Modern zamanlar tarihteki "kahraman" ve "lider" kavramlarının içini boşaltmakla kalmamış aynı zamanda onu nerede olduğu bilinmeyen bir "kayıp" haline getirmiştir. Yani toplum ve tarihin hafızası "lider"siz kalmıştır.
Modern zamanlar bir din, ideoloji, kültür adına toplumu yönetecek liderin yerine sadece resmi alanın baş siyasi aktörü olarak ve tüm özne ve taraftarlarına eşit mesafede duran bir "organizatör" hükmünde siyasal rol üstlenen aktör armağan etmiştir. Bu armağanın adı başbakandır.
Özne (din, kültür, ideoloji) taraftarları modern zamanlarla beraber yeni bir "durum"la karşı karşıya kalmışlardır. Bu durum: resmi alanın (devletin) paylaşılması kültürüdür.
Modern zamanlarla beraber siyasal modelin yapılandırıldığı kodlar olan merkez-çevre, seçme-atama, sistem- düzen, metin-yorum, giyim-forma, çoğunluk-çoğulculuk gibi unsurların her birini tüm özne taraftarlarının birlikte ele alması ve üç alanın birlikte işletilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Çünkü eskisi gibi insanoğlu üç özne etrafındaki kümelenmelerini, farklılıklarını aynı zamanda ayrı şehirlere, ayrı mahallelere, ayrı ülkelere taşıyamamaktadır.
Öyle ki bazen bu metropolitan kentlerde ayrı gruplara, meşreplere, mezheplere, tarikatlara ve sosyo-kültürel tercihlere bile taşınamayacak kadar iç içe yaşamayı ve paylaşmayı zorunlu kılmaktadır. Doğal alanda ( toplumda) bir arada yaşamaya bir şekilde alışan özneler ve taraftarları sivil ve resmi alanda da birlikte yaşamak gibi ciddi fiili bir durumla karşı karşıya kalmaktadırlar.
Modern zamanlarda sanayi devrimi sonrası dünya ve en önemlisi şehirlerin ölçek olarak büyümesi, karmaşık yapıda şehir hayatının sürmesi nedeni ile insanoğlu yeni bir “yorumla”la karşı karşıya bırakmıştır. Daha doğrusu birlikte yaşama kültürünü var etme zorunluluğu getirerek öznelerin yeniden yorumlanmasını dayatmaktadır.
Bu zorunluluk nedeni iledir ki, günümüzdeki insanoğlu Din - İçtihat, Kültür - Katılım/temsil , İdeoloji - Değişim ekseninde birlikte nasılyaşanacağına ilişkin arayışlara girmiştir.
En önemlisi artık mahallelerini, şehirlerini, ülkelerini ayrı ayrı yerlerde yaşatamadığımız dünyamızın bu yeni durumu / reel alanı içinde üç öznenin iç içe hem doğal hem de sivil ve resmi alanda nasıl bir arada durabileceği sorusu / sorunu önümüzde duran en ciddi çağdaş problem haline gelmiştir.
Bu problemi en doğru okuması gereken ve çözüm yolunda öncü olması gereken siyasi aktör "başbakan" olmuştur. Başbakanın bunu doğru okuyabilmesi içinde lider ve başbakan arasındaki toplumsal ve siyasal rol farkını çok iyi bilmesi gerekmektedir.
Çünkü başbakanın görevi özneleri ve özne taraftarlarını bir arada yaşayacağı toplumsal model geliştirmek değil; siyasallaşmanın kodlarını adil, işi ehline veren, güvenli karekterde ve hedefte yapılandırarak üç özne ve taraftarlarını üç alan içinde çatıştırmadan uzlaşım içinde tutmaktır.Başbakandan "lider" rolü alması beklenemez/beklenmemelidir.
Özellikle günümüz reel düzlemde şehirlerin, ülkelerin, kimliklerin, milletlerin iç içe girmiş olması, ayrı mahallelerde, ayrı şehirlerde, ayrı ülkelerde yaşatılması mümkün olamayacak kadar karmaşıklaşmış, sınırları aşan ortak alanlar oluşturulmuş olması; hem lideri hem de başbakanı farklı "göreve" davet etmektedir: Lider doğal alana çekilmelidir ve başbakan lider gibi davranmamalıdır.
Demokrasi ile beraber tartışmalar daha fazla alevlenmiştir.En önemlisi de ülkelerde demokratik yöntemlerle hükümete gelen partiler, toplumsal alanda üç özne taraftarlarının hepsine hizmet sunmak ve hepsini temsil etmek zorunda olacakları bir siyasal modelin aktörü olduklarını iddia etmeye başlamışlardır.
Demokrasilerde özne eksenli liderlerin yerini öznelere eşit mesafeli duran resmi alan organizatörleri almaya başlamıştır.
Fakat üç öznenin bir birine “öteki” olarak baktığı, neredeyse ayrı mahallelerde, şehirlerde, ülkelerde yaşamaya alışmış, böyle yaşamayı öngören kültür, hukuk, siyaset, eğitim, sanat geliştirmiş insanoğlu bu yeni duruma alışmaya çalışmaktadır. Liderler yerine sahneye çıkan resmi alan organizatörlerine bir türlü alışamamaktadır. Alışanların da kafası karışıklıktan kurtulamamaktadır.
Özellikle “Doğu” toplumları bu yeni duruma karşı direnmekte ve alışmamaya gayret etmektedir. Ancak her geçen zaman doğu toplumların tamamını aynı reel ortamın içine almıştır. Ve bu nedenle doğu toplumları zihinsel ve sosyolojik kırılmalar yaşamaktadır.
Müslüman dünyanın özellikle “iktidar”, “toplumsal model”, “siyasal model” alanlarında yaşadığı kırılmalar, arayışlar artmıştır. Lider ve başbakan arasında kafası karışmıştır.
Demokratik sistemler alanında hükümete gelmekle “iktidar” olmayı özdeş görmenin, üç özneden biri adına bütün alanlara hükmetme gayretinin krizleri, kırılmaları artırdığını gözlemlemekteyiz. Üç özne taraftarlarının hepsine hizmet etme ve hepsini temsil etme “durumunu” ifade eden yeni siyasal model geliştirme zorunluluğunu kabullenemeyen ülkelerin lidersiz toplumdan başbakanlı ülkeye geçişe bir anlam veremediklerini tespit etmekteyiz.
Modern zamanlarla beraber sadece öznelerin bir arada yaşamaya dönük yeni siyasal model öngörmeleri değil; aynı zamanda aynı özne taraftarlarının bile siyasallaşmanın kodlarını adil, işi ehline vermek ve güven gibi amaçlar doğrultusunda yeniden modellemek durumundadırlar.Hasılı Din,kültür,ideoloji taraftarları demokratik kültür içinde başbakanı yanlış tanımlamaktadırlar.
Modern zamanlardaki üç alan ve siyasal kodların yapılandırılması konusu artık "lider"in değil "başbakan"ın görevi kapsamına girmiştir. Daha doğrusu bu görevi başbakana modern zamanlar vermiştir! Dolayısıyla başbakan etrafındaki her tartışma modern zamanlara bizi çıkaracaktır. Modern zamanlarla ilgili tartışmalar ise gelenek ve modernlik arasında sür git bir kaos olarak incelenmeye devam edilecektir.
Peki ya lider?!
Lider modern zamanlarda artık doğal alanın doğal lideri kalmak durumunda bırakılmaktadır. Doğal alanın doğal lideri aynı zamanda sivil ve resmi alanın lideri olmak istediğinde; önündeki tek seçenek: Devrimdir!
Devrim ise artık liderlerin değil tarihin yani konjöktürün görevlendirdiği aktör olmak durumunda olduğu bir kırılmasonrasının aktörüdür. Kim bilir belki de bu da modernliğin bir tür tedbiridir! Çünkü modernliğin tercihi lider değil başbakandır.
Lideri özne ve dünya görüşü var eder; oysa başbakanı bireyler ve tercihler belirlemektedir.
Bireylerin tercihleri de modern zamanlarda özne taraftarlığından çok imkanlar ekseninde taleplerle şekillenmektedir. Bu taleplerin ön plana çıkanları ekonomik standartlar, özgürlük ve güvenliktir. Oysa liderlerin olduğu toplumlarda özne taraftarlarının bu liderden talep ettiği üç şey vardı: Tanrı, Özgürlük ve Ekmek.
Modern zamanlarda bireyler bu taleplerini karşılayacak başbakanını seçmeyi önemsemekte ve öncelemektedir. Ayrıca modern zamanlarda bireyler "lider" arama ihtiyacı hissetmedikleri gibi; bu ihtiyacı hissettiklerinde bunu doğal alanda ve doğal alanla sınırlı alanda aramaktadırlar. Bir başka ifadeyle lider ihtiyaçlarını doğal alanda tatmin etmektedirler.
Demokratik kültür bir başbakanlı ülke, fakat lidersiz toplum öngörmektedir. Liderlik ihtiyacı ise doğal alanda doğal liderlerle giderilmek istenmektedir.
Günümüzde doğal alanın tarihi lideri ile modern zamanların üç alan organizatörü olan resmi alan baş siyasi aktörü başbakan arasındaki etkileşim ve ilişkiye biraz daha yakından baktığımızda;şunu çoknet görürüz: başbakan liderdeğildir!...
Başbakanın usulü, üslubu, duruşu, rolü "lider"karekterine büründükçe din,kültür, ideoloji (olumsuz anlamda)siyasallaştırılmışolacaktır.
Demokratik kültürde modern paradigma, liderlik gömleğini çıkarıp bütün öznelere eşit mesafede duran organizatöre/başbakana "şans" ve "meşruiyet" kazandırmaktadır!...
Son yorumlar
5 sa. 29 dk. önce
5 sa. 55 dk. önce
10 sa. 33 dk. önce
13 sa. 13 dk. önce
23 sa. 10 dk. önce
1 gün 30 dk. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 3 sa. önce
1 gün 8 sa. önce
1 gün 9 sa. önce