mülteci
kendinden kaçıp, kendine gömülendir mülteci. bütün fotoğraflarını yakmaya benzer mülteci olmak. hatıraları geride koyup kaçarken insan kendini bekleyen flaşların umuduyla düşer bazen. iki satır bırakmak geriye, belki çocuklar biz gibi olmasın gayreti, dinlenilebilecek zamanların arayışı. soluk alma girişimi. aslında yalanla başladı bu yazı. kendinden kaçmak kendini kandırmaya çalışmaktır. nereye gitse insan, hangi yolları devirse, hangi kadınların tenine dokunsa, kendinden bir iz bırakır oraya. yıkanmakla çıkmayacak bir işaret. bir koku. bir hezeyan. bir kaybediş.
yeni bir ad, yeni sokaklar, yeni evler, yeni yataklar, yeni yenilgiler.
-sahi cahit neden saldın bu bayramkuşlarını üzerime-
dinginlik
fırtına sonrası. acil eylem planlarının tökezlediğini ikrar etme safhası.
bilinci ıslak havluyla sarılmış kenarlarına lavanta sokuşturulmuş beyin taşıyıcısının iflası.
üç dizenin üçüncüsü. birincisi aşk kokmuş. ikincisine yol yokmuş. üçüncüsü kabullenmiş.
gökten üç elma beklerken talan düşmüş. hepsi hayata bodoslama atlayanın üstüne.
boşluk
bu bir boşluk.
sen bu hayatı yazamazsın. avuçların terlemedi daha.
mutlak inançsızlığın sekme noktasısın.
karanlık! tek gerçek bu.
şarkıya la'dan başlanmalıydı. anakronik dizelere karga kıyağı senin bu yaptığın.
................................
yenilgiye üç raks.
köşeden kaçarken gördüğün hayal değildi.
sevişirken gözlerini kapatma yangın çıkabilir.
bir de bu hayalin ucundan tutsak elimiz kanar mı?
................................
bu yaz(ı) rahatsızlığın yazı(sı) olsun.
................................
durup durup baktığın da nedir sen misin başkası mı bu da olmadı desen akbabalar leş toplamaya gelir mi kendinle konuşurken kekelemekten korkmaz mısın elinde sıkıca tuttuğun namlusu kendinden sıcak fotoğraf karesine öykünürken dişlerin dökülür mü cümlelerin arasında dursan yakalanmaktan mı korkarsın bir noktanın tutsaklığına feda edilebilir mi yârin zülfünden sıçrayan çiğ çığları buraya kadar tamam diyelim peki aşkı anlatmaya kalktığında kendi kafana çevirmeyecek misin o namluyu -buraya nokta yakışmaz-
...............................
hemdert olaydın duvarlar seveydi sakladığın görüntüleri. belleğinde duran her çıdam bir yenilgi değilse.. neyse..
çay oldu galiba.
hissetmek
yaranın tuzdan muradıdır hissetmek. insan içre yanmanın bütün dillerdeki anlamıdır. evin en dağınık ve kirli odasıdır. taranmamış saçlar, kesilmemiş sakallardır. yenilgi günlüğü'dür. muş'da bir güz icin prelüdler'dir. sigara yakmak'tır. acının omuzlanışı'dır.
dünyanın devinimine kol/bacak kaptırmaktır. yazın uğultusuna, kışın karına, baharın yağmuruna değil de insanın en ücra köşesine düşen yıldırımlara öykünmektir.
iki dize yazıp on sayfa kanamaktır. surgun'dür. sila'dır.
just feeling..
tedirginlik
-düşlerim tutsak, yüreğim sürgün-
"keskin ustura ağzında yaşamaktan", "yurdumsun ey uçurum", "intiharlara küstüğünü/gördün mü hiç/bir uçurumun" ve benzeri bir çok dizenin durak noktası 'tedirginlik'.
kefis bir vazgeçme kokusu. yılana sarılmaktan kayganlaşmış eller. puslu bir bilinç ve sınırsız bir algı. algının sınırsızlığından kaynaklanan rahatsizlik devinimi. küflü çarşaflara sarılıp sabahı beklemek.
-içimde bir çocuk; tedirgin-
ötekileşmek
topluma aidiyeti kaybetmek. daha çok kendinle vakit geçirmek. karanlığı sevmek. yalnızlıkla atışmak.
sürekli başka bir hayatın peşinde koşmak. özgün yaşayışı aramak. paranoya ile yatıp yabancı odalarda uyanmak. sessizlik büyütmek. harikalar diyarına inanmak. sessizlik büyütmek. gölgelerle oynamak. fotoğraflarla sınanmak. sessizlik büyütmek.
ötekileş(tril)mek.
doğum günü
mesela bugün doğum günün olsun..
severek aldığın eflatun gömleği giymiş ol. bütün gününü koşturarak geçirmiş ol. sevmediğin bir işte yorul iyice. duygusuz bir pastayı kesmiş ol insanlar alışverişte görsün diye.
çantanı sırtlan, kapıdan çık, dünyanın hırına gürüne kulaklarını tıka, kendine gömül yavaşça yürü. yağmur çiseliyor olsun. kendine gömül tüm yol boyunca.
her zaman gittiğin lokantaya gitmiş ol. iskender ısmarla kendine beşkuruşsuzluğuna inat. yemek biter bitmez sigara yak. ciğerinin tüm hücrelerine doldurmak ister gibi çek dumanı. seni izleyen komi çocuğa gülümse. utansın, yüzünü çevirsin.
çayını çok sevdiğin kafeye gitmiş ol sonra. garson kız yanına yaklaşıp "kaçak, demli, küçük çay" desin. hayır de ilk kez. şaşırsın. "kaçak, demli, büyük çay" de. sigara bitmeden bitmesin çünkü çay.
on yıl önceden eski sevgilin aramış olsun. evli olsun. çocuğu olsun. "olmasaydı sonumuz böyle" desin. hiçbir şey diyeme. -olmasaydı- onca gün geçsin önünden. onca gülümseme, onca hüzün. sigaranın dumanından gözlerin yaşarsın. çay soğusun. kalk.
yağmur yağıyor olsun. aldırma. gömül kendine, yavaşça yürü. insanlar koşturuyor olsun. hallerine hafifçe gülümse. kendine gömül. sevdiğin dizeler geçsin aklından. -bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı-
çiçekli entarileriyle kadınlar yol kenarında çiçek satıyor olsun. -ölmedim genç olarak, ölmedim-
metroda gencecik bir kızla göz göze gelmiş ol. -ben hep onyedi yaşındayım, her ayak sesinde ürperirim-
bir şairi daha tanımış ol. -ben bu özlemekleri anlamıyorum, bu hayatları bu kullanım ücretlerini son sürat-
koridorlar boş olsun. bir ayak sesi gelsin ardından. -ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende-
gömül kendine. mezar taşını hayal et. mezarının nerede olacağına dair fikirler yürüt. cenazeye kimler gelebilir? gelir mi hiç kimse?
marketi geçtiğini farket. dön geri, büyük bir şişe gazoz, vanilyalı bisküvi ve en sevdiğin sigaradan bir paket. belli ki gece uzun olacak.
yağmur yağıyor olsun. gömül kendine, yavaşça yürü. iliklerine kadar ıslanmadan eve varmak isteme. bu merdivenler öldürecek seni. yine bir tek kişi ile bile karşılaşma koca apartmanda. bir tek ses bile duyma.
yine anahtarınla aç kapıyı. odan karanlık olsun. pencere açık. soğuk.
eski fotoğraflara bak. nasıl da gülümsemişsin o kızı öperken. nasıl da mutluymuş yanında olduğu için o saçları gök renkli kız. nasıl da tahmin edemezmişsin hayatın bu noktaya geleceğini. sigara yak.
-nasıl yalnızsın, bunu unutma-
Yorumlar
''bir gençlik ölümü saklı kaldı bende''
Salı, 17/10/2006 - 15:01 — ayşe mahcup'' heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye ''
nasıl da kendine mırıldanıyor insan göremediği rüyaları
ve yine hatırlamak istiyor düşsel yakınlıkta bir iki mısrayı
mesela bugün boşlukta bir mülteci olayım
ötekileşirken tedirgin hissedeyim
ve çokca dingin doğumgünlerine kucak açayım
kabus düşkünü gözlerimin mor halkaları
bileklerime terfi ettiğinden beri
sevmiyorum nezarethaneyi
"Otuzuncuharf"
"mülteci" kelimesine istinaden
Salı, 17/10/2006 - 16:09 — Ayşegül Gençbendenizin ilticası
Hep böyle mülteci ayak izim…
Bir dağın sırtına varsam
Kayganlaşır zemin…
Hangi ormana saklansam
Çıkarılır bir yangın…
Hangi ülkeye varsam
Sabıkalıdır kimliğim..
Hep böyle mülteci ayak izim..
Hep böyle mülteci ayak izim..
Bir deniz kıyısında
Yırtılır perdelerim..
Ruhumu çevirmiş uçurumlar
Hangi taşına bassam kımıldar…
Hangi telefon çalsa
Aranan ben değilim
Hep böyle mülteci sesim…
Sımsıkı tutarım bavulları
Garlardan kovulurken..
Çıkış saatini beklemez trenlerim..
Hangi rüzgara içimi döksem
Süpürür arkamdan ağlamalarımı..
Şehrin kamusal alanlarında
Yasaklıdır profilim..
Hep böyle mültecidir
Kabul bekler ayak izim..
"eddai"
Leyla'nın Tebessümü
Per, 28/12/2006 - 14:01 — Ayşe AKÇADAĞ"Beni Leyla'nın Tebessüm Ettiği Yere Gömün Demiştim
Ama Ben Leyla'nın Hiç Tebessüm Etitğini Görmedim ki
Öyleyse Beni Nereye Gömsünler..."
Sabahtan akşama kadar baktığım bu dört köşe ekran bugün içime "mor" akıyor. Mor benim tanımsız rengimdir. Adını koyamamışlığım... Adını koyamadığım içindir ki "mor'a saklanıyorum. Ceplerimde ağır bir şeyler taşıyorum. Sırtıma vuran güneş hislenişimin kemerini gevşetmeye yetmiyor. Doluyorum.. doluyorum. Dilimde üç dizenin üçüncüsü: KABULLENİŞ. İsmet Özel'in dediği gibi "Üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum seninle" ama konuşamıyorum KABULLENİYORUM.