renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Ben Köylüyüm Sokaklar Şehirli

Altmışını aşkın bir kadın... Bir taraftan köpeğinin tasmasına bağlı ipi çekiştiriyor bir taraftan da “yürü cancağızım, yürü bir tanem” diye sevgisini dillendirerek yol alıyor. Vücudunun çok az bir kısmını kaplayan daracık giysileri içinde çok eğreti bir duruşu var. Yüzü boya içinde. Ak olması gereken saçlarında aktan başka bütün renkler var. Dudaklarındaki boyadan pembeleşmiş sakızı balon yapa yapa yürüyor. Umursamaz tavırlar. Yürürken, aksak atın sırtındaki heybe gibi sıçrayıp duruyor göğüsleri. Midemi bulandıran bu manzaranın gözümün önünden çekilmesi için başımı çeviriyorum. Birden Hatice Ninem dikiliyor gözlerimin önüne. Omuzlarından ayakları üzerine kadar salınmış entarisi, başını ve omuzlarını kapatan ince oyalı yemenisi yetmezmiş gibi, beline kadar sarkan beyaz bürüğünü de almış başına; burnu ve gözleri hariç her yerini saklamış. Elimden tutmuş tatlı bir masal eşliğinde sokağa iniyoruz. Bağ yoluyla buluşmamız için köyün ortasından geçmemiz gerekiyor. Evden çıkmadan önce anlatmaya başladığı tatlı masalına sokağa çıkınca ara veriyor. “Ola ki erkekler sesimi işitir. Bağ yoluna varınca devam ederim… Yüreğimin meyvesi…” diyerek okşuyor saçlarımı…

Hatice Ninemin yanında sessiz sakin yürüyüşüm bana pahalıya mal olacaktı. Sokağa hızlı bir şekilde dalan cip üzerime çıkacaktı neredeyse. Bir anda dalgınlığımdan kurtuldum ve cipin önünden kaçtım. Oldukça pahalı cinsten bir cip; içinde de oldukça havalı iki bayan. İri, siyah gözlüklerinden başka bir şey yoktu sanki vücutlarında. Belki oturdukları yerleri kapalıydı ama ben dışardan göremedim. Sokakta kimse yokmuş gibi yol alıyor cip. Cipin pencerelerinden sokağa fırlatılanlar epey canımı sıktı. Yere atılan erik çekirdeklerini toplayıp çöp kutusuna atmak geldi içimden ama “köylü” diye halime gülüneceğinden çekindim. Gerçi anacığımın “topla, sokaklar temiz kalsın!” diye uyaran sesi kulaklarımda çınladı ama o gün dinlemedim anacığımı. Azığımı omuzlayıp, hayvanlarımızın peşinde dağ yolunu tuttururken seslenirdi anacığım; “Sakın kimseye zarar verme. Hayvanları yoldan uzak tut. Gelen geçene engel olmasınlar. Yediğin şeylerin artıklarını yoldan uzak yerlerdeki çalıların dibine dök. Sakın göz önünde bırakma. Bir şey yiyeceğin zaman öyle orta yerde yeme, yanında birileri varsa mutlaka paylaş. Böyle yaparsan başkasının gözü, senin de gönlün rahatlamış olur. Yediğin bereketlenmiş, faydası da oldukça artmış olur…”

Anacığımın sesine dalmış, sokağa saçılmış yiyecek paketlerinden sigara kalıntılarına kadar ne varsa içim burkula burkula göz gezdirirken ayağımı köpek pisliğine basmaktan son anda kurtardım. Şehrin en modern semti olarak bilinen bu yerde, bu sokakta pisliğin ne işi vardı, hem de adım başı… Sabahın erken saatlerinde onca hayvan sığıra çıkardı da, sonrasında köyümüzün sokakları süpürülür, tek bir pislik bırakılmazdı. Kokmasın diye özellikle yazın zaman zaman yıkanırdı da... Aksakalıyla Halit Dede’yi hatırladım o an. Evinin önünü süpürmekte gecikenlere nasıl bağırdığını, bastonunu sokağın taşlarına vururken, şimdi yanı başımda haykırıyor gibi geldi; “Gelen giden olacak; el âleme rezil edeceksiniz bizi, her yer pırıl pırıl olana kadar süpürün, olmadı yıkayın…”

Kaldırımlardaki pisliklere basmamak için yerleri gözetlerken ara sokaktan çıkmakta olan bir gurup gencin sokağın her yanından yankı yapan gürültülerine dikkat kesildim. Tam köşe başında karşılaştık. Ne de olsa yaşım yaşlarını neredeyse üçe katlar diye kendime geçiş üstünlüğü tanıdım. Yoluma devam etmek istedim. Ama umursamadılar bile… Yürüseydim belki omuz vurup geçeceklerdi. Çaresiz duraladım. Bana taraf olan bile milim kıpırdamadı rotasından. Göğsüme sürtünerek geçti önümden. Konuşmalarından kulaklarımda kalanları köyümüzde söylemekten utanırdım ben. Şehirli sokaklarda söylendiği için yazmaktan utanmayacağım: “Lan, oğlum, çüş, oha,…” Bu sözleri birine söylerken babam işitseydi, onun tepkisinden kulaklarım, utancımdan yüzüm kıpkırmızı kesilirdi. Hele bir yaşlının önünden, uzağından bile olsa geçtiğimi görseydi; o yaşlının yüzüne öyle evlat yetiştirmiş bir baba olarak bakmaktan, o yaşlıyla bir daha karşılaşmaktan çekinirdi. Çekinirdi ve gereğini yapardı. Yaptığı için gençlere ben yol verdim. “Acaba yanlış mı yaptım babacığım. Doğruyu öğretecek rehberlerin çoğu o sokakların geçtiği mahallelerde oturuyorlar, ne etiketleri var onların biliyor musun, beni adam yerine koymazlar bile ve önümden geçenler de onların çocukları…”

O gençlere takılmaktan vazgeçiyorum. Şehrin sokaklarındayım ve yoluma devam ediyorum. Daracık kaldırımın tam ortasında başörtülü bir genç kız. Üst tarafını biraz Fatma Halama benzetiyorum ama alt tarafındaki daracık pantolon nedense canımı sıkıyor. Olsun, yine de kenara çekilip yol vereceğinden son derece umutluyum. O umutla yaklaşıyorum. Ansızın arkamda ayak patırtıları… Bir genç koşarak geliyor. Omuz vurur gibi sürtünerek yanımdan geçtikten sonra başörtülü kıza saldırır gibi yaklaşıyor. Bir anda şehrin sokaklarında olduğumu unutuyorum. Utancımdan gözlerimi kapatıyorum. Ve öylece, onca tehlikesine rağmen vızır vızır işleyen yoldan karşı kaldırıma geçmeye çalışıyorum. Sarmaş dolaş ve şapır şupur vaziyette arkamda bıraktığım gençlerin umutlarıma indirdiği darbe göz pınarlarımdan sızıntılara sebep oluyor ama asıl yüreğimin çarpıntısını durdurmakta zorlanıyorum.

-Hayır Fatma Hala seni dinlemek istemiyorum şu an! Ben şehrin sokaklarındayım. Sense köyümüzün mezarlığında…
-Cesedim orda, ruhum ise en az senin kadar haberdar şehrin sokaklarından. Biliyor musun, biz eniştenle tam iki sene nişanlı kaldık. O iki sene boyunca enişten bizim mahallenin sokağından bile geçmedi. Ne kadar ayıptı bu. Ellerimi ilk kez gerdek odasında tuttu. Ama ölünceye kadar unutmadım o tutuşun sıcaklığını, lezzetini... İçimizde öyle bir sıcaklık, öyle bir yakınlık oluştu ki; hiç soğumadık birbirimizden, hiç uzak kalmadık… Ölüm ayırmasaydı hiç ayrılmazdık. Ölümün ayırması da, diriliş gününe kadar... Sonra cennette beraberliğimiz sürecek; kavlimiz öyle, umudumuz da…
Şehrin sokaklarında yürümeye devam ediyorum. Şehir İstanbul. Nice medeniyetlere merkez olmuş, başkent olmuş…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

sokak kılıklı şehir !

"Elimi yaktım dün akşam
İçerken sıgaramdan.
Kızarsın sandım da,
Avucuma sakladım.
Ve güldüm sonra
Eskiden kalma alışkanlığıma."
..............

Adam gibi alışkanlıklarımız var, sayın Metin Tekin. Adam gibi!

Ya adamlığı öğrenecek bu sokak kılıklı şehir, ya da adam barındırmayı usulünce!

Okunası bir hikaye, başarı dileklerimle !

muhabbetle

kim seçip kim yayınlıyor yahu

bu kadar kötü bir türkçeyle yazılmış, bu kadar kötü bir öykü(msü)yü niye yayınlarsınız ki? yazar açıkca, tarık tufan'ın üçüncü dereceden taklidi. orjinali yazarınızken, niçin bu kötü taklitle yetinelim ki. bence, metin tekin, şemsiye yapsın.

iyiki seçip yayınlamışsınız yahu...

İsa Bey, afedersiniz ama bu öykünün Türkçesinin neresi çok kötü.
Ben fazlazıyla zevk aldım öyküyü okurken, öykümsü falan da değil ayrıca bildiğimiz öykü gibi öykülerden olmuş.
Hayır, o kadar sert yazmışsınızki yorumunuzu, ben mi yanlış anladım da beğendim bu öyküyü diye dönüp baştan okudum ama yok. yani doğru anlamışım ve bence Metin Tekin hep yazsın...
Selametle...

Yılmadan yap. Fırsatı kaçıracağın için değil, önünde yılgınlık göstereceğin her kimsenin bir zorba veya bir zorba adayı olması yüzünden. Yılma ki sıcaktan kavrulana gölgen, suda boğulana elin erişsin. Önce yap,sonra açıklarsın..(İ.Özel)

Bekliyordum

Böyle bir yorumu bekliyordum. Dostlar sağolsun. Benim iyi bir mesleğim var. Ama şemsiye yapmak da güzel bir iş. Büyük konuşmamak gerekir. Allah muhtaç eder mi eder. Selam ve sevgilerimle.

Yazının başında bahsi

Yazının başında bahsi geçen şehirli kadının görünümü karşısında duyulan mide bulantısı yerine, kalbi kaplayan bir hüzüne yer verilseydi yazının ruhuna daha uygun olurdu gibime geliyor.

Göğsümüzün daraldığını hissettiğimiz bir anda, kalpleri ve yüzleri tertemiz olanlara duyulan özlem artıyorsa, nasıl görünürse görünsün bir insana karşı mide bulantısının oluşabilmesi ne kadar mümkün olabilir ki.

Saygılar.

Hüzün Dua ve Alın Teri

Haklısınız Timur Bey. O hüzünle yazılmış bir yazı. Sonra maksat aşılmış. Şu yaz mevsimi sokaklardan hüzünlenmeden dönmek mümkün değil. Ama sadece hüzünlenmek değil ötesine de adım atıyor, tüm samimiyetimle dualar ediyorum. Sığındığım bahaneler var. Mesela yağmur yağarken çoğunlukla şöyle geçiriyorum içimden;"Allahım, şu yağmur damlalarını değdirdiğin her kulunun gönlüne de rahmet yağdır. Bilsin sevmeyi, bilsin sevindirmeyi..."
Umutsuzluk, yılgınlık yok. Emre Uğur'un dediği gibi "adam gibi alışkanlıklarımız..." ve elhamdülillah o alışkanlıklarla hayatını yoğurmuş nice insanlarımız var. Üstelik çabaların meyvesini vermiş toprağımız...
Selam ve sevgilerimle.

İslamcı(!) Erkeklerle Kim Evlenecek?

Allah hepinize "Hatice Nine"nizin ayarında (ne 24'ü; som som!) eşler nasip etsin... Çünkü bu toplum kadınlardan başladı bozulmaya; anneannelerden, annelerden, eşlerden... Aslında İsmail kardeşin "Başörtülü Kızlarla Kim Evlenecek?" sorusundan daha vahimi "İslamcı(!) Erkeklerle Kim Evlenecek?" sorusudur. Çünkü o yazıda değinildiği gibi başörtülü kızlarla evlenmek istemeyen erkekler olduğundan daha çok, gönlü ve imanı zengin İslamcı(!) erkekler yerine uçuk ve zengin(!) tiplerle evlenen başörtülü kızlar vardır.
Bir hikaye vardı: Dini bütün bir kadın evlenmiş, ertesi gün ayrılmak istemiş. Sebebini sorduklarında şöyle demiş kadın: Kocam akşam yemeğinin artacak olan kısmını fakir komşumuzla paylaşmak yerine "yarın yeriz" dierek ayırmak istedi.
Şimdi.... Başörtülü kızlarda vakkodan başörtü, mangodan tunik almak moda... aşağısı kesmiyor... Gerçi daha aşağısı yoktur ya "esfel-i safilin"den!
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!

Çok güzel yaklaşım ÇAkko Kardeşim.

İsmail Kardeşimin yazısını kendi editörlüğünü yaptığım YEN!LG!'de yayınladılar. Sesimi çıkarmadım ilk başta. "Hakkaten, kim evlenecek yahu!" dedim. Şimdi sana kulak kabartıyorum, sen de haklısın. Kısa bir anı:
Boğaz köprüsünden geçiyoruz birgün. Akşam namazına Eyyüp'e gidiyoruz. Geç kalma korkusu içinde kulağımız radyoda çünkü namaz ertesinde Ahmet hoca konferans verecek. Ezan köprü trafiğinde yakaladı bizi. Yanımızda son model spor bir araba içinde "hard rock" dinleyen gençler var. Bizim arabadan çıkan ezanı duyunca sesini kıstılar-sonra 20 metre öne geçince açtılar o ayrı- Ancak, arkadan gelen siyah Audi A3 spor arabanın içinde "kafa sallayarak" yine "hardrock" dinleyen kapalı kızın ezanı "sallamaması", ciğerimi yaktı!
Elsonuç!: Kimin kimle evleneceği çok mühim değil de, Mü'minin üstüne başına bir düzen vermesi artık müeccel(aciliyeti gelmiş) bir borçtur!
Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!

TeSettür ve Evlilik

Biz okumaktan bıktık; O yazmaktan bıkmadı.
Milli Gazete'de M.Şevket EYGİ Bey'in, günümüzdeki tesettür giyimi hakkındaki yazıları, bizim camiadaki kişiler tarafından bile eleştirildi. Yada yanlış anlaşıldı. Şimdi görüyoruz ki evlilik meselesinde bile söz dönüp dolaşıyor ve buralara kadar geliyor.
Metah ve Korkut Bey'lere hak vermemek mümkün değil ama bizim de kendimizi savunmamız gerekiyor bir yerde. Haklısınız, şu an sokaklarda 'kapalı' olmaktan çok 'yarı kapalı biraz açık ikisinin ortası bişey' lerden çokça görüyoruz. Ve kendi adımıza da üzülüyoruz ama bir çıkar yol da göremiyoruz.
Artık söylenip yazılmaktan başka birşeyler yapılmalı: eyleme geçilmeli.
Vesselam...

Irgatbaşı'nın notu

Sevgili Korkut,

İsmail Bey'in yazısını iktibas etmişsiniz ve ismini de zikretmişsiniz, eyvallah. Ancak iki şey unutulmuş; birincisi yazının başlığı, ikincisi ise yazının cemaat.com'da yayımlandığı. İlgilenirseniz bizi memnun edersiniz.

selam ve hürmet...

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Irgat Başı'na Cevaben...

Alıntılar şahsımca yapılmasa da, sorumluluğu bendedir. Uyarınız üzere düzeltme yapılmıştır. Allah razı olsun...
Başörtülü Kızlarla Kim Evlenecek?

Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!