Tarih: 11 Haziran 2006 Pazar.
Şimdilik hiçbir numarası yok bu tarihin. Yerinde dursun.
18 Haziranda yaklaşık iki milyon kişinin gireceği sınav için Türkiye genciyle, yaşlısıyla nefeslerini tutacak. Yine sular kutsanacak, pirinç taneleri okunacak… Sınavdan bir gün önce çok kişi Eyüp Sultan’a koşacak; dualar edilecek.
Aileler adeta okul bahçelerine karargah kuracak. Çoğu anne ve baba, bir elinde tesbih, diğer elinde dua kitabı olduğu halde üç saat on beş dakika boyunca evlatlarını bekleyecekler.
Üç saat on beş dakika geçecek elbette. Sınavdan çıkanlardan bazıları gülerek, bazıları ağlayarak gazetecilere poz vermiş olacaklar. Bazıları ise sınava girmeden önce gazetecilere haber olmuşturlar bile. Evet! Başörtülü/ tesettürlü kardeşlerimiz. Onlar genelde sınava girmeden önce haber olurlar…
Bazıları bin bir ah ile başlarını açarken bazıları bir iki damla gözyaşı süzülürken yanaklarından sınav yerini terk ederler. Buruk bir kalple ve öfkeyle izleriz yıllardır bu filmi biz.
Eylemler yaparız. ÖSS’yi kazanmadaki bir maksadımızda yapılan haksızlığa dur diyecek donanıma sahip olma isteğimizdir. Bunun için kazanmak isteriz çok şeyi. Hükümeti haklı olarak eleştiri yağmuruna tutarız. YÖK’e kınama mektupları yazarız.
Diğer yandan bu mahcubiyetlerimizi gidermek için kurumlar açarız. Mesela dersaneler. Mesela dergiler. Mesela yabancı dil kursları. Mesela yayınevleri. Mesela okullar.
Kurarken tek amacımız Allah Rızası’dır. Mesela kızlarımız bu kurumlarda rahat rahat eğitim görebileceklerdir. Evlatlarımız müslümanca bir ortamda ÖSS’ye hazırlanabileceklerdir. Dahası kazandığımız para Ümmet-i İslam’ın geleceği için kullanılacaktır. Falan filan…
Ama aradan belli bir zaman geçer ve kurumlarımız (özel olarak dersaneleri kastediyorum) alternatif olmaktan çıkmış realite olmuştur. Ve kurumu kurarken topladığımız sadakalar bile unutulmuştur. Artık müdür beyin odasına daha hacimlisinden bir çelik kasa kondurulmuştur bile.
Kurum ne kadar realite olsa da, muhatap kitlesi ne kadar genişlese de asıl tebaa bellidir: Bizim mahallenin çocukları. Kurum bizim mahallenin çocuklarını küstürmez asla.
Hem bu kurumların İslami bir kimliği vardır korunması gereken. Bunu da sadece gazete ve dergilerimize verdiği reklamlardan çıkartabiliriz. Her ne kadar kayıt zamanına denk düşse de bu reklamlar kuruma muhafaza edilmişlik hüviyeti kazandırmaya yeter de artar bile.
Sonra bu kurumları topladığı sadakalarla açmış olan vakıflar mensubu öğrencileri hatta biraz da haklı olarak bu yerlere yönlendirirler. Olan öğrenciye olur genelde. Bekledikleri ile buldukları arasında bir uçurum fark vardır. Ne müslümanca bir ders ortamıyla karşılaşır öğrenci ne de bir öğretmeniyle cemaat olup namaz kılabilir. Daha da kötüsü bu kurumumuzda mescid diye ayrılan minik bölmenin kaçıncı katta olduğunu bilmeyen öğretmenler mevcuttur.
Bu arada kurumun müdürü üniversite yıllarında başörtüsü için mücadele vermiş biridir. Has adamdır belki. Müslüman adamdır ama dersaneciliğinde bir raconu vardır hani. İşte her şey bu esnaf raconluğu için feda edilir. Her şey ticaridir artık. Verilen selamlar bile anlamını yitirmiştir. Kayıttan sonra asla müdürden kayıt esnasındaki alakayı göremezsiniz.
…
Hepsine eyvallah dedik belki. Tahammül ettik. Sineye çektik… Doğum sancılarıdır bunlar dedik bazen. Çünkü arkadan pırıl pırıl bir Diriliş Nesli geliyor. Çok zaman yapıcı eleştiriler yöneltmeye çalıştık. Asla terbiyesizlik etmedik büyüklerimize. Sokakta karşılaştık selam verdik. Özel günlerinde ziyaret ettik.
Ta ki…
İşte şimdi yazımızın en başında belirttiğimiz tarih anlam kazanıyor. Bu tarih dersanemizin (hala dersanemizin diyorum çünkü genç nesil biziz.) ÖSS öncesi yaptığı son sınavın tarihidir. Bu sınav Kültür Üniversitesi’nde yapılmış olup başörtülü kardeşlerimiz sınava alınmamıştır. Öyle veya böyle sınav yerine gelmemeleri sağlanmıştır.Yok öyle şey diyebilirsiniz belki ama maalesef öyle… Başörtüsü problemi artık 28 Şubat’ın en çok yıprattığı hareket olan MİLLİ GÖRÜŞ hareketinin dersanelerine bile bulaşmıştır.
Şimdi korkmaya başlamanın zamanıdır.
Oturup düşünme vaktidir. Hayatın realitesine teslim mi olacağız yoksa kendi hakikatlerimizle mi yola devam edeceğiz. Büyüklerin artık bir “büyüklük” yapmalarının vakti gelmiştir. Bu utanç çaputlarını üzerimize bağlaya bağlaya ne kadar yürüyebiliriz ki?..
Yazımı bitiriyorum. Belki bu yazıdan sonra birileri yüzüme bile bakmayacak. Çok kişi bu yazıya itibar bile etmeyecek belki. Bazıları bir yalancı olduğumu da iddia edebilir. Hepsi kabulümdür.
Ama emin olduğum bir husus vardır ki o da şudur: İnsan gizleyen bir varlıktır. Allah ise gizlediklerimizi bilir. Gizlediğimiz iyilikse onu, kötülükse onu…
Vesselam…
Yorumlar
Kültür Dershanelerinin Milli Görüşle ne alakası var?
Per, 15/06/2006 - 16:17 — M.Mustafa UZUNBirisi bu DERVİŞ arkadaşa Kültür Dershanelerinin Milli Görüş'e ait olmadığını öğretiversin. Dershane dershane gezdiği halde öğrenememiş henüz "hangi dershane kime yakındır" sorusunun cevabını arkadaş.
Tam bir yenilmişlik psikolojisi içinde, görülen tüm yanlışları Milli Görüş hanesine yazmak gibi bir kompleks çok insaflı bir davranış değildir.
Milli Görüş'e ait olduğu varsayılan dershaneleri aklama girişimi değildir tabi bu tavrım. Şurası bir gerçektir ki vakıf dershaneleri kendilerinden bekleneni veremediler ve zaten de vermeleri mümkün değildi.
Eleştiriyorsak eğer bunu iftira veya en azından bilgi eksikliği ile rezil etmeyelim. Kurduğunuz cümleleri ve vardığı yeri gözetmek zorundasınız.
Ümmetin paraları ile kurulan ama sonrasında üç beş müdüre teslim edilen dershaneleri konuşalım ama sapla samanı birbirine karıştırmadan.
Vesselam
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
Lütfen, biraz daha dikkat!
Per, 15/06/2006 - 18:22 — Derviş Yolluİşte şimdi yazımızın en başında belirttiğimiz tarih anlam kazanıyor. Bu tarih dersanemizin (hala dersanemizin diyorum çünkü genç nesil biziz.) ÖSS öncesi yaptığı son sınavın tarihidir. Bu sınav Kültür Üniversitesi’nde yapılmış olup başörtülü kardeşlerimiz sınava alınmamıştır. Öyle veya böyle sınav yerine gelmemeleri sağlanmıştır.Yok öyle şey diyebilirsiniz belki ama maalesef öyle… Başörtüsü problemi artık 28 Şubat’ın en çok yıprattığı hareket olan MİLLİ GÖRÜŞ hareketinin dersanelerine bile bulaşmıştır
Yukarıdaki metinden Kültür Dersaneleri'nin Milli Görüş'e bağlı olduğu nasıl anlaşılmış olabilir ki... Yazıdan sadece ÖSS öncesi yapılan sınav için Kültür Üniversite'sinin yer olarak seçildiği anlaşılmıyor mu yoksa?. Belirttiğim kurum öz mü öz MİLLLİ GÖRÜŞ'ün kurduğu dersanedir. Hani MGV'lerden topladığımız sadakalarla...
Bu ülke'de bir baş-üstüne sorunu var
Per, 15/06/2006 - 19:09 — M.Mustafa UZUNAKP'li Milli Eğitim Bakanı'nın 22 Temmuz 2005 tarih ve 25883 sayı ile çıkan Resmi Gazete’de yayınlattığı yönetmelik ile özel dershanelerde ve kurslarda başörtüsü yasağı resmi hale getirildi.
Ama sorun AKP'ninde değildir. İşin kolayına kaçmamak gerekli. Bu sorun ve bu çözülme tüm Türkiye'li Müslümanların sorunudur ve Milli Görüş'e yüklenerek bu iş çözülmez. Entelektüel zihin bu kadar basitleşmemeli.
Yani velev ki laflar arasına saklayarak, Kültür Dershanesi filan ifadeleri ile o koca kompleksi gizlemek mümkün olmuyor. İşin kolayına kaçıyor ve bu sorunun asıl sorumlularını es geçerek Milli Görüş'e yükleniyorsunuz.
Bu ülke'de bir baş-üstüne sorunu varsa bunu Milli Görüş ile sınırlamak gerçeği ve çözülmeyi es geçmek demektir.
Vesselam
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
Kimseyi günah keçisi ilan etmiyoruz...
Cum, 16/06/2006 - 11:29 — Derviş YolluHiç bir sorunu MİLLİ GÖRÜŞ ile sınırlamıyoruz. Sadece MİLLİ GÖRÜŞ'le bağlantısı olan, ki bu bağlantı bu dersaneleri kurduracak kadar güçlü bir bağlantıdır, dersanelerin üzerine düşeni ne kadar yaptıklarını sorgulamak istiyoruz.
Bu arada bu yazıyı yayınlamadaki maksadımız da işin kolayına kaçmamış olmak içindir. Yani susmamaktır.
şimdi konuşma zamanı... (mı acaba?)
Per, 15/06/2006 - 20:25 — cahid özBir gün meselenin bizim dershanelerimize geleceğini biliyordum. Ama yanlış yerden başladınız arkadaşlar. Memleketimizde dershanecilik kurumsallaşmış mıdır? Kurumsallaşmış ise kimin kurumları olmuştur? Söyleyeceklerimin vakıf dershanesi sayılabilecek bir dershanede yaklaşık sekiz yıldır çalışmakta olan biri tarafından söylendiğini unutmadan takip edilmesini istiyorum.
Memleketimizde dershane isimli kurumların sağlıklı bir şekilde kurumlaşamamasının önündeki en büyük engel hocaefendi'nin dershaneleridir. Durun durun hemen kızmayın abiler. Bir dinleyin. Hocaefendinin dershaneleri öğrenci evleri, yurtlar, sadaka ve zekat yardımlarıyla tam bir kompleks olarak yıllardır üniversiteye hazırlıkta başarılı bir şekilde çalışmaktadır. Öğretmenleri Allah rızası için az bir ücret karşılığı gayretle çalışmaktadır. Milli Eğitime bağlı diğer okullarda çalışan cemaate yakın öğretmenlerin de yönlendirmesiyle en başarılı öğrenciler bir şekilde cemaat dershanelerinde sınavlara hazırlanmaktadır. Yani aslında çok güçlü ve çok yönlü örgütsel bir faaliyet ( örgüt sözü ayıp olmadı değil mi?) söz konusudur.
Öğrencilerin kayıt ücretleri konusunda belli bir standart yoktur. Fen Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi, Anadolu Lisesi gibi okuların öğrencilerine çok uygun şartlarda (çoğu zaman ücretsiz) kayıt imkanları sunulur. Bu öğrencilerin düşürdüğü kayıt ortalamaları genel lise ve meslek lisesi öğrencilerinden fazlasıyla çıkarılır. Bu dershanelerin çok ilginç para kaynakları vardır. Mesela yılda iki defa GÜVENDER Türkiye geneli deneme sınavı yapılır. Kayıtlı öğrencileri dahil sınava giren her öğrenciden 5 milyon (yazıyla beş) alınır. Bu sınava Türkiye çapında yaklaşık 400 bin öğrenci girer. Şimdi çarpalım 400 000 (x2) x 5 000 000 : ? Meraklısı hesabını yapsın. Sadece iki deneme sınavından kazanılan para budur.
Her ne hikmetse vasat öğrenciden acımasızca alınan kayıt paralarına ve bu tür terlemeden kazanılan paralara rağmen bu da "hizmet" olarak değerlendirilir.
Görüldüğü gibi diğer dershanelerin cemaat dershaneleriyle eşit şartlarda yarışma imkanı yoktur. Onlar da ellerinden geldiği kadar (doğru veya yanlış yöntemlerle) mücadeleye devam ederler.
Dershaneler özünde ticari kurumlardır. Bu yanlış değildir ve öyle de olmalıdır. Ancak GÜVENDER grubu dershanelerinin bu yapısı sağlıklı bir ticari mücadeleyi engellemektedir. Bu doğru mudur, yanlış mıdır, siz karar verin. Dolayısıyla hiçbir dershane grubu (Final ve Uğur da dahil) bu mücadeleyi bu şartlarda uzun yıllar sürdüremez.
Bu arada olan da tabii ki öğretmen ortaklı küçük çaplı dershanelere olmaktadır. Çünkü onların mücadele gücü diğer büyük gruplardan da zayıftır.
Son bir söz:
Hocaefendinin dershanelerinde,bırakın deneme sınavlarını,derslere bile baş örtüsüyle girilememektedir. Öğrenciler de öğretmen ablalarda başı açık derse girerler Bunu kınamak için yazmıyorum. Ne hikmetse dershanecilik kavramına oldukça uzak olmasına rağmen Milli Görüş camiası suçlanıyor ama yıllardır başörtüsüne geçit vermeyen cemaat dershaneleri hakkında kimse bir çift laf etmiyor.
Bence bu mevzuda en az suçu olanlar Milli Görüşçülerdir. Onları da ayrı bir yazıda, ayrıca, farklı gerekçelerle haşlayabiliriz.
Neyse, ne demiş şair:
Neler çeker bu gönül söylesem şikayet olur.
Vesselam...
Uzanamayacağımız daldan bir meyve istyemiyorum!.
Cum, 16/06/2006 - 11:11 — Derviş YolluYalnış yerden başladık meselesine katılmıyorum. Bir yerden başlanması gerekiyordu ve başladık. Hepsi bu.
Hem kimse kimseden uzanamayacağı bir dalın meyvesini istemiyor ki. Madem bahsi geçen kurumlara sekiz yıl emek vermişsiniz siz daha iyi bilirsiniz CHP'ye oy veren öğretmenlerin bile kurumda çalıştığını.( Kurumun bir mensubunun söylemidir.)
Bu arada sekiz yıl boyunca kedinizin ne yaptığını bir gözden geçirin. İçiniz rahatsa kendinizi tenzih etmiş olursunuz. Bu arada sizden de İsmet Özel'in tebarüz ettirdiği gibi vahiy beklemiyoruz. ( Hani diyor ya İsmet Özel: doğadan vahiy beklediysem boşuna)
Mesela öğrencilerinizle haftada bir toplanız sohbet etmişseniz... Öğrencilerinizle cemaat olup namaz kılmışsanız... Denemelerini takip etmişseniz... Emin olun ki bu basit işler onları pek ala memnun ediyor.
Vesselam.
siz!
Cum, 14/07/2006 - 14:49 — bengisuturhannasıl boyle masa basında yorumlar yapıyorsunuz sız..nasıl ınca emeklerı bır kac kelımenızın arasında ezıp suyunu cıkarıyorsunuz..sız KIMSINIZ!! nasıl boyle yargılarda bulunuyorsunuz..sız kımdensınız..buyrun bır gece vaktı bır arama emrı olan bır jandarma gıbı baskın yapın..buyrun bır gunduz vaktı sınava tesrıf edın...ben karsılarım sızı..ben gezdırırmç..mescıdı de gosterırım yonetmelıgı de..nedır bu tavrınız..kımı kıme vurdurmaya calısıyorsunuz...once benı bılgılendırın bır dershanecı olarak eger bana bunu ıspatlarsanız ben bunu kamuoyuna ayan beyan duyurucam..buyrun hodrı meydan..
Kapılarda bir yerlere
Per, 15/06/2006 - 20:36 — misafirKapılarda bir yerlere alınmayı bekleyen ve adeta bizi sistemin okullarına alın ne olur diye yalvaran hiç bir başörtülüyü hiç bir yere almasınlar...
Gerek dersane gerek nere olursa olsun...Ben başörtüsünün yasak olduğu üniversitelere gelecek başörtülü kızlarımızı , kardeşlerimizi engellemeyi çok isterdim...Sistemin okullarında sizleri sisteme katarak gütmek isteyenlerin kapılarında yalvarmayın...
Evet, beni bilenler bilir ki ,bende sistemin okullarını bu sene bitiriyorum...
Okula doğru düzgün gittim mi ? Hayır...Neden geldim , sebebim ne bir diplama ne mevki ne para...
...
Ve utanıyorum şimdi , okula ucube kılıklarla , başımı hiç açmamış olsam da ,devam ettiğim için utanıyorum...
Kendi onurumu, müslüman hanım onurunu nasıl incittim diye utanıyorum...Onurlarını incitmek için kapıda bekleşenleri duam o ki hiç bir yere almasınlar...
İsmet Özel'i çok defa fazlası ile taktir etmişimdir...Haftalık dergisine yaptığı bir röpörtajda şöyle diyordu İsmet Özel:
"BAŞÖRTÜSÜ SORUNUNDA BAŞINI
ÖRTEN KIZLAR KABAHATLİ"
Türban sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz?
"Bu konuda başını örten kızların kabahatli olduğunu
düşünüyorum. Ve daha çok ailelerinin... Onlar
başörtüsü konusunda samimiyseler başörtülü okumanın
imkânsız olduğu yerden uzak durabilirlerdi. Ne
açılacaklar ne de tahsili terk edecekler. Kim
insanların kendilerini yetiştirmesine engel olmuş?
Eğer hakikaten ilimse derdiniz niçin siz diploma
peşindesiniz? O zaman başörtüsü yasağı diye bir şey
olmaz. Bu kızları üniversiteye almak için onlar,
hevesle beklerler. Onları kaybetmek istemezler. Başı
açık fotoğraf istendiği için diplomasını almamış
insanlar tanıyorum. Ama bakınız ne duruma geldik. Bu
kızlar, ağırlıklarını hissettirselerdi başörtüsü
sorunu diye bir şey olmazdı. Ama tam tersine bunlar
salya sümük "Ne olur bizi okula alın" diyorlar. Hatta
şöyle diyorlardı: "Ben üçüncü sınıfa gelmişim bırakın
mezun olayım." Yani derdi mezun olmak...
Bir kuruma gidip iş başvurusunda bulunduğunuzda "Ben
dışardan kendimi yetiştirdim" dediğiniz zaman kimse
size değer vermeyebilir ama...
Mesele burada. Siz öyle bir şey yapın ki onlar sizin
yaptıklarınızın müşterisi olsun."
Bu sözün her kelimesine sistemin okullarında tutunamayanlardan biri olarak katılıyor,ve bu vahim hatanın hiç bir tesettürlü hanım kardeşimiz tarafından işlenmesini istemiyorum...
O sınava almadılar , bu sınava almadılar demek , hayıflanmak, sonra bunu kurumlar veya vakıflar üzerinde bırakmak da bir vahim hata, alsalar ne olacak ki , sanki üniversitelerde başları örtülü , ve gönülleri tesettürlü bir şekilde okuyacaklar mı ?
Yanlış yerlerdesiniz beyler...Hem de çok yanlış yerlerde zihninizi yoruyorsunuz...
"Rurumun ilmeği sana takıldı, sen gittikçe sökülüyor ruhum..."
Evet,söylediklerinizin hepsini çok iyi biliyoruz...
Cum, 16/06/2006 - 11:21 — Derviş YolluAma söylediklerinizin hiç biri yapılan eylemi meşrulaştırmıyor. Bilakis yeni soru işaretleri kafamızda oluşturuyor. Mesela sınav için problem çıkacağı aşikar olan KÜLTÜR ÜNİVERSİTE'si yerine başka bir yer tercih edilemez miydi? Geçmiş yıllarda olduğu gibi. Hadi hiç müsait bir yer bulamadanız diyelim kendi binanızda yapsanız ne olurdu?
Evet, reklam yapamamış olurduk. Çünkü Kültür,Birey,Uğur gibi kurumlar oralarda sınav yapıyorlar ve bizim onlardan neyimiz eksik?
Hacer Hanım haksızsınız demiyorum belki ama müslüman kızlardan beklediklerinizin küçük bir kısmını da dersanelerimizden bekleyin.
Kendini yetiştirmek diye bir ham hayal
Cum, 16/06/2006 - 11:23 — Sakine AkçaKapılarda duranlara salya sümük yakıştırmasını kim yapmışsa evine gidip tevbe etsin. İsmet Özel hangi münasebetle bunu söyleyebilir. Bu ne demek biliyormusunuz. Siz de şiir yazmayıverin gibi bir şey.
Kendini nerede nasıl yetiştirecek. Belli bir ilmin elde edilmesi ancak okul yoluyla mümkündür. Öyle disiplinsiz iş olmaz.
İlla fedakarlık gerekiyorsa o tavsiye eden abiler fedakarlık yapsınlar olmak istediklerinden.
Bir de ağırlıklarını hissettirselerdi gibi ağır sözlerle bu konuya yaklaşılamaz. Mümine kadınlar ağırlık hissettirmek değil tesettürle sorumlu tutulurlar.
Vakıf dersanelerinin çetelesini tutan kardeşler,Allah rızası için işinize bakın da başkalarını da sebeplendirin. Ayrıca buradaki dersanelerde hem öğrenciler, hem de öğretmenler başörtülüdür.
Gariptir kendini yetiştirme taraftarı olanlar hanımları için illa bayan doktor ararlar.
belli bir ilmin elde edilmesi ancak okul yoluyla mümkün değil
Cum, 16/06/2006 - 14:20 — ahmet rasimsakine hanım, "belli bir ilmin elde edilmesi ancak okul yoluyla mümkündür" cümleniz beni şaşırttı doğrusu, açıkçası şimdiye kadarki sitedeki katkılarınız, bana hep görmüş geçirmiş birinin oturmuş, dengeli, orta yolu bulmaya talip yorumları olarak gelmişti ve kafamda oluşmuş böyle bir profilin, bu cümleyi kurmasını pek bağdaştıramadım. Yazınızdaki “okul” dan kasıt “resmi okullar” olarak anlaşılıyor. "Resmi okul dışından ilim mümkün değildir" gibi yargı verdikten sonra ilerlenebilecek hiçbir nokta yoktur. Ne yani ilim yapacaksan ne şartla, nasıl olursa olsun illaki resmi okula gideceksin, okulda yapacaksın. Daha fazla uzatmanın anlamı yok, sanırım gözünüzden kaçtı. Şimdi size okul yüzü görmeden yetişmiş elemanları sayacak da değilim ama en azından Konya’dasınız, çevrenize baktığınızdan bunlardan çokça görebilirsiniz. Bu mantığın bir sonraki adımı "Allah rızası için başımızı açıp resmi kurumlara hizmet ederiz, hizmet ancak böyle mümkündür" mantığıdır. Bunu savunmazsınız sanırım.
Bayan doktor konusunda da, ülkemizde başörtüsünden dolayı okumayı reddediyorlar diye diğer başı açıklar da bir protestoya girip okulu bırakmıyorlar, ümmetin bayan tercihini devam ettirebileceği bol miktarda bayan doktorlar yetişmeye devam ediyor, bacılarımız rahat olsunlar.
saygılar…
Doktor olmayın hasta olun
Cts, 17/06/2006 - 12:04 — Sakine AkçaBu mantık beni hep şaşırtmıştır. Başka doktorlar var nasıl olsa öyle mi? Yine bize aba düştü. Biz hasta olarak rol alabiliriz. Kendimizi nerede nasıl yetiştireceğimizin cevabı yok.Eve gidip ağırlığımızı nasıl koyacağız. Bu çocuklar bizimle kim evlenecek diye yazılmış yazıları okuyacaklar.
Başta çok dindar geçinenler bazı fahri müesseselere itibar etmezler. Konyada mı? Yapmayın kardeşim. Yaramı ne diye deşip duruyorsunuz.Bir tefsir öğretilen müessesede bulundum.Fedakar bir kaç öğretmen dışında kimseleri bulamadım. Sınıfı süpürecek insan yoktu. Temizliği kendim gibi bir kaç deli ile yapmak zorunda kalıyordum. İlim öyle yavan kaldı ki hiç tad alamadım. Zira insanımız yumuşamamış hiç. Taş gibi ilim öyle mi?
Zaten benim kastettiğim insanın bir yerlerden fahri olarak bir şeyler öğrenmesi ve donanması değil. Bir işten anlamak ve onu hayatın içinde kullanmak.İş her yerde gelir paraya dayanır. Para lazım olduğu vakit gene okul kapısında ağlaya sızlaya bitirmiş iş güç sahibi olmuş kişilere gidilir.Eve dönüp gitmek de neyin nesi?
Bunun bir başka boyutu daha vardır.Her alanda İslam yerli yerince yaşanmıyor ki .Hayatı kendi kendine götürmek zorunda olan nice kadınlar tanırım. Erkek gitmiş defolmuş.Mehir yok. Çocuk çok. Bekler ki peygamberimiz onunla övünecek.Çok bekler.
Kadın şaşkın vaziyette kalır. Onun yükünü çekebilecek insan sayısı yok denecek kadar az şu toplumda. Dört kadın kontenjanı olan erkekler neredeyse biriyle bile evlenemeyecek.Züğürtlük var işin ucunda. Nasıl zamana göre giydirip nasıl yedirecek.
Velhasıl okul kapısına gidip duracaksınız. Ağırlık koymanın başka şekli olmaz.
Eğer Konyada şu ortalıkta görünen bir tuhaf gürühü(Engin Noyandan alınmıştır)kast ediyorsanız ben o yetiştirme tarzından almayayım,alanada mani olmayayım. Gerçek ilim erbabını asla bu konunun içine dahil edemem.
Velhasıl diyorum ki her kolda bir bilezik olmalı. Küçük büyük fark etmez. Her fert bir işten anlamalı. Bir arkadaşımın muayenehanesinde çalışan bir hanım vardı. Boş vakitlerde dantel örüyordu. Bu kendisi ihtiyaç sahibi olan hanım dantelden elde ettiği parayı bir gencin tahsilinde burs olarak kullanıyordu.Bu ümmetin paraya ihtiyacı var.Paraya ihtiyacı var. Paraya ihtiyacı var.
Görmem, geçirmem ,oturmuş olmam da bu gerçeği göz ardı etmeme ve hayale dalmama yeterli bir sebep değildir.Aksine. Kaldı ki doğru olan görmemiş birine de aitse doğrudur. Mesela hırsızın elindeki inci gene incidir.Hırsız taşıyor diye değerini kaybetmez.
Bana post ve hırka yeter diyenlere selam olsun. Veren el olmak için ter dökenlere ,kapılarda sürünenlere Allah yar ve yardımcı olsun. Ben bu mücadeleyi çok onurlu buluyorum. Hemde çok.
doktor da olun, hasta da olun yeter ki hasta etmeyin
Cts, 17/06/2006 - 19:48 — ahmet rasimBayanların kamusal alanda bir yerlere gelmek gibi bir yükümlülüklerinin olmadığına inanıyorum, en azından imkan noktasında böyle bir zorunlulukları olmayanların, hizmet-ilim-Allah rızası vb. tanımlamalar altında kendilerini ispat ve tatmin için bu yolda kasmalarının gereksiz olduğunu söylüyorum. Yanlış sorunlara doğru cevaplar bulunamaz. Cerbeze hissettiğim noktada susmanın en hayırlı davranış olduğuna inananlardanım ve daha fazlasını gereksiz görüyorum. Selam olsun.
Geçenlerde Ayşenur Yazıcı ile ilgili bir yazı okumuştum, aşağıya onu ekliyorum, kimbilir günün birinde belki bizim kesimin hanımları da benzer itiraflarda, taleplerde bulunurlar.
http://www.zaman.com.tr/2003/03/26/kadin/h1.htm
Terazi
Pzt, 19/06/2006 - 16:07 — Sakine AkçaTerazinin kefesinde duruyordum. Bir de baktım ki karşı kefeye birisini koydular. Benzemiyordu tartılanlar.Ama ben bununla nasıl tartılayım diye itiraz edemedim.Benim derdim inekle dana çok çok Ayşe ile Suna onun ki rastıkla kına idi.
Terazi de elinden dilinden sorulur mu acep neyi tarttın niye tarttın deyu...Mazallah muvazene sorusu zordur.
Ahh yeşil sarıklı hocalar. Siz hep kendinizi terazi sandınız. Milleti tartıp tartıp kesekağıdına koydunuz. Ama bilmediniz ki terazi kendisini tartamaz. Başka terazi lazım. Hiç tartılmadınız.
Allahdan olacak ölçü bilen geçti de yoldan kefeden indirdi beni.
Bu sebepten Sakineşe oldum aniden.Allah yar ve yardımcınız olsun.
"Artık bir kadın gibi yaşamak istiyorum; ince ve latif...”
Pzt, 19/06/2006 - 16:09 — ahmet rasimNeşe Hanım tam da beni doğrulayan bir tavır sergilemişsiniz. Yukarıdaki linkte verdiğim yazının başlığı “Artık bir kadın gibi yaşamak istiyorum; ince ve latif...” idi. Bu cümleyi önemsiyorum.
Bir suç bastırma psikolojisi midir nedir, sebebini bilmiyorum ama bu konular gündeme gelince bir kısım hanımlarımız doğalarında bulunan ince ve latifliği bir yana bırakarak birden örneğini sergilediğiniz gibi hırçınlaşıyor, saldırganlaşıyor. Tanımadığınız, 3-5 cümlesini okuduğunuz (anladığınız değil) birisinin beyin sağlığı, zihin dünyası, egoları hakkında hakaretlerde bulunabiliyorsunuz. Hakkınız, öyle ya, eğitimlisiniz, diplomanız var, güçlüsünüz ve bir yarıştasınız. Ben size yol vereyim, önden buyrun lütfen, yolunuz açık olsun. Ne diyelim... Hayatta imkansız olan şey, anlamak istemeyene bir şeyler anlatmaktır. O yüzden imkânsızı denemeyeceğim. Modernizmin bizlere, zihinlerimize attığı pis bir kazık deyip geçeceğim. Bunu çok da garipsemiyorum doğrusu. Belki de sizin de bunların farkına varmanız için benim gibi modernizmin kucağında veya hiç bulaşmadığı Afganistan gibi yerlerde 1,5 sene yaşayıp, görüp, kıyaslamanız gerekirdir.
.....
Ey mağdure;
Unutma ki, yanlış yapma hakkın vardır ama ihanet etme hakkın yoktur. İsmet Özel’in kelimeleri ile yanlış yapabilirsin ama asla yalan söyleyemezsin. O yüzden açma veya açmama tamamen kişisel kararındır, hesabını kendin vereceksin. Ancak Allah’ın şartlar ne olursa olsun helal kılmadığı bir eylemi (baş açma) onurlu bir hareket olarak görme, Allah rızası için, hizmet için gibi isimlendirmeler ile yapma, yalan söyleme, olaya meşruiyet kazandırma ki hala sınırların içinde kalasın, en azından “şartlar zorluyor, ne yapıyım, Allah affetsin” de. O’nun rızası gözet, O elde var BİR olsun, geri tüm işlerini ayarlayacak olan O’dur, lütfen buna iman et, sadece O'na güven. Ortam çok bozuk olsa da O’nun kurallarına uyanların kazanacağı rivayet ediliyor. Çok “cool” takıldın, yeter artık biraz da “kul” ol. Aşağıdaki kıssa* belki bir şeyler anlatır, anlamak isteyenlere..
---------
"Şöyle bir rivayet vardır:
Allah-ü Teala, Musa(AS)’yı Firavun’a gönderdiği zaman şöyle buyurdu:
- Firavun’a git; o azdı. (Taha Suresi – Ayet: 24)
Bunun üzerine Musa (AS) şöyle dedi:
- Ya Rabbi, çocuklarim var, davarım var. Onlar ne olacak ?
Buna karşılık Hakk Teala şöyle buyurur:
- Ya Musa, beni bulduktan sonra, başka ne istersin ?
Bu boş sözleri bırak da yürü..
Bana bağlan ve teslim ol.
İstersem kurdu, koyunlara kurban ederim.
Meleklerimi de ehline muhafız ederim.
Ya Musa, nedir bu düşündüğün ?
Anan seni denize attığı zaman, seni kim kurtardı ?
Bundan sonra anana seni kim kavuşturdu ?
Sen hani birini kazara öldürdüydün .
Firavun da seni arıyordu.
Bulsa öldürecekti..
Kim ondan kurtardı ?
Ondan kaçarken, denizde sana yolları açan kimdi ?
Bu söylenenleri Musa (AS) hem dinliyor; hem de her cümle sonunda:
- SEN ; SEN ; SEN ; diyordu….
*Rüfai , Hakikati Maallah , s: 313
---------------
saygılarımla...
Modernizmin kıskacı sarıvermiş etrafımızı.
Pzt, 19/06/2006 - 17:10 — M.Mustafa UZUNModernizmin kıskacı sarıvermiş etrafımızı. Günah'ı ve İsyan'ı bile mecburiyetlere, hayat şartlarına, iyi bir eğitime ve hizmete feda eylemişiz.
Ortalık toz duman. Hakikat perde arkasından bile görünmüyor. Vur kazmayı ferhat...
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
Modernizm eleştirisinin eleştirisi
Salı, 20/06/2006 - 15:22 — M.Mustafa UZUNDiğer detaylara girecek değilim. Kim kime vuruyor henüz anlamışta değilim. :-)
Sadece modernizm eleştirisinin eleştirisi dikkatimi çekti. "Elinde klavye modernizm eleştiriyor" gibisinden bir alıntıya yer vermişsiniz. İlk bakışta haklı gibi görünen ama işin aslına bakınca demogoji olduğu açığa çıkan bir durum bu.
Modernizm eleştirisi derken 3 durum gelir önümüze. İlki tam bir yenilmişlik halidir. Bu bakışa göre modernizm dolayısı ile batı galiptir. Giydiğimiz pantolon-ceketten cep telefonumuza, eğitim kurumlarımızdan zihinsel yapımıza kadar her şeyimiz işgal altındadır ve yapacak birşey yoktur. Sonuç; teslimiyet...
İkinci durumu da vahimdir. Tam bir reddetmişlik hali. Biz buna tıkanmışlık hali de diyebiliriz. Nitekim İETT Otobüslerine bilet vererek binmeyi bile sistemin elinde oyuncak olmak olarak nitelendirenler İETT'ye şef oldular, şoför oldular. Herşey reddedilir, karşıtlık vardır bunda. Afgan dağlarından medet umma da diyebilir miyiz diye düşünüyorum bu duruma.
Üçüncü ve asıl yol vardır ki, olabilirliğini, zamanın ruhuna sahip çıkmayı ve umudu size bırakıyorum.
ONLARA BOYUN EĞMEDEN veya ONLARA KARŞI olmadan kendi yolumuzu çizmek...
İnşallah...
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
"Üzüme buyrun efendim, bağcı gidici"
Salı, 20/06/2006 - 16:31 — ahmet rasimNeşe hanım detaylara girip yazdıklarınıza cevap üretmem oluşturulan cerbeze'nin içine dalmam demektir ki bunu yapmayacağımı daha önce de ifade etmiştim, halen aynı şekilde düşünüyorum. Ancak savunmadığım bazı şeylerle itham edip, üzerinden yargılar çıkarıyorsunuz, sadece bu konuda merhamet dileyeceğim (!).
Ondan önce de yazılarınızdan kendi adıma çıkardığım şu üç özet maddeyi de ifade etmeden geçemeyeceğim.
1. Birilerinin bu ablaların dertlerini dinlemesi lazım
2. Bu ablalara “erkeklerin” Tanrı’nın gazaplı varlıkları olmadığının anlatılması lazım
3. “Doğal olmak”, “tabiatını yaşamak”, “medeni olmak” kavramlarının karşısında hemen hemen hepsinin itiraz ettiği “bu şartlarda mı?”sorusuna verilecek “EVET” cevabının izah edilmesi lazım.
Verdiğiniz örneklerin tam aksini anlatan bir sürü örnek ben de verebilirim ama davranışlarımıza, dünya görüşlerimize yön verirken hareket noktamız bu iyi ve/veya kötü örnekler olmamalıdır. Örnekler üzerene üzerine inşa edilmiş bir tasavvurun çok köklü, dengeli olacağını sanmıyorum.
Kadınların cahil kalmasının gerektiğini düşünüyormuşum gibi saldırıyorsunuz ancak zahmet edip bulunduğunuz sayfadaki diğer yorumlarımı da okursanız benim itiraz ettiğim noktanın her iki zıt görüşte olanların “kesin ve tek doğru budur” yaklaşımları olduğunu görürsünüz. Bayanların meşru şartlar altında okuyup, kendilerini yetiştirmelerine karşı olmaya, tãbi olduğumuzu iddia ettiğimiz din, ilim için kadın-erkek ayırımı yapmayarak zaten izin vermemiştir, bunun savunulacak bir yanı olmadığı açıktır, o yüzden kendinizi bu noktada üzmeyiniz.
“ey mağdure; yılmak yok mücadele devam edecek inşallah.. Eğer benim kızım da başı açık okuyacaksa o üniversiteyi bitirecek Allah’ın izniyle” cümlesinin sahibi “ille de başınızı açın okuyun” demek istiyordur buna itiraz ettim, öte yandan “kızlarınız, oğullarınız fark etmiyor, sistemin okullarında okutmayınız” çağrısına da itiraz ettim.
İstanbul’da olup da “alternatif eğitim mecraları yok demek “amaç üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi?” sorusunu akla getiriyor. Sizin haberiniz yoktur belki ama İstanbul’da 100.000 kişi İSMEK’in kurslarına kayıt için başvuruda bulunmuş. “İstanbul'un 30 ilçesindeki 165 kurs merkezinde 80 branşta; yediden yetmişe, engelliden mahkuma, okuma-yazma bilmeyenden üniversite mezununa kadar herkese ücretsiz sanat ve meslek eğitimi kursu veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (İSMEK), 2005-2006 eğitim döneminde 100 bin vatandaşın müracaat etmesiyle bir rekora daha imza attı.”
Derseniz ki bize şöyle biraz daha entelektüel yerler olsun, açmaz bizi öyle dikiş-nakış işleri, efendim Bilim Sanat Vakfı’nın ürettiği bilimsel eserler Türkiye’deki çoğu üniversiten daha fazla, buradaki seminerlere buyurun lütfen. Bunlar başarılı sadece iki örnek, isteyene irili ufaklı o kadar çok yer var ki, yeter ki istek olsun. En azından netten bunların faaliyetlerine bir göz atarsanız, “alternatif eğitim mecralı yoktur” diyemezsiniz ki buralardaki çalışan arkadaşların emeklerine haksızlık olur.
Saygılar efendim.
Bana imagemaker lazım mı Neşe hanım
Salı, 20/06/2006 - 20:12 — Sakine AkçaAynaların sırı döküldü Neşe hanım. Kimseler anlayamadı ne demek istendiğini.Gül endamlar çarpık çurpuk,eğrilerde dosdoğru göründü gözümüze... Siz çaresizliklerden dem vururken benim yanıma da keşke elimde bir sanatım olsa idi diyen insanlar geldi. Hepsine kim yetebilir ki bu insanların öncelikli meselesi ekmek idi. Kapalı devre bazı müslüman guruplar böyle insanlardan çok uzaklarda seyrederler.Haftalık sohbetlerde gelsin çaylar gitsin kahveler laf üretirler.
Diplomama hiç bakmamıştım bu güne kadar baktım ve gülümsedim.Onu olduğu yerden indirmedim. O vasıtadan karınca kararınca istifade ettiğimi düşündüm. Her dükkan açışımda "insan için kendi emeğinden başkası yoktur"aklıma geldi.Bu bilinçle çalıştım.Evet yoruldum belki ancak öğlene kadar yatmadım.Az uyudum.
Birileri itiraf yayınlıyor diye hiç ilgimi çekmedi. Hatta öyle yayınları elime alacak bile fırsatım olmadı. Hamdolsun Rabbime .Hesabını vereceğimi umduğum bir süreç yaşadım.Latif de söz mü elbette çok latif yaşadım.Bunun şeklini ve şemailini helaller çerçevesinde kurmaya çabaladım. İmagemakerlarla işim olmadı. Rağbetin güzele ve zengine olduğunu bilmiyor değildim. Ancak bunu herşeyin önüne asla koymadım.
Anladım Neşe hanım .Sizi anladım. Sizin ve de benim bağcıyı dövmek gibi bir işimizin olmadığını Ahmet Rasim bey anlayamadı.Üzümü zaten bize kim yedirir,onca ganere varken.Canı sağolsun. İsterseniz bu hengameden çıkalım da rahatlayalım. Anlama sınırlarımız farklı seyrediyor olabilir.Ben çekiliyorum. Neşe hanım "haklı olduğu halde çekilene cennet mi vardı?"galiba öyle idi.Ne yapalım kısmet. İyi oynayan kazansın.Allah yar ve yardımcımız olsun.Bizi bir an bile nefsimize bırakmasın.
Nasrettin Hoca
Çar, 21/06/2006 - 00:03 — Metah ÇAkkoHoca bir gün damdan düşmüş ve demişler: "hoca sana hekim çağıralım..." Hoca: "hayır" demiş "bana damdan düşmüş birini getirin. Damdan düşen halden bilir..."
Neşe hanım, bu sözlerinize (bir erkek olarak) yürekten katılıyorum ve gerçekten bunu kabul etmekte zorluk çekenlerin aynı suçluluk psikolojisiyle kıvrandığını sanıyorum. Allah dini kendine göre yontan erkekleri ve -sadece- dinini yaşayarak BİRey olmaya çalışan kadınlara zorluk çıkaranları affetsin! (amin)
Not: Sakine hanım "ganere(ganara)" da bir yerel söyleyiş mi, hay demez gomaz olaydınız! :)
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!
ganere gibi
Çar, 21/06/2006 - 14:40 — Sakine AkçaSayın Metah bey evvela şu anlatmaya çalıştığımız ve haddinden fazla büyüyen meseleyi anladığınız için teşekkür ederim. Bazı şeyleri umumun diliyle anlatma çok zordur. Yerel lisanı devreye sokmak gerekir. Tabii bu tarz meselesi. Bazen demek istediğinizi tam olarak veremezsiniz. Ganerede onlardan biri. Kanmak bilmez,doymaz , hepsini yer manasında .
Belki başka özel manaları da olabilir. Benim duyduğum kaynak şu an fatiha bekler.
Söylediğinize pişman olunca da illa ki hay demez gomaz olaydım der rahatlarsınız.Ancak siz benim bu sözümü tekrarladığınız zaman Konyada ardından başkalarına söylememeniz için tembih edilir "didiğimi dime amma"denir.Bilginize. Allah yar ve yardımcımız olsun.
Sakine hanım, ortada
Cum, 16/06/2006 - 15:37 — misafirSakine hanım, ortada tövbeyi gerektirecek bir durum yoktur...
İlim diploma ile doğru orantıda işleyemez...Siz tc sisteminde üniversitelerde ilim mi öğreniliyor sanıyorsunuz?
Bilmem hangi antik çağdan kalma yöntemlerin ve anlayışların dayatıldığı üniversitelere ilim icra ediyor gözüyle mi bakıyorsunuz?
Biz realitede ilim icra eden hocaların rütbelerinin nasıl indirildiğini de gördük...
Velevki ilim öğretiliyor olsun, o kurumların alternatifleri yok mudur?
İlle başları açmak mı gerek...
Ve çok merak ediyorum , müslüman olup çeşitli yerlerde müslümalıktan bahseden kişiler , islam medeniyetini savunan kişiler derslerine kapalı ögrencileri alamıyorlar ...Öyleyse ne için o kurumlarda bulunuyorlar...Bu kişiliklerine tezat oluşturmuyor mu ?
Türkiye'deki üniversitlerin hepsini protesto ediyorum...
Unutmayın ki Allah ilmi isteyene verir, ilim isteğinizde yeterki samimi olun...Tüm imkansızlıklar size imkan olarak dönecektir...Çünkü Rahman fettahtır...
Lütfen kızlarınız , oğullarınız farketmiyor hiç kimseyi sistemin okullarında okutmayınız...
Çamurdan geçerken uçamayacağınıza göre , kendinizi kandırmayınız ,muhakkak çamur size de bulaşacaktır...
Çünkü hiç açmamış olanlar dahi sistemin okullarına tenezzül etmenin cezasını çektiler...Çekiyorlar...Orada açmadılar ama başka yerde başka hiç farkedemeyecekleri vahim şeyler yaptılar ...Çünkü baştan tesettür gitmedi ama gönülden tesettür gitti, aynı görüşün erkelerinin okula alınıpta bayanlarının alınmıyor olması bilinçli bir eylemdir,zira cübbeli ve sakallı okuyanları da tanıyoruz.Bunun neden böyle olduğunu isterseniz vicdanınızla bir tartışın ...
Mümkün değil lağım akan bir yerde kokunun üzerinize sinmemesi...
Sistemin sizinle oynamasına müsade etmeyiniz...
Sessiz protestoma katılmasanız bile , yinede biliniz ki ilim ille resmi kurumlarda değildir...
Durum şu şekilde değişebilir, sizi sizden taviz beklemeden alıyorlar ve önünüzü hiç bir oyuna getirmeyecek şekilde acıyorlarsa , girmenizde bir sakınca olmayabilir...Ama bizlerden istenen ailelerimizin acıpta okusan ne olacak kösteği gibi hemen telafuz edilecek bişi değildir...
Eşini götürmek için bayan doktor arayanlar mı var...Doktorun cinsiyeti ne zamandan beri önem kazandı....Yoksa erkek doktra götürmek haram mı ? Yada başlarını açarak doktor olmuş bayanlara , eşinizi götürmek vicdanınızı mı rahatlatıyor beyler ?
Ah yeşil sarıklı ulu hocalar yine beni yetiştirememişsiniz, bir kez daha anladım...
Baksanıza doktor meselesini bilmiyorum ....
"Rurumun ilmeği sana takıldı, sen gittikçe sökülüyor ruhum..."
dengeyi kaçırmak
Cts, 17/06/2006 - 00:28 — ahmet rasimhacer hanım,
kişisel olarak kendi çocuklarınızı sistemin okullarında okutmazsanız saygı duyarım, bir tercihdir ancak bunu genele tavsiye etmek büyük laf konuşmaktır, pek dengeli bir söylem olmaz. Bu tür konularda tek doğru yoktur, o yüzden keskin cümleler kurulamaz.
Sistem dediğiniz nedir bunu iyi bir sorgulamak lazım. Sistemin okullarında çocuğunuzu okutmayacaksınız ama çocuğunuz kaybolduğunda, başına bir iş geldiğinde sistemin polisine başvuracaksınız filan, bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bu iş cebinde kredi kartı, elinde cep telefonu olan birinin internetin başına oturup modernizmi eleştirmesine benzer bir tutarsızlık gösteriyor.
Sistemin içinde veya dışında kalarak iyi işler yapılabileceğini unutmamak lazım, bu noktada Mustafa Kara'nın "Şeyh Efendi'nin Rüyasındaki Türkiye" isimli kitabın baş taraflarına bakarsanız bunun güzel, net örneklerini bulursunuz. Önemli olan büyük ve kesin cümleler kurmadan, bulunduğunuz yerde diri bir bilinçle hareket etmektir. Sizin şaşalı kelimelerini kullanacak olursan o lağımları gül bahçesine dönüştürmek gibi yükümlülükleri olanların kurutmak için gerekirse çamurdan da geçmesi gerektiği durumlar da olur. Kişisel tercihlerinize eyvallah, Allah ecrini ziyadesi ile versin ancak herkes için doğrunun farklı yolları olabilir.
Cümleleriniz, öğrencilik yıllarında bu tarz yaklaşımları gösteren, sabah akşam devlet yıkıp/kuran radikal arkadaşlarımızı hatırlattı. Ne hazindir ki bu arkadaşların çoğu hayata atıldıklarında, hanımlarının parmaklarının ucunda oynattığı, 3 yaşındaki çocuğuna dahi söz geçiremez bir konuma düşünce anti-depresan ilaçlara yaşama zorunda kalıyor.
Büyük laflar ve toptan süpürücülük kişisel ve toplumsal sağlığa zarardır. Yazar Abdullah Harmancı'nın ifadeleri ile kendisiyle, çevresiyle, anne babasıyla, tüm insanlarla ve Allah'la barışık, belli bir hedefe kenetlenmiş, kalbiyle ruhuyla beyniyle çatışmadan yaşayan, içindeki adamın her gün kendine çirkin sözler sıralamadığı müminlerden olmamız duasıyla...En azından bu seviyede bir iç huzuruna erişmiş, çatışmasız, acısız, çelişkisiz bir hayat sürmemiz dileğiyle...
Hangi Denge? veya Üniversiteyi fetişleştirmek
Pzt, 19/06/2006 - 21:03 — Ömer Faruk TokatSelamun aleykum.
Şayet bu "denge" söylemini ciddiye alsaydım "selamun aleykum every body" şeklinde şizofren bir cümlenin ucundan tutmam gerekebilirdi.
Şüphesiz şimdi Iran'ın düşünce gurusu Daryuş Şayegan'a bir selam gondermenin tam zamanı. Ya da "zihin dünyası itibariyle de olsa sistemin dışında kalmak" tezini her münasebette yüksek sesle dile getiren İsmet Özel'e.
Daryuş Şayegan deyimiyle biz geleneksel toplumların yaşadığı bu kültürel şizofreni, bizi şahsiyetsizleştirirken bir yandan da şahsiyetimizin nasıl olması gerektiği noktasında düşünmemizi de önlemekte...
Günü yakalamak ve modern olmak adına kaybettiğimiz eleştirel bakış, bizi rüzgarın önünde bir yaprak olmaktan alıkoyacak tek dayanak iken simdi onu yitirmekle rüzgara karşı bizi toprağa sabitleyecek tırnaklarımızı yok ettiğimizin farkında değiliz....
Daha vahim olan ise bunun bir dengesizlik olarak nitelenmeye başlanmış olmasıdır
Burada sözünü ettiğiniz "öğrencilik yıllarınızda bu tarz yaklaşımları gösteren, sabah akşam devlet yıkıp/kuran radikal arkadaşlarınız" ve diğer radikal abileriniz... Gidin onları Müfid Yüksel'e sorun. "Ultra-radikallikten dinsiz imansızlığa giden yolda radikal islamcılar" başlıklı çalışmasını isterseniz bir dinleyin. Dokunmaya cesaretiniz varsa tabi... Parmaklarınızın kanamasından pervanız olmayacaksa..
Genç hikayeci Abdullah Harmancı'nın "barışıklık" edebiyatına ilişkin ifadelerinden hangi "özgün" sonucu çıkarmamız gerekiyor acaba? Siz boylesine ciddi bir meselede, marjları çok keskin cümlelerin ucundan tutarken çok cüretkar olduğunuzu biri size hatırlatmalı sanıyorum.
Turgut Özal'ın cenaze namazına katılma meselesine bile mesafeli duran "Şeyh Efendinin Rüyasındaki Türkiye"den nasıl çıkarabiliriz entegre olmaya koşullanmış tavırları?
Belki sehven olmuştur ama tashih etmekte fayda var; "Şeyh Efendinin Rüyasındaki Türkiye" Mustafa Kara'nın değil; biraderi İsmail Kara hoca'nın malum.
en azından zihniyet olarak sistemin dışında kalabilmek ile kaybolan cocuğun için polisten yardım istemek veya kimlik kullanmak, cep teli kullanmak arasındaki alakayı kurmak için ise dahi felan mı olmak gerekiyor bilimyorum doğrusu. Bunun tutarsızlık olduğunu soylemek için demirel standardında bir politikacı felan mı olmak gerekiyor ya da?
Ya da tutarlı olmak banka kartını hiç tasalanmadan mı kullanmaktır?
"Bir elime ayı, bir elime güneşi" sözünü soyleyen Allah'ın elçisinin o sözü soylediği zamanlar fiziki olarak müsriklerin arasında yaşamadığını ve onların egemenliği altındaki kabeye gidip gitmediğini, o günkü cahili sistemin kimi imkanlarını kullanmadığını ama zihniyet olarak o sistemi hep bir öteki olarak gördüğünü, kendini hic bir zaman o sistemin bir parcası kılmaya çalışmadığıını... aksine o sistemden nefret ettiğini... bunlara itirazı olan yoktur herhalde.
O günkü müşrik tasavvurda Allah'ın elçisinin en aykırı kimse olmadığını kim iddia edebilir?
Farz-ı kifaye olan ilmin hangi ilim olduğu bellidir. eğer kafamız rasyonalizmin ya da positvizm tarafından tarumar edilmemişse farz-ı kifaye olan ilmin ne olduğu çok nettir.
Farz-ı ayın olan hicabın, tesettürün ne olduğu da
Bir kadınin basörtüsünden dolayı çıkan benî kureyze hadisesini hatırlamamak için elimizden geleni yapmaya değer mi? Ne adına?
Stratejik takılıyoruz derken Allah'a akıl vermeye kalkışmak gibi patolojik bir durum...
dengelilik, reelpolitik, ortak akıl, rasyonel düşünce gibi güçlü sığınaklarımız da var nasıl olsa... egemen paradigma da besliyor bizi nasılsa.
Nedir bu üniversite fetişizmi Allah aşkına !
Farz-ı kifaye olan Allah'ın tesettür emrini ihlal etmeye değecek kadar onemli bi şey midir bu biizim dunyamızda?
Voody Allen (toprağı bol olsun) demiş ki: "Tanrı en çok yukardan bakıp da uzuun vadeli hesaplar yapan kimi kullarını gördüğünde güler" der.
Allen kendi tanrı tasavvurundan hareketle ama ironik bir noktaya parmak basmış.
"Başımızı açmazsak Müslüman hanımlar erkek doktora gitmek durumunda kalır" geyiği Allah'ın iradesini bütünüyle devre dışı bırakan bir tezdir. oyle olmalıdır ki insanlar tesettür emrini çiğneme uğruna universitelerin yolların aşındırıyor.
Arkadaslar islamın davet yönteminde 2x2 her zaman =4 etmez . Marksizm ya da herhangi bir beşeri dünya görüşünn teorileri üzerine konuşulmuyor burada.. Davet ve hareket yöntemi de ana hatları itibariyle vahiyle belirlenmiş bir hadiseden bahsediliyor.
dolayısıyla yontemleri kendimiz gelirleme gibi bir lüksümüz yok. Bu yüzden ben Hacer hanıma kesinlikle katiliyorum. Belki işte o dünyevi takintılarımız sebebiyle yapamayacağım bir şey ama kesinlikle ortaya konulması gereken bir tavır.
sistemin okullarını kutsamak yerine alternatif, bağımsız ve sivil eğtim hususunda kafa yormalıyız. Gavurlar bile yapıyor artık bunu.. ne demek istediğimi merak eden google amcaya "home schooling" yazsın.... bakın neler çıkacak karşısına...
Herkes dengeden dem vuruyor ya.
Denge.... dengelilik.... dengesizlik....... Hakan Albayrak devamını getiriyor (copy-paste):
"Dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
Çiftçiler, marilyn monroe, bağdat.
Dengeler adına bırakıldım kendimle baş başa
burada
şehremini'de
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak.
Kimim ben
nerden gelip nereye gidiyorum
bunun ne önemi var mossad besliyor kafka'yi
zen'i amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup ortadoğuyu ateşe vermek istiyorlar.
ikilem üçlem ve dörtlemler
alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri
"hiç akletmez misiniz" hayır etmeyiz!
felsefenin soysuz çarklarına alet ederiz ayetleri
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi
eylemi de aldı içine
eylemi aldı bizden
ve ateşler içre bağdat'in orta yerinde,
çırılçıplak kalakaldık iste
dengeler adına silahsız
dengeler adına şahsiyetsiz miskin, geveze, entellektüel...
dengeler adına vuramadı kim vuramadıysa
dengeler adına şair yaptılar bizi"
kendi başına ayakları üzerinde durmayı sağlayacak bir deng
Pzt, 19/06/2006 - 23:42 — ahmet rasimbayım! belli ki hırs yapmışınız, böyle bir konu çıksa da şunları söylesem der gibi döktürmüşsünüz ancak yanlış kişiye cevap olarak yazmışsınız. Bahsettiğiniz konularda sizden çok farklı düşünmüyorum, bunu yukarıdaki Sakine Hanım ve Neşe Hanım'a yazdığım cevaplara bakarak anlayabilirsiniz.
Ancak itiraz ettiğim nokta, kuşatıcı bir dil, daha sakin ve geniş, karşınızdakini anlamaya yönelik, biraz daha toleranslı bir üslup yerine, dışlayıcı bir tavır benimsenmesi, toptan süpürücü, keskin cümleler kurularak, cemaat içinde karşı bir cephe oluşturması, onlara yaşam hakkı tanınmamasıdır. Müslümanların günah işleme, yanlış yapma hakları vardır, keskin sınırlar çizip bunlara bu özgürlüğü tanımazsanız ihanet başlar, yalan söylemeye başlarlar ki, bu tehlikelidir, buna sebep olmamak lazım. Yani her daim bir açık kapı bırakmak lazım, herkes hesabını kendi verecek. Her şeyi siyah ve beyaz olarak değerlendiremeyiz, artık kimseyi küstürecek, kaybedecek, feda edecek bir lüksümüz kalmadı. O yüzden kullandığımız dil ve üsluplarımızı güncellemeliyiz diye düşünüyorum.
Bir hareketin uzun soluklu ve başarılı olması için ayaklarının yere basması gerekiyor. Şahsiyetli bir duruşunuz ve yönelişiniz varsa dengelerin gözetilmesinin, derin stratejiler takip edilmesinin bir mahsuru yoktur, bilakis zorunluluktur.
Şu olay Hz. Peygamberin de bu dengeleri güttüğünün en güzel örneğidir. Efendimiz etrafın tepkisinden çekindiği için çok istediği halde Kabe’yi yıkıp orijinal temelleri üzerine yeniden inşa etme işine kalkışmadığını ifade etmiştir. Sizin de bildiğinizden emin olduğum bu konudaki peygamberin güttüğü diğer dengelere, kurduğu stratejilere, izlediği siyasetlere ilişkin çok sayıda örnekleri tekrar hatırlamak için Hamidullah’ın İslam Peygamberi’ne bakabilirsiniz, belgeleri ile birlikte sunulmuştur. Demek istediğim odur ki dengesizlik, hesapsızlık marifet değildir, tüm hesapların üzerinde bir hesap kurucu olduğunu unutmamak şartı ile.
Madem siz İran’dan örnek verdiniz, ben de İran’dan bir örnek vereyim. Alternatif, bağımsız ve sivil bir hareket geliştirmiş ve bunun ikramı olarak da başarılı bir devrimin mimarı olmuş Humeyni’nin gözettiği dengeleri, pratik ve pragmatik yaklaşımlarını Elip Kitap’tan çıkan “Son Devrimci Ayetullah Humeyni” (Baqer Moin) kitabında bulabilirsiniz.
Allah hepimize düşsel ufuklardan gerçek ufuklara ulaşmamızı nasip etsin.
Saygılar efendim…
selam bu yaziyi okuyunca
Cum, 16/06/2006 - 17:24 — Tarkan Tekselam bu yaziyi okuyunca ilk önce cok sinirlendim ama sonra dan yorumlari okuyunca daha da cok sinirlendigimi söyleyebilirim... sunu söylemek isterimki maasallah günümüzde müslümanlar herhangi bir sözde islami! bir kurumun yanlislarini görseler onu hemen milli görüs e atar oldular buda moda oldu ... kardeslerim bu ne kin dir ya ?müslümanlar aklinizi basiniza alin bir seyler yaziyim derken her yapilan yanlisi milli görüse atmayalim lütfen... ayrica kültür dersanelerinin kimin oldugunu bilmek isterseniz söyleyebilirim ... nesil grubunun .... allah bizi affetsin.
Dikkat çekmek istiyorsan Milli Görüş'e dokundurman yeterli.
Cum, 16/06/2006 - 18:32 — M.Mustafa UZUNMalesef bu ülke de entelektüel olmak için bu milletin değerlerine, dinine ve imanına küfretmen gerekiyor.
Bunun bir aşama altında ise Milli Görüş'e vuranlara yer ayırıyorlar. Eğer dinine, imanına bağlıysan ve entelektüel görünümü vermek istiyorsan çevrene, bu defa hiç olmazsa Milli Görüş'e dokundurman gerekiyor. Yoksa entelektüel olamıyorsun, cümle kuramıyorsun, aykırı olamıyorsun vesaire.
Bu ülke'de bir baş-üstüne sorunu var ve bu sorunun mağdurlarının suçlanmaya çalışıldığı günleri yaşıyoruz. Milli Görüş'lülerden başka kimse pek sorun etmiyor bu meseleyi ve yine de suçlu Milli Görüşlü'ler oluyor.
Farklı görünebilmek adına, birşeyler yapmış olmak adına, aykırılık adına gerçeği ıskalıyoruz. Sapla saman birbirine karışıyor ve düzeltilesi nice yanlışlar malesef doğal bir savunmaya terkediliyor. Sıradan bir müslüman'ın bile farkedebileceği gerçekler bunlar. Özellikle dershanecilik bağlamında onca sıkıntıya rağmen yine de direnebilen, direnmeye çalışan tek kurumdur Milli Görüş'e bağlı kurumlar, dershaneler.
Ve buna rağmen böyle bir derdi hiç olmayan, daha ilk salvo'da öğrenci-öğretmen hepsinin birden (üstelik resmen yasak bile değilken) baş-örtülerini açtıranlar ve bu durumu dert katagorisine bile sokmayanlar üzerine hiç cümle kurulmazken bu işin mağdurlarına alabildiğine söz söyleniyor.
Cümle kurulmaması bizi memnun etmez elbette ama kurduğunuz cümleleri de tartın en azından vicdan denen yerlerde. Kıyas yapın kardeşim. Olmadı, "al birini, vur diğerine" diyin bari.
Dershanecilik bağlamında eğer bazı cümleler kurmak gerekiyorsa bu cümleler en son Milli Görüşlü'lerin kulaklarına söylenmelidir.
Kaldı ki asıl sözler, şuna buna değil tüm müslümanlara söylenmelidir. Birde dershanecilik gibi bir oyun oynayan çocuklara söylenmelidir.
Bu arada son bir not olarak; sadece bu yıl dershanelere verilen paralarla tam 17 adet Koç Üniversitesi yapılabilirmiş. Vay bee, demekten kendimi alamıyorum. Şu numaraya bak.
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
DAVAYI BİLİRMİSİNİZ YA EMANETİ....
Cum, 16/06/2006 - 18:50 — sinankilincarslanEvet...işte tam sıradır bazı şeyler söylemenin.Ne zamandır susmaktan, dilimizin altındaki cümleler küf tutmuştu.
1-Derviş Yolu'nun yazdığı şeyler tamamen gerçeklerler doğru orantılıdır.Çünkü bir zamanların Vakfın öğrencileri için kurulan ve yine kurulmasında gariban Milli Görüşçülerin parasının kullanıldığı bu kurumlar kuruluş amacından çıkmıştır..Çünkü artık voleyi vuran bu kurumlar ne Vakfın öğrencilerine ne de onların parasına ihtiyacı vardır..Ve artık Vakıfta yetişen bir genç Ünüversiteyi bitirdikten sonra ki bu Ünv.özelliklede İstanbul dışında bir yerdeyse Vakıflarda ne kadar hizmeti geçmişse geçsin farketmez kesinlikle Vakıfta yetişmemiş bir Boğaziçiliye değişilibilinmektedir.Çünkü bu kurumlar için artık önemli olan ne islami değerler ne de davadır..onlar için önemli olan artık sadece paradır...Ve kendilerine haklılık payı çıkarmak için de "E buranın da giderleri var nasıl döndürecez böyle düşünmesek bu çarkı"diye aptalca düşüncelerle avunmaktadırlar...
2-Hocaefendinin okullarını eleştirenler..Şunu bilsinler ki hiç olmassa o okullarda Mescit namaz kılmak için faaldir..Ve hiç olmassa o evlerden mezun olan ablalar,abiler mezun olduktan sonra yüz üstü bırakılmamaktadırlar..Ve hocaefendinin okullarında başürtüsünü çıkaranlar hiç olmassa erkeklerin olmadığı ortamda başlarını açmaktadırlar...Evet...evet biliyorum Vakfın kurumlarında başartüsü takmak sebesttir bir özgürlük vardır...Ama bir gidin bakın hele başartü takan kaçtane öğrenciniz var..Daracık merdivenlerden birbirlerine sürtüne sürtüne geçenlerin vebalini kim verecektir..Ve sorarım size ey vakıf ahalisi Vakfın hangi dershanesinde bir İslami çalışma yapılmaktadır..Ve hanigisine Milli Görüşe ait bir gazete veya bir başka bülten girmektedir?
"Davayı bilirmisiniz, ya emaneti? "H.A
3-Hiç birşeyin Milli Görüşe mal edildiği yoktur..sadece herkes güttüğü sürüden mesuldur......Ve..MMustafa Bey...ağer gerçekleri söylemek demek aykırılıksa evet aykırılık yapıyoruz...Vesselam.....
Sıkıntı MGV'lerle sınırlı değil ve çözümü UMUT'tur.
Cum, 16/06/2006 - 21:43 — M.Mustafa UZUNDerviş Yollu'nun söyledikleri ile Sinan KILINÇARSLAN'ın söyledikleri aynı değil.
Vakıf Dershaneleri hususunda söylenmesi gereken sözler henüz söylenmedi bile. Üzerine çok cümle kurulur bu sayfanın. Ama burda da hakkaniyeti aşmamak gerekiyor. Vakıf derhanelerinin merdivenlerde bilmem kim ne yapıyorun derdini gütmeliyiz elbette ama bu bir Milli Görüş taşlamasına dönüşmemeli.
Derviş Yollu'nun baş-örtüsü meselesini Milli Görüş'e yükleme çabaları ile Sinan KILINÇARSLAN'ın Birikim'in bilmem hangi şubesinde geçirdiği uzuuuun yıllar'ın acısı bir yerlerde birleşiyor. Her ikisi de aykırılık adına daha önce dediğim gibi sapla samanı birbirine karıştırıyorlar. Dertleri, sıkıntıları var muhakkak, hepimizin var. İkisi de Milli Görüş eleştirisi adına benim kurduğum cümleleri henüz kurmuş bile değiller. Sadece şu anda "birşeyler söylemenin çabası" ile bazı noktaları mevcut durumdan daha vahim halde görmenin telaşı içindeler.
Vakfın ve vakıf dershanelerinin birçok derdi mevcuttur. Sıkıntılar bir değil ki... Merdivenler muhabbetleri ile ıskalıyoruz bazı şeyleri.
Sözleriniz dilinizin altında küf tutmasın, salın meydana ama takip edin gittiği yeri. Aykırılık gerçek değildir ve gerçekler aykırı değildir. Sünnetullah denen birşey var. Yaşanan süreç sadece MGV ile veya Vakıf Dershaneleri ile sınırlı değil. Bu arkadaşlar çevrelerinde sadece MGV'yi mi görüyorlar. Özellikle Türkiyeli Müslümanları çepeçevre saran hali görmezden gelerek olayı MGV'ye sabitlerseniz kısır bir döngü içerisinde döner dururuz.
Sıkıntı MGV'lerle, Milli Görüşle sınırlı değil, hiçbiri birbirinden bağımsız değil. Bu bir yenilmişlik hali ve çözümü taşlama değil UMUT'tur.
Umudu yüreğinde taşıyanlara selam olsun.
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
.......umut'tur!
Cts, 17/06/2006 - 12:32 — Derviş YolluDerviş Yollu ve Sinan Kılınçarslan'ın söyledikleri niçin aynı olsun ki... Hem bizim baş-örtüsü meselesini MİLLİ GÖRÜŞ'e yükleme gibi bir çabamız yoktur. Lütfen çarptırmayalım meseleyi.
Öncesinde maksadımızın birilerini lekelemek olmadığını söylemiştik. Buna rağmen hala yazdığımız bu yazı için dikkat çekme derdinden, entellektüel olma derdine bir sürü şey yüklediniz üstümüze. Bunu yaparken de hakkaniyet'ten falan bahsediyorsunuz. Acaba kalbimizi yarıpta aklımızdan/gönlümüzden geçen şeyleri mi okudunuz?
Sinan Kılınarslan ile ilgili olarak bahsettikleriniz insaftan uzak sözlerdir. O arkadaş ki "bizim kurumumuz diyerek" yaklaşık 3 km yol yürümüş sonra da minibüse binerek dersaneye gidip gelmiştir. Çoğu zaman cebindeki haşlıkla yol parası ödemiştir belki. Ama sonuş fiyasko. Hatta bir de Milli Gazete okuduğu için bazı kurum görevlileri tarafından küçümsenmiştir ne yazık ki.
Şimdi sizde elinizi vicdanınıza koyun. Kızını bizim dersanemizin ortamını beğenmeyerek başka cemaatlerin dersanelerine gönderen teşkilat mensuplarını bilmiyoruz sanki.
Ama evet!.
Bu bir yenilmişlik hali ve çözümü taşlama değil Umut'tur.
Gelecek bizim ellerimizde çünkü.
çark yanlış dönüyor …
Salı, 20/06/2006 - 15:50 — fahriye yalçınNeşe hanım;
yazdıklarınızı ilgiyle okuyorum… haklısınız… lakin Ahmet bey de haklı…
aslında sorun kişisel bir haklılıktan öte ideolojik bir haklılık (karmaşalık)… bir bayan olarak aynen sizin dediğiniz gibi düşünüp, hayatıma o minvalde yön verirken;(vermişken)Ahmet beye hak vermem pratikte uyguladığımı göstermiyor; pratikte uyguladığım bir hayatı Kur’an ve sünnet ışığında baktığımda vicdanen doğruladığım anlamına da gelmiyor ,gelmemeli…
bu konunun muhasebesini çok fazla yapıyorum vicdanımda, sizin ve Ahmet beyin yazdıkları bu anlamda“yarama” dokundu diyebilirim…
evet, çalışıyorum ve bu ülke şartlarına göre bir çok insandan maddi olarak daha fazla kazanıyorumdur…ama bir şeyler yanlış neşe hanım,bu hayatın kurgusunda birilerinin bize dayattığı şeyleri yaşıyormuşuz gibi geliyor bana; tam da, aslında karşı çıktığımız şeyleri…
hani onlar hep Kur’an’ ın hükümleri için “bu çağda/bu zamanda” diye başlayan cümleler kurarlar ya…
sanki biz de apaçık Allah’ın örtü ayetine “bu çağda” diye cümleler kuruyormuşuz gibi geliyor bana… oyuna geliyormuşuz gibi, hem de gizli, çok hesaplı bir oyuna…
çark yanlış dönüyor …biz çarkın dişlilerine takılmışız da çarkın dönümünde kısırdöngüyü yaşıyormuşuz gibi…evet,bir şeylere yeniden başlamak lazım… yeni bir toplum inşa etmenin önceliklerini tesbit etmemiz gerekiyor …
Ucube kılıklarla okula
Salı, 20/06/2006 - 18:27 — Hacer CanbazUcube kılıklarla okula gitmekten utanan Hacer Hanım, başörtülü okumanın imkansız olduğu İstanbul’un gözde üniversitelerinden biri olan, kapitalizmin buram buram koktuğu İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne kızını ucube kılıklarla, sosyoloji okumak için gönderen İsmet Özel’in röportajını düşüncelerini pekştirmek adına kullanmış. Bilmem yanlış mıyım bir insanın düşündükleri ile amellerinin tezat oluşturması pek hayra alamet değil. O zaman İsmet Özel de kendini o kabahatlı aileler listesine almış bulunuyor.Madem ilim tahsil etmek için okullar şart değil kendi evladını da okula göndermeseydi; üniversitelere alternatif şekillerde evladını eğitme yollarını arasaydı.Bu durumun Sakine Akça’nın da ifade ettiği üzere kendini yetiştirmek diye bir ham hayal olduğuna inanıyorum.Ayrıca anlaşıldığı üzere İsmet Özel de bu konuyu -kendini yetiştirmeyi- pek hazmetmiş değil.Hazmetseydi düşünceleri tutarlı bir şekilde tezahür ederdi.Lafta kalan düşünceler pek etki uyandırmıyor haliyle. Kısacası bu konudaki düşünceleri ile fiiliyatı tezat oluşturan İsmet Özel’in bu röportajı Hacer Hanım’ın yazısını pek bir etkisiz kılmış bana kalırsa.Nitekim konu ne İsmet Özel ne de kızı.Sadece verilen örneğin isabetli olması gereketiği kanaatinde olduğum için bu itirazda bulunmaktayım.
Ayrıca, kimsenin kimseyi bu konuda yargılamaya, ve ahkam kesmeye hakkı olmadığını düşünüyorum.Çünkü mesele dipsiz bir kuyu, insanlar ise gemisini kurtaran kaptan misali.Başını açarak veya farklı şekillerde bu duruma çözümler geliştirerek okullarda öğrenim hakkı kazanan bayanları başını açmayan bayanlardan onursuz kılma yetisine kimse sahip değil olamaz da.Bunun takdiri ancak Allahtan’dır.
sözün bittiği yerde, susmayı ihmal etme.
Çar, 21/06/2006 - 22:50 — izzet önal"bulmak istersen, sözün bittiği yerdeyim" demiştim bir aralar ben de, her günü asırlar gibi yanışlarla geçen günlerimin ve gecelerimin ardından. o anlarımı hatırladım birden bu sözü duyunca. vay be! insan gerçekten acılarına bile gülümsüyormuş, yandığı satırlara bir gün tekrardan rastlayınca. benim derdim başka, zor bir yokuşa dört nala koşuyorum uçarcasına... vaktim çok, derdim çok, kapımda icra, gözümde kan var ama diyemeden geçmek istemedim: susmayı-bilirsen, o yerde, kesinlikle daha iyi bir söz duyacaksın... susmak bir tohum gibidir. ne kadar güzel başlarsan, o kadar güzel sözler devşirirsin sonunda. bak ben bile utanmıyorum artık klavyelerle sanal şeyler yazmaya...
insan öyle herkesin bulamayacağı yerlere giderken, bulmak istersen diye bir not eklememişse, anlayın ki, kesinlikle unutmuştur. yoksa, bence de cemaat.com hiç olmazsa kendi kulvarında hiç de fena değil. ama biz sınav maratonlarına tenezzül etmeden nasıl at koşturulur, bunun derdindeyiz. o yüzden bence de GİT! GÖZÜN ARKADA KALMASIN! Hatta, herkes gitsin, bütün yazıları kaldıralım, bütün şiirleri, bütün bütün... geçelim artık buralardan ve gidelim artık oralara...
bütün dershaneleri kapattığımız gün, birisi bununla ilgili çoktan saçma bir hat sermiş olacaktır zaten önümüze... hatta vakıf bulanlara... sözde sükut, yazıda mürekkep olanlara...
vakıf?
dershane?
ders?
hane?
aman Allahım! herkes buzağıya ram olmuş. sana şükürler olsun ki, bu kabus bir gün biter bilirim. Tek umudum sensin zaten... tek umudum dediysek, ağır olmak lazım. SENSİN dedik. Başka söze ne gerek? sözün bittiği yerde...
La havle ve la kuvvete illa billah...
KALMAK NEREDE VAR! (RİLKE)
Per, 22/06/2006 - 02:08 — Metah ÇAkko"GİTSEM NEREYE KADAR
KALSAM NEYE YARAR;
HİÇ ANLATAMADIM,
HİÇ ANLAMADILAR!" (mOr VE ötesi)
neşe hanım,
Kamçı olsun diye borçlanan yiğitlerin öldürülüp,haklarının da satır satır yendiği bu çağdan fazla değil bir çağ önce o yiğit, atını öldürüp meydanı kendine bırakabilir, boş bulduğu meydanlara da apartman dikebilirdi.
gitmeyin....
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!
Neşe hanım evine dön kardeşlerin çok hasta
Per, 22/06/2006 - 17:53 — Sakine AkçaVaktidir gürültüyü öldürmenin, vaktidir. Nereden geldi aklına bu sebepsiz ayrılık.
Kimi zaman tahammül sınırlarımız tükenir ,bazen iyiden bittiğimizi düşünürüz. Üzülürüz derinden. Kimbilir belki de aşırı gideriz. Birbirimizi çok sevdiğimiz halde kırarız farkına varmadan,sanki bu olup bitenlerden sadece bazıları sorumlu imiş gibi. Gene kendi derimizi yerden yere vururuz,sevdiğimiz halde. Alınmışsınız, kırılmışsınız olmuş bir kere...Ama kimsenin Kenan ilinden göçmeye hakkı yoktur diye düşünüyorum.Zira bizim rüyalarımız bu ilde yorumlanır, nereye gidelim ki, kimlere anlatalım. Kardeşler kuyuya attılar diye küsülmez, her vakit atarlar...Birisi atarsa öbürü çıkarır. Bünyamin ne güne duruyor.
Kardeşlerin arasını yapmak diye bir ayet vardır. Ve başında da onların kardeş oldukları ...Demek araları bazı biçimlerde bozulabiliyor. Aralarını yapmak neden emredilsin değilse. Allah onları kardeş ilan etmiş ise bırakma hakkı da nereden gelmiş olmalı...Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız nasıl olacak o vakit.
Evinize dönün. Sizi üzenler çoktan pişman olmuşlardır bile...Herbiri farklı olacak elbet ama bu bağın koruğu ekşi de olsa güzel olur.Yüzünüzü ekşitmeyin.Üstüne bazen şeker serpiverin.Hem unutmayın kimbilir bazen siz onların koruğu olursunuz, onlar yüzlerini ekşitirler.
Tek ki hamdan ermeyelim. Koruk olduğumuzu bilelim kafidir. Erdiğimizi sanarsak o vakit yanarız işte.
Yoksa gereksiz bir alınganlık mı var. Zira bünye zayıflayınca başka yaralarda çabuk gelişir. Biraz dinlenin fakat gelin. Şiirle gelin.Alınganlıkla gelmeyin sakın...Kenan iline gelmezseniz gözlerimiz kör olur sonra...Gözümüze şiir sürün gene ,açılsın.
Hz.Mevlana ümitsizlik tarafına gitme ,ne güneşler var der.Gitmeyin...Şiirle gelin. Site sakini...
Neşe Ablamız'a
Per, 22/06/2006 - 18:23 — Kâni ÇınarSakine Akça'nın fazlası da yok eksiği de . Olgunluk bu olsa gerek. Sevgili Neşe ablamızdan da aynı mekanı solumuş, aynı sıkıntılara düşmüş birisi olarak kalması için rica ediyorum. Zevkle okuduğumuz şiirleri, yorumları önemli aslında ve fakat daha mühimmi siteye kattığı olgun ve vakur duruştur diye düşünüyorum.
Sayha
Kendi halinde, kendince