renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Siz Hangi Kuşaktansınız?

İnsanlar kendini tanımlamak için mecburi olarak bazı isimlendirmelerde bulunurlar. Bu tanımlar; ait olunan ideolojiye, kavime, sosyo- ekonomik sınıfa vb. durumlara göre değişir. Bir veya bir çok taşıdığı isim, hayatı boyunca o kişinin hayatını çok boyutlu olarak etkiler ve belirleyici olur. Bu kimlikleri aynı zamanda kendisinden sonra gelen kuşağa da miras bırakmaya çalışır. Türkiye’de yaygın olarak kullanılan tanımlamalardan biri ait olunan kuşaklardır. Kuşak tanımlamaları ait olunan ideolojik aidiyetlerle belirlenir. Belli dönemlerde ortaya çıkan ve varlığını devam ettiren ideolojiler mensuplarını da tanımlarlar. Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana tek parti kuşağı ( 1925- 1950) dışında ortalama her on yılda farklı olduğunu iddia eden insanlardan oluşur. Bunlar 68 kuşağı, 70 kuşağı, 80 kuşağı ve 90 kuşağıdır.

Tek parti dönemi devletin ideolojik tercihini her alana hakim kılmaya çalışan Cumhuriyet Halk Partisi kuşağıdır. Bir kısım aydınlar, kamu kesimi( özellikle öğretmenler), yüksek bürokrasi ve askerler Türkiye’nin kimlik arayışında batıya dönük yüzünü temsil ettiler. Bir yandan Halkın devrimlere paralel dönüşüm sürecini hızlandırmaya çalışırken bir yandan da muhalif kişi ve kurumlar sindirilmeye, etkisizleştirilmeye çalışıldı.

68 kuşağı Fransa’da başlayan öğrenci hareketleriyle yayılan, daha çok özgürlük talebiyle ortaya çıkan ve sol eğilimli insanların oluşturduğu kuşaktır. Türkiye’de bunun etkisiyle sol devrim hayali kuran insanlar ortaya çıkmış ve 71 muhtırasıyla tasfiye edilmişlerdir. O dönemde idam edilen veya çatışmalarda öldürülen İbrahim Kaypakkaya, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş kendilerinden sonraki radikal sol kuşaklara teorik ve pratik örneklik olarak alınmışlardır. 27 Mayıs darbesinin estirdiği özgürlükçü ortamda meclisteki varlığı tıpkı Refah partisi ve DEP gibi tasfiye edilen İşçi Partisi’nin tabanı kısa süre içinde radikal söylem geliştirerek meclis dışından ülkeyi ele geçirmeye çalışmışlardır. Cumhuriyet Halk Partisi tercihini sol ideolojiden yana kullanıp bunun değişik varyasyonlarını; milliyetçi sol- ortanın solu gibi açılımlar yapmaya çalıştı. Bu dönemde milliyetçi ve İslamcı gruplar kendilerini tanımlayacak fikri altyapı kurmakla ve bunun arayışı içinde bulunuyorlardı.

70 kuşağı sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılan kamplaşmanın doğurduğu kuşaktır. Milliyetçi söylemden beslenen sağ ve emekçi söylemden kaynaklanan sol arasında dış etkenlerin tahriki, derin devletin isteği ve toplumun sanal kamplaşmasıyla 1980’e kadar her anlamda Türkiye’ye maliyeti yüksek olan bir bedel ile bir kuşak oluştu. Kamplaşma olunca doğal olarak bu sözlü çatışmadan ziyade, fiili çatışma sürecine girdi. Mahalleler, köyler, şehirler, üniversiteler adı konulmayan bir hengâme içinde paylaşılmış ve kendi aralarında iktidar savaşına girecek kadar safları keskinleştirdiler. İnsanlar için sağ ve sol vardı üçüncü bir yol olamazdı. Bazı provokasyonlarla da beslenen süreç içinde can başta olmak üzere hiçbir şeyin emniyeti kalmadı. İnsanlar çok büyük samimiyet içinde dava!larına sarılıyorlardı. Tam bir teslimiyet içinde hareket ediliyordu. Mahallede, okulda veya akrabasıyla ideolojiler doğrultusunda bir ilişki biçimi belirleniyordu. Bu ideolojiler kuşağıydı. İslamcı kuşak bu kaos ortamında kendi yerini belirginleştirmeye, çizgisini netleştirmeye ve mevcut akımlardan farklılıklarını ortaya koymaya çalıştılar.

80 kuşağı darbe sürecinden ağır darbe almış sağ ve sol akımların yaralarını sarmaya, kendilerini sorgulamaya çalıştığı ve yeni çıkış yolları aradığı dönemde İslamcı kuşağın ağır bastığı ve kendini belli ettirdiği dönemdir. İran Devrimi ile İslamcı kuşak psikolojik olarakta kendi yerini aktif olarak belirginleştirdi. 60’lı yıllarda yerli ve yabancı ideologların eserleriyle besleniş, 70’li yıllarda üçüncü yol olarak kendine ait bir çizgi oluşturan İslamcı kuşakların etkin olduğu dönemdir. Özal dönemiyle başlayan ve bazı darbe aktörlerinin de desteklediği süreçte her alanda güçlü bir etkinlik sahası oluştu. Bazı kenara çekilen gruplarda siyaset sahnesindeki yerlerini aldılar. Kamusal alandaki etkinlikleri arttı. Bu beklenmedik artış egemen güçleri başta başörtüsü yasağı olmak üzere tedbir almaya zorunlu kıldı. Bunu tehlike görenler İslamcı- laik çatışması üzerinden siyaset üretmeye çalıştılar. Bu dönemde 80 darbesinden afallayan milliyetçi kanat kendi düşüncelerini gözden geçirmekle meşgul iken, sol hareket Kürt hareketi PKK üzerinden siyaset üretmeye çalıştı.

90 kuşağı ideolojilerin teorik ve pratik anlamda etkinliğini yitirdiği döneme rastlar. Kürt ve İslamcı muhalefet odağının yükselmeye başladığı ancak her ikisinde Türkiye’nin ve dünyanın yönelişine paralel olarak postmodern bir süreç oluştu. Artık tanımlamalarda ideolojik yön belirleyici olmaktan çoktı. Milliyetçilik, sol ve İslamcı muhalefet susturuldu veya etkisizleştirildi. İslamcı odağın temsilcisi olan Refah Partisi iktidardan ve Kürt muhalefetin temsilcisi olan DEP meclis sürecinden dışlandı. 28 Şubat süreci ile İslamcı muhalefet, Abdullah Öcalan’nın yakalanması ile Kürt hareketi kontrol altına alınmaya ve etkisi azaltılmaya çalışıldı. İslamcı ve Kürt muhalefeti ise bu süreçten sonra kendi kimlik arayışını yeniden anlamlandırmaya ve şekillendirmeye çalıştı. Bu süreç radikal eğilimlerin kuvvetlenmesine yol açtı. Bu eğilimlerden bazıları yerel ve uluslar arası güç merkezleri tarafından yönlendirilmeye çalışıldı. Küresel sistemin aktörleri tarafından, etkileşmeye açık Türk toplumu bu dönemde eğlence, giyim, özel televizyonların oluşturduğu tüketim köleliği merkezli bir hayat anlayışını ön plana getirdi. İdeolojik aidiyetler kimlik tanımındaki etkisini hızla yitirdi. Uçlara ait olmak değil ortada olmak popüler hale geldi.

Sonuç Yerine

Oluşan veya oluşturulan kuşaklar hiçbir zaman özgür ve yaşadıkları ortamı aşan bir bakış açısıyla düşünce oluşturmadılar. Daha çok dünya konjonktürünün yön verdiği yörüngede oluşmuş ve miadını tamamladığında geri çekilen kuşaklar olmuşlardır. Halkın tercihleri veya egemenlerinin öne çıkardığı kişi ve partiler; kuşakların şekil almasında, rehabilite edilmesinde ve muhalif söylemlerin ehlileştirilmesinde rol oynadılar.

Düşünsel kaynaklık açısından her ne kadar tarihe, topluma ve geleneğe atıflar yapılmış olsa da gerçek anlamda toplumun- siyasi sistemin bir parçası olamamışlar ve kendi özgünlüklerini koruyarak var olmaya çalışmışlardır. Sol kuşak Sovyet- Çin geleneğinden, milliyetçi kuşak buna muhalif olan bloktan ve İslamcı kuşak ise 60 sonrası Mısır ve Pakistan menşeli düşünürlerin eserlerinden yapılan tercümelerle ve az da olsa yerli yazarların düşünsel ve pratik tecrübelerinden altyapı oluşturmaya çalışmışlardır. Bunlar kişi merkezli ve belli bir dönemin şartlarından beslendiği için kendine ait gelenek oluşturamamış ve geçmişte de aradığı kökleri bulamayarak tabansız kalmaya mahkum olmuş yapılanmalara dönüşmüşlerdir. Kişi merkezli düşünüşler daralma ardından kemikleşerek çatışmaya ortam hazırlamış, takipçileri tarafından takip ve muhafaza düşüncesiyle asli mecrasından çıkarılarak hedeflerinden soyutlanmışlardır.

Düşünce akımları kuşaklar arasında bağ kurmak bir yana her biri bağımsız düşünce ekollerine dönüştüler. Gelen kuşak geçmiş kuşağı küçümsedi; okumak- anlamak çabasına girmedi. Yenilik getirme sevdasıyla her şeyi sıfırdan almak alarak yeniden inşa sürecine girdiler. Bu beyhude anlayış zaman ve emeğin boşa girmesinde önemli rol oynamıştır.

Gelinen noktada alternatif olma iddiasında olan ideolojilerin okulları olmadığı ve sürekliliklerini koruyamadıkları için oluşan kuşaklar birbirinden bağımsız, yersiz ve yurtsuz kalmışlardır. Sistem egemenleri değişik dönemlerde farklı ideolojilere yakın dursa da imkânlarını sonuna kadar kullandırmamıştır. Düşünce akımları sivil kurumlar aracılığıyla kendine yer etmeye ve mücadelesini sürdürmeye çalışmışlardır.

Her kuşak kendi önderini ortaya çıkardı. Başta önderler olmak üzere kuşak temsilcileri belli bir dönemden sonra bir zamanlar uğrunda ölümü göze aldığı düşüncelerinden vazgeçmiş, yaşanan günleri kayıp yıllar gibi düşünerek kendini ve iddialarını inkara giriştiler. 20- 30 yaşları arası radikal, 30’undan sonra ise liberal, 40 yaşından sonra muhafazakar eğilimli olunmaya başladılar.

Geleneğin- Osmanlı düşünce birikiminin yeni nesillere aktarımı engellendi. Bu durum düşünsel anlamda geleneğin kopması ve düşünsel mirasın yeni nesillere aktarılamaması sonucunu doğurdu. Olumsuz propagandalar, üniversitelerde bu mirasa yer tanınmaması, kaynak kişi ve kitapların insanların rahatlıkla ulaşabileceği bir konumdan uzaklaştırılarak; sürgün veya ev hapsi yoluyla yeni nesillerle tanışıklıkları engellendi. Dolayısıyla yeni kuşak her şeye sıfırdan başlar gibi başlamak zorunda kaldılar.

Kuşaklar kendi aralarında bölünmüşlük ve bunun beslediği çatışma ortamıyla birbirine düşman pozisyona itilmişlerdir. Bu ülkenin genç dimağları bu çatışma ortamında heba olup gitti. Birbirini besleyen, onaran, güçlendiren değil yok sayan, karşısındakinin varlığını tehlike olarak gören anlayış içinde kayboldular. Farklı düşünce ekollerinin olması ve ideolojilerin ortaya çıkması medeni bir tartışma ortamı bulamadı. Şiddet ortamının beslediği bu kardeş kavgalarında yüz bine yakın insan can verdi. 1960’tan bu yana kardeş kavgasında canını kaybeden 100 bine yakın insanın bu ülke için yarattığı travmayı hesaplamak çok güçtür.

Sistem egemenleri her dönemde ortaya çıkan ideolojik kampın- grubun karşısına farklı ve karşıt olma iddiasında olan bir alternatif ortaya çıkarmıştır. Sol’un karşısına Sağ, İslamcıların karşısına Laikler, Kürt ayrılıkçı hareketi karşına milliyetçi kanat çıkarılmıştır. Bu çatışmayı besleyen provakasyonlarda ayrılığı körükleyici rol oynamıştır. Taksim, Çorum, Malatya, Maraş olayları, Madımak oteli yangını, Güneydoğu’daki faili meçhul cinayetler, Uğur Mumcu’nun katledilmesi ve benzeri provakatif olaylarla ayrılıklar keskinleştirilmiştir.

Kuşaklar yönünü kaybetmiş Türkiye’nin çıkış yolu bulma arayışlarının da ifadesidir. Kelime, kavram, düşünüş kaosu yaşayan Türk Toplumu tarihsel yürüyüşündeki izleri bulmaya çalışırken; Mısır’dan çıkan İsrailoğullarının ve Ergenekon’dan çıkan Oğuzların; korkularını, endişelerini, ürkekliklerini taşımaktadır. Kuşakların yaşadığı tecrübeyi, bugüne taşıdıkları bilgi ve birikimi sorgulayarak daha bütüncül, kalıcı, yerli, bağımsız arayışlara kapı aralamaktan çaremiz kalmamıştır.