renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

14 Şubat Hatırası : Aman Sabahlar Olmasın! (Bkz: Yeni Şafak)

Türkiye'nin Birikimi bu mudur Mehmet Ocaktan ağabey? Bu mudur geldiğin nokta Mustafa Karaalioğlu? İbrahim Karagül kardeşim senin Ortadoğu üzerine yazdığın yazıların ne yanına düşüyor bu kırmızı gazete? Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ablamız duramadı daha fazla, yazdı kendince, eleştirdi. Ya Yusuf Kaplan'dan, Akif Emre'den medeniyet tasavvurunun ağır işçilerinden bir cümle de mi okuyamayacağız tüm bunların üstüne? Mustafa Kutlu ağabey bu neyin hikayesidir sen bari söyle. Mehmet Şeker lafı gediğine koymak için neyi bekliyorsun hâlâ? Melikşah Utku "kapitalist öldürür" uyarısını bu ekten sonra yinelemeyecek misin bir kez daha? Hayrettin Karaman hocam; caiz midir hocam?

Başkalaşım devam ediyor. Durdurabilene aşk olsun. Yamalı yüzümüzden bir deri parçası daha sarkıyor işte. Oysaki bu kaçıncı estetik ameliyat girişimimizdi. Neyi yamasak kaçtığımız suratımıza, bünye kabul etmiyor. İki gün satabiliyoruz cakasını yeni yüzümüzün, bilemedin üç. Baktığımız her ayna yine yalan söyleyecek olmanın utancıyla kararıyor. Aynayı içine gömen ahşap, bir gün her şeyin geçeceğini söylüyor nedense. Hepsi geçecek.. hepsi...

Tarih 2007 Şubat'ının 9'u. Türkiye'nin birikiminin içinden kırmızı bir ek düşüyor yere. Vay be! Zeminin kırmızılığında en çok ‘Şimdi Aşk Zamanı' sloganı göze çarpıyor. Başka gazetenin eki olmalı diye düşünüyorsunuz. Ama hayır, ‘gazeteniz Yeni Şafak' bir kalbin içerisine yerleştirmiş logosunu. Birbirine yaslanmış iki kişi -bir erkek biri dişi- kafa kafaya vermişler o kutsal aşk anları esnasındaki elektriklenmelerini yansıtıyorlar gazete okuruna.

Kalbe giden yol meğer The Marmara Cafe'den geçermiş. Oysa ki anneannem bunu bana öğretmemişti. Kalp şeklindeki çikolatanın üzerinde ‘I Love You' yazıyor. Aşk tableti olsa gerek. Hapı yutarsan. Anlarsın ya... Ama yutmazsan hapı yutarsın!

Yüzde 50'ye varan indirimle hem de World'e özel 12 Worldtaksit fırsatıyla aşkımızı gösterebileceğimizi müjdeliyor gazete. Yasla erkeğinin omuzbaşısına başını. Oh ne güzel bak. Fonda da bir çiftlik evi var. Çiftlik evinde samanlık... Samanlık seyran... Aman içmeyelim ayran!

Aşkın ilacı kanyon'da!
Aşıkları, aşkı arayanları, aşık olmak isteyenleri, "ben aşık olamam" diyenleri, aşkını kaybedenleri ve en önemlisi aşkı yaşamak isteyenleri Kanyon'a davet ediyor gazete. Nasıl tasnif ama. Hurrraaaa Kanyon'a... Peki kanyon nedir TDK abi? TDK :
‘Kanyon; Bir akarsuyun kalkerli bir alanda oyarak oluşturduğu, bir kıvrımı keserek iki yandaki çukurlukları birleştiren, dar ve boğaz biçimindeki koyak, dar boğaz, kapuz, kısık, klüz.'
Pekala, sen dar boğaz dedin ben anladım, keşke kapuz için, klüz için yormasaydın dilini. Süper oldu işte; Aşık mısın hadi Kanyon'a. Aşık olmak mı istiyorsun hadi Kanyon'a.

Sevgililer günü deyip form tutmaktan vazgeçmeyin
"Sevgilinizin ruhuna göre hediye" diyor muhteşem ekimiz. Arnavutköy'ün buram buram nostalji kokan sokaklarından birinde kurulan Haira, tasarımla gönülden bir ilişki kuruyormuş. Sevgilimizin ruhuna göre takılar tasarlıyormuş falan. Çek ordan bir rast perdesi üzerinde rastbeşlisine, nevada hicaz dörtlüsünün eklenmesinden meydana gelen makamca bir takı, bizimkinin ruhu suzinaktır biraz. Ne dedin. hönk mü?
Tek taşsız kadın kalmayacak memlekette, peşin 12 ay, vadeli seçeneklerle 36 ay sonra. Ama bir de Güney Fransa'da doğup büyüyen ve günümüzde dünyanın çeşitli moda merkezlerine kadar uzanan mağaza ve corner zincirleriyle ‘Costume Jewelery' trendi var.

Aşk iki kişilikmiş rengi de kırmızıymış!
Yapılan araştırmaların gösterdiğine göre, özel günlerdeki yemekler kilo alma riskinizi artırabilirmiş. Veee.. Şimdi biz niye verdik durduk yere bu haberi; Diyetisyen E. Yasemin Batmaca sevgililer gününde diyetimize dikkat etmenizi öğütlüyor da ondan. Sevgililer günümüze mutlaka kahvaltıyla başlayacakmışız, akşam yemeğine kadar enerji dengemizi muhafaza etmek için ara öğün tüketecekmişiz, akşam yemeğinden önce kesinlikle aç olmayacakmışız ve işte budur olay; masada olan tüm yiyecekleri yemek zorunda değilmişiz. Yaşasın çilekle vanilyanın mutluluğu, çok yaşa şipşak güzellik. Sevgililer günümüzde sevgilimize nasıl bir hediye vermemiz gerektiğini düşünmenize de gerek yok. Yeni Şafak düşünmüş bizim yerimize; Kusursuz ve doğal güzelliğinizle ona en güzel hediyeyi vereceksiniz! Oy anam anam... Amman sabahlar olmasın!

Je taime, ti amo, the quiero, ich liebe dich, ik hıo van jou, ene hubbuke, volim te ve tabi ki I love you. Aşkın fotoğrafını çekmek mi istiyorsunuz? O halde size hemen bir Kodak EasyShare C875 verelim. 8.0 Mp çözünürlükte, 5X camdan, Schneider-Kreuznach optik zoom lensten aşk fotoğrafı. Hani soruyordun ya Necmi Abi, bu aşk ne menem bir şeydir diye. Ahan da sana bunun cevabını yakalama fırsatı. Üstelik gazetemiz Yeni Şafak'tan! İpuçlarını da veriyor gazete; aşk mesela iki kişilikmiş veee rengi de kırmızıymış.
Sevgi anlatılmaz Swissotel'de yaşanırmış. Nasıl yani? Romantik bir akşam yemeği ve sizler için hazırlanmış odalar.

Kapitalizmin Aşkı İçin
İşte geldik gazetenin tam orta sayfasına.
Aşkın detayından haberler var burada. Aşkın detayı manşetinin altında bir kadın yatıyor. Siyah deri mont, hemen yanı başına düşürülmüş bir melon şapka, sarı hafif dalgalı saçlar, derin ve şuh bakışlı mavi gözler, mini gri şort -etek de olabilir-... İhtişamı elden bırakmak istemeyenlere bir ayakkabı verebiliriz. Accessorize ile şımarabilir, makyajdan yorgun düşen cildinize Hops'la nefes aldırabilirsiniz bugün. Her şey şıklığıyla baş döndürmek isteyen bayanlar için. Yaşasın baş döndüren bayanlar! Varolsunlar, kapitalizmin yüce aşkı için, kişilikleri hiçe sayılarak dişilikleri pohpohlanan kadınlar!
Önce sevgilinizin kalbini mum ışığıyla yakacaksınız, sonra aşkınızın ateşini yansıtacak ve böylece sevgilinizin de içini ısıtacaksınız. Fark yaratacak ve aşkın büyüsünü anlatacaksınız. Hafif bir Fransız şarkısı çalsın lütfen, uzun, ince topuklu ayakkabılar üzerinden şuh bakışlar fırlatsın hatun kişi, biraz daha yaklaşın, yaklaşın.. yaklaşın... Stop! Gerisi size kalsın!
Richmond-Nua Wellness Spa, Sevgililer Günü'nü tek bir günle değil, aşk dolu bir haftayla kutluyormuş. Öyle diyor gazete. Sevgililere özel hazırlanan aşkın sihirli dokunuşlarını hissedeceğiniz Nua-Spirit masajı, afrodizyak etkili Carlo Bernardini imzalı yemekler ve göl manzaralı muhteşem bir oda ve sürprizler... Ayak masajıyla başlayan Nua Spirit, erkekler için Rasul Banyosu'yla devam ediyormuş. Kasları gevşeten bu özel banyodan sonra... (evet üç nokta hem de tamamı kırmızı.) Olmazsa sizi Akdeniz'in en büyük dizayn oteli Adam&Eve'ye alalım, orada hem bekarlar hem de sevgililer için özel düzenlenecek partilerde müzik ve dansla eğlencenin tadına varın.

Türkiye'nin Birikimi bu mudur Mehmet Ocaktan ağabey? Bu mudur geldiğin nokta Mustafa Karaalioğlu? İbrahim Karagül kardeşim senin Ortadoğu üzerine yazdığın yazıların ne yanına düşüyor bu kırmızı gazete iç çamaşırından müteşekkil ek? Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ablamız duramadı daha fazla yazdı kendince, eleştirdi. Ya Yusuf Kaplan'dan, Akif Emre'den medeniyet tasavvurunun ağır işçilerinden bir cümle de mi okuyamayacağız tüm bunların üstüne? Mustafa Kutlu ağabey bu neyin hikayesidir sen bari söyle. Mehmet Şeker lafı gediğine koymak için neyi bekliyorsun hala? Melikşah Utku kapitalist öldürür uyarısını bu ekten sonra yinelemeyecek misin bir kez daha? Hayrettin Karaman hocam; caiz midir hocam?

Sayın okur sözcüsü Yusuf Ziya Cömert ağabeyim sen söyleyiver bari. Gerçi dünkü nüshanızda şu cümleleri kurmuşsun;
"... Geçen Cuma, aralarında Yeni Şafak'ın da bulunduğu bazı gazeteler, Sevgililer Günü dolayısıyla bir ilave çıkardı.
Yeni Şafak'ın ilavesi, birçok okuyucumuzun da değerlendirdiği gibi, Yeni Şafak'ın yayında izlediği çizgiye uygun düşmeyen unsurlar içeriyordu. Bunu, ben de sorguladım. Yeni Şafak'ta ‘olması gereken' yayın süreci, bazı mekanizmalar atlanarak işlemişti. Eğer süreç usulünce işleseydi, söz konusu yanlışlar vaki olmayacaktı. Bunda, kendi sorumluluğumu da gözardı etmiyorum. Benzer yanlışların tekerrür etmemesi için gerekli tedbirleri almamız ve süreçlerin doğru işleyip işlemediğini daha iyi takip etmemiz gerekiyor."

Yetmez abi.. yetmez. Süreç hatalarından falan bahsederek kurtulamazsınız. Bu sorumluluğu gazete yönetimi ve kadrosu olarak omuzlarınıza alın ve bu ağırlığın altında kalarak özür dileyin Türkiye'nin Birikimi Müslümanlardan!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yenişafak'ın iddiası

Yenişafak'ı hâlâ bir zamanların gazetesi olarak görüp değerlendirenlere üzülerek şunu söyleyeyim ki, Yenişafak artık o bildiğiniz eski gazete değildir. Yenişafak bu misyonunu, el değiştirdiği gün kaybetti. Orası artık sadece bazı dindarların çalıştığı bir gazete, o kadar. Emin olun o kadar!
Umarım bir gün ciddi bir özeleştiriyle, yeniden o özlenen eski çizgisine döner. İlk çıktığı günlerde ve sonraki birkaç yıldaki yayınıyla Yenişafak apayrıydı.
Jerfi Qazaq'ı bu haklı ve yerinde eleştirisi için kutluyorum. İyi niyetli olduğu her satırından okunuyor!

14 Şubat'a "Tercüman" olma gayretinde yeni "Yeni Şafak"

Haklı bir eleştiri. Bu yazıda Yeni Şafak'ın son durumu gözler önüne seriliyor. Türkiye'nin birikimi diyerek yola çıkanlara içten bir uyarı bu.

14 Şubat'a "Tercüman" olma gayretinde yeni "Yeni Şafak". Yılların birikimi, emeği heba olup gidiyor.

Yazık !..

elestiriler...

Cok duyarli ve ici dolu bir elestiri, eyvallah. burada yayinlanamsi ne kadar isabetli ise.bu elestiri yenisafaka ve yazarlarinada gonderilmesi gerektigini dusunuyorum.....
Kalbinize iyi bakin!

Ondörtşubat

Eleştirileri haklı görüyorum. Ancak, bir gazetenin yayın politikasından dolayı yazarlarını itham etmek biraz acımasız geliyor, bunu mazur göremem. Bir gazetenin yayın politikasından dolayı yazarları gazetenin yayın politikası üzerinden eleştirmeye başlarsak yeniden başlayalım kendimizi yoklamaya derim.

Yazarlarla gazetenin Yayın Politikasını Birbirinden Ayırıyorum!

Bu yazıda yazarlara söylediğim hiç bir söz yok. Yazım tamamen gazetenin yayın politikasına yönelik bir eleştiridir. Yusuf Ziya Cömert'den ve yönetim kadrosundan bu kadro yazarlardan ayrı bir kadrodur- beklediğim özür yayın politikasının yanlışlığından ötürüdür. Yoksa kalkıp Yusuf Kaplan'a, Akif Emre'ye, Hakan Albayrak'a ya da Mehmet Şeker'e laf edecek kadar ufuksuz ve basiretsiz değilim. İkisi ayrı şeylerdir.

Bence yanlış anlaşılma var, hadi iyi niyetli olalım anlatım bozukluğu diyelim:)

Selamla Fatih...

Ondörtşubat

Aşağıdaki paragrafı yada ironiyi yanlış anlamışım o zaman:)
Selam ile...

"Türkiye’nin Birikimi bu mudur Mehmet Ocaktan ağabey? Bu mudur geldiğin nokta Mustafa Karaalioğlu? İbrahim Karagül kardeşim senin ortadoğu üzerine yazdığın yazıların ne yanına düşüyor bu kırmızı gazete iç çamaşırından müteşekkil ek? Hakan Albayrak abi sen de susacak mısın yoksa? Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ablamız duramadı daha fazla yazdı kendince, eleştirdi. Ya Yusuf Kaplan’dan, Akif Emre’den medeniyet tasavvurunun ağır işçilerinden bir cümle de mi okuyamayacağız tüm bunların üstüne? Mustafa Kutlu ağabey bu neyin hikayesidir sen bari söyle. Mehmet Şeker lafı gediğine koymak için neyi bekliyorsun hala? Melikşah Utku kapitalist öldürür uyarısını bu ekten sonra yinelemeyecek misin bir kez daha? Hayrettin Karaman hocam caiz midir hocam?"

yirmisekizşubatbölüiki

Aynen böyledir Fatihcim.

Yeni Şafak Çoktan Sönmüştü

yeni şafak çoktan sönmüştü dostlar. verdikleri ekler reklam kapabilmek için birer çöp yığınından başka birşey değildir. geçen sene ikinci sayfadan verdikleri magazin haberinide yutturdular okuyucuya ve halka. kim nerde, kiminle, ne giymiş, nerden gelmiş gibi boyalı sözlerle dolu kepazelik kokan bir metindi o. en son çöplüğü ise mide bulandırır cinsten. yeni şafak önceki senelerde DYP'nin reklamınıda yayınlamıştı. o zaman eleştirdiğimizde 'bu gazetenin gelire ihtiyacı var' denmişti. gelir iyi olmalı ki alışkanlık yapmış. yazıklar olsun. ancak sayın jerfi QazaQ kardeşim bu kepazelik örneği yeni şafakla sınırlı değil. zaman'ın verdiği eklerde çukurda çöp dansı. müslümanlara neler oluyor ey cemaat. renkli dünyalarda bir kısım medya dansı oynamaya başladılar. ne farkları kaldı ne özgünlükleri ve özgürlükleri. yeni şafak'ın televizyon sayfanın yazarı magazin programlarında görünmekteymiş. hala arzı endam ediyormu bilmiyorum. yani kepazelik başlangıç tarihi 9 şubat 2007 değil. ak geldiğinden beri yeni şafak karanlıklara çöreklendi. kültür sayfası iptal edileli çok oldu. kültür sanat iptal edildi yerine magazin ve kepazelik kondu. yeni şafak'ta yeniden şafak söktü anlaşılan. ve hala sökmeye devam ediyor. yazıklar olsun. hakkımı helal etmiyorum

Ahmet Taşgetiren ve Fehmi Koru'nun akıbeti

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Ama bu KOVMA EYLEMİ köylerin İslamköy olma söylemlerini yalanlar. Bir zamanlar Ahmet abi doğru söylediği için onu kovan ilk köy olmuştu gazete. Fehmi Koru da Zaman'dan aynı şekilde kovuldu diye düşünüyorum. Malum, arkadaşlara göre her doğru her yerde söylenmez ya, suç ya. Her doğru her yerde söylenir kardeşim Allah ın izin verdiği yerlerin dışında doğruyu saklaman yada yanlış söylemen doğru olamaz zaten.
Yenişafak ahmethakanlaştı kardeş. Sağda solda, barda marda, zincirinin bağlı olduğu yerlerden merlerden azar işitiyormuş zaten son duyumlarıma göre. Bir de bu gün bir haber sitesini gezerken yaşamazolasıcanörüyonöztürk için bir ceaapeli aleyhte yorum yapıyordu onu gördüm. Akıbet işte.
Allah ım ila nihaye safından ayırıp gayırma. Entelin dantelin elinde oyuncak etme bizi. AMİN.
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM, ZALİMİ ASLA SEVEMEM;
GELENİN KEYFİ İÇİN GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM.
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI,HATTA BOĞARIM!...

ellerim bomboş...

9 Şubatta yaşadığım şaşkınlığı ben de belirtmek istedim. Yolculuk öncesi yenişafak gazetesini aldım. Eki görünce yani sadece kırmızı şaşkınlığı görünce adını bile söylemeye çekindiğimiz, kağıda bile yazık edilen gazeteleri almışım diye geri koydum. Sanki büyük bir suç işlemiştim. Uzun süredir konuşulan bir şikayet ama değişen bir şey görmüyorum, aksine değişimler hızla artıyor. Kimi gazete temsilciliklerinin ısrarla ek istemediklerini, hatta bırakmak zorunda kalacaklarını biliyorum. bu nedenle aboneliklerini bitiren kişiler tanıyorum. Ama hala Mustafa Kutlu, Akif Emre, Hayrettin Karaman, Mustafa Özel, Rasim Özdenören, Ducane Cündioğlu okuyabildiğimiz bir gazete. bu ikilemi aşacağına inanıyorum. Şu anda tepkilere olumlu bir yaklaşım olmadığı açık. umarım en kısa zamanda yayın politikası gözden geçirilir. aşkı bu kadar kolay harcayan binlercesi var zaten...

"iyi ki bilmiyor kalabalıklar
yağmura bakmayı cam arkasından
insandan insan şükür ki fark var;
-birine cennetse,birine zindan-
iyi ki bilmiyor kalabalıklar."s.karakoç

14 şubat

Hani zamanı yitirmişler için söylüyorum. Bu memlekette bazı zamanları unutmak mümkün değildir. Haziran’ı unutamazsınız, ya da Mayıs’ı… Televizyonlar bas bas bağırır, “babanızı unutmayın”, “annenize en güzel hediye bizden”. İnsanların birbirini hatırlamak için illa bugünlere, ya da ciddi paralar ödenmiş hediyelere ihtiyacı varmış gibi…

Ve unutamayacağınız, dahası unutturulmayan aylardan biri de şubat…
Bu ayın ilk haftasında başlar, muteber! medyamız “sevgililer günü” çanlarını çalmaya. Çok muhterem! adamlara sorulur, nereye gidecekleri, sevgililer gününü nerede, kiminle kutlayacakları. Ne de olsa önemli bir gündür bugün!. Aziz Valentin’in ölüm günü!. Zalim Roma kralı 2. Claudius’a karşı çıkan, gönüllerimizin tahtında yer bulan! Aziz Valentin.

Biz nasıl bu hale geldik ya Hu? Aşkı hangi tenha zamanda bıraktık?, sevdiğimizin aşkını içimizde yeri bilinmeyen hangi dipsiz kuyunun en derinine attık?. Ne zaman terkettik, “kirpiği titremesin“ diye acı çekmeyi…?
Ben susuyorum, aşk üzerine daha fazla konuşmak haddim değil. Ama şu sözü buraya ilintilemeden gidemeyeceğim.

Sevdada safa umanlar, sevdayi bilmeyenlerdir. Y. K. KARAOSMANOĞLU

Şubat: Nuh Tufanının olduğu ay...

14 şubat...
Tamam, yılda bir kez beşeri sevgiliyi ansınlar.
(hatta analım, daha bir sevelim)
Peki geri kalan 364 günde bizi yoktan var eden,
aslolan "Sevgili"mizi anıyor muyuz ?

15 Şubat da benim doğum günüm ama sevgililerin (!) umrunda değil.
Adalet mi bu şimdi ? :)

not.
bir anlatım bozukluğu vardı, düzelttim, özür...

Yeni Çapak Gazetesi:Mecnun Hepsever

Semt pazarlarının temizliğinden sorumlu çöpçülerin kalbi sıkıştı geçen ‘14 Şubat Pazarı’ akşamında. Temizliğe gidip de artıklar arasında rengi solmuş bir kalp görünce dayanamadılar. Arkadaşlarının seslerinin kesilmesiyle durumun farkına varan şoförler olaya müdahale etmese, belki de hiçbiri kurtulamayacaktı ve kısa bir zaman içerisinde, semt pazarları mikrop yuvasına dönecekti. Bu yüzden, bu sene Büyükşehir Belediye Başkanı bir bildiri yayınladı.

Sevgiyle kıymetli aziz dostlarım,

Şu iyi bilinmelidir ki, çöpte, bayat ekmek, küflü yoğurt, çürük meyve nimetten gaflettir. Yalnız, rengi solmuş, değeri bir güne indirgenip pazarda harcanmış kalp, kutsala ihanettir! Sevgi, bir gün değil, ömürdür ve ancak bir ömüre paylaştırıldığında, bir ömür paylaşıldığında bir değer ifade eder. Sevgililer günüyle değil sevgiyle aziz olmanız duasıyla.

Büyükşehir Belediye Başkanı
Mecnun Hepsever

Yeni Çapak / Gündem

Akif Emre'den Yeni Şafak'a güzel cevap...

Yeni Şafak'ın geçen hafta verdiği 'Sevgililer Günü eki'nin , söz sahibi olmadığım halde bana da gelen mesajlardan en azından okuyucularımızın bir kısmında rahatsızlık uyandırdığı açık. Eleştirilerin önemli kısmı ilavenin içeriği kadar böyle bir ilavenin verilmesinde odaklandığını fark ettim. Sevgililer Günü ekini bir gösterge olarak alan okurların, kısaca belirttiğim kaygılardan hareket ettiği açık.

Yazısının sonunda bu paragraf var. Lakin yazının bütününe baktığımızda ( http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=15.02.2007&y=AkifEmre ) ciddi bir Sevgililer Günü ve dolayısıyla -sevginin metalaştırılmasından hareketle- Yeni Şafak eleştirisi de görüyoruz.

Jerfi QAZAQ'ın yazısı güzeldi. Meydan boş değil demek ki...

"Kapitalizmin bir kalesi" olarak sevgililer günü!

İsmail Kılıçarslan Bugün Gazetesi'nde konu bağlamında güzel bir yazı kaleme almış. Okumaya değer bulduğum için gönderiyorum cemaat okuruna.

http://www.bugun.com.tr/haberler/150207/p36101y185.asp

Ayrıca yazıda Yeni Şafak olayına da girmiş Kılıçarslan.

Kurulus Bildirgesi

Arkadaslar, bir konu da yardima ihtiyacim var, bu Yeni Safak gazetesinin okurlara butun bu elestirilenleri yapmayacagina dair soz verdigi bir Kurulus Bildirgesi ya da buna benzer birsey var mi? Butun bu elestiriler neye dayanilarak yapiliyor? Birisi beni bilgilendirebilirse sevinirim.

Kuruluş Bildirgesi !!!

Yeni Şafak'ın yazarları kaç 'Kuruluş Bildirgesi' eder dostlar.
Hayrettin Karaman hocadan daha muteber 'Kuruluş Bildirgesi' olur mu?
Hayrettin Karaman hocamıza mail üstüne mail yollayalım. Diğer yazarlara da.
'Okur Temsilcisi' okurun posta koymasına karşı set vazifesi görmektedir.
Yeni Şafak'ın bu kaçıncı densizliği dostlar.
Şimdi topyekün direniş olmazsa bu kepazelik örnekleri sürüp gider.
Yeni Şafak'ı mail bombardımanına tutmaya ne dersiniz.
Yeni Şafak okuyucusu dostlarımız 7 günlük posta koysunlar gazeteye.
'Topyekün Savaşa' karşı Topyekün Direniş'e ne dersiniz?
Haydi direnişe. Haydi Şafak'ı sökmeyenin Şafak'ını bilemeye...
selamunaleyküm

Direnis???

Eyvallah, direnelim yarari olacaksa, e mail yagmuruna tutalim. Ama adamlar "biz size oyle bire soz mu verdik kardesim, mal bu, okursaniz okuyun, okumazsaniz pasa gonlunuz bilir" derlerse ne yapacagiz? "Tavsan daga kusmus, dagin haberi olmamis" manseti atarsa Yeni Safak sizce haksiz mi? Hem deger verdigimiz, ugrunda burada tartismalar yaptigimiz bir gazete hakkinda "kepazelik" terimini kullanmak biraz haddi asmak degilmi?

Ayrica, ben sahsen Hayrettin Karaman Hoca nin boyle bir mesele ile mesgul edilmesine karsiyim. Hayrettin Hoca islerin yolunda gitmedigini gordugunde masaya vuracagini ve isleri yoluna koyamazsa cekip gidebilecegini ispat etmis birisi zaten.

Yapılan Kepazelik Değilse Sorun Ne?

biz yapabileceğimizi yapalım. bu olayı kanıksamadığımızı ve kanıksamayacağımızı söyleyelim.
ayrıca bu iş Hayrettin Karaman hocanın es geçebileceği kadar basit bir mesele değil. işin aslı müslümanları dönüştürüp kurulu düzene entegre etme olayıdır. nicedir sahnelenen bu oyun şimdi de müslümanlar eliyle palazlanmak istenmektedir. benim kimseye akıl verme gibi bir derdim yok. herkes yapacağını bilir zaten. bilmeyenlerin dilsizliği dertsizliğindendir. bilenlere selam olsun.
selamunaleyküm

bence de

Ne güzel soylediniz.Bence de müslümanları dönüştürüp kurulu düzene entegre etme olayı Hayrettin hocanin es gecebilecegi kadar basit bir olay degildir. Hele Hayrettin Hocanin yazi yazdigi gazete buna alet oluyorsa.Bu konuda hemfikiriz. Ama bir seyi netlestirmek lazim. Eger bu gazete gercekten muslumanlari donusturup kurulu duzene (umarim ayni duzenden bahsediyoruz) entegre etme olayina alet oluyorsa, ki ben buna inanmiyorum, emin olun bizim burada yapmaya calsitiginiz onlarin ekmegine yag surer. Yok oyle degil ise o zaman elestirimizin uslubuna ve dozuna dikkat etmemiz gerektigi kanaatindeyim.

Eleştirinin Dozu Kimin Pozu!!!

yine tekrarlıyorum. yapılan kepazeliktir. eleştirimizin dozunda bir ayarsızlık yok.
yeni şafak'ın çizgisi akp'nin iktidara gelmesinden sonra çamur dünyasına kardeş oldu.
yine tekrarlıyorum yapılan kepazilik ilk değil.
müslümanlar sürüyü oluşturan kuyruk takımından olmadığı için mevzi alma pozisyonundan vazgeçmiyorlar o kadar.
müslümanlara müptezellik kokan paçavraları sunanlar yapılan eleştirilerin daha fazlasını haketmektedirler.
'bizim mahallenin' gazetesine bu kadar yüklenmeyin demek saman altından su yürütmeye yeltenenlere göz kırpmak değilse nedir?
eleştirinin dozu kimin pozunu bozdu da üslub dünyasından şikayetçi?
al gülüm ver gülüm değilse bu-ki değil kendi güllerini kendi sevgi çanaklarına koysunlar. bizim gülistanımızın sınırlarını eşelemeye yeltenmesinler.
yeni şafak'ın yaptığı şafak'ı sökmeyenler içindir.
yeni şafak'ların dirilmesi umuduyla...
selamunaleyküm

kaya baligi

Durum anlasilmistir, burdan kaya baligindan baska birsey cikmayacak.

Hem gazeteyi sahipleneceksin, hem ugrunda internetlerde tartismalar acacaksin, hem de muptezelik kokan pacavralar sunmakla itham edeceksin.

Gazeteyi alip, begenmedigin eki cope atip, bu konuda yapici elestirini yapip, begendigin bolumleri okumak varken gazeteye hakaretler savurmak niye? Evet, burdan birsey cikmayacak...

Vesselam.

Birşey Çıktı Beyler!!!

buradan birşey çıkmazsa ortaya çıkan şeyin nereden çıktığını söylermisiniz.?
okuyucusu olan müslümanlara gazeteleri hakaret etsin.
müslüman okurda beğenmediğini çöpe atsın öyle mi?
olan şeyin çöpe atma eylemiyle geçiştirileceğini kim söylerse umudunu çöpte arasın.
buradakiler sözde aramaya devam edecek.
sus pus olalım öyle mi?
konuşmayalım öyle mi?
tepki vermeyelim öyle mi?
al gülüm ver gülüm deryasında gezinelim öyle mi?
bu kadar söylenmeseydi ve yazılmasıyda hangi yazar okuruna karşı yapılmış bu saldırıyı köşesinde yazardı.
gazetenin yaptığı çirkinliği, hakareti, küstahlığı görmeyenler daha neyi arıyorlar?
nereye kadar sineye çekmek?
'nereye bu gidiş'

selamunaleyküm

poşetlik ek verse n'olcek!

e n'olucak bu bakış açısıyla halimiz! ya filancanın sana ahdi mi var, istediği kazığı atar, istediği yamuğu yapar mantığı bizi aklar, paklar mı? müslümanların kolundaki bileziklerle kurulmuş bir televizyon kanalı sizinle anlaşma mı yaptı, istediği dansözü oraya çıkartır, istediği magazin programını yapar demek de ne demek!

nerde bizim önce Rabbimize verdiğimiz söz! illa ki tek tek söz mü vericez. nerde emri maruf nehyi münker! hı, nerde! oh ne kolay ya size söz mü verdi demek. kuruluşundaki gaye neydi madem ya da hedef kitlesi neydi! ticari zihniyetle olaya yaklaşsak bile hedef kitlesini memnun etmek zorunda değil mi bir şirket! kütüphanemde verdiği kitaplar duruyorsa hâlâ iki çift kelam etme hakkımız vardır galiba.

nerde buluşur verdiği kitaplarla bugün verdiği ekler! söz mü vermesi lazım illa ki! ben söz vermedim size demek basit üçkağıtçı ağzı hem! dilinden elinden emin olunacak müslümana ters.

bundan sonra playboy misali dergi verse sen hâlâ bu mantıkla savunabilecek misin?
hayret...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

evet

Sondan baslayalim;Bundan sonra playboy misali dergi verse de ben hala bu mantikla savunacagim, evet, eger gazeteyi basiniza silah dayayarak satmiyorlarsa...

Bir de soyle ifade etmeye calisayim kendimi;Ticari zihniyetle yaklasirsak olaya, olay arz talep meselesidir, gazete neye talep varsa onu satar. Gazete anket yapar, kamuoyu arastirmasi yapar, talepleri belirler, kendini ona gore yeniler, degistirir. Bizim talebimiz bu yondeyse gazeteyi suclayabilirmiyiz?

Muslumanlarin kolundaki bileziklerle kurulan tv meselesine girmiyorum cunku muslumanlar ayni yilana birkac defa sokuldu.

Ticari ziniyetle yaklasmiyorsak olaya eger cizgisini begeniyorsak aliriz, hosumuza gitmeyen durumlarda elestiririz, gerekirse protesto da ederiz, ama durum kepazelikle suclama noktasina kadar geldiyse eger artik ne bir gonul bagi, ne de bir cizgi birlikteligi kalmistir ortada ki, o zaman tartisacak bisey de kalmaz zaten. Simdi siz hangi noktadasiniz? Gazete ticari mi sizce; yoksa cizgisini begeniyorsunuz ve gonul bagi var ve elestirilecek naktalar mi var yoksa gazete kepazelikle suclanacak durumda mi???

Gönül Bağını Koparan Kim?

olaya ticari zihniyetle yaklaşan kim dostum?
mesele verilen ek meselesi değil sadece.
mesele 'topyekün savaş' meselesi.
mesele direniş cephelerimizin birer birer yıkılıyor olması.
'topyekün savaş' açmış satılmış basına karşı müslümanların yani bizlerin desteğiyle direnen bir basın vardı.
bu basın nerede dostum?
magazin haberlerinde ve kırmızı eklerde mi?
işte derdimiz bu.
gazetede değer verdiğimiz, sevdiğimiz isimler tabi ki var.
ama bu var diye sağır ve dilsiz olmak niye?
bu var diye körebe oyunu oynamak niye?
derdimiz islami ilkelerin hiçe alınması.
derdimiz sadece bu.
yoksa burada veya başka bir yerde laf ebeliği yapmak değil.
kim islami ilkelerin üzerini kırmızı çizgilerle çizerse müslümanlar bu lekeyi temizlemeye gayret eder.
gönül bağımız islami ilkelerin odaklandığı seslerdir.
gönül bağımızı yaralayan ve sonunda koparan kim?
müslümanlar mı?
nokta...

selamunaleyküm

Tersten başlamak

sondan başlamış olman olayı hâlâ doğrultmuyor maalesef. diyorum ki gazetenin ilk kuruluş amacı neydi ve hedef kitlesi kimlerdi! verdiği kitapları takip ettin mi!

aldatan bizden değildir, hadisi hangi olay üstüne söylenmiş bilir misin peki! hani yaş olan mahsülü alta koyarak halkı kandırası olan için. dememiştir ki efendimiz böyle bir arz taleb varsa yapabilirsin. hayır; aksine "emrolunduğun gibi dosdoğru ol" ayeti inince saçları beyazlayan bir elçidir O (salat ve selam O'nun âli'nin ve ashabı'nın üzerine olsun).

ne aldanan ne aldatan olmalı müslüman. peki o gazeteyi çıkaranlar hangi dindendir? yani taleb var diye sen taviz verir misin hayatında, davranışlarında?

olay cidden büyük bir yanlıştır. gözü açılmadık insanlar değiller sonuçta bu gazeteyi çıkaranlar. ben eve bir ekmek alırken bile açıp soruyorum lazım mı, evde var mı yok mu diye.

biz tamamen öze dönelim, gerekirse hüsnü bidat denilenler dahi kalmasın diye çabalarken bu sevgililer günü ucubesi de nerden çıktı!

ben o gazeteyi alırken islami basına destek olsun diye aldım. ticari kaygı gözetmedim gözetmem de! şimdi de bu düşüncem aynı... yapılan şeyi savunmak günahı savunmak demek ki o da tevbe'ye manidir. kaldı ki olay sadece basit bir günahla da kalmıyor.

bu konuyla alakalı az önce elime geçen bir emektubu paylaşmak isterim. konuyu ne kadar da güzel açıklıyor;

Bediüzzaman Hazretlerinin 12. Sözde yaptığı felsefenin tilmizi-
Kur'anın tilmizi karşılaştırmasından mülhemdir:

Batı medeniyetinde dünya maksûd-u bizzattır. İslam medeniyetinde maksad ve maksûd ahirettir.

Batı medeniyetinde, İmaj herşeydir. İslam medeniyetinde amellerde niyet belirleyicidir.

Batı medeniyetinde, bütün sistem israf ekonomisi üzerine kuruludur. İslam medeniyetinde iktisat esastır.

Batı medeniyeti başarıya odaklıdır. İslam medeniyeti, gayret bizden muvaffakiyet Allah'dandır der.

Batı medeniyeti, kendini satabildiğin kadar yüksekten sat, der. İslam medeniyeti tevâzu ve mahviyeti öngörür.

Batı medeniyeti; kendine güven, der. İslam anlayışı nefsine güvenme, Allah'a sığın, der.

Batı medeniyetine göre, hayat bir mücadeledir. İslam medeniyetine göre hayat yardımlaşmadır.

Batı medeniyetinde hazlar yüceltilir. İslam medeniyetinde hazlar dizginlenmek sûretiyle, ruh, maâliyata teşvik edilir.

Batı medeniyeti felsefesi, sen çalış, ben yiyeyim, mümkünse hiç çalışmayayım, der. İslam medeniyetinin mensûbu; çalışacağım, tâ ki zekat vereceğim, der.

Batı medeniyetinde her şey daha fazla eğlenebilmek için. İslam medeniyetinde daha mükemmel kulluk için.

Bu mukâyese sonucu seçeceğimiz medeniyete göre bir "kafa değişikliği'' gündeme gelebilir.

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

yüzbirinci sabah okuyordu

birinci kişi savaştı.
ikinci itiraz etti.
üçüncü ters ters baktı.
dördüncü kalbinde bir acı hissetti.
beşinci sustu.
altıncı neşeliydi.
yedinci zengindi.
sekizincinin mevkisi çok iyiydi.
dokuzuncu savaşmasa da olurdu.
onuncu ses çıkarınca kimse onu dinlemezdi ki.
onbiricinin kalbinde acı yoktu.
onikinci herkes ne diyorsa onu diyordu.
yüzüncü yenişafak okuyordu.
yüzbirinci sabah okuyordu.
(yeni şafak medya organıdır.medyanın herşeyi reytingdir.ne satılırsa onu yazıyor iste.)

Kolay kolay unutmayız biz..

Şirketlerin asıl amacı kâr, medyanın ise reytingdir.. bu doğru. Ancak bazıları bu amaca ulaşmak için her yolu mübah saymayan kıstas ve ilkelerle çıkarlar yola. Tüzükler oluşturup, çizgilerini sorgulayacak kanaat önderlerini danışman edinir ve işlerini kontrol altında yaptıklarını okura ilan ederler. Bunlar bir oyun olabilir elbet.. ve elbet unutkanlık da. Biz bunu yutmadık diyen birilerinin çıkmasında bir mahsur olmasa gerek. Faydası olur ya da olmaz. Her şey çoktan değişmiş de olabilir. Kestirip atmaktansa, böyle davranmak daha uygun görünüyor yine de. Yeni Şafak'ta, hani Milli Gazete'mizden için dillendirdiğimiz 'hükümet/parti sözcülüğü yapmak gibi bir sorun oluştu aslında. Tüm diğer sorunların temelinde yatan da bence bu. AKP'nin toplum katmanlarını kucaklamak şeklinde ifade ettiği söylemi, Sevgililer Günü'nü taltif etmekle desteklediklerini sanıyorlar. Hele hele yönetim kadrosundakiler söylemlerini dahi Başbakan'ın ağzına endekslediler. Bir gün önce ağızlarından çıkanı, Başbakan'ın söylemleriyle çeliştiği için yutuverir oldular. Biz yutmuyoruz tabi. Bu asla bir temenni değil ancak söylemeden geçemeyeceğim. Bu günlerin Yeni Şafak'ın iyi günleri olduğunu düşünüyorum. Ağırdan almaları bir şeyi değiştirmez. Sırtını bir yerlere dayayan medyanın başına gelecek olan bundan başkası değildir. Kimisi adam gibi (yapıcı) muhalefet etmenin bedelinden korkuyor, kimi de adam gibi muhalefetten rahatsız olup bedel ödetmeye kalkıyorsa olacağı bu. Aslında Taşgetiren'le başladı herşey. Yiğidi öldür ama hakkını yeme dememişler ya, her şeye rağmen iyi yazarlarının bir kısmını elinde tutmaya devam eden bir Yeni Şafak var karşımızda.

Başkalaşmak Aşkla Başlamadı

Mustafa Kutlu 80’li yılların başında bu toprakların hikayesini yazmıştı Ya Tahammül Ya Sefer’de. Bir öngörüydü bu. Kurgusu basit, dava ve dava arkadaşlığı üzerine. Bir tarafta medrese veya ocak etrafında toplanan idealist genç öğrenciler var. Heyecan sahibi insanlar. Dergi faaliyetleri, sohbetler. Yüce idealler. Murat, Aksekili Asım, Erzurumlu Yunus, Dava Delisi Kerim ve Arapkirli Osman.“Sabahı beklemeyiniz dostum, geceden yola çıkınız” diye başlayan cümleler. “Memleketi kurtaracaklardı.” Yumruklarını sıkıp belki de “bir gün dağlar yürür dağlar” diye haykıracaklardı. Gel zaman git zaman, günler böyle geçerken dergi kültürü almış idealist medrese gençleri yetişkin olurlar. Değişen hayatlar, bırakılmış bir geçmiş ve yitirilmiş bir dava vardır ortada. Gündelik hayat, makam ve mevkii hevesi bir avuç gencin ideallerinin yerini almıştır. Her şey değişmiş, insanlar değişmiş, değişim bile değişmiştir. Burada yazılanları okuyunca gözlerimin önüne İlhan’ın şaşkınlığı geldi. İnsanların ne kadar değiştiğine şahit olan ve bunun neticesinde yaşadığı şaşkınlık. Yeni Şafak gazetesinin bugünkü durumunu görüp de geçmişi düşünen insanlar. Neden, nasıl soruları…

Sakine Abla gına makamına ulaştığını söylüyordu bir yorumunda. Benim de durumum aynı. Gına makamındayım. Ne okuduklarıma ne de gördüklerime şahitlik yapabilecek gücüm var. Her şey öyle sıradan öyle metalaşmış ki…

Sorunun yirmisekizbölüikieşittirondörtşubat sevgililer gününü mezkur gazetenin sayfalar ayırmasında görmüyorum. Ortada ciddi bir söylem sorunu var. Yusuf Kaplan’ın yıllardır dillendirdiği medeniyet tasavvuru aklıma geliyor. Geliştirilmesi gereken söylemin tıkanıp kaldığını vurguluyordu Yusuf Kaplan. 80 sonrası dünya coğrafyasındaki sermaye hareketleri her şeyin önünü tıkadı evet, metalaştırdı düşünceden kültüre her şeyi. Adına küreselleşme denilen bu çılgın manifestoya en çok da söylem geliştirmesi gereken medya uydu. Bu yüzden Yeni Şafak gazetesini mazur görüyorum, ancak geliştirilmesi gereken/geliştirmemiz gereken söylem nerede?

Yusuf Armağan da bir sohbetimizde Müslümanların nelerle imtihan edildiğini -biraz da özel eleştiri katarak- çok güzel örnekler vererek anlatmıştı bana, mevduatlar, kâr payları, katılımcılık, fonlar, piyangolar, şifreli kanallar v.s.. Belki bu da geliştirilmeye çalışan 80’ler söyleminin bir parçası. İyi anlıyorum bu yüzden medyayı. Yeni Şafak gazetesini hiç eleştirmiyorum mesela. Yusuf Kaplan’ı anlamayı, Dücane Cündioğlu’nu anlamayı ve geliştirmemiz gereken söylemi anlamlandırmayı tercih ediyorum.

Dokuzşubatta ondörtşubat için şaşkınlık yaşadım dersem yalan olur, benim şaşkınlığım 90’lı yılların başında kaldı, medeniyet projelerinin çökmüştü o zamanlar hani, hatırlayanlar vardır. Şimdi mutluyum, çünkü söylemler netleşti, kimin neyin peşinde olduğu çok açık. Kimin ne ile mücadele ettiğini görüyorum.

Sorun Yeni Şafak ve Ondörtşubatsevgililergünü değil bana göre. Sorun kapital ve biz. Yeni Şafak değişti diyenlere de eskilere 95-96’lara göz atmalarını tavsiye ediyorum, bu mahallenin aydınları için de 90’lı yılları incelemenizi öneririm. Medeniyet projesi çöktü diyenleri v.s. Bu ülkede başkalaşmak aşkla başlamadı, kapitalle başladı. Medya için takınılan bu tavır ise bana Foucault'un önermesini hatırlattı; iktidar neredeyse direniş de oradadır.

Hayrettin Karaman'dan mektubunuza cevap var!

Okuyucu mektupları isimli yazısına başlarken şu cümleleri kuruyor Hayrettin Hoca;

Gazetemizin “Sevgililer Günü” ilavesi ile ilgili pek çok mektup aldım; haklı olarak üzüntülerini bildiriyor, tepki gösteriyorlar. İlgililer de ölçünün kaçtığını fark etmiş ve bir çeşit özür dilemişlerdir. Gazete çıkarmak birçok elin devrede olduğu bir faaliyet, zaman zaman kaçaklar, dengesizlikler oluyor, ama benim vereceğim güvence hatada ısrar edilmeyeceğidir.

Yazıyı okumak isteyenler buraya tıklayabilirler