renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

YÖK’ün 2006 Karnesi: “Peşinizdeyiz!”

Erdoğan Teziç

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erdoğan Teziç, katsayı tartışmalarının ideolojik amaçlar doğrultusunda yapıldığını iddia ederek, kendilerini bilimsel ve adil bir zeminde hareket ettiği gibi bir görüntü vermeye kalkışsa da, YÖK’ün 12 Eylül cunta yönetimi tarafından üniversiteler üzerinde resmi ideolojinin tahakkümünü sağlaması için kurulmuş bir yapı olduğu biliniyor. Tüm önceliğini akademide Kemalist nesillerin yetişmesine veren, bunun için akademik özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran, kılık-kıyafet yönetmelikleriyle başörtülü öğrencilere kapıları kapayan ve sonuç olarak dünya üniversiteleri arasında adı geçmeyen bir yükseköğretime sebep olan YÖK, kendinin nasıl bir ideolojik aygıt olarak çalıştığını görmezden geliyor.

Aşağıda YÖK’ün 2006 tarihçesine eklenmek üzere derlenen bazı notları aktarıyorum. Yakın bir zaman sonra inşaAllah, Özgür-Der Sakarya Şubesi olarak 2006’da Türkiye’deki başörtüsü gündemine ilişkin yayınlanacak raporda, konu hakkında daha çok bilgiye yer verilecek. Raporun tam metni muhtemelen 60-70 sayfa arasında olacak. Burada sadece YÖK ile ilgili maddeleri kısaca özetleyerek ve alt alta koyarak, toplamda ne dehşet verici bir tabloyla karşı karşıya bırakıldığımızı göstermek istiyorum:

22 Ocak 2006
Üniversitede ayrımcılık
Ondokuz Mayıs Üniversitesi'ndeki keyfi yönetim, usulsüzlük ve kadrolaşma iddialarını araştıran komisyon, yolsuzlukla çalkalanan üniversitede, eşleri başörtülü öğretim üyelerine yönelik haksızlıklar yapıldığını ortaya çıkardı.

23 Ocak 2006
ÖSS başvurusu yasakla başlıyor
YÖK güdümlü Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), başörtülü öğrencileri, yasakla henüz başvuru aşamasında tanıştırmak üzere kabinde fotoğraf uygulamasına başlattı.

27 Ocak 2006
Peruk da yasak
Kabinde fotoğraf uygulamasıyla, öğrencilerin başlarını açtırmak için yeni bir yöntem icat ederek yasağın uygulanması konusunda kendisini devreden çıkarmayı amaçlayan ve böylece öğretmenlerle öğrencileri karşı karşıya getiren ÖSYM, başörtüsünden sonra peruk kullanmaya da yasak getirdi.

4 Şubat 2006
YÖK'ün hayalet fakültesi
28 Şubat sürecinde başörtüsü yasağının odağında yer alan İlahiyat Fakülteleri’ne baskı yapmak için, fakültelerin kontenjanları sürekli düşürüldü. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Cebeci, kontenjan verilmediği için okulun “hayalet fakülte”ye dönüştüğünü belirterek Yüksek Öğretim Kurumu'nun her yıl verdiği kontenjanı düşürdüğünü kaydetti.

7 Şubat 2006
Kontenjan sıkıntısı
YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 13 Bin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni açığının bulunmasına rağmen İlahiyat Fakültelerinin kontenjanlarını sürekli düşürmeye devam etti. Diğer bir uygulama ise İlahiyat Fakülteleri'nden mezun olan öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak atanmasına son verilmesi oldu.

10 Şubat 2006
YÖK Başkanı Teziç, yasağı evlere soktu
Danıştay, öğretmenin sokakta başörtüsü takamayacağına karar verirken, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç yasağı eve kadar soktu. Teziç, Hürriyet’e yaptığı açıklamada “Yolda yürüyorsunuz. Tesettürlü bir kadınsınız. Polis 'sizi tanımakta güçlük çekiyorum' dediği zaman yüzünüzü açmak zorundasınız. Sizi tanımakta güçlük çekiyorum dediği anda orası kamusallaşır. Evinizde bile olsa...” dedi. Teziç, tesettür olgusunu ise “kadınlıktan utanmak” şeklinde açıklarken, şu ifadelere yer verdi: “Bir yargıç kürsüde başı açık olup, pazara türbanlı gidemez. Bu benim inanç alanım, özgür alanım diyemez. Anayasa Mahkemesi başkanımızı pazarda türbanlı görmek devleti sarsar. Bir öğretmen de okulda başı açık, pazara çıkınca türbanlı olamaz... Çocuk, kadınlığından utanarak türban takan öğretmenini görüp, acaba annem ayıp mı yapıyor, diye sormaya başlar.”

18 Şubat 2006
YÖK için sorun bitmiş
Yükseköğretim Kurulu Başkan Vekili İsa Eşme Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada AİHM kararının ardından kendileri açısından başörtüsü sorununun tamamen bittiğini söyledi.

11 Mart 2006
YÖK yasakçı tavrını sürdürdü
YÖK, binlerce meslek liseliye uygulanan katsayı adaletsizliğinin çözümünde umut olan açık lise formülünü engellemek için yeni bir karar vererek, meslek liseli adayların açık lise diplomasıyla ÖSS'ye başvuramayacağını açıkladı. Bu karar, özellikle başörtüsü yasağı karşısında açık liseyi alternatif gören öğrencilerin haklarını gasp etti.

4 Nisan 2006
Başörtülülere yemek de yok
Erzurum’daki Atatürk Üniversitesi kampüsü genel yemekhanesine öğrencilerin başörtülü girmesi yasaklandı. Yemeğe gelen başörtülü öğrenciler güvenlik görevlileri tarafından yemekhaneye sokulmadı.

15 Nisan 2006
Başörtüsüne izin verenler de fişlendi
Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın özel kasasından çıkan fişler, istihbarattaki gizli yapılanmayı gözler önüne serdi. Üniversitedeki irticai faaliyetler başlığı altında yapılan fişlemelerde, öğrencilerin derslere başörtülü girmesine müsaade eden öğretim üyelerinin adlarının yer aldığı ortaya çıktı.

28 Nisan 2006
Kampüsler başörtülü velilere de yasak
3 çocuk annesi Mihriban Çelik (29), Başkent’te öğrencilerin yanı sıra halkın da faydalanabildiği Ankara Üniversitesi’ne bağlı Olimpik Yüzme Havuzu’na yüzme öğrenmelerini için kaydettirdiği kursa 2 çocuğunu bırakmak için girerken başörtülü olduğu gerekçesiyle engellendi.

8 Mayıs 2006
Yasaklı KPDS
Kamu Personeli Yabancı Dil Sınavı’na müracaat eden adaylar salona başörtülü olarak alınmadı. KPDS için hazırlanan kılavuzda ise kılık-kıyafet yönetmeliklerine yapılan atıfların yerine, doğrudan “başörtüsü” ibaresinin yer alması dikkat çekiciydi. Kılavuzda başörtülü adaylar için şu uyarı yapıldı: ““Başı örtülü adaylar sınava alınmayacaktır, alınsa bile sınavları geçersiz sayılacaktır.”

24 Mayıs 2006
Daha fazla yasak
Cumhurbaşkanı Sezer'in, 22 Mayıs’ta 53 devlet üniversitesinin rektörüyle Çankaya Köşkü'nde yaptığı görüşmenin ilk sonuçları, “daha fazla yasak” olarak Gazi Üniversitesi'nde uygulanmaya başladı. Gazi Üniversitesi uygulamakta olduğu başörtüsü yasağının kapsamını daha da genişletti. Yeni uygulamayla, kampüsün ana giriş kapısında başörtülü öğrenciler, üniversite güvenlikçileri tarafından başlarını açmaya zorlandı.

25 Mayıs 2006
Başörtülüler sergiye alınmadı
Kayseri Erciyes Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen 9. Türk Tıp Tarihi Kongresi ile birlikte aynı saatlerde açılan sergiyi gezmek için gelen başörtülü bayanlar görevlilerin uyarısı ile salona alınmadı.

26 Mayıs 2006
YÖK’ten yeni bir engel daha
YÖK Genel Kurulu toplantısında, ilahiyat fakültelerinin ilköğretim okulları için din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni yetiştirmeyi amaçlayan bölümlerinin eğitim fakültelerine bağlanması kararlaştırıldı. Bu karar ile ağırlıklı olarak İHL mezunu başörtülü öğrencilerin tercih ettiği bölümün önü kapatılmış oldu.

14 Haziran 2006
Animasyon rezaleti
ÖSYM tarafından hazırlanan “bina sınav görevlileri eğitim programı”nda, sınava başörtülü gelen bir öğrencinin başının nasıl açtırılacağının ayrıntılı olarak anlatan bir animasyon CD’si hazırlandığı ortaya çıktı.

18 Haziran 2006
ÖSS’de başörtüsü zulmü
Öğrenci Seçme Sınavı, başörtülü öğrenciler için yine sıkıntı oldu. Birçok öğrenci, sınav kapısında güvenlik görevlileri tarafından başlarını açmaya zorlandı. Başörtülü öğrenciler uğradıkları haksızlıktan dolayı rahatsız olurken, medyada bu görüntüler sınavın sorunsuz geçtiği şeklinde haberleştirildi.

6 Temmuz 2006
Yasakçılar YÖK tarafından korunuyor
İstanbul Üniversitesi’nde uyguladığı başörtüsü yasağıyla birçok öğrenci ve öğretim görevlisini mağdur eden eski rektör Kemal Alemdaroğlu, YÖK’ün şerh düşmesi sonucu hakkındaki yolsuzluklardan dolayı yargılanamadı.

26 Temmuz 2006
Bilimsel yobazlık
YÖK Din Kültürü Öğretmenliği'ni Eğitim Fakülteleri'ne bağlarken, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri için Atatürkçülük zorunlu ders yapıldı. Ayrıca karar uyarınca, öğrenciler, başın kapatılması “İslami inanç gereği” zorunlu olan Kur'an dersi pratik uygulamaları için İlahiyat fakültelerine gönderilecek.

30 Temmuz 2006
YÖK’ten başörtüsüne karşı yeni yöntemler
Yurtdışında okumayı düşünen öğrencilerden seçtikleri üniversitenin denkliği olup olmadığını kontrol etmelerini isteyen YÖK, özellikle başörtülü öğrencileri denklik sorunu konusunda üstü kapalı tehdit etti.

23 Ağustos 2006
YÖK başörtüsünde “tereddüt” etmiyor
Yurt dışından diploma alan adayların eğitim düzeyi ve içeriği konusunda YÖK, tereddüte düştüğü takdirde, adayları sınav yapma kararı aldı. YÖK’ün tereddüte düştüğü adaylara yönelik Seviye Tespit Sınavı düzenleme kararı, kamuoyunda “Başörtüsü ya da imam hatip konusunda kesinlikle tereddüte düşecekler. Tamamen keyfi bir karar” şeklinde yorumlanarak, kararla; başörtülü öğrencilere yönelik yeni bir baskı süreci oluşturulmak istendiği ifade edildi.

25 Ağustos 2006
YÖK yasak ihraç etti
Başörtüsü yasağının mimarları cunta üyeleri gittikleri yerlere yasağı da götürüyor. Başkanlığına emekli general Çetin Doğan’ın getirildiği Kazakistan Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti, rektörlüğe emekli albay Prof. Uğur Oral’ı atadı. Ve üniversite ilk kez kapılarını başörtülü öğrencilere kapattı.

6 Eylül 2006
Başörtülü öğrenciler kayıt yaptıramadı
Üniversiteyi kazanan başörtülü öğrenciler kayıt işlemlerini yaptıramadı. Tüm üniversiteler, kayıt süresi boyunca başörtüsü yasağını uygulamaya devam etti. Güvenlik görevlilileri kayıtlar esnasında öğrencilerin başlarını açmasını isterken, kimi üniversitelerde, başörtüsünün üstüne peruk takan öğrenciler de geri çevrildi.

15 Eylül 2006
Yasaklı yurt kayıtları
Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlara asıl listeden girmeye hak kazanan öğrencilerin yurt kayıtları sona erdi. Başörtülü öğrencilerin kayıtları yapılmadı.

20 Eylül 2006
Rektör’ün irtica paranoyası
Üniversitenin açılış töreninde konuşan ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, “Laik Türkiye'nin farklı bölgelerinde kadın ve erkekleri genel yaşam alanlarında birbirinden ayıran zihniyetin, şeriat özlemlerini gerçekleştirme yolunda engel tanımaz hale geldiğini” belirterek, "Hiç kimse sabrımızın sınırını zorlamaya kalkışmamalıdır” tehdidinde bulundu.

4 Ekim 2006
“Bedava Yurt ve Yemek Uğruna Tesettüre Sokuluyorlar!”
Harran Üniversitesi rektörü kız öğrencilerin “bir grup cemaatler tarafından bedava yurt ve yemek uğruna tesettüre sokulduğunu” söyledi.

10 Ekim 2006
İftar sofrasında yasak zorbalığı
Kayseri halkının ve sanayicilerin yardımlarıyla üniversite öğrencilerine üniversite kampüsünde verilen iftarda, başörtülü öğrenciler, iftar vaktine beş dakika kala üniversitenin güvenlik görevlilileri tarafından dışarı atıldığı ortaya çıktı.

8 Kasım 2006
S.D.Ü İlahiyat'ta peruk bile yasak!
Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerine başörtüsünden sonra peruk takmak da yasaklandı. Dekanlık, emrin YÖK'ten geldiğini açıkladı.

13 Kasım 2006
Çukurova'da başörtülü öğrenci avı!
Çukurova Üniversitesi'nde başörtülü öğrencilerin kimler olduğunu ve sayılarını tespit etmek amacıyla “fişleme” uygulaması başlatıldı. Güvenlik görevlileri kampüs içerisindeki toplu taşıma araçları, park alanları ve otobüs duraklarında “başörtülü öğrenci avı” başlattı. Görevliler, başörtülü öğrencilere karşı zor kullanarak başlarını açtırıp kimliklerini aldı.

25 Aralık 2006
Rektörden, başörtülü eş denetimi
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr Bektaş Açıkgöz'ün doçentlik ve profesörlük kadrosu vereceği öğretim üyeleriyle bizzat görüştüğü ve bu görüşmelere eşlerinin de gelmesini zorunlu tuttuğu ortaya çıktı. Açıkgöz’ün bu yöntemle eşi başörtülü olan öğretim üyelerine doçentlik ve profesörlük kadrosu vermemeyi amaçladığı belirtildi.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Liselerde Din Dersi Eğitimi ve Ders Kitapları

Beytullah Emrah'ın Yök üzerine yapmış olduğu araştırma beni lise yıllarıma götürmüştü.. Ve o zamanki Din kültürü ve Ahlak Bilgisi Kitabında var olan konulara göz gezdirdim...YÖK için söyleyeceğim her söz kelam israfı olacağından bu konununda bu blog altında olması gerektiği kanaatini taşıdım bilmem ne kadar doğru yaptım ancak istifade edilir düşüncesi ile iliştiriyorum..

Şimdi resmî anlayışa göre laiklik, kesin doğru olduğu için, laiklik müslümanlığa değil; müslümanlık laikliğe uydurulacaktı. Ve işte zorunlu din dersleri bu irâdenin eseri idi. Çocukların ve gençlerin din adına ne okuduklarını merak ediyor olabilirsiniz. Buyurun bu kitaplara bir göz atalım:

Meselâ, Lise 1’in Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi kitabının konuları şöyle:

-Dinin Tanımı, Genel Olarak Din

-İlkel Dinler, Çin, Hint Dinleri, Yahûdilik, Hıristiyanlık, Müslümanlıktan Önce Türk Dinleri ve Müslümanlık

-Hz. Peygamber’in Doğuşu ve Çevresi

-İlâhî Dinlerin Allah İnancı, Ahlâk ve İnsan Anlayışı Açısından Ortak Yönleri

-Din ve Ahlâk

-Atatürk’ün Ahlâka İlişkin Görüşleri

-Millî Seciye Kavramı ve Atatürk

-Millî Ahlâk

-Atatürk’ün Fikir Cephesi

-Ahlâk ve Sorumluluk

-Devlete Karşı Gökevlerimiz, Kanunlara Saygı, Vergi Vermek ve Kutsallığı, Askere Gitmek, Seçimlere Katılmak, Atatürk’ün Konuya İlişkin Görüşleri

-Temizlik ve Doğruluk

-Savurganlığın Zararları.

Evet, hepsi bu kadar. Hemen her fırsatta Atatürk’ten vecizeler ve bu arada Kur’an âyetleri ve hadislere de yer verilmiyor değil.

Lise 2’nin Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi kitabına bir göz atalım:

Kapakta, bir ressamın, frak giymiş şeyhülislâm şeklinde resmettiği papyon kravatlı 35 yaşında bir Mustafa Kemal resmi var. İlginçtir, tüm Din Dersi kitaplarının kapak kompozisyonu Atatürk resimleri ile süslü. Atatürkçü din dersi bu. Çünkü Milli Eğitim’in gayesi, Atatürkçü bir nesil yetiştirmektir. Türk’ün müslümanı da Atatürkçülüğe göre bir din anlayışına sahip olacaktır. Asıl belirleyici, alâmet-i fârika olan şey Kemalist olmaktır. Din bu zeminde var olabilir. Bu temel ilke ve prensiplerin dışında kalan din, “irticâ”dır. Bu Din derslerinde şeriata yer yok, ama irticâya yer var…

Kitabın ilk sayfasında siz “besmele”yi bekliyorsunuz ama sizi Atatürk’ün bir sözü karşılıyor: “Hangi şey ki, mantığa, kamu yararına uygundur, biliniz ki o bizim dinimize de en uygundur!” Ve derken İstiklâl Marşı. Onu, “Ey Türk Gençliği...” izliyor.

Bu kitabın konuları ise şöyle:

Ünite: İslâm Güzel Ahlâktır. 2. Konu: Âmentü; 3. Konu: İslâm’da İbâdet; İbâdetin Ruhî ve Bedenî Faydaları. Bunları, Ahlâk, Emir ve Yasaklar, Aile Düzeni gibi konular izliyor. Bundan sonraki ünite, oldukça önemli ve dinin özü(!) ile ilgili:

Ünite: Milli Birlik ve Beraberlik. Vatanın Bölünmezliği, Devletin Bölünmezliği, Devlet-Millet Bütünleşmesi.

Ünite: Örf ve Âdetlerimiz. 113 sayfalık kitapta doğrudan dinle ilgili sayfalar, ancak 40’ı bulmaktadır. Onlar da çok genel anlamda yorumlanmaktadır.

Ünite: Kötülüklerden Kaçınma ve Kötülükleri Önleme.

Ünite: Çalışmak ve Üretici Olmak. Bölümün sonunda ise sırasıyla Atatürk’ün çalışma ile ilgili güzel sözleri, konu ile ilgili âyetler ve hadisler yer almaktadır.

Ünite: Mutluluk üzerine. İşte bu bölümün ilk cümlesi: “Mutluluk; Bir gol atarak takımının gâlibiyetine sebep olan futbolcu, imtihanı kazanan öğrenci, sevdiğine kavuşan iki kişi hep aynı şeyi söyler: “Çok mutluyum...”

Mutluluğa nasıl ulaşacağınız şu şekilde anlatılıyor: “Günümüzde bir Gandi’yi, bir Albert Scweitzer’i düşünelim: Birisi Hind milletine bağımsızlık, diğeri Afrika’nın vahşi kabilelerine şifa götürebilmek için ömrünü vermiştir. Atatürk, Türk milletini bağımsız, hür, mutlu ve huzurlu kılabilmek için ömrünü feda etmiştir.” İşte mutluluk buymuş... Scweitzer’i nereden katıyorlar bu işe onu sormak gerek. Batılılar önce hastalık götürdüler, insanları katledip ekmeklerini alıp onları yoksul bıraktılar... Bir batılı doktor da misyonerlik gayreti ile bölgeye gidiyor ve bizim Din dersi kitabına örnek ahlâk sahibi, mutluluk âbidesi olarak takdim ediliyor!

Bu kitaplar, insanımızı müslümanlaştırmak için değil; onların dinlerini ellerinden almak için bir hile aracı olarak gelecekte bir dönemin karakterini gösteren belgeler olacaktır.

Ve kitap, yedinci ünite ile son buluyor. Konu başlığı: Öğretmenlik... Meselâ, bu kitaplarda “kâfir” kelimesinden hiç söz edilmiyor. Çünkü bu kitaba göre yeryüzünde kâfir yok herhalde. Elbette “cihad” ve “şeriat”tan söz edilmeyecek. 32 Farz geleneği ile sınırlı, hatta onun da bozulmuşu bir yapı çıkıyor önümüze. Din eğitimi, câmilerin durumu ile ilgili, hilâfet, imâmet, cemaat gibi kafa karıştıran(!) kelimelere de yer verilmemiş.

Lise 3’ün Din Kültürü ve Ahlâk Kitabı da bunlardan pek farklı değil. Kitabın ilk sözü şu: “Bizim dinimiz akla en uygun tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki; son din olmuştur. Bir dinin tabii olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun düşmesi gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.”

124 sayfalık ders kitabı yine İstiklâl Marşı ve Atatürk’ün Gençliğe hitâbesi ile başlıyor. Birinci bölüm İslâm ve Evren, 17 sayfa tutuyor. Kitabın bundan sonraki bölümleri genel bilgilere

ayrılmış. Dine ayrılan bölüm 40, Atatürkçülük ve öteki genel konulara ayrılan bölüm 80 sayfa tutuyor. 10 sayfa tutan 3. Ünitede yeryüzündeki dinler konu alınıyor. 40 sayfa tutan 4. Ünite ise “Türk İslâm Kültür ve Uygarlığı” ile ilgili. Bu bölümde ele alınan konular; İslâm’da Din Bilimleri ve Türk Bilginleri, Medreseler, Türk Milli Eğitiminin Önemi, Atatürk’ün Sanatseverliği ile ilgili.

“Türk Milli Eğitiminin Önemi” başlığı altında ele alınan bölümde şu görüşlere yer verilmektedir: Modern Türk eğitimi anlam ve gayesini Atatürk’ün eğitim anlayışından almaktadır. Ulu Öndere göre, bir milleti hür, bağımsız, şanlı ve yüce kılan da, onu esir ve sefil olmaya sürükleyen de eğitim faaliyetleridir. Milli eğitimimizin ilk önemli özelliği, adından da anlaşıldığı üzere milli olmasıdır, eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili faaliyetlerinde, anayasamızda da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. Eğitimin ana gayesi, milli karakterimiz ve tarihimize uygun düşen bir milli kültür politikası izlemektir. Bu politika da iki yönlüdür. İlk olarak tarihimizi, kültürümüzü, yüzyıllar boyunca Türk'ün tarihî tecrübesinden bize ulaşan milli değerlerimizi genç nesillere aktarmak, öğretmek ve sevdirmek; ikinci olarak, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin sınırı ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, milli an'anelerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek gereğini öğretmek.”

Bölüm şu cümlelerle son bulmaktadır: “Özetle söylenecek olursa, Türk milli eğitim sisteminin önemi şu temel görüşten gelmektedir: Türk milletinin bütün fertlerini Atatürk inkılaplarına ve anayasamızda yer alan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, milletimizin millî, ahlâkî, insanî, mânevî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmektir.”

Elbette bu Din dersi de bu temel felsefenin ürünü olacaktır. Türk milli eğitiminin temeli ve alâmet-i fârikası “gökten indiği söylenen kitaplardan ilham almayacaktır!” Atatürk’ün müslümanlara hoş gelir gibi gözüken sözleri ise, icraatta ve pratik hayatta, o zamanın şartlarına göre söylenmesi gereken politikacı Atatürk’ün sözleri olarak mülâhaza edilerek resmî belgelere geçen ve bizzat Atatürk’ün özel hayatında ve düşüncelerinde ifadesini bulan din telakkîsi esas alınacaktır.

Kitabın beşinci ünitesinin bölüm başlığı: “Atatürk ve Dinimiz.” Bölüm başlıkları şöyle: Din ve Diğer Müesseselerle İlişkileri, Laiklik, Laikliğin Temel Esasları, Atatürkçü Düşüncede Laiklik Kavramı, Atatürk ve İslâm Dini, Dini İstismar ve Taassup Konularında Atatürk’ün Düşünceleri, Atatürk Diyor ki! Bu bölüm, on sayfada özetlenmiş.

Altıncı ünite, Ahlâkî Ödevlerimizle ilgili. Son ünitede ise Adâlet, Ahlâk ve Din kavramları üzerinde duruluyor. Kitabın son bölümleri şunlar: Hz. Muhammed’in Adâletle İlgili Güzel Sözleri ve Atatürk’ün Adâlet ve Ahlâkla İlgili Sözleri. Altıncı ünite 7, yedinci ünite ise 6 sayfadan oluşuyor.

Ders kitapları boyunca en fazla iktibas edilen görüş Atatürk’ün görüşleridir. Bunu âyet ve hadisler izlemektedir. Atatürk’ün görüşleri, hem metin aralarında, hem de ayrıca blok olarak geniş ve uzun bölümler halinde verilmektedir.

İlköğretim ve Liselerde (tabii İmam-Hatip Liselerinde de) okutulan Din derslerindeki konular: Biraz İnkılap Tarihi, biraz Yurttaşlık Bilgisi ve biraz da dinlerin ortak yönlerinden birkaç örnek; yalan söyleme, hırsızlık yapma, israf etme, âmirlerine itaat et. Taassup yasak. Meselâ kadınların cemiyete karışmalarına karşı çıkmak taassuptur. Atatürk taassubu reddeder, Kur’an da, peygamber de reddeder. Kur’an, “âmirlerinize itaat ediniz” der...

Meselâ, kitaplarda fâiz, cihad, başörtüsü, şarap gibi şeyler yok. Bir öğrenci, “mâdem namaz farz, namaz kılmak istiyorum” dese, disipline verilir: “Ne demek istiyorsun sen?! Din, kalp temizliğidir. İlim ibâdetten önemlidir. Nöbet ibâdetten önemlidir!...”

Hakikatin kaynağı ve ölçüsü, Atatürk’ün sözleri olduğu için, zorunlu din derslerinin kaynağı da bulunmuş. Atatürk diyor ki: “Her fert, dinini, dininin buyruklarına uymayı, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.” Madem öyle, haydi dinin pratikleri için okullarda açsanıza mescidleri... İşleri geldiği yerde, işlerine geldiği kadar, işlerine geldiği zaman... İsterlerse kitaplarının bu sayfasını okurlar, isterlerse başka bir sayfasını. Herkese göre hazır sözleri vardır. Ne diyordu Celal Bayar: “Atatürk’ü sevmek ibâdettir.” Bu adamların gözünde Atatürkçülük bir dindir. Sevgileri bir tapınmanın tezâhürüdür. Bu kişilerin kafasına göre Türkiye’de Kemalist teokrasi vardır. 1948’de basılan Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğündeki din maddesi de öyle değil mi idi: “Kemalizm: Türklerin dini.” Haydi öyle ise laiklik adına Atatürkçülüğü devletten ayırsanız ya! Türbeleri ziyaret gericilikti. En büyük anıt mezarı onun için yapıp mezar ziyaretini devlet töreni haline getirdiler.

Atatürk’ün din hakkındaki görüşleri ve dine konu olan olaylarla ilgili düşünceleri Din dersi kitaplarında çok geniş yer kaplamaktadır. Atatürk iyi bir müslüman mı, yoksa TSE damgalı bir dinin, Allah ve peygamberden önce ya da sonra gelen bir diğer şartı mı?... Burada öyle anlaşılıyor ki, asıl belirleyici olan Atatürk’tür. Çünkü Kur’ân-ı Kerim ya da peygamberin sözlerinden Atatürk ilke ve inkılapları ile çelişenlerin bu kitaplarda yeri yoktur ve olamaz da.

Evet ne mutlu bana ki dinimi ders kitaplarından öğrenmedim.. HAMD olsun ALLAH'ım akıl verdiğin için... farklı insanlar ile karşılaştırdığın için.. Hamd olsun ALLAH'ım.. Hamd olsun.. binlerce kez...

Haksöz yazıları

Din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri hakkındaki eleştirilenize kesinlikle katılıyorum... Haksöz Dergisi'nin "Tabusal alan despotizmi-Resmi İdeoloji ve Eğitim Sistemi" başlıklı Ocak 2007 -son sayısında- din derslerinde öğretilenin "din" değil "resmi ideoloji" olduğunu anlatan "Resmi İdeolojinin “Din” Olarak Öğretimi" başlıklı uzun bir yazı var. İnşaAllah Şubat 2007 sayısında yazının devamı yayınlanacak ve orada din dersi kitaplarında "ne anlatıldığı" ve "ne anlatılmadığı" örneklerle açıklanacak...

Bu konuya ilgi duyanların takip etmesini öneririm.

Selam ve muhabbetle.

kellim kellim la yenfa...

"...ve felsefe herhalde deliliğe en yakın noktada, delirme kaygısı için bir tesellidir."
bu örnekleri canınızı sıkacak kerteye kadar çoğaltabilirsiniz. sistemin muhkem kabul edilen yapılarından biri de bu kurum. tıpkı milli güvenlik kurulu gibi. biri siyasetin diğeri eğitimin önünü kesiyor. kendilerine sorarsanız bu kurumlar çağdaşlığın gereği vücut bulmuşlar."bu ülke"de haklar bir mevhibe kabilinden sunulduğu için sistemin kendini korumak üzre getirdiği kurumları kamuoyu baskısı,demokratik usüller muvacehesinde kaldırmak mümkün olmuyor."hakkını arayan vatandaş" tipolojisinin de bu aşamada kıymet-i harbiyesi kalmıyor. iki ucu pis bir değnek... mücadeleler sonucu değişmeyen yapı; mücadele edeni kendi lehine dönüştürüyor. bu süreçte omurgasızlarla omurgalıların arasında müthiş bir didişme cereyan edecek. kazanan kim olsun dersiniz?!