"Dünya bir hapishane ve Danimarka da onun en kötü yerlerinden biri"
Danimarka Prensi Hamlet
Eylemler yapıldı, yazılar yazıldı, konsolosluklara siyah çelenkler bırakıldı, pankartlar açıldı, mukabil karikatürler çizildi, mail kutularımıza ve cep telefonlarımıza boykot etmemiz gereken ürünlerin hangisi olduğuna dair onlarca bildiri döküldü, kimi radyolar Efendimiz’in anısına daha bir gür sesle ezgiler/ilahiler yayınladılar, sözler söylendi, sloganlar atıldı, gözyaşları aktı, duaya kalkıldı, Kur’an-ı Kerim nüshaları postaya verildi, protesto mailleri için adresler yayınlandı, çocuklarımıza Efendimiz yeni baştan anlatılmaya başlandı. Tüm bunların içerisinde en çok önemsediğim eylem, Diyarbakırlı Müslümanların bir araya gelerek ulusal unsurların ön plana çıkarılmaya çalışıldığı bir dönemde, aslında hangi çatının kendileri için birleştirici unsur olduğunu on binler halinde tüm dünyaya haykırmaları oldu. Üstelik bu eylemlerin hemen hepsi eylemlerine sebebiyet teşkil eden karikatürleri görmemiş insanlarca yürütüldü.
Yığınla komplo teorisi üretilebilir bu konuda. Mesela; Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne karşı elinin zayıfladığı kaygısıyla elini güçlendirmek için karikatürleri İKÖ zirvesinde gündeme taşıdığı ve buna tepki gösterilmesini öğütlemiş olabilir. İslam ülkelerinde meydana gelecek hareketlilikler ağabey rolünü kendisine biçen Türkiye’nin arabuluculuğuyla engellenir. Böylece mevcut iktidarın öteden beri dillendirdiği batı dünyası ile İslam dünyası arasında bir köprü olma iddiası da pekişmiş olur. Aslında Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan bu startı, karikatürlerin ilk yayımlandığı tarihlerde Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen ile yaptığı görüşmesi sonunda düzenlenen ortak basın toplantısında vermeyi planlamış ancak hiç hesapta olmayan bir Roj Tv meselesi patlak verince bütün hesaplar suya düşüvermişti. Nitekim dün itibariyle AB dönem başkanlığını yürüten Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik Türkiye'den arabuluculuk talebinde bulundu. Bu uluorta üretebileceğimiz komplo teorilerinden sadece birisi. Büyük Ortadoğu Projesinin pratize edilmesi için böylesi bir eylemler zincirine ihtiyaç vardı da denebilir mesela. Bu hazırlıkların çok önceden yapıldığı söylenebilir. Düğmeye basma işinin Danimarka’daki bir gazeteye verildiğini söylemek de mümkün. Danimarka Kraliçesi ll. Margrethe’in 15 Nisan 2005 tarihinde, Müslümanların artık çok olmaya başladıklarını ifade etmesi ile bu tetikleyici karikatürlerin çizilmesine zemin hazırlanmış da olabilir pekala. Sorabileceğiniz onlarca soruyla bu komplo teorilerinin birbiri ardınca sıralanması için öyle aman aman bir çabaya da gerek olmadığı kanaatindeyim. Doğru yada yanlış, bunların hepsini bir kenara koyarak kuruyorum cümlelerimi. Paranoyak olmanın alemi yok.
Kim ne derse desin bir yanda birileri değerlerimizi karikatürize etmeye çabalarken bir yanda insanımız bu olaylar karşısında, tüm unutturma çabalarına rağmen hala hafızalarının bir köşesinde, kalplerinin bir ucunda yaşattıkları değerlerinin hatırına seslerini yükseltiyorlar. Ben bunu önemsiyorum. “Düğmeye kim basmış” a dair hangi türden komplo teorileri üretilirse üretilsin ben bu tavrı doğru buluyorum. Değerlerine dair varlığın farkına varan bir insan için yeni bir imkan kapısı da aralanıyor kanaatimce.. bunca zamandır gözümüze karikatürlerini sokup duran “içimizdeki karikatüristleri” ve “muhteşem karikatürlerini” görme imkanına dair kapı. Bu karikatürize etme çabaları yeni bir şey değil. Öteden bu yana bu toprakların insanlarının değerlerine karşı yapıla gelenleri alt alta sıraladığınızda bu anlayışı görebilmeniz mümkündür. Siyasilerin bir dönem “yarasalar” atıflarıyla nasıl bir karikatür resmettiklerini, yıllardır bu ülkede kendilerine köşeler bahşedilmiş köşe yazarlarının, çizerlerin Müslüman insanları nasıl karikatürize ettiklerini, okulda başı açık görev yapan bir öğretmenin okul dışında başını örtmesini sakıncalı bulan Danıştay'ın, "kamusal alan" kavramını sokağa taşıyarak değerlerimizi karikatürleştirme yolunda nasıl bir ilke imza attığını, televizyon ekranlarına sözüm ona hoca sıfatıyla çıkarılan insanlar eliyle, horoz dövüşü seanslarında bir orucun, bir kurbanın nasıl karikatürleştirildiğini, doğruları en beklenmedik zamanda ve mekanda dile getireni “meczup” diye niteleyerek nasıl karikatürleştirdiklerini sanırım burada detaylandırmaya gerek yoktur.
Ali Bulaç'ın 13/02/2006 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki köşesinde ifadelendirdiği şu cümlelerin kayda değer olduğunu düşünüyorum :
"İslamiyet, modern dünyada Hıristiyanlık gibi marjinal, özel ve görece bir din olmayı reddediyor. Bu, modern dünyadan rahatsızlık duyan her toplumsal kesim ve her insan çeşidinin kızgınlığını, muhalefetini İslamiyet’le veya İslamiyet üzerinden ifade etmesi gibi küresel bir muhalefet dilinin gelişmesine ve elbette dinin güçlenmesine yol açıyor.
Modern sistem ve onunla birlikte küresel ölçekte gelişmekte olan bir tahakküm ideolojisi bundan derin bir şekilde rahatsızlık duymaktadır."
Batı'da/modern dünya tahakkümünü dünya üzerinde egemen kılma arzusundaki hakim paradigmada var olan böylesi bir rahatsızlığı yanıbaşımızda yer alan kimi kanaat önderlerinde de görmek mümkündür. Zaten 28 Şubat'ı da başka bir şeyle izah etmeye çalışmak havanda dövülen su mesabesinde kalacaktır.
Bugünlerde İslam'dan rahatsız olanların "topyekün savaş" çığlıklarının tıpa tıp aynısını, hemen yanıbaşımızda duymadık mı yakın zamanda? 28 Şubat'ın 1000 yıl sürebileceğini ifadelendirenler, Haçlı seferlerinin bundan 1000 yıl öncesindeki mantaliteyle süregeldiğini bilerek mi bu cümleyi kurmuşlardır? Bu onların hesabıdır/tuzağıdır. (Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu.Ve Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. Al-i İmran-54)
Bu hadiselerin hemen hepsi ak olanı ve kara olanı ortaya çıkarmaya yarıyor. Gün gelecek bu mahallenin çocukları mevcut yapının, Kemal Alemdaroğlu, Vural Savaş, Kemal Gürüz, Nur Serter, Zekeriya Beyaz, Ferhan Şensoy, Erdoğan Teziç, Bekir Coşkun ya da ne bileyim ney markalı mallarını/ürünlerini satın almamayı da öğrenecekler. Ümidim var.. nasılsa bir gün “içimizdeki karikatüristlerin” kumaşlarının ne olduğunun ve dışarıdakiler ile ne kadar da aynı çizgide yürüdüklerinin farkına varılacak.
Karikatürlere gelince… Ne ilk bunlar ne de son olacak. O hayattayken O'nu insanların gözünde karikatürleştirmeye çalışanların soyudur bugün ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, sanat, adı altında bu bozgunculuk yükünü omuzlayanlar. (Kendilerine ülkede bozgunculuk çıkarmayın denildiği zaman, “Biz sadece düzeltmeye talibiz” derler. Yoo! Onlar var ya onlar, bozgunculuk yapanların ta kendileridir, fakat bunun farkında bile değiller.” Bakara/11-12)Neden mi? Basit; çünkü Peygamber aramızda! Ve Peygamber aramızda oldukça değerlerimiz karikatürize edilmeye devam edilecektir. Bu böyledir..
Yorumlar
Ya Peygamber Aramızda Olmasaydı
Per, 23/02/2006 - 16:14 — Erva L. RoverYazının en son cümlesinde yer alan
"... çünkü Peygamber aramızda! Ve Peygamber aramızda oldukça değerlerimiz karikatürize edilecektir. Bu Böyledir.."
ifadelerini okuyunca aklıma şöyle bir soru geldi; ya Peygamber aramızda olmasaydı? Böylesi daha vahim olurdu sanırım. O bizimle olsun varsın ötekiler bizimle savaşadursun.
Bir de Yusuf Bey sanırım bu karikatüristlerin hızına biz yetişemeyeceğiz baksanıza okul yolunda başörtüsünü yasaklayan Danıştay, bu kez de eşi başörtülü diye bir öğretmenin atamasını yapmayan Milli Eğitim Bakanlığı'nı haklı bulmuş. Haberin detayı için bakınız :
http://www.haber10.com/haber/19537/
Karikatür Yurdum'da Olursa?
Per, 23/02/2006 - 23:17 — Ulvi AlacakaptanBen 28 Şubatçıların karikatürünü çizen Mehmet Emin Kazcı' nın "Ceberrut Kaynana"sını sahnelediğimde vebalı gibi benden ve oyundan kaçan, kendilerine milli ve dini görüşler yakıştıranlar, üniversite önlerine milletvekillerinin gitmesini yasaklayanlar ve bugünkü türevleri şimdi oyunlarımızı inceleyip sansüre kalkıyorlar.
Ama bu ülkede hep böyledir. Kınanacak olay ülke dışında kilometre bakımından uzakta oldu mu cengaver kesiliriz de yanıbaşımızdaki zulümler karşısında sessiz kalabilmek için bin tevil binbir bahane uydururuz.
Danıştay az bile yapıyor. Bana sorarsanız biraz merhamet biraz da ürküntüden yumuşak davranıyorlar.
Başbakanımızın başörtülü kızları dışarda okutulduğunda ve eşi Çankaya'ya çıkamadığında hangi protesto eylemleri yapıldı acaba? Yoksa AKP iktidardayken coplanmayı göze alamadık mı ne?
Kara Gecelerin İntikamı'nda biraz da seyirciyi dürtmek için abartıyor ve' Bu zulumler böyle sürerse birgün Bulgaristan'a hicret etmek zorunda kalmayalım?' diyordum. Bu tiyatral bir fantazi idi.
Korkarım hakikat olup dayandı inancımızın kapısına!
Hicret İslami bir mücadeledir
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
Yar Nereden Gelsin ! Hep Tutmuşlar Yolları !
Cum, 24/02/2006 - 13:21 — Emre Uğurhepimizin başından geçen aynıdır aslında, şekli ne kadar farklı olsa da, anlamak, anlaşılmak ve dahi hissiyat noktasında aynı. Aynıyız.
"iki kardeş aralarında kavga eder, sebebi önemli değil, çocuk kavgasında sebep mi olur! herneyse hem kabahatli, hemde kavgadan mağlup ayrılma olasılığı yüksek olan küçük kardeş kaçmaya karar verir. Evin içinde o oda senin bu oda benim kaçarken, nihayetinde annesini görür ve arkasına saklanır. "Kurtar beni anne!"
"Artık yapacak birşey yoktur, Anne ailenin en kutsalıdır. Annesini yanına almış bir kardeşe diğer kardeş neyleyebilir, suçu dahi olsa" diye düşünerek ardına saklanmıştır anasının, suçlu küçük kardeş.
aslında ayıptır yaptığı küçük kardeşin, lakin küçük ya , ne bilsin ayıbı gayıbı..:)
demem o ki!
Kimse haklı olmaya çalışmak için kutsal ardına saklanıp oradan ses vermesin, kutsalına sırtını versin.
zira kendini tanımlarken, dilinden ziyade duruşunu konuştur.
Öteki: - sen bana bişey mi demek istedin emre?
Emre: -senden başka kimse yokmu kardeşim burda, bir sen mi varsın, herşeyi üzerine alıyon, işimiz gücümüz yok seni mi eğlendirecez öteki. Lütfen rica ediyorum.
öteki:-:) kusura bakma ilgisizilikten böyle yapıyom herhalde, hakkını helal et. muhabbetle.
emre: - :) Allah seni bağışlasın. Helal olsun gardaş.
"Bana kısmet değil dizinde yatmak,
Dizinde yatıpta yüzüne bakmak.
Bir gara gaşın, bir gaza gözün,
Değer dünya malına"
dualarla kalalım
Sören Arby Kierkegaard der ki;
Cum, 24/02/2006 - 17:12 — Jerfi QAZAQDanimarka'nın meşhur filozofu Sören Arby Kierkegaard'ın "İsa İsa diye diye İsa'nın mezarına tükürdünüz sözü geldi aklıma Danimarka Prensi Hamlet'in "Dünya bir hapishane ve Danimarka da onun en kötü yerlerinden biri" sözünü yazının başında görünce. Paylaşmak istedim.
hımmmm
Cum, 24/02/2006 - 17:19 — destina kubraHicret etmedi isek etmediğimizle kaldık …..Fi sene evvelinde hicret edenler doğunun aç çocukları idi…el’an hicreti protest bir kimliğe dönüştürebilenler var idi ise onlar da çoktaaaan gittiler…biz kaldık etimiz kemiğimiz ile…gelin canlar bir olalım
Kıyamete kadar
Cts, 08/04/2006 - 19:41 — Fehmi YakutYok edilmeye çalışılmamızın gerekçesi; varoluşumuzdur. Demek ki varoldukça yok edilmeye çalışılacağız. Kıyamete kadar... Her Müslüman bunun bilincidedir zaten.