renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Musibetler de Nimettir

En son en zaman başınıza bir musibet geldi; ne zaman acılar içinde kıvrandınız? Niye hep ben, diyor musunuz aşılmaz, onulmaz sandığınız bir derde maruz kalınca. İsyan yelkenlerini hemen indiriyor musunuz, yoksa denizin sakinleşmesini bekliyor bir yandan da sabır tesbihini mi çekiyorsunuz dualarla?

Musibetler, dertler, acılar, yokluklar neden hep bizi bulur diye hayıflanırız çoğu kere. Hâlbuki dertlerin de nimet olabileceği nedense hiç aklımıza gelmiyor. Belki gözümüzü başka bir aleme açacak kapıdır bu dert sandıklarımız. Bizi uyarmaya gelmişlerdir. Ya da “Şişt; ne oluyor sana; aslını unutma, ödevlerini unutma” demek istemişlerdir.

Ayazın nefes dahi aldırmadığı dağ başında karlarla mücadele halindesiniz diyelim. Yanınızdaki size küçük musibetlerle dokunuyor. Belki çimdik atıyor, belki tokat atıyor. Peki neden? Derdin daha büyüğüne kapılıp gitmeyin diye; uyuya kalıp da soğuktan donmayasınız diye… Gözünüz bu dünyaya hep açık dursun diye, bilinciniz yerinde kalsın diye… Kim olduğunuzu, nereye gidip nereden geldiğinizi unutmayasınız diye… Belki tokat atar belki tekme! Bu zahirde, görünüşte birer küçük musibet gibi görünen hareketlerin olmadığını düşünün, ne olur sonunuz? Elbette uyku uyuma isteği başlar, uykuda daha çok savunmasız kalan zayıf ve aciz bedeniniz soğuğa yenik düşerek can emanetini Azrail meleğine teslim eder.

İşte bunun gibi belki dert, sıkıntı, musibet sandıklarımız Rabbimizin bizi gaflet uykusuna dalıp da dünya ölülerinden olmayalım diye göndermiş olduğu küçük uyarılar neden olmasın? Sizi Zat'ına bağlayan, birkaç dua cümlesi iki damla gözyaşı ile "kul" olma makamına çıkartan ikramlar neden olmasın? Ya da “bu şekilde hayat sürme; kendine gel!” türünden ve dikkat edilmezse büyük belaların habercisi olabilecek bir uyarı neden olmasın?

Anlatırlar ki Rabbimiz Firavun’a yüzyıllarca yaşayan Firavun’a bir baş ağrısı dahi vermemiş. “Uzun ömründe sapasağlam yaşasın, dua edip de sesini Bana duyurmasın” diye. Yani musibetler de her kula nasip olmasa gerek. Ancak Rabbimizin kendisinden ayırmak istemediği, gönlünü Zat'ından yana çevirmek istediği ender kullarına verdiği bir lütuf belki.

Küçük musibet büyük musibeti önler denir ki, bu da işin diğer boyutu. Küçük bir dersten akıllanan insan aynı tür ya da benzeri bir olayla karşılaştığı zaman tecrübesini devreye sokar ve küçük dersten, büyük musibetten edindiği deneyimle başını büyük beladan koruyabilir. Ya da küçük musibet belki günahlara kefaret olacaktır bu vesileyle bir başka büyük imtihana gerek kalmayacaktır.

İşte tüm bu düşünceler insanın yaşadığı olaylara karşı bakışını farklılaştırır. Bozulmaya yüz tutan insan halet-i ruhiyesini dengede tutmaya yarar. Zaten İslam’ın da korumak istediklerinden biri de bu değil mi? İman ile dünyaya bakan asla teessür olmaz. Her işte bir hikmet ve hayır arar ve bulur. Somut mükafatını ise Rabbimiz dilerse belki bu dünya da ama ahrette mutlaka verecektir.

Kul olmanın sırrına binaen yapılacak en güzel davranış olaylara ilk başta gereken sabrı gösterip alınması lazım gelen dersleri alarak hayatı okumaya devam etmektir. Yoksa en küçük tepede yorulursak, yoldan dönmeye kalkarsak veya da o tepeye kızarsak, küçük engel sebebiyle kendimizi üzersek insana verilen pek çok kerameti kullanamamış oluruz.

Musibetlerin bir sam yeli edasıyla olgunluğunuza olgunluk katarak sizi kemâlat derecesinde tatlandırması duasıyla…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Rahmani Filika

Nasıl ki her gemi filikasını ve can yeleklerini taşır yolcularının selameti için, biz de bu Rahmani filikayı yerleştireceğiz kalbimize; içimizdeki yolcunun selameti için:

''İnna lillahi ve inna ileyhi raciun''

Rahman'ın Terbiyesi

Rahman ve Rahim olan Rabbim kullarını değişik vesilelerle hem sınar, hem terbiye eder. Bu sınayışlarla O'na olan teslimiyetimiz, samimiyetimiz, sevgi-muhabbetimizin yanı sıra adaletimiz, sabrımız, doğru karar verip vermeyişimiz de sınanır.

Tolstoy 'Başınıza gelen sıkıntı ve musibetler size verilmiş cezalar değil ruhunuzu yüveltmeniz için size sunulmuş fırsatlardır.' der. Robin Sharma ' Başınıza gelen her türlü olay sizin olmanız gereken kişi olabilmeniz için tanrı tarafından oluşturulmuş düzeneklerdir.' der.

Hangi ağızdan çıkarsa çıksın hakikat hakikattir. Hayır bildiğiniz de şer, şer bildiğiniz de hayır vardır.

Vesselam...

Ne Acaiptir Mü'minin İşi!

"Ne acaiptir mü'minin işi! Gerçekten onun her işi hayırdır. Bu hal, mü'minden başka hiçbir kimse için böyle değildir. Eğer ona sevinç verici bir şey isabet ederse şükreder. Bu da kendisi için bir hayır olur. Eğer ona zarar ve ziyan verecek bir şey isabet ederse sabreder, bu da kendisi için hayır olur".

(Müslim, Sahih, Zühd, 13.)

Musibetleri dua ile aşmak duasıyla...

Bela ve Musibet

"Gerçekte nedir bela ve musibet? Ve ne değildir? Niçin gelirler, belli bir sebepleri / hikmetleri var mıdır? Varsa eğer korunma çareleri nelerdir? Ya da kurtulma...

Herkesin bela olarak algıladığı her olay gerçekten de bir bela mıdır? Ya o gözle görmediklerimiz... Bela ve musibet olarak kabul etmediklerimiz... Hatta tam aksi birer ödül, birer güzellik olarak algıladıklarımızın gerçekte bir bela ve musibet olma ihtimali var mıdır?

Öyleyse başa döndük, gerçekte nedir bela ve musibet?..."

BELA VE MUSİBET
Said ALPSOY
Gelenek Yay.

Musibete Dair

Hadid suresi

22. HİÇBİR musibet, daha önce buyruğumuzda [öngörülmüş] olmadıkça ne yeryüzünün ne de sizin başınıza gelmez: şüphesiz bu Allah için kolay (bir iş)tir.

23. [Bunu bilin ki,] elinizden kaçan [iyi ve güzel] şeylere üzülmeyesiniz ve elinize geçen [iyi ve güzel] şeylerle de [boş yere] şımarmayasınız: çünkü Allah, kendini beğenip küstahça davrananları sevmez.

Selamünaleyküm

Musibetler ve hayatın hayat vazifesi...

İnsanın başına hiçbir zaman kötü bir olay gelmez. Bir şeyin kötü olması demek o şeyin varoluşuyla kötü olması, çıktığı yerden/andan kötü olması demektir. Ve kötü şey kötü sonuçlar verir.

Musibetler kötü değildir. Nereden geldiğini biliyoruz. Yani bu anlamda insanın başına kötü bir olay gelmez hiçbir zaman. Ama insan başına gelenleri değerlendirirken, kendini olanların gerisinden baktıramazsa olan biteni(!) göremez! İnsan nankörlüğündeyse eğer, "Neler neler geldi başıma!" der, "Ben ne yaptım ki?!" der. Yakınır. Yıkanamaz. O şeyin gerisine alabilseydi kendini, onu görür, kapsar ve üzerinden söker atardı. Başlangıcı görür, denkliği görür, sonuca giderdi. Kendini olayın başlangıcında görme basiretini gösterir, kendini olayların o artık değişmeyecek sonucuna hazırlardı. Ama insan ah vah etmeyle o hatanın içine girdiği için artık, yakınır sadece, yıkanmaz. Kendini şeytanın kollarına bırakmıştır, miskinliğe, cearetsizliğe, basiretsizliğe: nefsiliğe...

İnsanın kendisini geriye götürmesinden bahsettim, başına gelen bir musibeti değerlendirirken. Buna şu ayette bakalım:
"Onlar; başlarına bir musibet gelince, "Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz" derler" (Bakara-156) İşte bu yüzden. Bu ne güzel bir rahatlık, bir merhamet ifadesi, aynı zamanda mücadele ifadesi, başa gelen bir şeylere karşılık esas şeyin doğrultusunu gösterme.. Başımıza gelen musibetleri bu ayet-i kerimenin anlamında derinleşerek göğüslemek olgun müslümana düşüyor. Allah hepimizi bu olgunluğu, içkinliği yaşayan kullarından eylesin.

Olgun müslüman olmak için yaşlı olmaya gerek yoktur; çünkü mesela gençlikte yapılan ibadetin sevabı daha büyük. Olgunluk demek müspet dolgunluk demektir. Müslümanın bir güzel hasleti içinde pek çok başka güzel hasletler de vardır. Allah bize bire on verir mesela bazen. Mesela biz sabrederek hem yalnız Allah'a bağlandığımızı göstermiş oluruz, hem bir kötüye karşı iyinin yanında durmuş oluruz adaleti gözetmiş oluruz, hem iyiye yardım etmiş oluruz, hem başkalarını düşündüğümüzü belli etmiş oluruz diğergamlığımızı açık ederiz, sabrederek gerçeğe sahip çıkar yalan söylememiş oluruz... Bu böyle devam eder, yani müslümanın bir güzel tavrı içinde pek çok güzel tavır vardır. Bu çok mükemmel bir şey, düşünülmeye değer bir şey. Müspet dolgunluk bu, yani olgunluk!

Evet, ayet-i kerime her şeyi çok mükemmel bir şekilde açıklıyor. Musibetlere karşı kendimizi nereye götürmemiz gerektiğini söylüyor. "Onlar"ın nereden geldiğinin ve nereye gideceğinin bilinciyle yaşayan insanlar olduğunu söylüyor. Böyle bir istikamette musibetler küçük şeyler oluyor; ama içinde eğer doğru karşılarsak bizim bağışlanma sebebimiz olacak nimetler barındıran şeyler. Ayet bize takılmamamız gerektiğini söylüyor. Mücadeleyi, sabrı, itaati anlatıyor; olaylara onların gerisinden bakabilmeyi, ve böylece başımıza gelen musibetlerin ilerisi için mücadele etmemizi söylüyor. "...O'na gideceğiz." O'na gideceksek, başımıza gelen zorlukları, musibetleri sabırla karşılayalım, nefsimizi yenelim, O'na gitmenin mücadelesini verelim.

Şair'in diliyle söylersek: "Koştur azaplardan kaçalım"..

Musibetleri göğüslememize dair başka pek çok şey de söylenebilir tabi. Bunlarla iktifa edelim; ama benim, içerdiği tespitin önemi açısından aktarmadan geçemeyeceğim bir beyan daha var, Bediüzzaman Said Nursi'nin Lemalar adlı eserinden:
"Hayat mûsibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar."
Evet bu ifadeler de çok mükemmel ve üzerinde uzun uzun düşünmeye değer! Özet özet hikmet incileri.. Bediüzzaman çok güzel ifade etmiş!.. "vazife-i hayatiye"nin gerçekleşmesindeki kademeleri göstermiş...

Allah'ım bizim imanımızı artır! Amin.