renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

TDK 'nin Yeni İcraati

Dün haberlerde seyrettim.TDK sözlüklerden kadına hakeret saydığı ifadeleri kaldırıyormuş.Sebebi ise adı üstünde hakaret.Sonra mikrofonu Abdüllatif Şener’e doğrulttular ve fikrini aldılar.A.Ş. de yapılan çalışmanın doğru olmadığını belirtti.Olay özetle bu.

Haberin üzerine aklıma George Orwell’in 1984 isimli kitabı geldi.Bu kitaptan hatırladığım kadarıyla Büyük Birader’in (İngiliz Sosyalizminin Maske Kişiliği ; İdolü) tasarımı olan yenikonuş dili geldi.Bu dilde karşıt düşünce oluşturmaya elverişli olan kelimeler birer birer gün be gün silinir.Böylece sisteme itaatkar kullar yetiştirilir.Kimse düşünce üretemez kimse sorgulayamaz kimse muhalif olamaz.Bu yönde gidenler ya gitmeye teşebbüs edenler yani düşünce suçu işleyenler ise imha edilir adı tüm kayıtlardan silinir.

Dönelim yüzyılların hatta binyılların eseri zengin mi zengin cevher dolu dilimize.Onda bulunan her parçanın her genin her kültürün tartışılmaz zenginlik emarelerine.Evet doğrudur dilimizde böyle deyimler vardır.Eksik etek,saçı uzun aklı kısa,karı,kadının belinden sopayı karnından sıpayı eksik etmekyeceksin vd.Fakat iyisiyle kötüsüyle bu dil bizim değil mi? Daha da ötesi yapılan çalışma sonrasında bu deyimleri onyıllar sonra kimler hatırlayacak? Dilde yapılan budama çalışmaları belki bununla da bitmeyecek.Zamanla değişen kültere ters düşen her deyim her atasözü lugatten kaldırılmak istenecek.Sonra beriki kelime Farsça kökenli öteki kelime Arapça kökenli diye bir kıyıma da kelimlerden gidelecek –tıpkı geçmişte olduğu gibi- ve böylece fikri kıt,iletişimi kıt,çatışması bol insanlar türeyecek.Ve yazık olacak bu dile yazık olacak bu millete.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

TDK'ya katılıyorum.

Söz bir kalıptır, içine altın koyarsan kıymetlenir, su koyarsan temizlenir, çöp koyarsan kirlenir. Ne kadar eski olursa olsun, tahkir edici söz kıymetli olamaz. Bu amiyane sözlerin yeni nesile aktarılmasını doğru bulmuyorum ve TDK'yı tebrik ediyorum. Her ne kadar galat-ı meşhur evla(tercih edilir) olsa dahi, ben galat-ı meşhur(bilinen yanlış)dan çok lugat-ı fasih(net doğru)i tercih ediyorum... Selam ve Dua ile...

Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!

TDK elleşme dilime!

Sevgili Nuh öncelikle böyle hayati bi konuyu gündeme getirdiğin
için sana teşekkür ediyorum :))
Zira bu bünye günlerdir şiir görmekten
ve dahi gündemi ıskalamak korkusundan halden hale girmişti.

Şiiri geçelim TDK'ya gelelim..

Efendim ben TDK'nın yaptığını doğru bulmuyorum..Kırpa kırpa sonunda dili kuşa çevirecekler...Hatta aklıma Mesnevi'deki cahil kadının eline düşen şahinin hikayesi geldi olay biraz da bu aslında...

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

yahu

şiir gördüğünüz zaman, madem sizi sıkıyor, okumazsınız olur biter. hem bu sitede şiir yayınlanmasa size nasıl görev düşecek.

ayrıca, cemaat editöryası gündemi şahdamarından yakalayan yazıları karşısında buldu da yayınlamadı mı?

illa edep, illa edep.

Katılmıyorum Sayın İsmail KILIÇARSLAN!

Beğenmediğim yazıyı eleştirmeyeceksem, burda ne işim var? Madem maruzatımızı belirtmeyeceğiz, neden yoruma sunuyoruz yazıları? Misal, benim bloğumda onca yazı onay bekliyor, neden? Tartışmaya değer mi değmez mi karar vereceksiniz diye! Ben buraya reklama gelmiyorum, yazılarımı tartışmaya açmaya geliyorum. Kime ne dokundurması yaptığınızı anlayabilmiş değilim, lakin ortaya dökülmemiş bir konuda eleştiri yapmanız, size yakışmıyor. Neyi eleştirdiyseniz koyun ortaya açıkça!

Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!

tabii ki

Korkut kardeş, niçin kızdın anlayamadım, ama ben yorumumu biraz daha açayım.

Son zamanlarda, "cemaatte çok şiir yayınlanıyor" şeklinde mesnetsiz bir eleştiri var. Evet, cematte çok şiir yayınlanıyor. Ancak, bu, cemaate gelen yazılardan kaynaklanıyor. Şu an cematin "onay bekleyen içerik"inde 35-40 kadar ürün var ve bunların 25 kadarı şiir. Geri kalan 10-15 ürünün de 8-9 kadarı öykü ve dua yazılarından oluşuyor. Elimizde, günceli yakalayan 5-6 yazı kalıyor. Onları da oylamaya açıyoruz. Kimileri bu oylamayı kazanıp yayın hakkı elde ediyor, kimileri de beğenilmeyip kaybolup gidiyor. Dolayısıyla, "günceli yakalayan yazı var da biz mi yayınlamadık" şeklinde bir serzenişte haklıyım sanırım.

Ayrıca, O. Deniz Yemenli ya da bir başkası cemaatte şiirin çokluğundan yakınıyorsa, şiirleri okumaz olur biter. Bir yandan da bunu söylemeye çalışıyorum. Radyoda da tavrım buydu. Beni arayanlar olurdu: "Kardeşim niçin Bob Dylan denen gavuru çalıyorsun" diye. Ben de "frekans düğmeniz bozuk değilse, istasyonu değiştirin, çünkü ben Bob Dylan çalmaya devam edeceğim" derdim.

Mesele biraz budur anlıyorsun değil mi? Toparlarsak ben şu üç noktada söylüyorum sözümü:

1."Cemaatte çok şiir yayınlanıyor" serzenişini eleştiriyorum.

2.Cematte günceli yakalayan yazılar niçin yok mevzuunu izah ediyorum.

3.İnternette cemaatten başka alternatifler (okey oynamak, chat yapmak, blog sitelerine takılmak, hatta blog sitesi kurmak, msnde takılmak, gazete okumak v.d) de olduğunu belirtiyorum. Cemaatin yönetim tarzını, yayın biçimini, ilkelerini falan beğenmeyen arkadaşların aramızdan ayrılmalarına zerre kadar üzülmeyeceğimi beyan ediyorum.

Netice-i kelam, benim O. Deniz Yemenli'ye söylediğim sözü niçin üzerine aldığını bilmiyorum; ancak umarım tatmin edici bir cevap verebilmişimdir sana.

NOT: Yeri geldi. Bazen, bıyık altından gülerek, bana "yahu boşver cemaati, başka işin mi yok" diyen eşe-dosta selam olsun. Evet, başka bir sürü işim var. Senaryo yazmak, TV programı yapmak, bilmem ne bilmem ne... Bir sürü. Ancak, burada kalıp bu canlı tartışma ortamında sözümü eğip bükmeden söylemek hoşuma gidiyor. Türkçe'nin daha güzel konuşulmasına katkı sağlamak, "belki bir şair yakalarım" umuduyla gelen her şiiri didik didik etmek, Yusuf'la, Şadan Abiyle, Selim Emmiyle, uzaktaki öğretmenimiz Kani Çınar'la, Faruk Yücel'le, Nadir Marmara'yla ve Tarık Tufan'la aynı heyecanları yaşamak, insanların bilgi, ilgi ve Türkçe düzeylerine hayret etmek hoşuma gidiyor. Cemaat.com, evet, benim için her gün uğradığım ve çok ciddiye aldığım bir ortam. Dolayısıyla burdayım. Şiriini seçip yayınlamadığım insanların, tartışmaya girdiğim insanların, hatta tartışmaya hiç girmediğim insanların bana verebileceği zararlar varmış! Pöh. Cemaatin bereketi yanında sinek ısırığı kalır be abi!

Selam ve dua.

Cemaat'in mahareti bu mudur?

Sevgili İsmail Kardeşim,
Verdiğiniz detaylı cevap için Teşekkür ediyorum. Lakin anlamadığım birkaç nokta var. Listelemek daha anlaşılır yapacak sanıyorum maruzatımı, bu yüzden sıralıyorum.

1-Cemaat'te yayınlanan içerikler madem eleştirilmek için yazılıyor, neden ayıklanıyor? Bırakın, daha kalabalık bir yayın içeriği içinde, yazı kendi gündemini oluştursun! Sadece sansür uygulayın.
2-Cemaat'te tek yazısı bile beğenilmeyen ben, ne hakla burada yorum yapıp ahkam kesebiliyorum? Bu bir çelişki değil midir?
3-Eğer burası güzel eserlerin yayınlandığı bir yer olacaksa, güzellik kriteri nedir? Sizin kriterleriniz mi, bizim (okurun) kriterlerimiz mi?
4- Ve son... Şayet eğer burası gösteri yapma yeri değilse, yazarlara ilham ve eğlence merkezi değilse, daha da seçici olun, Cemaat'te okuduğum her yazıya hayran kalıp, tek kelime bile edemeyim!

Aklımdan geçen şüpheler giderilmedikçe, ben sesim yettiğince sizi eleştiririm. Yayınlarsınız, yahut yayınlamazsınız. Bu sizin yayın cesaretinize bağlı bir durumdur.

Elsonuç: Radyomun frekans düğmesi bozuk değil, lakin bu radyo tüm dünyaya sesleniyorsa, vebali benim ve herkesin boynundadır, sessiz kalamam!

Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!

cevaplar

Korkut kardeş. Ben de madde madde cevap vereyim madem:

1.Cemaat bir "blog" sitesi değildir. Cemaate gelen yazılar 5-6 editör tarafından oylanır. Yeter sayıda oy alan yazı yayınlanır, yeter oya ulaşamayan yazılar yayınlanmaz. Şiirde durum farklıdır yalnız. Şiirde tek seçici benim. Sağolsun editör arkadaşlar öyle uygun görnmüşlerdir. Ben de şiir yayınlama kriterlerimi çeşitli defalar belirtmişimdir. Ayrıca, buradaki içerikler "eleştirilmek" için yayınlanmıyor. Bu çok komik bir durum olurdu doğrusu. Birileri eleştirsin diye yazı yayınlamak yani. Tam tersine cemaette yayınlanan yazılar "eleştirilebiliyor." Ayrıca, şu, cemaatin yönetimine ne yapması gerektiğini ünlemle falan anlatma çabası hiç olmuyor kardeş. Cemaat ne yaptığını biliyor.

2.Cemaate üye olan insanların eleştirme hakları vardır. Zaten, üyelik, bunun için icat edilmiştir. Ayrıca, tüm üyelerin yazılarını cemaate gönderme şansları da vardır. Ancak, cemaat, hem gelen yazıları yayınlama konusunda, hem de yorumları yayına verme konusunda çeşitli ilkeler gözetir. Anlayacağın, gönderilen her yazı yayınlanmadığı gibi, gönderilen her yorum da yayınlanmaz. Bu da, başta Şadan Ercan abimiz olmak üzere cemaatin üzerinde müttefikun aleyh olduğu bir meseledir. Hatırladığım kadarıyla senin bir şiirini (tek seçici ben olduğum için) yayına değer bulmayarak sildim. Bir yazına da, (başka bir internet sitesinde yayınlandığı için) yayınlanmaması yönünde (-) oy kullandım. Ancak bu, Korkut Efekan'ın başka bir yazısının cemaatte yayınlanmayacağı anlamına gelmez. Dolayısıyla, senin yazının yayınlanması ile yorumunun yayınlanması arasında kurduğun ilişki, ya da gördüğün çelişki bizi ilgilendiren bir ilişki ya da çelişki değildir.

3.Buranın beğeni kriterlerini, daha kaç kez anlatmamız gerekecek bilmiyorum, ancak, bir kez daha yineleyeyim. Düz yazılarda 5-6 editör arkadaşın oylaması söz konusudur. Yani, benim hiç beğenmediğim bir yazı, editör arkadaşlardan yeter oy alarak yayınlanabilmektedir. Şiir konusunda ise tek seçici benim. Benim de kriterlerim bellidir. Geçmiş dönemde pek çok yorumumda bu kriterleri ortaya koymuşumdur. Okurun kriterleri ancak "o yazıyı okuyup okumama" olarak belirebilen kriterlerdir. Okurun kriterlerini niye önemseyelim. Anlamadım.

4.Oldu olacak Kuran'ı koyalım olduğu gibi cemaate Korkut Kardeş. Nasıl yaaa? Ne demek her satırına, her kelimesine hayran olunacak yazılar yayınlamak? Dünya edebiyatında, Türk edebiyatında her satırına hayran olunacak kaç yazı var Allah aşkına. Ne şimdi bu? Kusura bakma ama, daha seçici ya da daha az seçici olup olmama kararımızı senin "daha seçici olun!" ultimatomunla alacak değiliz. Buraya yazı gönderen birisiniz. Eyvallah. Yorum yapan aktif bir üyesiniz. Eyvallah. Gönderdiğiniz her yorumu ciddiye alır ve gerekeni uygularız. Eyvallah. Ama bu ultimatom işi bize spazm geçirtir.

EL SONUÇ: Cemaat senin değilir. Cemaatin vebali de senin boynuna değildir. Niçin insanlar bunu böyle görürler anlamam. Cemaat, bir internet sitesidir. Beğenirsen tıklar okursun, beğenmezsen başka sitelere takılırsın. Bırakın bu vebal mebal işlerini. Bu ne yaaaaaa.

NOT: Yazılarını ya da şiirlerini yayınlasaydık, tüm bunları söyleyecek miydin, bunu da çooook merak ediyorum.

Eleştiri ve yorum bir hak değil, görevdir!

Sevgili İsmail KILIÇARSLAN,
Halka arzedilmiş hiçbir oluşum, benim ya da bir başkasının olamaz. şöyle söyleyeyim, kendi evinizde istediğinizi yaparsınız, ancak bahçeniz sizin de olsa, halka açık bir yerdir, vebali vardır. "Bu site senin değil!" demek "Topumu alır giderim!" kadar gereksiz bir tutumdur! Ne demek "istemeyen dinlemesin!" Bunu ilk duyduğum insan bir zamanlar Class FM'de yayın yapan bir "geveze", ikincisi de sizsiniz. Haa bir de Okan Bayülgen var!
Yahu sen müslüman adamsın, nasıl dersin bunu? Filistin'deki katliama, "İsteyen başka ülkeleri izlesin!" demektir bu! Ben eleştiririm de, yorum da yaparım. Gördüğüm yanlışı elimle, gücüm yoksa dilimle düzeltirim. Buğz etmekse imanın en zayıfıdır! Yazılarımı yayınlasaydın, yazılarımı eleştirenler arasında ben de olurdum, ancak şunu belirteyim, ben sadece cemaat için yazı yazamam! Her yazım muhakkak önce YEN!LG!'dedir! Eğer cemaat böyle devam edecek ise, ben buradan kovulana kadar, eleştirilerimi yaparım! Eğer amacınız bizim oluşturduğumuz gündemle "rating" yapmaksa, giderim, tek başıma da gitmem!

Selam ve Muhabbetle...

Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!

tamam tamam

nasıl istiyorsan, nasıl diliyorsan öyle olsun. vakit kaybetmeye niyetim yok.

Filistin kalbim!Kalbim Filistin!

''Sen ne biçim müslüman adamsın,nasıl dersin bunu?'' sözünüz içimde derin bir 'ahh'oldu da yankısı duyulmadı sesimin.Hislerin ayyuka vardığı bir dem..Filistin kalbim!Kalbim Filistin!Düşünüyorum...Bir arkadaşla sohbet ediyoruz.Filistin diyorum.''Allah yardımcıları olsun .''diyor.Acı bizim acımız oysa.Allah yardımcımız olsun!Ki Rabb hep bizimle,O'na yönelelim yeter ki..Bir arkadaş Mel Gibson Müslüman olmuş diye (haberin doğruluk değerinden haberim yok.)nasıl seviniyor.Evet model olacak belki,peki ya katledilen müslüman kardeşlerimiz...?.Buna ne kadar üzülüyoruz?!'Ya da üzüntüsünü gerçekten duyuyor muyuz?BİZ NE BİÇİM MÜSLÜMANIZ?Din sadece kimlikte mi 'İslam'!Bir çocuk ağlayınca içimiz sızlar bizim,biliriz ki haksızlık karşısında susanlar vebal altındadır.Biliriz ki müslümanlar kardeştir!
Söyleyemediğim sözler dolaşıyor içimde,çözemiyorum bu karmaşayı.Rabia'nın su olan ellerinden tutup Filistin'in yüreğine yönelmek vaktidir!

Söz ola...

Demiş ya üstad;

Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz! diye,

İşte öyle kesip attın tüm yazılanları Emine kardeşim. Yahu fazla kaptırdık kendimizi bu tartışmaya. Kusura kalmasın Cemaat'in cemaati! Selam ve dua ile..

Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!

Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı

Yahu Filistinle bu yazının ne alakası var.Bu blog Çağlayan Meydanı mı?Şimdi birkaç sivri çıkıp benim müslüman olmadığımı,sünnetsiz olduğumu ve vaftiz babamın bile var olduğundan dem vuracak.Bundan eminim.
Etmeyin elemeyin güzel kardeşler.Bu blogların içine serpiştirmeyin.Hepimizin ciğeri yanıyor amenna.Fakat böyle etmeyin.Çok niyetiniz varsa yazın bi blog bakalım çaresine...

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

Her yer Filistin'e çıkıyor,her konu Filistin'e...

O.Deniz Yemenli,
Bu yazıyla Filistin'in bir alakası yok!Yorumları okursanız anlarsınız.Sadece yüreğe dokunan bir cümle içimi sızlattı.Hislerin de ayyuka vardığı bir dem..
Bu kadar önyargılı olmasak daha güzel olacak.Kardeşiz hepimiz.Anlayışla sevgiyle yaklaşmazsak birbirimize sadece sözde kalır davamız.Yürek yüreğe vermenin tam vaktiyken,bu kadar kara bakmamalıyız birbirimize.Sizin ''Şimdi bi kaç sivri...''diye başlayan cümleniz ise hiç hoş değil. Bir de buna ''eminim!''demeniz kardeşlerinizi iyi tanımadığınızı gösteriyor .Evet Burası Çağlayan Meydanı,burası Diyarbakır...Ve ben şuna inanıyorum ki:HER YER FİLİSTİN'E ÇIKIYOR,HER KONU FİLİSTİN'E...

Filistin kalbim!/Kalbim Filistin!

O Sivri BENİM!

Sevgili Deniz Kardeşim;
Biz edebiyat tarihçileri, devrin can-ı gönlünü vuran olayları çoğu zaman yazılan eserlerden bulup çıkarırız. Yani bu ne demek oluyor biliyor musun? Bir dönemin yazılı eserlerine baktığında eğer hep aynı saksağanı görüyorsan; o saksağan "Tarih" yazmış demektir. Bİr başka yönden düşünürsek de, tarih her dem yazılmaktadır...
Şimdi topla bakalım bunları; ortaya şu sonuç çıkar:
Eğer TDK konusundan dönüp dolaşıp Filistin'e geliyorsak, ortada tarihi bir olay var demektir. Şimdi dam başındaki saksağanı sokmaya giden o SİVRİ benim!

Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!Killer Israel, The World Hates You!//YEN!LG!
Korkut; Kamil Yeşil'in öğrencisidir!

Dilimiz Varlığımızdır!

Sevgili dostum Nuh Tuna'nın bu yazısını biraz kasıtlı ve çarpıtılmış bulmaktayım. Böyle bir yargının bende hasıl oluşunu şöyle açıklayabilirim:

Sanırım Türkçe konusu daha önce de site gündemine gelmiştir. Aklımda kalanı Fahriye Yalçın'ın "Türk(çe) Harekatı" yazısı da bu kapsamda değerlendirilebilir. Ama ne var ki dil günlük politik kaygıların konusu değildir ve bu şekilde de değerlendirilemez. Söz konusu Türkçe Olimpiyadı ve taşıdığı amaç burada benim yazımın hedefi dışında olduğundan Fahriye Hanımın yazısına yaptığım gönderme doğrudan bir anlam ifade etmemektedir.

Sevgili Nuh Tuna'nın edindiği haber ve bu haber üzerine yazdığı yazı medyamızın "filin ancak kulağını görme körlüğünden" ileri gelen bir haberdir. Olayın aslı şudur: TDK, ister kadın, ister erkek olsun farketmez, küfür, hakaret türü sözcükleri sadece Argo Sözlükleri kapsamında değerlendireceğini ve bunları temel Türkçe sözlüklere almayacağını aktarmıştır. Olayın aslı budur. Ve bu gayet yerinde bir uygulamadır. Ayrıca, haberi hazırlayan haber editörünün cehaleti mi, yoksa haberi dinleyen Nuh'un dikkatsizliği mi bilinmez hakaret olarak belirtilen sözcükler sözcük sayılmaz, birer deyimdir. Sözlük bilgisi olanlar gayet iyi bilir ki sözlükler madde başı sözcüklerden ve eklemeyle oluşan sözcüklerden oluşmaktadır. Örneğin, "arzu" madde başı sözcüktür, "arzulu" ise "lu" eklemesiyle oluşmuş bir sözcüktür. "Eksik etek", "saçı uzun aklı kısa" ve benzeri binlerce deyim sözcük değil, deyimdir ve Deyimler Sözlüğünde yer almaktadır.

Burada bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Bu ve bu içerikteki yazılara düşülen yorumlarda zaman zaman sergilenen koyu bir TDK ve TTK karşıtlığını anlayamıyorum. Her iki kurum Türkiye'nin baş tacıdır. Lütfen bu iki kurumun dilimize ve tarihimize kazandırdıklarını şöyle bir inceleme zahmetinde bulunun. Bu iki kurum, tarih ve dil alanında toplumumuza kazandırdığı kaynaklar saymakla bitmez. TDK Sözlüğünü duydukları haberden dolayı mahkum edenlere şunu hatırlatmak istiyorum. Aynı kurum 1930 yılından beri, yetmiş yıldan fazladır Türkiye'yi köy köy, kasaba kasaba ve şehir şehir dolaşarak her yörenin sözcüklerini toplamış; yetmemiş 14. Yüzyıldan beri bütün kaynakları ve eserleri inceleyerek ciltler dolusu sözlükler hazırlamıştır. Sadece Türkiye'de değil, Orta Asya'da, Kırım'da, Avrupa'da, Mısır'da, Orta Doğu ülkelerinde yazılmış eserleri neredeyse önemli bir kısmını metin, sözlük ve dizin halinde yeni baştan inceleyerek kitaplar halinde basmıştır. Yani bu kurum daha ne yapmalıdır, anlayamıyorum. Dilimizdeki yabancı sözcüklerden mi rahatsızsınız? TDK Türkçedeki Yabancı sözükler ve karşılıklarını önerek ciltler dolusu sözlükler hazırladı, alın kullanın. Yo, bu sözlükler uydurmadır diyenler, o zaman lütfen Türk Dilinin Derleme ve Türk dilinin Tarama sözlüklerine baksınlar. Bu sözlüklerde yer alan sözlükler Anadolu ağızlarında toplanmıştır.

Son on yılda TDK kurumunun pasif kaldığı söylenilebilir. Bunun da bir gerekçesi bulunmaktadır. Maalesef, kurum kendisi için Atatürk döneminden beri ayrılmış paraya CHP'nin bir kararıyla Türkiye İş Bankasının uygulamasıyla erişememektedir. Gerekçe, kurumun fotokopi bölümünde zamanında birkaç densizin yaptığı yolsuzluğun bedelinin bütün bir kuruma kesilmesidir. Sanırım bu sıkıntı artık aşılmış bulunmaktadır.

Öte yandan, Türk dili alanında çalışmak isteyen ve Türkçe üzerine projesi olanlara kurumun kapıları da açıktır. TDK hakkındaki batıl inançlarımızı yenersek, sanırım Türkçenin korunmasında bu kurumun neler yaptığını da anlayacağız.

Son olarak belli belirsiz duyduklarımız üzerine felaket senaryoları yazmaktan da artık vazgeçelim. Bu eleştiriler yüzünden Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarının ne hale geldiğini görmüyor muyuz? Geçenlerde sevgili Fatih Tiyanşan, bana bu bakanlığın 1940'lara yayınladığı liseliler için "Felsefe" kitabının bir kopyasını göndermiş. Allah razı olsun. O kitapta yer alan bilgiler bugün üniversitelerde dahi öğretilmiyor. Bakmamız gereken nokta burasıdır sevgili Nuh kardeşim. Nasıl bir kültür, kimlik, bilgi, tefekkür, inanç yozlaşmasına uğradığımızın tespitini yapalım öncelikle. TDK ve TTK kurumlarından hizmet vermiş Reşit Rahmeti Arat, Ahmet Zeki Velidi Togan, Sadri Mahsudi Arsal, Ahmet Caferoğlu, Kuat Köprülü, Besim Atalay, Talat Tekin, Hasan Eren, Halasi Kun, Faruk Sümer, Mehmet Altay Köymen ve yüzlerce araştırmacı ve alim Çin'den Güney Amerika'ya kadar dilimiz ve tarihimiz konusunda yüksek lisans tezlerine kadar araştırarak bize bir hazine bırakmışlardır. Bu emeği seferber eden mali, maddi ve manevi desteğin nereden geldiğini sanıyorsunuz. Örneğin, Akop Dilaçar kendisi Ermeni kökenli bir dilçidir. Ama Türk dili üzerine yazdığı eserlerinin bir benzerine daha rastlanmış değildir. Örneğin, onun Dil üzerine bir araştırmasında Güney Amerika'da hazırlanmış tezlerin içeriğine kadar bilgi bulunmaktadır. Kısacası dilimiz varlığımızdır ve bu varlığı yaşatan kurumlara en fazla bizim sahip çıkmamız gerekmektedir. Bana göre, Türkiye'de başarılı olmuş bir kurum varsa bunun başında TDK ve TTK gelmektedir.

Saygılarımla...

Katılmak-Katılmamak

Bu yönde bir yorumu ben yazmayı düşünüyordum ama Nadir kardeş beni zahmetten kurtarmış sağ olsun.
Sayın Marmara tüm ayrıntıları vermiştir, tümüne katılıyorum.
Dil Kurumu veya Tarih Kurumu geçmişte yanlışlıklar yapmış olabilir. Ama günümüzde iyi işler yapmaktadır ve -genelde- işbilenler baştadır.
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!

Çoraklaşan Düşünceler

Değerli insan Nadir Marmara , haberi TV'de seyrettiğimdeki korkum olaki bu işi genellemeye götürürler de başka deyimleri de silerler olmuştu.Ola ki birileri çıkıp kardeşim ben kısa boylum yerden bitme deyimi kaldırılsın öbürü ben uzunum deve gibi adam ibaresi silinsin beriki ben şişmanım falan deyim silin diye bir şeyin zuhur etmesiydi.Şimdi gördüm ki haberi iyi analiz edememekle birlikte endişem de haklıymışım.

TDK ve TTK 'nın başarlı çalışmaları olduğunu pekala biliyorum.Fakat bu yapılan hataları görmezden gelmemize olanak sağlamaz.Dilimi fazlasıyla seven bir insan olarak yapılan çalışmaları politik ve dahası bilimsellikten uzak olarak görüyorum..
En basit örnek şudur.Her ilköğretim ve lise kitabının istisnasız ilk sayfasında yer alan Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini hangi çocuk
Ferit Devellioğlu'nun lugatini kullanmaksızın anlayabiliyor.Ya da Milli Marşımızdaki kelimelerin yüzde kaçını dağarcıklarında barındırıyor talebeler?
Vakt-i zamanında yapılan bu tip çalışmaların meyvesini bugün gördük,bugün yapılan çalışmaların semeresini (!) de yıllar sonra göreceğiz malesef.
Üzüntüm her şeyi olağanüstü sıfatını kullanarak anlatmaya çalışan
yani kelimesini kullanmadan kendini ifade edemeyen ve fakir bir dil hazinesiyle(!) konuşan (!) insanları görmektir.
Silinen her kelime her deyim ve her atasözüyle bilinki düşüncelerimiz sağırlaşacaktır..

Not : Konuyla alakalı okumaya değer iki makale neşredilmiş bugün Zaman Gazetesinde..Elif Şafak'a Ve Bülent Korucu'ya buradan hassasiyetleri için teşekkür ediyorum.
Bülent Korucu'nun yazısı
Elif Şafak'ın yazısı

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

Borç yiğidin kamçısı mıdır?

Bizim ihtiyacımız olan başta Kur-an Ayetleri ve sonrada sünnetlerdir. Bu deyimlerden Ayet ve sünnetlere aykırı olanlar var. Bunların pek çoğunun da bize ait olduğuna inanmıyorum . Bunları bizim dilimize sonradan eklenmiş Deccal fitneleri olarak görüyorum.

Bir örnekle açıklayım . Mesela “ Borç yiğidin kamçısıdır” Sizce gerçekten böyle olabilir mi?

Efendimiz sallallahü aleyhi vessellem “ Borç almaktan sakının. Çünkü o gecenin kaygısı, gündüzün ise zilletidir.” buyuruyor. Borçla iş yürümez Rabbimizin bize sunduğu imkan neyse ona göre hareket etmeliyiz. Ben buna karşılık “Ayağını yorganına göre uzat” derim. Gelirimize göre yaşamalıyız. Ancak ihtiyacı olan, zaruri bir durumla karşılaşan birine borç vermek sadaka hükmündedir. Eğer borç verilen kişi geri ödeyemeyecekse yine Efendimizin sallallahü aleyhi vessellem başka Hadislerinde öğrendiğimiz gibi “Ben geri istemeyeceğim. Bundan sadaka olarak vazgeçiyorum.” diyebilmeli.
Borçla iş çevirmeye çalışan, insanları dolandıran , Alinin külahını Veliye , Velinin Külahını Aliye veren alavere dalavere çeviren kişiler kul hakkına girmektedir. Efendimiz sallallahü aleyhi vessellem borçlu kalmaktan Allah (cc) ‘a sığınmıştır. Hatta borçlanmayı Deccalin, hayatın ve ölümün fitnelerinden saymıştır. 500 Milyon geliri olan birinin 10 milyar kredi kartı borcu olduğunu öğreniyoruz. Sebebini sorduğumuzda ise “ Ailemin , çoluk çocuğumun ihtiyaçları” şeklinde cevap alıyoruz. Ailenin ihtiyaçlarını gelirin yani Allah (cc) ‘ın sundu imkanlarla karşılamak en güzelidir. Bu harcamalarda zaten hep keyfi oluyor. Gerçek ihtiyaçlarda ise zaten Müslümanlar birbirlerinin yardımcısıdır.

TDK yı bu yüzden haklı buluyorum . Tabi hangileri çıkarılacak önemli olan bu . “saçı uzun aklı kısa” “ Kızını dövmeyen dizini döver” bunlarında inancımızda olmadığını biliyoruz. Öyleyse bence yapılan çalışma doğrudur.

Ancak TDK dan daha etkili başka çalışmalar bekleriz. Bu gün doğru dürüst Türkçe konuşan çok az insan var. Maalesef Yunus Emere’nin Mehmet Akif in şiirlerini okuyup da anlamayan tabi anlamadıkları içinde okumayan çok kişi var. Toplumda sık sık karşılaşıyorum. İki kişi konuşuyor ama bir türlü birbirlerini anlamıyorlar. Türkçe bilmenin önemini bir kez daha anlamış oluyorum. TDK nın asıl bu konu üzerinde de durmasını çok isterdim.
Selam ve dua ile ...