Aydın bir ay...
Ramazan... Ayların en güzeli...
Herkes için başka manalar ifade eden bu ayın, insanoğlunun hayatına dair katabildiği en güzel değer bana göre; sadelik ve samimiyet. Günün belli saatleri arasında yiyecek namına ne varsa uzak dururken, bu uzak duruşun en önemli kazanımı, hayatımızdaki lüzumsuz abartılardan, alışkanlık haline gelmiş israflardan uzaklaşabilmek olmalı. Bizler ki tatile gittiğimiz de öncelik olarak aradığımız şartların ilk sırasına açık büfelerin ne kadar açık olduğunu koymuşken, sadece tadına bakıp tabağımızı nazlı bir ifadeyle hafifçe iterek, gözucuyla doydum sinyalleri verirken garsona, tabağımızda ne varsa bitirmenin taşra kültürünün belirtisi olarak görüp medeni tanımını anlamlandırmakta zorluk çeken bizler için bu ay müthiş bir aydınlanma ayı olmalı. Ne kadar şanslıyız ki bu aydın ay müthiş bir sukünet ve sadelikle hayatımızn orta yerinde duruyor. Sadece fark edebilmek bedeliyle.
Bu ay fark etme ayı. Peki ya neyi mi ?
Örneğin; bir Ramazan akşamı... İftar vaktine çok az kalmışken, iş ya da okul çıkışı, otobüse binmek üzeresiniz, ezanı işittiniz. Durağın yanında her zaman gördüğünüz, simitlerine çoğu zaman burun kıvırdığınız, simitçi Mehmet efendi... Seyyar arabasında kalan 3-5 simidiyle günün son müşterilerini bekliyor. İnanın bana "altın bulmuşa dönmek" sözü en güzel bu olaya yakışıyor. Ve öderken simide parayı, ilk defa üstünü almak aklınıza gelmiyor. Dua edip ısırmaya kalmadan otobüs geldi ve bindiniz. Otobüs hınca hınç dolu... Malum iftar vakti ve paylaştınız simidinizi etrafınızda, belki de ilk defa gördüğünüz oruçlularla. Yani orucunuzu açtınız sadelikle. Nasibinize belki de bayatlamış simitten bir lokmacık düştü. Fakat şikayetçi değilsiniz. İndiğiniz de otobüsten, bir çeşmeden avucunuzla birkaç yudum su içtiniz ve doydunuz. Biraz önce türlü türlü yiyeceklerde doymamaya inat eden insan doyabiliyormuş meğer hem de sadece bir parça simit ve birkaç yudum suyla...
Ya da evinizdesiniz. Bir kase çorba bir miktar salata bir tutam ekmek. İşte Rahman'dan en tatlı nimetlerle doyduğunuz an. Bu muhterem (aydın) ay öylesine cömert ki, hayatımızı adadığımız bir yumrukluk mideyle savaşımızda, bu savaşı kazanabilme yollarını fark edebilmek adına ne varsa karşılıksız önümüze sermekte. Ekmek kavgasına son noktayı koyup kardeşliğin ve huzurun anahtarını ellerimize bırakmakta. İftar davetlerin de eşi dostu doyurmak geleneğini sürdüren, bu davetler için en az 8-10 çeşit yemek hazırlayan ve bunun için günlerce hazırlık yapan ev sahipleri ya da lüks oteller de şaşalı davetler de kasılarak boy gösteren “iftarzâdeler “umarım bu ramazan fark ederler... Sadelik ve samimiyetin insana ne kadar güzel yakıştığını.
Sadelik ve samimiyet... Sadece bu aya has olmayan bir ömre yansıyacak müthiş bir ışık...
Sıcak bir çorba salata ve ekmek; sadelik...
Davetlileriniz de menüden memnunsa, işte samimiyet...
Davetliler mi? Kim mi?
Mesela simitçi Mehmet efendi...
Fark edebilmek dileğiyle...
Yorumlar
tebrikler
Çar, 11/10/2006 - 21:36 — misafircemaat'e hoşgeldin yasemin... ;)
daha önce okumuştum; yine okudum; ne ki şiirsel yönü vardı...
başarıların daim olsun...
not.
nesri şiire nazaran pek sevmiyorum...
ancak şiirsel olurlarsa ne âlâ..
beni nesre yaklaştıran ise sadık yalsızuçanlar'dır...
dilerim kalemin o mürekkepten (de) nasiplenir...
teşekkürler...
Per, 12/10/2006 - 22:50 — yasemin karahüs...teşekkürler.
yorumlarınız benim için önemli...
kalemimize bulaşacak her türlü güzellik
ve hayır nasibimiz olsun.
yüreğine sağlık
Cum, 13/10/2006 - 01:41 — Liva Yaredostum,
yüreğine,
samimiyetine,
şahit olanlardanım.
başarılar dilerim
her daim