Utanmalar nerelere kayboldu bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa onun yavaş yavaş ayrılışına razı olup uzaklaştırmamız.
Burnunu göstermekten utanan bir nineden nasıl böyle bir nesil yetişti. Bir zamanlar , herkes aynı ölçülerde dikkatli olmasa bile asgari müşterekler vardı. Pek dışına çıkan olmazdı.
Ne arkadaşlıklar ölçülü, ne büyük küçük arasındaki ilişkiler, ne de eşler...
Edep kıymetli bir hazine idi ve çok insan ona sahipti. Onu en akla gelmez biçimde en ince halleriyle yaşayanlar vardı. Odanın kapısını biraz sert örttüm diye dönüp içeride bulunanlardan özür dileyenden tutun da bir büyüğü görünce sigarasını nerelere atacağını şaşıran delikanlıdan, büyüklere ve misafirlere daha yukarı yerleri oturmaları için bırakan gençlere kadar...
Bazıları böyle bir şeyin konuşulmasını bile gereksiz görüyor ve bunlarla saygının ilgisi olmadığını söylüyor. Dahası insanlar durmadan birbirlerinden şikayet ediyor. Tanımadıkları insanlara eşlerinden dert yanıyor, dert yananın mükemmel kabul edildiği sığ bir mantıkla güya sorunlar çözülüyor!
Oysa edep yerli yerindeyken, evli iseniz eşinize "benim" der kimseye laf söyletmezdiniz. Evli değilseniz eğer yabancı birisi söz konusu olur ve "elin" diyerek onun hakkında konuşmazdınız. Bu sır o müesseseyi bir kale gibi ayakta tutardı. Öyle kolay değildi bozulması, yıkılması...
Ev bütün kötülüklerden kaçılan bir "yuva"iken, şimdilerde çoluk çocuk sakındırılmadan herşeyi dinler, herşeye bakar , herşeyi konuşur bir topluluk mekanı olmuş. Duvarlarında ise hala "her hüner makbul imiş illa edep illa edep" yazan evler...
İnsanların sanki dolaşımları bozulmuş çünkü ar damarlarında onulmaz bir çatlak var. Ar damarının koptuğu kişilerde sağlıklı bir dolaşımdan söz etmek mümkün değildir. Çünkü bu "utanmıyorsan dilediğini yap" hadisinde de öngörüldüğü üzere süreklilik arzeder. Kanadıkça kanar. En ufak bir yaralanmanın bile arkası gelebilir. Sıkı tampon yapıp yeni kanamaları önlemek gerekir.
Utanmamanın hemen ardından mutlaka ikinci basamak geliyor. Başkalarının da utanmamalarını sağlamak... Bulaştırmak, aşılamak... Müthiş bir yıpratma hareketi toplumu sarıyor. Alıştırmak... Edep dışı olanı gündemde tutmak...Normalmiş gibi kabul ettirmek...
Erkeklerin erkek gibi kadınların kadın gibi davranmama sebepleri bu...
Fıtratın çok çok uzağında insan tipleri meydana geliyor. Yürüyüşleri, oturuşları, yemek yiyişleri, su içişleri, konuşma tarz ve içerikleri bambaşka bir nesil...
Üzülüyorum ; çünkü bu tertemiz insanların evlatlarının bu şekildeki değişimi yürek sızlatıyor. Sanki bazı tedbirler almakta tembel davrandık gibime geliyor. Nerede hata yaptık ve onlara ulaşamadık.
En acısı da iyi birer örnek olamadık diye...
Ben kar yağarken dua ediyorum. Yarabbi kurudu damarlarımız,ne olur gökten biraz da "ar" yağdır diye...Çocuklarımıza Arda (değnek,sopa) yerine Ardan adını versek diyorum güzel olmaz mı?
Çünkü ardan adamlarımız olsun istiyorum.
Yorumlar
Ardan Adamlara Selam
Çar, 22/02/2006 - 11:29 — Fatih M. TiyanşanYazınızla çok mühim bir noktaya parmak bastığınızı söylemek isterim. Söyledikleriniz tam anlamıyla gerçeğin ta kendisi. Öyle kaybetmişiz ki kendimizi, nerede olduğumuzu sormaktan imtina ediyoruz. Şükür ki, yürekli insanlarımız hala var, acı da olsa gerçeği dile getirmeye çalışıyorlar. Duanıza gönülden iştirak ediyorum. Allah ardan adamların sayısını artırsın...
en acısı da iyi bir örnek
Çar, 22/02/2006 - 16:35 — Kâni Çınaren acısı da iyi bir örnek olamadık. düğüm burada galiba. üzerimize boca edilen necasete aldırış etmedik. çocuklarımız da etmiyor. taviz üstüne taviz veriyoruz "yaşamak" adına. çocuklarımız daha fazlasını veriyor. dik duruşlu adamlar yerine "adamlıktan" nasibini almamış starlara ayırıyoruz ağzımızı. çocuklarımız onlar gibi oturup kalkmaya, onlar gibi düşünüp yaşamaya başlıyor. freni boşalıyor hayatın. rampa aşağı arabanın burnu. "ar damarı" çatlamamış "adamlar" olmak o kadar da zor değil aslında. "adam gibi adam olmak istiyorum"u "bugün yeni bir gündür cancağızım, yeni şeyler söylemek gerektir" ile kelepçeleyip başlangıç yapabiliriz. Hiç de zor değil. daima "bismillah"...
Sayha
Kendi halinde, kendince
değişiyor; benim neslim!!
Çar, 22/02/2006 - 17:24 — Eren EymenBenim neslim diyorum bende o nesilden biriyim sevgili abilerim ,hocalarım. Mübadele içinde olan yığınla( belki kaba bir tabir oldu ama) tanıdığım var. Yakından olsun, duyduklarım olsun...
Ar damarı çatlamış'mı, çatlatılmış' mı orada düşünüyorum; öyle sanıyorum ki çatladıldı. Bizlerin sizlerin gözü önünde, odalarımızın içinde, okullarımızda, sokaklarımızda, caddelerimizde; köylerimize kadar çatladık, dökülüyoruz( malasef).
Gönül öyle arzuluyor ki duanız karşılığını kat kat fazlası ile bulur.
İçinde bulunduğumuz durumdan bizler(benim neslim) kendi çabalarımızla bir yere kadar çıkabiliriz. Ordan sonrası okullarımız, sokaklarımız, caddelerimiz; köylerimiz için bir uğraşı olması gerek; uğraşıdan ziyade görev.
Gökten 'ar' yağsın; yağar yağmaz herkes 'ar'lansın.
Saygılarımla...
ek'leme
Çar, 22/02/2006 - 19:06 — Eren EymenŞunu da eklemek istiyorum naçizane; yanlış bir gül bahçesi doğru bir uçurum...
Bu farkı bunların içinde olan insanın anlaması hayli zor zira oratada herşey.
Saygılarımla...
!!!
Per, 23/02/2006 - 01:40 — ismet karaHer şey yerli yerinde duruyor,görmüyor musunuz?
HERŞEY
YERLİ
YERİNDE
DURUYOR...
Devamını bekliyoruz.
Per, 23/02/2006 - 01:51 — Selim SevkiogluÇok şeyler geçiyor yazmak için içimden
Asıl sorun da bu ya
Kelimelerin düşünceleri/hisleri aktarmak hususundaki kifayetsizliğini fark ettiğiniz her seferinde parmakların tutulması
Sadece şunu söyleyelim o halde. Yazılarınızın devamlı olması dileğiyle.
selam ve dua ile..
Aşure günlerinde Hüseyin olduk.
Per, 23/02/2006 - 17:23 — Sakine AkçaSamimi yorumlarınız için teşekkür ederim.Böyle bir konuyu önemseyen sizleri çok önemsiyorum söylediklerinizi dikkate alıyorum.
Ne ki bu yazıyı yazdığım anda çok yakınımda bir ölüm meydana geldi. Gene o gerçek iklime doğru yöneldim. Sağ kolum ,çalışma arkadaşım "Ardan Hüseyin" idi bu kez...Edebini tarife hiç gücüm yetmez. Söz verişleri söz tutuşlarına cümle alem hayrandı. Geride tam dört tane kız evlat bıraktı. Soy adı gibi Bal idi. Saf ve içinde hiçbir yabancı madde barındırmazdı. Sadece Bal. Aniden,kaza ile Rabbine kavuştu. ALLAH RAHMET EYLESİN.
Allah Rahmet Eyleye
Per, 23/02/2006 - 17:47 — Yusuf ArmağanÖnce Safiye, şimdi Hüseyin..
Allah sabrınızı artırsın.
Duamız imtihanınızın kolaylığınadır.
Allah ellerinizi bırakmasın.
Güzel üzülmeler..
Per, 23/02/2006 - 18:48 — Selim SevkiogluNe güzeldir.. iyi adamların güzel adamların gidişine üzülmesi.
Kurtulana üzülmek iyilik adınadır çünkü.
Allah mevtaya rahmet, yakın ve dostlarına sabrı cemil ihsan etsin.
selam ve dua ile..
"Ardan Adam" olabilmek...
Paz, 26/02/2006 - 22:20 — Hamide SayÇok hoş bir konuya değendinizi belirtmek isterim. Ve özellikle "Ve en acısı da iyi birer örnek olamadık" kısmı can alıcı nokta..Çünkü neslimizi nasıl görmek istiyorsak öyle olmalıyız..Keşke herkes bunu bilseydi de nesillerimizin olması gerektiği için değil onların "ar,oturuş,konuşma,giyinme,saygı,sevgi vb."niteliklerde nesiller meydana getireceğimizi bilselerdi..İşte sonrasında böyle üzülmekten başka çaremiz kalmaz..."Zararın neresinden dönersek kardır" anlayışı ile biz yetişkinler olarak ne yapmamız gerekiyorsa yapacağız.Çünkü üzülmek çare değil...Çare "Ardan Adam" olmak...
Al burdan yak!
Çar, 15/03/2006 - 17:14 — O. Deniz YemenliTespitlerinize katılıyorum.Nesilden nesile yozlaşmanın olduğu doğrudur.Gençliğin bohem takıldığı,edebi geri plana ittiği aman sizde ,dediği vakidir.Aklıma hemencik konuyla alakalı olarak şu ATV’de yayımlanan Ya Şundadır Ya Bunda isimli Şov programı geliyor.Koca koca yaşını başını almış kadınlar ,tesettürlüsü olsun tesettürsüzü olsun, hiç utanmadan bir tanecik halıyı cukka yapabilmek için takla atıyorlar.Padişahın sarayda attığı takla inanın benim için daha erdemlidir.Çünkü o gariban en azından mesleği icabı o işi yapıyor.Ya anam yaşında koca koca karıların başkalarının vücudunda gezen elleri vasıtasiyle takla atmalarına ne demeli?Bu da madalyonun öbür yüzü…
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...