiz var, pek iyi ifade edemeyenimiz var falan, ama ortak olan bir algılama davranma yaşama taşıma aynılığı ile karşı karşıya olduğumuzu düşünmeye başladım. Aynı verileri aynı biçimde düşünüp yorumlayıp, aynı biçimde yalnızlaşıyoruz. Aynılaşmamızın bu denli ( aslında burda da bir soru olmalı: ne denli? Olgusal olarak yani mevcut vakıanın değerlendirmesinden yola çıkarak gibi...) bir yalnızlaşmaya yol açmasından şüphe duymaya başladım.

Sorun ne? Aynı olmak mı? Farklı olmak mı? Ne güzel hepimiz aynılaşıyoruz ve sorunlar gitgide ortadan kalkıyor gibi görünüyor ilk söylenişte; ama yön meselesi hesaba katılmaksızın yapılınca her durum için tehlike arzediyor bu masum ifadeler yada tersten bakıp farklılaşmanın ayrılaşmayı getirdiği izlenimi oluşuyor ilk söylenişte ve birileri kelimelerin bu ilk bakışta meydana getirdiği etkiyi kullanarak boyuyor gözlerimizi. Gözlerimizin boyanmasıyla, dünya boyanmış olmuyor bilindiği gibi.

Nereye gelmek istiyorum? Kelime oyunları yapmamaya gelmek istiyorum. Algımın ve algınızın açılmasını ve bu açıklıkta aynılaşıp, farklılıklarımızın bizlere haslığının hiçte ehemmiyetli olmadığının farkına varmamızın, sorunların çözümündeki önemine gelmek istiyorum.

Şimdi nereden çıktı bu diyen olursa diye, şöyle izah edeyim: yukarıdaki metnin anlattıklarını bir biçimde ben de yaşadım ve aynı duygusal tribe girdim ve bunu kendime has sanıyordum ki, bu yazı beni ürküttü. Burada, bağlılığın kime yöneltildiğinin ve gurbet duygusunun kimler arasında geçtiğinden çok, bu duyguyu harekete geçiren saiklerin bize öğretilmiş olmasından dolayı duyduğum ürkmeyi ifade etmek istedim. Yani, kendim denen şeye has sandığım bir yaşama biçiminin bir başkasında da aynı biçimde ortaya çıkması, tabirimi mazur görün maymun gibi öğretilmiş tepkilerle yaşadığım hissine kapılmayı bir yana bırakın, direk öyle olduğunu anladım. Neden mi? Yukarıdaki metin çok özel sandığımız bir ilişkinin ( insan-insan, insan-şehir, insan-durum vs. arasındaki ) sonlanma biçimini ele alıyor ki, son derece özel iç dünyada meydana gelen bir algı-yorum ifadesi. Demek ki diyorum özel, merkez olma algımız da bir yanılsama. Kibrin soft bir türevi olsa gerek, tekliğe yolculuk gibi, kimse beni anlayamaz gibi...

Bu yazıda biçim olarak İsmet Özel etkisi ve kendi üzerimdeki İsmet özel etkisinin aynılığı; ama bunun herkes tarafından alkışlanan bir meşruluğa ulaşmış olması, ne bileyim hiç değilse '' bizi nereye götürüyorlar? '' dedirtiyor bana.

'' mesela '' diye buraya başlamak hiç uymayacak ama, bizler yani burada yazan insanlar, genellikle kimlik olarak: '' müslüman '' tanımını kabul etmiş olmakla beraber, asla yukarıda ifade ettiğim düzeyde bir aynılığa sahip değiliz. Ne garip değilmi? En gizli duygularımızı aynı biçimsellikle yaşayabilen yani yönlendirilebilen bizler, iş ortak paydamız yani aynı oluşumuzu beyan ettiğimiz kimliğimizin tezahüründe taban tabana zıdlıklar arzetmekte ve bizler çelişkileri içselleştirmeyi kimiliğimizin yani dinimizin bir parçası sayar hale gelmekteyiz.

Şimdi buradan yola çıkarak : Kimliğimizi oluşturan değerlere ve bunların bir insan davranışında şahitliğe dönüşmesi yani yaşamlaşması noktasında bariz bir savrulma ve yabancılaşma içinde olduğumuz hiç şüphesiz söylenebilir. Bu yabancılaşma ve savrulmadan açılan boşluğu, tahrif edilmiş atalarımızdan edindiklerimiz ve modernizmi üreten bu muharref geleneğin yeniden yorumlanmış biçimleri içinde bir paradoksa yani kısır döngüye kendimizi hapsediyoruz. Çok keskin oldu bu ifade biliyorum ama bakın bunu ıspatlayabilirim.

Vicdan diyoruz, fıtrat da diyebiliriz. Halkediliş biçimimiz, biçimimize uygun yaşama= ahlak 'tan yola çıkarak bir soru yöneltmek istiyorum bu yaradılış=vicdan=fıtrat dediğimiz kimliğimizin DNA sına : '' Ben şair olmayan rüştü, tüm bu ötekiler için kurban olmaya hazırmı? Benim varlığımın haksızlıklar karşısında adil bir duruş sergilemeye yanaşmadıktan sonra ne önemi olabilir ki? '' Neden ben? '' diye sormak yerine '' neden ben değilim? '' diye sormuyorum? Çünkü anladımki en az ötekiler kadar aynıyım kendini özel zannetmekte, çünkü ölçüp biçiyorum sizler gibi bende ve bilmiyorum arkamı dönüp gidecekmiyim yoksa bedeli ödemeye yanaşacakmıyım; ki bedel ödemeye ancak fedakarlar yanaşır bunu biliyorum ve onlar hiçte özel değiller kendi kendilerini tavaf etmeyi bırakalı çok olmuş olmalı...

Yeraltından notları okumuşsunuzdur dostoyevskinin. Bence onların üsluplarından ve günah çıkarmayı (kendini kınayıp nedamet çeken ve bunu erdem sanan nefs ) bizlere de içselleştirmeyi öğretmelerinden yani aynı yanlış duyguların gemini azıya almamız için aynılaştırıldığımızdan başka hiçbir önemleri olmayan pompalanan bu edebiyat masalından da nefretimi beyan edeyim.Hepiniz okumamışsanız da merak etmeyin birçok adam yazılarıyla kopyalanmış bu davranışları aktarmıştır.

Bakın herkes yaptığı işin şahitliğinide yapıyor aynı zamanda. yarın bize mazeretlerimiz sorulmayacak, yaptığımız işler yani şahitliğimiz sorulmaksızın önümüze konacak; kimse kendini aldatmasın, neyin şahitliğini yaptığına kimi taklit ettiğine kimi modellediğine kimliğine korkularına sevgilerine iş işten geçmeden bir daha dönüp baksın. Allahımız çok bağışlayan merhamet edendir ama bizler de keçilik yapmamalıyız, bida düşünmeliyiz kimin kulu olduğumuzu...

Geçen biriyle konuşuyoruz, seyid kutup'tan laf açıldı. İşte o iyi bildiğiniz günah çıkarmamız için öğretilmiş elimize tutuşturulmuş ezber cümlelerle 80 li 90 lı yılların müslüman gençlerini yargılıyor ve bunu seyid kutup mevdudi kitaplarına bağlıyor. Birde savrulmanın kutsal kelimesi çıkmıştı o sıralar : '' bu ülke, bu topraklar '' edebiyatı. Onlar bu toprakların mirası değilmiş. HImm? Hacım siz o adamların söylediğini anlamamışsınız, olabilir, de anlamadığınızı da anlamak istemiyorsunuz. Şimdi bu topraklarda lümpenlikten bir medeniyet üretin bakalım; hani güce boyun eğdik demek kibrimize yakışmadı yerine bu toprakların gücünün ayağını öpmenin ideolojik alt yapısını oluştururken '' islamı ideolojileştirdiler! '' gibi beylik cümleler ürettiniz de n'oldu? Hem ne demiş ki mevdudi 4 terimde, yalanmı söylemiş, güçle işbirlikçilik yapmanın 44 teorisinimi öğretmiş? Yada seyid kutup '' kuran neslini inşa edelim '' demişte bundan özür dilemediği için kelle vermişte BOB un Bop projesinemi çalışmış.

Birgün çekicem sarı satenden cübbeyi sırtıma '' ey günahkarlar! ey günahkarlar! bari yalan söylemeyin...'' diye diye yürüycem saçlarımıda uzatmış olarak, kimbilir belki eteklerime yapışacak insanlar '' medet ey mehdi '' yada sopalıyacaklar beni adam etmek için ama biliyorumki mahşerde buluşacak tüm bunlar ve davalaşacaklar....İşte yukarıdaki metnin bendeki devamı budur kardeşim, bende bu şehri terk ediyorum ama ne terk ettiğim için onu hüzünlüyüm nede yeni şehiri sevinçle bağrıma basmaya niyetliyim. Varsa yoksa, hatalarımı ve sevaplarımı alıp dostlarımdan ayrılmanın hüznünü yaşarken '' her adem yalnızdır ve rabbini dost bilmelidir ve böyle aynı adamların kardeşliği anlamlıdır ...'' cümlesini mırıldanarak yine şiirsel bir anlamım olsun bari arzusuyla, te o saray burnunun oralarda artizlik turlar atıyor var sayın sizde beni....
Selamünaleyküm Yorum türü : karışık kuruşuk duygusal

Gitmek güzeldir

Yüreğinizi,
dönüşün bir garantisi olarak bırakıp gidiyorsanız,
Daha gitmeden,
geride bırakacaklarınıza duyacağınız özlem kaya gibi içinize oturuyorsa,
Heybenizde hüzün ve özlem yüklü kelimeleriniz varsa,
Giderken gözyaşı dökebiliyorsanız yalansız,
Ve giderken...
Geliş biletiniz varsa yanınızda,
GİTMEK GÜZELDİR.
Ama gidişler, ihanetin koynuna yapılacak bir yolculuksa...

Ayak seslerimizi kim işitecek ki...

Gitmek Güzelse neden gelmek de güzel olur ki bir yere? Her bavulumu toplayışımda bir yerlerde birşeyler devrilip durur üzerime. Gitmek içindir oysa benim için yollar. Aldığım her nefes bir gidişin arefesidir, henüz hiçbir duvara sığıştıramamışken kanlı yazılarla bir hayatın burdan yol aldığını.

Gitmek her insanın içinde aynı duyguları mı bulup çıkarır ortaya ?? Kim demiş!

"şu Yemen'e giden sular akmıyor
cerrah gelip yaramıza bakmıyor
yiğitlerin hiçbirisi kalkmıyor
Yemen çöllerinde kaldım Allah'ım"

Her giden geri gelmek için değil ölmek için gider. Her gelen dönmemek için değil bir şeyleri almak için gelir. Çelişki gibi gelebilir size ama hayat.

Şu aralar okuduğum en iç burkucu denemeydi. İçimin de burkulmaya ihtiyacı olacak ki gayet tepkisizim. Sağolun.

...mavinin derinlikleriydi gökyüzünde unuttuğumuz; bir çember vardı aklımızda varsa/var, yoksa/yok...

Gitmek güzeldir-2-

Gidin ve unutun herşeyi
Ama unutmayın ki,
ardınızda bıraktığınız enkazda
önce siz ölmüşsünüzdür.
Artık ne dökülen bir gözyaşı
ne duyulan öfkede
ne de bitmez gecelerde
varsınız!
Aşk da yok siz de!
İhanet, bir tasma gibi geçirildiğinde boynunuza
ne çıkacak yüz kalır insanların içine
ne bakacak göz,
sizde!
Anılar bile
terk etmiştir,
firar etmiştir o ihanetin değersizleştirdiği
öykünüzden!

Varın gidin!..
Arkanızdan ağıt yakmak zor değil!
İlk giden siz değildiniz
Gidip de pişman olmayan
ilk kişi de
siz olmayacaksınız!
Gitmek güzeldir ama...
Gidişler, ihanetin koynuna yapılacak bir yolculuksa...
Değil işte!

Sazın "Gitmek" Teli

Ne zaman sazın "gitmek" telinden birşeyler dinlesem, içinden geçtiğim ve içimden geçen insanlar canlanıyor önümde... Hani bir söz vardır ya "Hayat yaptığınız tercihler bütünüdür" Geçtiğim şehirler, otobüsler, kaldığım evler, ev arkadaşlarım, biriktirdiğim küçük kağıtlar....ve dahası. Valizi yatağının ayakucunda bekleyen bir insana dair her şey.. Bunu tercih ettiğim için böyle bir hikayenin başrol oyuncusu olarak buldum kendimi. Herkes kendi hikayesini kendisi yazıyor.Ve bakıyorum yaşamı bu renk hikayelerde biriktiren insanların ortak buluşma noktası hikayelerinin hep tamamlanmamış olması. Sare Emek diyorsunuz ya "Beklersem mümkün herşey. Halbuki bekleyemem". Tamamlanırsak "biz" olamayız. Ucu kapanmamış zarflar gibiyiz. Tamamlanırsak anlamımızı kaybederiz. İçimizde yaktığımız ateşi söndüremeden gitmeliyiz. Darendevi Selamlar.

Gitmek Biraz da Ölmektir

gitmek biraz da ölmektir diyordu fransız şair saint exupery. ve bir gün tek motorlu uçağına atlayıp gitti exupery... gitti ve bir daha geri dönmedi...

bense hep imrendim böylesi gitmelere. ama hiç beceremedim. hep birilerine gitmek isterken kendime uzak düştüm. ya da biraz dinleneyim diye gittiğim bir tatil köyünde evimin adresini unuttum. şimdi evimin adresini arıyorum.

ben gitmeyi hiç beceremedim..

Gitmek güzeldir -3-

Yazıdan ve yapılan güzel yorumlardan-son günlerdeki halet-i ruhiyeminde etkisiyle-bazı sonuçlar çıkardım.
Gitmek güzeldir, geri dönmemek daha güzeldir. . .
Gitmekle kalmak arasında durmaktansa, hiç gitmemek yeğdir. . .

Bugünlerde bir şey daha öğrendim;
Dostluğun kırılma katsayısı, bir buz dağının görünmeyen yüzölçümünden daha büyükmüş meğer. . .

Gitmek güzeldir (Son)

Yüreğinizi,
dönüşün bir garantisi olarak bırakıp gidiyorsanız,
Daha gitmeden,
geride bırakacaklarınıza duyacağınız özlem kaya gibi içinize oturuyorsa,
Heybenizde hüzün ve özlem yüklü kelimeleriniz varsa,
Giderken gözyaşı dökebiliyorsanız yalansız,
Ve giderken...
Geliş biletiniz varsa yanınızda,
Gitmek güzeldir.
Ama gidişler, ihanetin koynuna yapılacak bir yolculuksa...
Gidin ve unutun herşeyi
Ama unutmayın ki,
ardınızda bıraktığınız enkazda
önce siz ölmüşsünüzdür.
Artık ne dökülen bir gözyaşı
ne duyulan öfkede
ne de bitmez gecelerde
varsınız!
Aşk da yok siz de!
İhanet, bir tasma gibi geçirildiğinde boynunuza
ne çıkacak yüz kalır insanların içine
ne bakacak göz,
sizde!
Anılar bile
terk etmiştir,
firar etmiştir o ihanetin değersizleştirdiği
öykünüzden!
Varın gidin!..
Arkanızdan ağıt yakmak zor değil!
İlk giden siz değildiniz
Gidip de pişman olmayan
ilk kişi de
siz olmayacaksınız!
Gitmek güzeldir ama...
Gidişler, ihanetin koynuna yapılacak bir yolculuksa...
Değil işte!

23/02/2007
Esentepe
Seyhan Sevinç
Hâlâ buradayım!

Tüm yollar (UMUTLAR) bizimdir

-Gitmek ama nereye?
-e e e !!!
-Durun ben buldum;
-Nereye?
-^^Umuda^^

NE DE OLSA HEPİMİZ UMUT YOLCUSUYUZ...

Qua Vadis?

-Merhaba, nasılsın?
-Hımmm sen misin? İyiyim, sen nasılsın bakalım?
-Fena değil!
-Bak inanmayacaksın ama demin aklımdan geçiyordun!
-Demin mi?
-...
-Hayır bu olamaz. Ben demin şeyden geçiyordum. Kendimden!
****
Sen gidince herkes gitti. Yalnız kaldım orada öyle. Bir serçe gibi titrek ve ürkek.
Ara sıra da olsa uğrasaydın ya aklıma... Oturur konuşurduk belki! Ama ne aklımdan geçtin ne de o ayrıldığımız o limandan bir daha.
Sandalların bir o yana bir bir bu yana sallanıp durmalarına işte o andan itibaren kayıtsız kaldım. Dünya sallandı biliyorsun. Ben yine kayıtsız kaldım!
****
Durdum öylece. Gözlerimi açıp gökyüzüne baktım. Bulutlar gidiyordu bu kez. Önce sen gitmiştin. Sonra kuşlar gitti. Sonra aklım. Şimdi de bulutlar gidiyordu işte... Dedim ki, "Ey beyaz sakallı ben, nereye gidiyorsun! Giden sensen, bu ayakları üzerine dikilip çile çeken de kim? Al beni gidelim!"
Dönmedi ve bana bakmadı. Rüzgar kulağıma fısıldadı mesajını. "Bitti herşey! Bak gitti herşey. Sen de git!"
****
Henryk Sienkiewicz'kinin kitabını alıp gittim. Diyordu ki kapağında: Qua Vadis! (Nereye gidiyorsun!) Bilmiyordum. Gidiyordum işte. Önde ayaklarım, ortada ben, aşk arkada.

Asıl kaybeden kim?

Şimdi bir soruyu yanıtlamam gerekiyordu.
Asıl kaybeden kimdi?
Bendim elbette...
Çünkü demiştim ki;
-Ben ilk aşkımı kaybettim, sense bilmem kaçıncısını... Ağlamak hakkı sadece bana aittir.
Sonra tıpkı o Japon filmindeki gibi, "Dünyanın orta yerine oturup aşk için ağladım".
Rüzgar başımı okşadı. Ve dedi ki, "Yüreğini ferah tut, kumral saçlı çocuk!Yüreğini ferah tut. Eğer beklersen böyle usluca, birgün sana gerçek aşkı getireceğim!"
Durdum öylece, usulca...
Ve aşk çıkageldi birgün. Yaralı yüreğimi avucuna alıp öptü ve ellerimden tutarak götürdü beni, yüreğinin gittiği yere.

Haber almakla..

yüreğine sağlık... çok hoş bir yazı yazılarının devamını bekliyoruz..

Karanlığa resmini çiziyorum..Duygularım donuyor, cümlelerin sonlaştığı gibi..Eriyorum..Yalnızlığın gözyaşlarıyla..Ben,beni anlayan dost ararken görmemesi gerek başkaları...
sanki biz göçebeydik...
Neden ki öfkesi ayın karanlığa gecenin gündüze..
Dağılıp giden rüzgarın merakı,sulara değer,gözlerinde hüzün mü kin mi, nefret mi belli değil.
Müzdariptir ölüm bile kınından yeni çıkmış aşklara kıyarken...
Geçen sonbahar değildi, henüz; acıyan kan...

Ve sonra;hep özledikçe sustuğum
ama unuttuğumu sandığın karanlıklardır..

"Haber almakla yol tüketilmiyor ...
arayıcılık sahicilik vaktine erişsin istiyorsan senin kendin haber olsa gerektir.."