Körpe ergenlerin sigara izmaritlerini tutuşturup içmesi gibi bir hevestir “sevgililer günü” kutlama törenleri.
Kellere sırma saçlı, şaşılara badem gözlü, kısalara selvi boylu denilip yalanların iltifat tutacağı ile havalandırılmasıdır. Fizikte makara ağırlığının ihmal edilmesi ya da sürtünme katsayısının sıfır olarak alınması, pi sayısının virgülden sonrasının yok sayılması gibi sevgililerin de tüm kötü huyları ve noksanları ihmal edilir bu günde.
Lüks bir lokantanın sentetik sofrasında “seninle bir kuru ekmeğe bile razıyım” diyen kız, sevgili bulmanın uslanmaz şımarıklığı ile menüdeki en pahalı yemeklere göz gezdirir. Lokantaların çöpleri kiraz dudaklıların rujlu mendilleriyle, gece saçlıların boyalı saç telleriyle, selvi boyluların ayakkabılarından fırlayan kırık topuklarla dolar.
Çoğu insan yürüyen bir “dıt dıt” sesi haline dönüşür. Her dakika bir mesaj almak sevgili olabilmenin altın kuralıdır. “sen olmayınca çöl gibi susuz, ırmak gibi sulu, dağ gibi yavanım, hediye almadınsa hiç buluşmayalım” tarzında manifestolara bağlanır gelecek.
Bir Yahudi kafası haline dönen televizyon ticari entrikalar çevirip, eline bir reklam yoyosu alarak oynamaya başlar ve izleyenler için tipik hipnotize seansları düzenler; “hediye al! hediye al!”, “sevgilin yoksa hemen bul, hediye al!”, “ayrıldıysan barış, hediye al!”, “hediye al!”, “kimsen yoksa kendine bir hediye al!”…
On dört şubat benim için sıradan bir gün, hiç bir şey ifade etmiyor diyemeyeceğim kimse kusura bakmasın. Bu gün benim dalga geçme, eleştirme, gülüp sinirlenip gıcık olma günüm.
İnsanların bu tür günlere itibar edip, sevginin membaından neden uzaklaştıklarını düşünüp ne yapabilirim diye kendi benliğimi elektrikli sandalyeye bağlayıp konuşturma günüm.
Kalbi; ciğer ve böbreğinden farksız çalışanların bir protez kalp bulup bedenlerine monte ederken sıçrattıkları kanlardan ruhumu koruma günüm.
Şampuanı ayrı, saç kremini ayrı kullanan modern insanların, sevgililerine ayrı, eşlerine ayrı hediye almalarının verdiği hazımsızlıkla kıvranma günüm.
Solucan gibi eğilip bükülen, işsiz başıboş delikanlıların babaannelerinin kefen paralarını araklayarak nargile fokurdatıp, ıslık çalarak bayanlara bakışlar fırlatırken, bundan bilinçsiz hazlar duyan kikirdek Havvaları, Meryemsi beyazlıklara havale etme günüm.
Bir kadının dayak yemesinden çok, eşinden hediye alamamış olmasına üzülmesinin psikolojik yıpranmanın verdiği bir sendeleme hali olduğuna, kalbimi inandırmaya zorlama günüm.
Bir medya ordusunun güneşleri söndürüp, bir mum yakarak tüm suretleri aynıymış gibi gösterme hayalini, “romantizm” kaşığıyla yedirme çabasına bir çocuk gibi ağzımı kilitleyerek tepkimi belirtme günüm.
Modernitenin, yani Kuran da geçen “dünya metaı” kavramı ile egoizmin harmanlanmış halinin; kainatın merkezine “insan”ı oturtmuş olması karşısında dindar insanların alacağı tedbirler nelerdir? Sorusuna kafa yoracağım ve muhtemelen de bulduğum cevapların içinde mutmain olmuş bir vicdanla sonsuzluğa selamlar yollayacağım günüm.
Birilerinin Aziz bilmem kimi tanıyıp anmasının vahametinden kurtulmaya çalışırken kendimi “eşcinsel evliliklerin” kutsandığı ülkelere benzeme kabusunda bulduğum ve “kalpler ancak Allah’ı anarak huzur bulur” ayetine tutunduğum günüm.
Benim derdim sizi yorup gevezelik etmek değildir. Benim derdim, Bişri Hafi gibi “pisliğin içinden, bir güle rücu etmek ” tir
Yorumlar
H€y Dostum! Seni
Çar, 14/02/2007 - 05:06 — TuBa KuLaH€y Dostum!
Seni gönüLden kutLarım...
€Line, yüreğine, gönLüne, imanına, ihLasına, vicdanına sağLık...
ßenim içinde ve eminim bizim gibi düşünenLer içinde sıradan ßir gün(dalga gecme babından önem arzedebiLir:))...
Siyonizmin oyununa kulak asanLar...LeyLa iLe mecnunu anLayasilmişLer mi?Sevgi bu kadar basit mi?Oyun mu?
ßu kutsaL duyguyu, hissiyatı kimsenin ayakLar aLtına aLmaya hakkı yok...
"Hikmeti kelimelerin Kalbine indiren Allaha Hamd olsun"
Çok İyi
Çar, 14/02/2007 - 11:11 — haşmet rasimHoş bir üslup, iyi bir konu ve iyi bir yazı. Beğendim cidden.
' ...sevgililerine ayrı, eşlerine ayrı hediye almalarının verdiği hazımsızlıkla kıvranma günüm... '
Tebrikler.
böyle bir konu
Çar, 14/02/2007 - 22:42 — medine doganböyle bir konu bu uslup ile cok hos olmus:)ellerine saglik.
uslup, konu ve yazi
Per, 15/02/2007 - 08:01 — Ali KaracaUslubu begenmis olabilirsiniz, zevk ve renk meselesidir, itirazim yok, ama konu 14 Subat Sevgililer Gunu, hani su hepimizin muhalif oldugu, ucundan kosesinden bugune bulasan insanlar icin asagilayan yazilar dosendigimiz gun... Demek iyi bir konu?
Bu cevabi neden yazdiginizi cidden anlayamadim? Ama sunu soyleyebilirim, iltifat icinse eger cok sig bir iltifat olmus. Cidden begendim, bravo, tebrikler... Gercekten cok sig olmus, kusura bakmayin.
Ama asil soylemek istedigim alintiladiginiz cumle hakkinda. Belli ki cumleyi cok begenmissiniz. Sevgililerine ayri, eslerine ayri hediye alan insanlar ve esleri sizin icin bir deger ifade ediyorsa onlari yetmisiki milletin onunde, internette nasil elestirirsiniz? Yok sizin icin bir deger ifade etmiyorlar ise, neyi hazmedemiyorsunuz?
Ah Özür Dilerim!
Cum, 23/02/2007 - 15:36 — haşmet rasimAh Ali Karaca bağışlayın sığ iltifatlarım için, nasıl olsa size ithafen yapmadım bunu. Umarım siz daha 'sığ olmayan'ının yaparsınız.
Beğendiğim cümleye gelince. Öncelikle eksik kalan kısmını yazayım: '
Şampuanı ayrı, saç kremini ayrı kullanan modern insanların...' Gerçi yazı aslında vardı ama siz okuma zahmeti çekmeyesiniz diye bir de biraz sonra söyleyeceklerimle bağlantılı olduğu için alıntılama ihtiyacı duydum... Bu cümlenin tamamını niye beğeniyorum biliyor musun? Birincisi, eleştirinin koyu rengi ve hoş üslubu için, ikincisi cümlede bahsedilen 'şey'lerden iğrendiğim için.
Bir cümleyi beğenmek içinde eleştirilenleri beğenmek anlamı taşımıyor olsa gerek. Bunu okuma kabiliyetinin biraz fazlasına sahip her cemaat.com üyesi anlıyor olsa gerek. Gerek bir de özür, gerçekten, ama yazıyı kısa tuttuğum için...
Selametle.
Şubat'ın Ondördü; Kız Bu Çorabı Başımıza Kim Ördü!
Çar, 14/02/2007 - 14:41 — Ümit DemirŞubat’ın ondördü… Furyaya uyup bugüne ait bir şeyler yazmam gerek çoğu yazar gibi. Ama her şeyi kabul ederim de şu eşcinsel “sevgililer!” midemi hepten ayağa kaldırıyorlar. “Sevgi… Onu da vurur kanadından, gelse bir deccal zihniyeti!” Oysa sevgi/sevgili bizim kültürümüzde nelere eşittir bir bilseydik, onları çiğneyip sevgi sandığımız bataklıklarda üstümüzü/gönlümüzü rezil eylemezdik.
Şubat’ın ondördü… Çocukken hemen herkes gibi ben de Yılbaşı’nda (yılın ilk gününde) olağanüstü bir şeyler beklerdim. Sabah heyecanla uyanır, sokağa bakar ve farklı bir şeyler görmek isterdim. Fakat bana kalan hep iç burukluğu olmuştur bu heyecandan. Şimdi büyüdüm, Miladî takvimde yılın son günüyle ilk gününü bağlayan 00:00’ın bizim için önemi olsa bile “Zamandan Münezzeh Olan” için hiçbir kıymeti olmadığını öğrendim. Öğrendim ki yılın ne ilk/son günü ne de aynı mantıkla başka herhangi bir günü fevkalâdedir. Fevkalâdelik ancak Rahmandan/yaratılıştan gelir ve kıymetli olan nefes aldığın her ân’dır.
Şubat’ın ondördü… Orman Haftası olsaydı Cum’a namazında Ormanları konu edinen bir hutbe dinlerdik. Ya da Camiler haftası olsaydı konumuz belliydi. Yaşlılar haftası… Yerli Malı haftası mesela! Bu hafta Şubat’ın ondördüne dair bir hutbe çıkar mı bilemem ama. Hediyeleşmek sünnettir, sevgi iyidir, İslam sevmek sevilmek dinidir..vs. Fetva verecek âlim sıkıntısı çekmiyoruz nasıl olsa. Balığı kurban ettirecek derekede profesörlerimiz yok mu?
Şubat’ın ondördü… Kapitalizm yine kendine göre bir kara delik oluşturmuş kurban seçtiği insanların cebine elini atıyor boyuna. Kurbanlar ise hipnotizma olmuşçasına aldıkça alıyor “tek taş yüzük.” Ufacık bir esnaf bile bu haftanın sebebine cirosunu ikiye üçe katladı. Siz bir de koca hipermarketleri düşünün. Yahudi zihniyetinin hâkim olduğu iş merkezlerini düşünün. Ne kâr yapmışlardır ama ha! Sevgilileeerr; almadan geçmeeee! Yoksa sevgilin onu da veririz sanaaa!
Şubat’ın ondördü ve benim hâlâ gündeme ilişkin bir yazı yazmam gerek. Âdettendir. Yazmasam sevgililer gününün Azizlerine ayıp olur! Malum, popüler olmak için popüler konulara değinmek lazım. Ya öveceksin ya da söveceksin! Biz konularımızı seçemiyoruz, konular bizi seçiyor artık. Yazarlık dediğin özgün olmak değil miydi? O işin başka tarafı… Biraz da popüler olmak lazım!
Şubat’ın ondördü… Kız saçını kim ördü! Öyle değildi tabi bu türkü. Ama kızlarımızı bir görün bu ayın ondördünde! Her çeşidi… Açık göbeklisi, başı örtülüsü, evlisi, nişanlısı… 15’inden 30’una kadar! Sevgilisine hediye alma derdinde. Doğaldır! Gençtir yapacaktır, siz hiç genç olmadınız mıdır? Sıkmaya gelmez! Arkadaşıdır işte… Bugün ayın ondördü, kız bu çorabı başımıza kim ördü?
Şubat’ın ondördü… Yağan yağmuru konuştuk arkadaşımla az önce. Eskiden dedik mahsüle bereket sebebi olsun diye beklerdik yağmuru ama şimdi içmeye suyumuz olsun diye bekliyoruz. Su! Susuz yaşayabilir misiniz? Temizlik, yeme içme, elektrik, fabrikalar… Hayata böylesine nüfuz eden nimetin şükrünü Şubat’ın ondördündeki rezilliklerle mi ifa edeceğiz? Ya acı olsaydı suyumuz ve de pis kokulu! İçerken çekeceğimiz işkenceyi düşünün. Ama Şubat’ın ondördünde acı, pis ve mundar neleri içiyoruz bir bilsek!
Bugün Şubat’ın ondördü… Çocukken hemen herkes gibi ben de yılın ilk gününde olağanüstü bir şeyler beklerdim. Sabah heyecanla uyanır, sokağa bakar ve farklı bir şeyler görmek isterdim. Fakat bana kalan hep iç burukluğu olmuştur bu heyecandan. Şimdi büyüdüm, Miladî takvimde yılın son günüyle ilk gününü bağlayan 00:00’ın bizim için önemi olsa bile “Zamandan Münezzeh Olan” için hiçbir kıymeti olmadığını öğrendim.
Öğrendim ki yılın ne ilk/son günü ne de aynı mantıkla başka herhangi bir günü fevkalâdedir. Fevkalâdelik ancak Rahmandan/yaratılıştan gelir ve kıymetli olan nefes aldığın her ân’dır.
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
kapitalizmin oyunu
Çar, 14/02/2007 - 14:48 — fatih burak cebrisevgiyi bile belli günlere sığdırabileceğine mi inanıyor bu insanlar... oysa duygular sürekli olmalıdır....
ve bir de sevgilimiz olmalıdır... "var mı biri" dedikten sonra bıyık altından gülen çağdaşları hatırladım şimdi... onlar vereceğimiz cevabı bilirlerek sorup durdular sorularını.
müslüman gibi yaşayabilirsek bozabiliriz kapitalizmin oyununu...
bu güzel yazı için sizi yürekten kutluyorum.
Günah Çıkartma
Çar, 14/02/2007 - 21:57 — U.Ali BirkardeşlerTüm günahlarından arınmayı iki dakikalık ''günah çıkartma'' seansına sığdıran batı, sevgisini göstermeyi(!) de bir güne sığdırabiliyor...
Batı'nın kalbi yok!
Popüler kültürün popülerliği ve müslümanın günah çıkarma eylemi
Per, 15/02/2007 - 01:25 — Selim SevkiogluGünah çıkartmaktan bahsedilince değinmeden edemedim. -Belki konjonktürel genel kabulünden dolayı masumlaşan doğum günleri tertip etmek, uygunsuz ve usülsüz flörtleri adet edinmiş olmak gibi- pek çok ritüel ve kutlamalar dahil; düşünce tarzımızdan hal-hareketimize ve oradan da hayat tarzımızı belirleyen bir takım unsurlara varana değin, sevgililer günü ile ayniyet içerisinde olan kodlar tesbit etmek mümkün. Sevgililer günü teolojiden ziyade sosyolojik yanıyla mana bulan bir olgudur. Evet, sevgililer günü temayüz etmiş haliyle önemli bir numunedir ve ona karşı olmak gerekir. Ancak unutmamak gerekir ki kültür ve hayat tarzı denen kompleks sevgililer gününden ibaret değildir. Karşımızda topyekün bir kültür erezyonu vardır ve sevgililer günü onlardan sadece bir tanesidir. Ona ve benzeri birkaçına odaklanmak dağ haline gelmiş soruna karşı gözlerimizi kör ederek bir nevi hedef sapmasına dahi sebebiyet verebilir. O halde, pek çok umdeyi göz ardı eden biri için, bu göze batan unsura karşı olmak da diğer kusurları gizleyebilme güdüsüyle meyledilmiş bir günah çıkarma eylemine tekabül edebilir.
Aslında 'popüler kültür' olgusunun kendisi başta olmak üzere, bu olguyu oluşturan unsurların işlenmesi dahi malum illetli kültürün popülerlik damarından üzerine düşen payla malüldür. Ne ki; bahsettiğim tüm kusur ve tehlikelerinden ötürü birilerinin bunlardan bahsetmemesi ayrı bir kusur ve eksiklik olacaktır. Nitekim kişinin sözleriyle fillerinin uyuşması nefsine karşı, birikimini istifadeye sunması ise ona ihtiyacı olanlara karşı olan sorumlulukları arasındadır.
Günah çıkartmak tamlamasından mülhem ifadelerimin yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemesi için Ayşegül hanımı tüm bu kusurlardan tenzih eder, genel itibariyle başarılı olarak nitelendirdiğim çalışmasından dolayı da ayrıca tebrik etmek isterim. Nesirde dikkatimi çeken tek kusur, betimleme ve metaforlarla dolu uzun ve maharet isteyen cümlelerdeki bir takım düşüklüklerden ibarettir. Aslına bakarsanız, daha iyilerine alışkın olduğum için, bu durumun biraz da tashih için gerekli dinlenme vaktini bulamamış olmanızdan kaynaklandığını düşündüğümü belirtmeliyim.
Başarılarınızın devamını diliyorum.
Selam ve dua ile
14 Şubat: Dünya Öykü Günü
Çar, 14/02/2007 - 14:48 — emre şimşek (doğrulanmadı)14 Şubat benim için de önemlidir.
Bugün Dünya Öykü Günü'dür.
Herkese kutlu olsun...
tekrardan ote degilse...
Çar, 14/02/2007 - 16:30 — Zeyd GÜLESİNCemaati acmadan once dusundum muhakkak 14 subat`la ilgili ironik bir yazi vardir deyu. Yanilmamistim, ilk sayfadaki ilk blog bu konuyla ilgiliydi.
Biliyor musunuz `14 Subat Sevgililer Gunu` cumlesini duymaktan hazzetmedigim kadar artik bu tur yazilar okumayi da hazzetmiyorum; hele onceki seneler yazilanlarin tekrarindan oteye gecemedigine kanaat getiriyorsam.
Kisisel gorusumdur, Sayin Aysegul Genc`e saygilar sunarimdir.
Evet; Dunya Oyku Gunu; mubarek olsun
fenomen, marjinal... vasat!
Çar, 14/02/2007 - 16:47 — Ümit Demirbu sorun mesela Kurban yazıları esnasında da oldu. evet biraz tuhaf, olmaması imkansız gibi görünen bir şey. kışın gelişiyle hemen her kanalda buzda kayıp düşen haberleri gibi yani... fenomen olmak esasında öyle zor ki! ne kadar farklıyız desek de inanın çok zor! sen ben o... hepimiz öyleyiz! marjinallik mi! vasatlık tercihimdir yine de.
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Bu yazıyı kaleme alırken;
Çar, 14/02/2007 - 21:22 — Ayşegül GençBu yazıyı kaleme alırken; aklıma ne birileri cemaat.com a gelince bu tür bir yazı okusun diye bir düşünce geldi, ne de popüler olayım diye bir kaygı taşıyarak yazdım.. güzel yazmaktan ziyade güzeli yazmaktır derdim. Güzel olan ise marifetullahtır.
Aslında bu gün ile ilgili bir yazı yazınca bu günü tanımış, kabul etmiş olur muyum diye düşünmedim de değil. Ama mesela şimdi bu günle ilgili yazı yazmamış olanlar kabul etmemek için mi yazmamıştır bu da ayrı bir paradoksa götürür.
Yazmak yada yazmamak…
Yazının sadece başlığı ironiktir bence gerisi tamamen bu gün baz alınarak yapılmış eleştiri silsilesidir. Aslında genel bir eleştiriyi içinde barındırmakla beraber, modernitenin getirdiği bu her yeni durum karşısında Müslüman bireyin takınması gereken tavıra da bir örnek vermiştir.
Aklıma bir anda Yusuf hikayesinde geçen o yaşlı kadın geldi. Hz. Yusuf pazara satılmaya çıkarıldığı zaman herkes onu satın almak için sıraya girer. Hz. Yusufun güzelliği dillere destandır, herkes bu güzelin kendisinin olmasını ister. Birde fakir ve yaşlı bir kadın vardır aralarında. Ona derler ki sen nasıl satın alacaksın ki bu güzeli? kadının cevabı çok güzeldir
“satın alamayacağımı ben de bilirim ama talib olduğum biline”
Bu hikayeye dolaylı yoldan benzediğini düşünüyorum bu durumun. Bu günü sevgililer günü olmaktan çıkaramayacağımı bilsem de, en azından bu olay karşısında takındığım tavır biline….
Not; madem ki bu gün dünya öykü günüymüş, bir blog sunsaydı sevgili yazar kardeşlerimiz de bizde altına, sizinde- bizimde kutlu olsun mesajları düşseydik:)
"eddai"
Şaşardım
Per, 15/02/2007 - 01:18 — okan şahinBu kadar yoruma böyle bir yorum/cevap yazmasaydınız şaşardım. Sevgililer gününde asıl olması gereken sevgiyi dile getirdiğiniz için Aziz Valentinanın bile ruhu şad olmuştur. Sevgisizlik neler yazdırıyor insanlara değilmi:(((
selamlar....
Elbette 14 Subat
Per, 15/02/2007 - 07:50 — Ali Karaca30 ysindayim, bugune kadar 14 Subat Sevgililer Gunu hic gundemime girmemisti. Dalga geçme, eleştirme, gülüp sinirlenip gıcık olma günü olarak dahi girmemisti gundemime. Ta ki burada bu basliga rastlayana ve bakalim cemaat.com sakinleri bu konuda ne dusunuyor meraki uyanana dek.
Anladim ki 14 Subat'in beylik laflar etmemize araci olmak gibi bir finksiyonu var en azindan, hemen herkes bugunun anlam ve onemine muhalif olsa da.
"Fizikte makara ağırlığının ihmal edilmesi ya da sürtünme katsayısının sıfır olarak alınması, pi sayısının virgülden sonrasının yok sayılması gibi sevgililerin de tüm kötü huyları ve noksanları ihmal edilir bu günde." Fizik te makara agirligi ihmal edilir cunku ihmal edilecek kadar kucuktur sozkonsu diger agirliklara kiyasla. Sürtünme katsayisi sifir alinir cunku yapilan hesaplarda sozkonsu edilmeyecek kadar onemsizdir surtunme. Pi sayisinin virgulden sonrasi ihmal edilir cünkü virgulden oncesiyle kiyaslanamayacak kadar kücüktür virgülden sonrasinin degeri. Ayni mantikla devam edersek "sevgililerin" de kötü huylari ve noksanlari eger ihmal edilebilecek kadar kucukse neden bu kadar gariptir kotu huy ve noksanlarin ihmal edilmesi? Kötü huy ve noksanlarin ihmal edilmesini mi elestiriyoruz yoksa sevgililer gununu mü? Yoksa toptan herseyi mi elestiriyoruz?
"Lüks bir lokantanın sentetik sofrasında “seninle bir kuru ekmeğe bile razıyım” diyen kız, sevgili bulmanın uslanmaz şımarıklığı ile menüdeki en pahalı yemeklere göz gezdirir. Lokantaların çöpleri kiraz dudaklıların rujlu mendilleriyle, gece saçlıların boyalı saç telleriyle, selvi boyluların ayakkabılarından fırlayan kırık topuklarla dolar" Sentetik sofra? Sevgili bulmanin uslanmaz simarikligi? Suslu yazi yazma meraki hastaligini bir yana birakacak olursak bu paragraf bana biraz tv deki sabah programlarini, siddet vs.iceren dizileri,filmleri bir guzel izledikten, ratinglerine rating kattiktan sonra RTUK telefonuna sarialarak sikayet etme aliskanligimizi hatirlatti.
"Kalbi; ciğer ve böbreğinden farksız çalışanların bir protez kalp bulup bedenlerine monte ederken sıçrattıkları kanlardan ruhumu koruma günüm." Kalpleri madem ciger ve bobrekleri gibi calisiyor, neden hala protez kalp pesinde bu insanlar? Ve onlarin hayati onlara demek varken neden sizin ruhunuza kan sicrattiklarini iddia ediyorsunuz?
"Solucan gibi eğilip bükülen, işsiz başıboş delikanlıların babaannelerinin kefen paralarını araklayarak nargile fokurdatıp, ıslık çalarak bayanlara bakışlar fırlatırken, bundan bilinçsiz hazlar duyan kikirdek Havvaları, Meryemsi beyazlıklara havale etme günüm." Kikirdek Havvalara bakisinizi, Meryemsi beyazliklara sempatinizi anlayabilirim fakat hickimse bana işsiz basibos delikanlilara yaptiginiz "solucan gibi egilip bukulme" hakaretini anlatamaz. Zira solucan gibi egilip bukulen ama cebi hayli dolu bircok insan tanidiginizdan eminim. Gercekten cok talihsiz bir cumle olmus, umarim cumle uzun oldugu icin anlayamamisimdir. Kefen, araklama, fokurdatmayla devam eden cumleyi zaten anlamadim, zira yine cok suslu bir cumle olmus.
vs.vs...
Bu hamur daha cok su goturur.Diyecegim odur ki, size gore zavalli olan bu korpe,ergen, kel, sasi, dudagi rujlu, ayakkabisi uzun topuklu, kikirdek, vs. insanlar icin bir dua etmeniz onlari asagilayan, ne cigerlerini, ne böbreklerini, ne de kalplerini birakan bir yazi dosenmenizden daha etkili olurdu bence. Bu yaziyi duanin üzerine yazdiysaniz diyecegim birsey yok tabi ki.
Sn.Genc, iyi niyetinizden zerre suphem yok, zaten sizin iyi niyetinizi onaylama ya da tartma hakkim da yok. Amacim bizlerin bu konulara bakisimizda acaba bir yamukluk var mi diye sorgulamak.Haddimi asan laflar ettimse hakkinizi helal ediniz.
cevap
Per, 15/02/2007 - 20:52 — Ayşegül GençŞimdi bu yazıyı okuyan arkadaşlar bu yazıda sadece “sevgililer günü” ne muhalif olan bir bireyi mi okudular. Yalnızca bu mudur? Tekrar okuyun arkadaşlar bu yazı; genel yaşantımızı bu başlık altında eleştirmiş, sadece bu güne mahsus olan hallerin dışında genel ahvalimize bir bakış atmıştır. Selim Bey in de belirttiği gibi dağ gibi sorunların bi kısmına belki de bu yazının içinde dokunmaya çalışmıştır.
Ali Karaca Bey;
Eğer bir mühendisseniz o ihmal edilen küçük rakamlar sizi bitmeyen olumsuzluklara taşıyıverir. Makara ağırlığını ihmal edince kurduğunuz skip(kafes) içindeki işçilerle yere yapışıverir. İhmal ettiğiniz sürtünme katsayısı eğim verdiğiniz bir galeride tekerlerine hakim olamadığınız vagonlarla karşılaştırır sizi vs. yani amatör ve profesyonel bakışla alakalıdır. Mümin olma kaygısı taşıyan bir insan da sanırım profesyonel bakışlara sahip olmalıdır. Bendeniz bu ihmal edişi erdemli insanların yaptığını söyleseydim bu kabul görürdü. Çünkü hoşgörü ömür boyu sürer ama tahammül sürmez, bu günün hatırına yapılmış tahammüllerden bahsetmek niye garip olsun?
Diğer sorularınızın açıklanmaya ihtiyacı yok sanırım. Sadece hakaret olarak neyi algıladınız. Diyorum ki “eskinin kiraz dudaklıları şimdilerde boya küpü” nesi hakaret bunun. İşsiz delikanlılar deseydim haklıydınız ama bunu tamamlayan diğer kelimeleri nasıl görmezden geliyorsunuz? mesela başıboş olan, hırsız olan, yalakalıkla eğilip bükülen gençlerin bakışları diye bu “işsiz gençler”in hangileri olduğunu açıklamışız değil mi?
Not; Okan Bey bu yorumu sizi şaşırtmamak için mi yazdım, yoksa geveze olduğum için mi bilmiyorum:)
"eddai"
sorun
Cum, 16/02/2007 - 10:44 — Ali KaracaSorunun kaynagi aciga kavustu, ilk sorun muhendis olmamam, ben isletme mezunuyum, sanirim egitimimiz detaylara takilmama, butune odaklanma temeline dayaniyordu. Oysa mukemmelligin ayrintilarda sakli oldugunu da ogrenmemiz gerekirdi. Bu konuda ben ne kadar sucluyum ona siz karar verin.
Ikinci problem benim yaziyi yeterince dikkatli okumamam. Bu tamamen benim sucum. Allah tan yazimda cumleler uzun oldugu icin anlayamama ihtimalim oldugunu belirtmistim, her ne kadar bu benim sucumu azaltmasa da. Bundan boyle okumalarimda daha dikkatli olacagimdan emin olabilirsiniz.
Helallik talebime cevap vermemis olmanizi da son bir sorun olarak belirtmek isterim. Belki de en basta belirtilmesi gereken sorun olarak.
estağfirullah
Cum, 16/02/2007 - 20:23 — Ayşegül Gençali bey;
çoğu zaman bu yorumlara yazılan cevaplar insanın kendi kendi ile konuşması gibidir. aslında kendine cevap veriyor, kendi yazısının göremediği yanlarına vakıf oluyordur insan vs. bu da yazarı daha iyiyi yazmaya sevk eder.
yani sorun değil...
buradan beğenilerini dile getiren arkadaşlarıma da teşekkür ederim.
"eddai"
80'li Sevgililer Bu Günlerde
Paz, 18/02/2007 - 04:06 — Ümit Demirşahit olduğumuz seksenlerin makyajına hâlâ imrenerek bakıyorsak Mevla bize ikibinde böyle bir yazı yazdırır, ikibinotuzda da -Allahmuhafaza- evladımız ardından ağıt yaktırır.
yerdiğimiz de övdüğümüz de kıstaslarımıza uyuyor mu, biz alkışlarken ya da koyun gibi melul melul bakarken altımız mı oyuluyor, tarlamıza ekilen zehirli ot mu diye zamanında düşünmediğimiz gibi daha sonrasında da at gözlüğü ile yaşananlara bakıp içimizden "ah be ne günlerdi" dersek böyle adî vukuatları konu edinmeye devam ederiz.
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...