renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dil Delisinden Üslup Ustası Üzerine Bir Monografi

Bir Mabet Bekçisi

2004 yılının ortalarında dost insan Murat Kirişçi, Dücane Cündioğlu üzerine okumalar yapmamı tavsiye etmişti. Ne var ki Dücane Cündioğlu’nun külliyatını hediye edecek (!) bir arkadaş bulamadığımdan tavsiyesini gerçekleştiremedim Murat Kirişçi’nin. İçimde hep bir ukde olarak da kaldı. Bir kitabını alıp okusam bendeki merakı daha da katlayacaktı. Külliyatına sahip olmadan yapacağım okumanın hep bir yönünün eksik kalacağını düşünüyordum.

Dücane Cündioğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yazdığı birkaç yazı ile haberdar oldum Cemil Meriç üzerine çıkaracağı kitaptan. Yazdığı yazılarla parmağıma bal sürdüğünü de ifade etmeliyim. Daha sonra Yusuf Armağan, Dücane Cündioğlu’nun Cemil Meriç hakkında şahane kitaplar yazdığını salık vermesi merakımı daha da artırdı. Ardından ilk kitabının çıktığını haber vermesi, okumaya başladığını söylemesi ve kitaptan pasajlar aktarması ortalama bir kitap okurunun –yani benim- söz konusu kitabı aldığında sahifelerini nezaketle açıp, koklamasını sağlayacak türden kıskandırıcıydı.

Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğimiz iftar buluşmasında Rüştü Hacıoğlu’nun katılımcılara gecenin anısına Bir Mabed Bekçisi: Cemil Meriç’i hediye etmesi ve bu kitabı okuyup söyleyecek sözlerimizin olması gerektiğinde hemfikir olunması Dücane Cündioğlu’nun bugüne değin hiçbir eserini okumadan –sadece gazete yazılarından ara sıra takip ettiğimi hariç tutarsak- bu kitap üzerine ahkâm kesme noktasında beni oldukça tedirgin ediyordu. Zira başta da söylediğim gibi Cündioğlu külliyatını okumadan yapacağım bir değerlendirme eksik olacaktır.

Kitap, Cemil Meriç’in Balzac ile Hugo tercümeleri minvalinden roman ve şiir üzerine kronolojik bir tasvirden oluşturulmuş. Kitabın girişinde ise kitabın adını taşıyan Bir Mabed Bekçisi başlıklı bölüm var. Cemil Meriç’in yazılarında oldukça sık kullandığı, “mabedi bezirgânlarından temizlemek” metaforunun oluşumu ve gelişiminden hareket eden Dücane Cündioğlu, Cemil Meriç’in mabedi bezirgânlardan kurtarmak için nasıl çırpındığını alıntıladığı pasajlarla ortaya koyuyor. “Diderot, Fransızca’nın vuzuhuna hayran bir İngiliz dostuna ‘Elbet öyle olacak’ diyor; ‘Bizim Kapitol’ü bekleyen kırk tane kazımız var.’ (…) Hazine’yi ejderler bekler, Kapitol’ü kazlar…” Bir başka pasajda Milli Eğitim Bakanlığınca kurulmuş tercüme bürolarını hedef alarak şöyle söylüyor; “Cihan edebiyatı her soydan tufeylinin yağma hırsıyla saldırdığı bir Mabed, Ankara caddesi, asırların öldüremediği dâhileri bir iki kalem darbesiyle mahveden kahramanların randevu yeridir.” Dücane Cündioğlu bundan hareketle Cemil Meriç’in kendisini mabedin bezirgânlardan temizlenmesine adadığını vurgulamaktadır. Cemil Meriç de bunu gazaların en hürmete şayanı olarak görmektedir.

Bir Mabed Bekçisi’nin ardından gelen ilk dosya Cemil Meriç’in “bizi başkalarının maceralarına ortak eden, hayatımızı genişleten, değiştiren dost bir sanat” dediği romandır. Cemil Meriç de bir roman yazma girişiminde bulunur ancak bunu başaramaz. Başlar ama bitiremez. Dücane Cündioğlu bu bölümde Cemil Meriç’in roman üzerine düşüncelerini aktarmakta ve çelişkilerini ortaya koymaktadır. Önceden dost bir sanat dediği romanı daha sonra avama, kadınlara, az okumuşlara hitabeden, düşünmeye alışamamış bir halka hitap ettiğini belirterek Cemil Meriç’in zaman içinde değişen roman algısının seyrini ortaya koymaktadır. Balzac’san beş tane roman (Onüçlerin romanı: Ferragus, Düşes de Langeais, Otuzundaki Kadın, Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti, Bekâr Evi/Balıkçı Kız) tercüme eden genç mütercim Cemil Meriç bir Balzac hayranıdır ve Balzac’ı Fransa’da yetişen tek sosyolog olarak görür.

Kitabın diğer bölümü, şiir ve Hugo üzerinedir. “Şiirle başladım edebiyata. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım” diyordu Cemil Meriç, defterler dolusu şiir yazmasına karşın şair değildi, Cündioğlu, şiirden kaçışını utanmasına bağlıyor yada ikinciliğe yada hiçliğe razı olmamaya: “Şiirin orta derecesi yoktur. Bir Yahya Kemal’den, bir Haşim’den sonra şairliğe özenmek için ya çok büyük bir kabiliyet olmak yahut da ikinciliğe, yani hiçliğe razı olmak lazım.” Ne romancı, ne hikâyeci, ne tarihçi. Fikir işçisidir Cemil Meriç. Düşünce adamı: mazinin tanımadığı bir mahlûk. Şiirden kaçmaya çalışan ama bir türlü kurtulamayan bir düşünce adamıdır. Genç yaşlarından itibaren mesaisinin önemli bir bölümünü Hugo’ya ayıran Cemil Meriç, dahi olarak görmektedir Hugo’yu. 1946’da Hugo’nun La legende des siecles adlı eserinden bir şiir, 1956’da Hernani, 1966’da Marion de Lorma adlı iki manzum piyes neşredecektir. Sefiller’in tercümesini ise yarım bırakır keza Le Roi s’amuse adlı eserini yarım bıraktığı gibi.

Dücane Cündioğlu bu kitabıyla Cemil Meriç’in daha çok mütercimliği üzerinde durmaktadır. Kronolojik olarak düzenlenmiş bu kitap ciddi bir Cemil Meriç araştırması ile karşı karşıya bırakıyor okuru. Bir mütercimin biyografisi. Bir monografi. Ufuk açıcı bir çalışma. Kitapta yer yer Cemil Meriç’in kalemini sivrilttiği ve cesur eleştirilerinden örnekler vermesi de bundan sonra münekkitliği ve mütefekkirliği üzerine yayımlanacak kitaplar üzerine de bir ipucu niteliğinde. Özellikle münekkitliği üzerine çıkaracağı kitabın genç eleştirmenler için yol gösteren bir çalışma olacağını düşünüyorum. Mütefekkir Cemil Meriç üzerine yayımlanacak olan kitabı ise şimdiden beni fazlasıyla heyecanlandırmakta. Bir Mabed Bekçisi: Cemil Meriç, Dücane Cündioğlu’nun deyimiyle yapılamayacak bir çalışmanın değil yapılmamış bir çalışmanın ürünü. Bir dil delisinin üslup ustası üzerine monografisi.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

minnet

bize cemil meriçi anlatmaya çalışan ve araştırmalar yapan arkadaşlara fatih bilge nezdinde teşekkür ediyorum.. emeğinize sağlık..... samimi niyetlerle yapılan her eylem kalbe dokunmadan geçmez...

hürmetle...

"eddai"

...

Yemeğin kokusu burnumda görüntüsü gözlerimin önünde dans eder halde... biliyoruz ki malzemeleri güzel, aşçısı da işinin ehli... e haliyle insanın yeme de yanında yat diyesi geliyor...Bi de Fatih Bilge bize sunsa bu kitabı hiç de fena olmayacak :) Ellerine sağlık arkadaşım...

İhtişam ve Sefalet

Bir sahafta, Balzac'ın "İhtişam ve Sefalet"inin Cemil Meriç tercümesini bulduğum zaman çok heyecanlanmıştım. Dücane Cündioğlu'nun Cemil Meriç'in çevirilerine dair kitabını görünce aynı heyecanı tekrar yaşadım. Hala okumamam; uygun vakti beklememden.