Pek çok kez gördüğüm, önünden geçtiğim, kimi zaman da uğrayıp bir şeyler aldığım ciltevine bir kez daha gittim bugün. Cebimde fazla para dahi yoktu. Sabah evden çıkarken hesap yapıyordum oysa ve hesaplarımın arasında kitap almak yoktu. Şu kadarını hafta içi işe gitmek için ayırırım, şu kadarına da yemek yerim diyeydi hesaplarım. Ama kitap bütün hesaplarımı bozuyor işte.
Ciltevine girip yaşlı adama ve eşine selam veriyorum. “Kırk Güzeller Çeşmesi var mı?” “ Yok evladım.” Sessizce raflarda duran eski, yıpranmış kitaplara bakıyorum. Kim bilir kimler ne heveslerle aldılar bunları… Ya sen amca? Kim getirip sattı bunları sana? Sokağa atılanları toplayan biri mi? Yoksa eski kâğıtları satın alan birisi mi? Çok da eski değiller hâlbuki… Babasının mirasının kıymetini bilmeyen vefasız bir oğuldan söz edebilir miyiz mesela? Uzun zamandır görmediğim kitaplar çarpıyor gözüme ve tabii ki daha önce hiç görmediklerim.
Ben ağır ağır kitap seçiyorum, ucuz olduğunu umarak. Taberi’nin Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi’nden çıkmış altı cilt kitabı takılıyor gözüme. Eski ama temiz kitaplar. Dört cilt ayırıyorum kendime. Emile Zola’nın Toprak’ı geliyor elime. Onu da koyuyorum diğerlerinin üstüne. Feyza Hepçilingirler görüyorum sonra. Cümle kurmaya bakış açımı değiştiren kadın. Sorulmadan isimli kitabı Remzi Kitabevi’nden çıkmış. Onu da karıştırıyorum diğerlerinin arasına.
Yaşlı adam mengeneden yeni çıkarttığı bir kitabı masadaki diğer yeni ciltlediği kitapların üstüne koyuyor. En üste de bir mermer parçası. “Safahat” diyor. “Osmanlıca, kolay kolay bulamazsın.” “İyi de amca benim Osmanlıcam o kadar iyi değil ki. Ben o deryada boğulurum.” “Peki” diyor sadece adamcağız.
Ben yeniden kitap seçiyorum. Rafları gezerken Öğretmen Yazarlar Dizisi’nden Simurg diye bir kitap çarpıyor gözüme. İsmail Karakurt şiirleri. Hoşuma gidiyor. Onu da ayırıyorum. Alabilecek miyim hepsini bilmiyorum. Muhtemelen bırakmak zorunda kalacağım birçoğunu. Olsun diyorum içimden. Zaten okunmayı bekleyen bir yığın kitabın yok mu senin Ömer diyorum. Ama olmuyor. O anda orada bulunmak ve o kokuyu tatmak da büyük haz veriyor aslında. Sen derslerine çalışmazken, hayatı bu kadar zıt kutuplarda yaşarken bu okuma merakı neden? Neden her vakit kitap var elinde? Hangi sevda sürükledi seni bu sevdaya? İstediğin ne senin? Unutmak mı? Neyi? Niçin? Gönlünü kaburgalarının ardına hapsetmen neden? Bırak, rahat bırak, özgür bırak… Bıraksan biliyorsun bütün dünyayı sevgiye ve hüzne boğacağını. Bütün dünyaya, insanlığa sevgiyi anlatacağını biliyorsun. Korkun da bu değil mi ki zaten?
En çok istediğin şey seni en çok korkutan şey değil mi aynı zamanda? Bunu anlayabilecek bir muhatap bulmak değil miydi seni bunca korkutan? Ve sen bu kitaplara bakıp senin gibi hisseden birini arıyorsun. Ancak o zaman rahatlayacaksın değil mi? O zaman kurtulacaksın derinliklerindeki kuşkudan.
Oysa sen değil miydin bizi insan kılan mutluluklar, sevinçler değildir. Acılarımızdır diyen. Bunca zamandır kendine acı çektirmene sebep olan da bu değil miydi zaten? Bitmedi mi peki? Yeterince acı çektirmedin mi ki kendine?
Burada, ufacık dükkânda kocaman yürekli yaşlı kitapçının yanına acılarını dindirecek bir şeyler aramaya gelmedin mi? O denemeleri seni anlattığı için istemiyor muydun?
Nihayetinde topluyorum kitaplarımı kocaman yürekli adamın masasına. "Taberi ciltlerini ve Zola’nın romanını beşer liradan sayarım." diyor. Toplam otuz lira değer biçiyor masanın üzerine bıraktığım hazineme.
Çoğunu bırakıyorum mecburen. “Taberi’yi başka zaman alırım artık” diyorum. “Emile Zola’da kalsın.” “Bak bunlar önemli eserler” diyor yaşlı adam. “Bulamazsın bir daha.” Sonra arkasındaki raftan bir kitap daha uzatıyor bana; "Pierre Loti’nin Fransızca bir romanı. Fransızcan varsa al." Geri çeviriyorum.
“Ama anlamıyorsun amca.” demek geliyor içimden. Ben içimdeki yangını söndürmeye geldim. Bunun için zahmet çekmek istemiyorum ben. Bana en basit gelen, en iyi bildiğim şeyi yapayım diyorum kendi kendime. Yılmadan, bıkmadan, usanmadan okuyayım. Elbet bulurum yüreğini kaburgalarının ardına hapsetmiş birini.
Bir Simurg kalıyor elimde bir de Feyza Hoca’nın kitabı. Kaburgalarımın ardına sakladığım kalbim ve belimi büken acılarım.
Bu sefer olmadı, ama elbet bulacağım seni…
Son yorumlar
3 sa. 32 dk. önce
3 sa. 10 dk. önce
8 sa. 21 dk. önce
8 sa. 52 dk. önce
10 sa. 21 dk. önce
8 sa. 25 dk. önce
13 sa. 41 dk. önce
1 gün 24 dk. önce
1 gün 1 sa. önce
1 gün 2 sa. önce