renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Arabesk Günler

1954 © Werner Bishof - Magnum PhotosAnlatacak çok şey yok aslında yaşamalı insan bazı şeyleri, yarım yamalak mektuplara baktım bugün bir daha. Hayatımın en güzel yıllarında yazılmış fakat yollanamamış olmanın üzüntüsü üzerlerine o kadar çok sinmiştiki, zavallılar kahırlarından sararmışlar. Hayat ne garip değil mi? Uzaktakilere yazdığımız mektupları postaya vermeye üşenen ellerimiz, işe girmek için yazılacak özgeçmişler için durup bekleyemiyor, oysa mektuplarda bulduğumuz gönül ferahlığını, ne referans alınılması için verdiğimiz telefon numaraları, ne de bilmem kaç milyon yazan bordro kağıtları verebiliyor.

Kitaplar arasındaki mektuplar hatırlattı seni yıllar sonra bana. Bir ihtilal sabahı, güzel bir tatil sabahı olması gerekirken... Apartımanın ikinci katında olan dairemizin balkonuna tanklar değiyordu, babam aylar sonra bir tek o gün işe gidemiyordu ve nedendir bilmiyorum ama annem bilinçsizce ağlıyordu. Ne yalan söyleyeyim ben annemin gözünden akan her damlaya inat, birazda küçük olamanın verdiği serbestlikle balkonun tahta kapısından askeri geçidi izleyerek, babamın nasıl olupta cumartesi sabahı evde olduğunu sorguluyordum. Çocukluk işte...

Eğer yıllar sonra bu kadar rahat olacağımızı bilseydi ne dayım karışırdı o büyük meydandaki sol ellerin yumruk halinde havaya kalktığı kalabalığa, ne de polisler onu vurmak için silahlarını yerinden çıkarırlardı. O günü unutacak değilim elbette. Dayımın ölüm haberi nasılda ağlatmıştı anneannemi... Oysa ileriye dair nede güzel planlarımız vardı. Ne dersin dayı? Belkide sırf bizim için yazdı Atlansoy o şiiri;

"Belki Dayımla bir bakkal dükkanı açarız
muharremde kasada oturur
iyi günler ileride anneanne" (1)

Çocuktum ve bizim sokağın başındaki fırından artık elimizi kolumuzu sallayarak ekmek alamıyorduk.

. . .

Dayım öldükten uzun süre sonra anneannem'de vefat etti. Ben, yıllarca çevremde yaşayan bu iki sevdiğimin birden ortalardan kaybolduklarına inanamıyordum. Nasıl inananabilirdim ki? Kısa süreli aralıklarla Dayıma; başlangıçında ellerinden öptüğümü belirttiğim mektuplar yazmaya başladım. Anneannemi'de unutmuyordum tabi ki, ona da bol-bol selam söyledikten sonra; mektupları zarflayıp, zarfın ağzını yapıştırıp büyük bir hüzün içersinde karşı duvarda asılı bulunan Kutsal Kitabın sayfalarının içersine bırakıveriyordum. Bilemiyorum belki de sırf bu yüzdendir bilinçaltımda ki sana yazılmış mektupları postaya vermemi engelleyen neden...

. . .

Oysa ilk mektubumu nede güzel postahaneye götürmüştüm. İlkokul ikideydim sanırım, neden o kadar uzaklarda olduğumuzu o zamanlar anlamadığım Doğu Anadolu'da bir ilin küçük ve bakımsız bir ilçesi, Babam Kaymakam. Küçük ve bakımsız bir okulda ikinci senem, derslerim kötü denemeyecek kadar güzel. Nasıl kötü olabilir ki? O kadar güzel bir öğretmenim varken. Pınar Öğretmenim, ilk aşkım. Yıllar sonra onu tekrar anacağım aklıma gelmezdi doğrusu... Ona ulaşacağına emin olduğum mektubu sabah erkenden postahaneye bırakmıştım.
- Sonra ?
Sonrası; bir kaç kere daha gördüğüm simsiyah gözleri, kısa süre sonra tayin haberi, eşyalarını yüklediğimiz eski kamyonet.

. . .

Haybeden elimden uçan Yıllar ve Sen. Sen başkasın biliyorsun, ilk tanıştığımız gün farkına vardım bunun. Gözlerin simsiyah, Pınar Öğretmeniminki gibi. Onunkiler kadar büyük olmasada, ellerin dayımınkilere o kadar çok benziyor ki... Seni; Yazıp da gönderilmeyen bütün mektupların yerine bedel sayıyorum. Hayatımdaki en büyük devrimin nedeni olmaya ne dersin?

"Meydanın orta yerine
Yürüyorum adım-adım
Yüreğimde dev bir sabır
Sevdamı sıkı kuşandım. " (2)

(Prospektüs: Alttan hafifce Taner Yüncüoğlu - Zor Sevda- çalınarak
okunursa bunalım etkisi yapabilir)

1- Hüseyin Atlansoy-Kayıp Yolcu
2- Ahmet Mercan-Zor Sevda

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Acı, Ekşi ve Özlem

Çiğ köfteyi sevmem, çünkü acıdır.

Limon yiyemem, çünkü ekşidir.

Halbuki özlem çekerim, ve bu bana iyi gelir.

İçime işleyen, özlem dolu bir yazı olmuş sevgili Kadir Hocam..

Muhabbetle.

içimize işletene şükürle...

Bir kaç ay önce askere gitmeden yazdığım bir yazıydı, sağ olsun iskender abim yollamış yayımlatmış. Yorum yapan arkadaşlara teşekkürlerimi sunarım.