Ahmet Hakan Coşkun. 1966 doğumlu gazeteci-yazar. Kanal 7’nin eski haber sunucusu. Anchorman’i. Nam-ı diğer toraman programcısı. Muhalif. “Sivil Dayanılmaz Bir Yürek” adlı kitabın yazarı. Muharrir Mucit. Oğuz Atay ve Dostoyevski’yi seviyor. Vietnam Özgürlük Savaşçısı ‘Ho Amca’ya hayran.*
Aramızdan biri. Herhangi bir mahalleye mensup değil. İki mahallede de rahatça gezebiliyor. Mahallenin biri İslamcı (İHL’li ve İlahiyat okuduğu için) diyerek kendi mahallesinde görmek istemiyor, diğer mahalle ise solcu diyerek kabullenmiyor mahallesi için. O ise her şeye rağmen yazmayı tercih ediyor. Estetik bir insan. Polemikten kaçınmıyor ve ironiyi seviyor. Mine G. Kırıkkanat, Ahmet Taşgetiren son polemikleri.
TGRT’de “Yankı” programını yaptı. Kanal 7’de “Haber Saati” ve “İskele Sancak” programlarıyla tanındı halk tarafından. Merkez-taşra ayrımı yapmadan, ajitasyondan uzak entelektüelçe programlar yapmaya çalıştı. Taşra, haberi ondan öğrendi. “Kanal 7’yi açın Ahmet Hakan’ı dinleyelim” sözü her akşam evdeki ortamı sessizleştirip, herkesin kulak kestiği bir zaman diliminin adı oldu. Hepimizi büyüledi bir dönem. Yeni Şafak Gazetesi ve Gerçek Hayat dergisinde de göründü.
İdeolojik kimlik ayrımı yapmadı. Bu yüzden hep eleştirildi. Hatta bu duruşunu, bıraktığı sakala bile yakıştıramayanlar oldu. O ise sadece işini yapmak istedi. Kirli uzlaşıların içinde yer almadan. Sabah Gazetesi’nde niçin yazdığı bile eleştirildi.
Adem Turan, Kitap Postası’nın Mayıs 2005 sayısında Ahmet Hakan Coşkun’u anlattığı yazısında Hüseyin Akın’ın (Şair, Milli Gazete’de yazar) Ahmet Hakan tanımına yer verdi. Ve O’nu anlatan en güzel tanımdı bu bence; “Düşünsel dünyasını cemaatçilik denilen kısır döngüden kurtarmıştır Ahmet Hakan.”
Kanal 7’den ayrılmak durumunda kaldı. Ayrıldığı kurumu en küçük fırsatta eleştirip aile içi meseleleri anlatanların aksine o, --… Problemler çıktı, anlaşamadık ayrıldık dedi ve Kanal 7 defterini kapattı. Şöyle olsaydı böyle olsaydı hiç demedi. Geleceğe baktı. Çünkü yapılması gereken çok iş, yazılması gereken çok mesele vardı.
Sabah gazetesinin en çok okunan yazarı oldu. Oldukça sade bir dil kullanarak toplumsal meselelere parmak bastı. “Müslüman solcu” kavramını kullandı kendisi için. İyi bir yazar olmadığı sürekli her mahalleden insan tarafından çeşitli ortamlarda vurgulandı ama köşesinde yazacağı yazılar hep merak konusu oldu ve sıkı takipçileri oldu.
Ardından Hürriyet Gazetesi günleri başladı. Hakkında söylenen sözler durmadı. Kara bulutlar hep üstünde oldu. Dinmek bilmeyen bir fırtınaya karşıydı. O yazmaya, sadece yazmaya devam etti. Polemiklere girdi. Sivas olayları ile ilgili yazdıkları tartışıldı. Hababam Sınıfı ilgili yazdıkları yüzünden Mehmet Ali Erbil’le polemik yaşadı. Yılmaz Erdoğan’la yine polemikleri oldu. Mine Gökçe Kırıkkanat olayıyla gündemden düşmedi. Mine Gökçe Kırıkkanat’ın yazdıklarını ilk defa ciddi şekilde eleştiren o oldu. Son olarak da Ahmet Taşgetiren polemiği.
Dil bilmediği için yarım gazeteci olarak nitelendirildi, dil bilmeden gazeteci olunur mu dediler? Nişantaş’da gezdiği eleştirildi. The Marmara’nın kafeteryasında kahve sohbetleri yapıyormuş. İskele Sancak. Dedikodu Fora! 15 milyar maaşı neden veriyorlarmış Ahmet Hakan’a. O parayı hak edecek ne yapıyormuş.
20 yıl önceki haliyle şimdiki hali arasındaki değişmeyen tek şeyin sakalı olduğu söylendi. Peki ne yaptı Ahmet Hakan günah keçisi olmak için? Yazdı, evet sadece bazı şeyleri özgürce yazdı. Değişti mi? Hayır. Bence hiç değişmedi. Kanal 7’deki Ahmet Hakan Coşkun da aynı, Hürriyet’teki Ahmet Hakan Coşkun da…
Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde yazdı. Kanal D haberin ilerideki sunucusu olabilirmiş. Hatta CNN Türk’te ısınma turlarına başlamış. Umarım Kanal D haberin başına geçer ve Türk haberciliğindeki kısır döngüyü değiştirir. Kanal 7’deki duruşunu orada da devam ettirir.
Her şeye rağmen yola devam Ahmet Abi.
Biz seni takip etmeye devam edeceğiz.
* Buradaki bazı sıfatlar Adem Turan’ın Kitap Postası Mayıs 2005’teki sayısından Ahmet Hakan Coşkun’u konu alan Sivil Dayanılmaz Bir Muhalif: Ahmet Hakan Coşkun adlı yazıdan alıntılanmıştır.
Katkılarından dolayı Fatih Bilge'ye teşekkürler..
Yorumlar
Değişmek mi? Değişivermek mi?
Per, 15/09/2005 - 10:47 — Emre Uğurİşte Buna katılıyorum ben, Ahmet Hakan la ilgili önüne gelen konuştu yazdı. Evet Ahmet Hakan aslında hiç değişmedi, eskiden de böyleydi. Sadece eski mahallesinde ikamet ederken, mahallenin keskin yapıları ve herkesin birbirini bizzat tanıdığı bir ortamda, hatta ailecek tanıştıkları bir mahallede, çok rahat hareket kabiliyetine sahip değildi. neden? Çünkü Ahmet Hakan'ın o mahallede iken yaptıkları ve konuştuklarının geri yansımaları, doğal olarak ailesini de etkiliyordu. neden? Çünkü Ahmet Hakan orada baba evinde oturuyordu, henüz toplum nezdinde "birey" olma imkanını elinde bulundurmuyordu.
kanal 7 de program ve spikerlik yaparken, Kanal 7 nin haber spikeri, kanal 7 nin program sunucusu olarak tanınıyordu. Oysa şimdi Ahmet Hakan Coşkun olarak, yani ismen tanıyanların sayısı daha fazla.
"Ahmet Hakan hala aynı Ahmet Hakan. Şu anda sadece hareket sahasının sınırlarını kendisi çiziyor o kadar. Vakt-i zamanında, dilinin ucuna gelipte, benle beraber çevremdekilere de zarar veririm endişesiyle söyleyemediklerini, şu anda söylediklerim sadece beni bağlar ve benim görüşüm yaklaşımı ile söyleyebilmektedir. Aslında Burada yine, eski mahallesini koruma içgüdüsü hakimdir.
Çocukluk zamanlarımızda, hatırlayacaksınız; mahalle maçlarımız olduğu gibi, çocuk aklımızın getirisi olan nedenlerden dolayı, mahalle kavgalarımız olurdu; Ve bu kavgalar, her iki tarafın ailelerinin oturduğu mahallelerden mümkün olduğu kadar uzak yerlerde, hatta mahalleden mümkünse kimsenin göremeyeceği yada tanıyamayacağı uzaklıklarda olurdu. Neden? Çünkü, birileri görüp te, ailelerimize, "bak senin oğlun kavga ediyordu" demesin diye. Aileler zor durumda kalmasın diyedir.Çünkü hiçbir ana-baba, evladını yetiştiriken, beklentileri dışında bir tavır sergilemesini istemez. Ve evlat olan bunu bilir.
Ahmet Hakan aslında hiç değişmedi, sadece, ne çok farkettiklerini söyleyebilme imkanlarını sonuna kadar değerlendiriyor o kadar.
Zaten; değişmediği için hep birilerinin gözüne iğreti görünüyor, neden? çünkü, "değişti" diyenlerle "değişmedi" diyenler, Ahmet Hakan'la ilgili cümlelerini, sürekli olarak "acaba" şerhini düşerek kuruyorlar.
Kolaymı öyle hemen değişivermek oysa, zira; Ağaç yaş olmaktan çıkmış, yaşlanmaya başlamış.
saygılarımla
dualarla kalalım
?
Per, 15/09/2005 - 19:18 — E.Fatih BilgeAdem Turan: Dergah, Kaşgar gibi dergilerde görünmüş bir edebiyatçı. Sürekli yazdığı bir yayın organı var mı bilmiyorum.
Mehmet Ali Birant: Gazeteci-Yazar. Posta'da yazıyor. Ayrıca yazıları, Milliyet, Turkish Daily News gibi yayın organlarında interaktif olarak yer alıyor. Şimdilerde Kanal D'de haber programı yapıyor. 32. Gün adlı bir programı var.
Mine Gökçe Kırıkkanat: Radikal'de yazdı, yazdığı bir yazı üzerine kovuldu.
Fatih Altaylı: Sabah Gazetesi'nde Teke Tek adlı köşesinde yazıyor.
Ahmet Taşgetiren: Yeni Şafak'ta yazıyordu. Geçtiğimiz günlerde yazdığı bir yazı yayımlanmadığı için gazeteden ayrılma kararı verdi. İzne ayrıldı bir süreliğine. Altınoluk Dergisi'ni çıkarıyor.
Pardon bunları sizin de bildiğinizden eminim. Ukalalık yapmak istemem. Ama yaptım bile. Anlamadığım şu, böyle bir soru yöneltmenizin amacı ne?
bide..
Per, 15/09/2005 - 19:56 — farukyucelmine kırıkkanat vatan gazetesinde yazmaya başlayacakmış diye duydum ben.
Ona da ihtiyaç var
Per, 15/09/2005 - 13:14 — O. Deniz YemenliAhmet Hakan Coşkun'la birçok konuda hemfikir değilim..
Ama kendisine ihtiyaç olunduğunu biliyorum..
Zira toplumun mor ineklere ihtiyacı var..
İslami Burjuvaya eleştirileri, en zevk alarak okuduğum yazılarından, tesettür mayoya sakil duruyor demesi de en iğrendiğim yazısıydı...
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
kafa ölçümleri
Cum, 16/09/2005 - 17:34 — Nef'i SelamoğluÜstad necip fazıl hapishanedeyken eline aldığı mezro ile mahkumların kafalarını ölçer, kendi kafasını da ölçerek mukayese eder, her seferinde kendi kafası büyük gelir. bir gün yeni bir mahkum düşer içeriye. üstad ölçer bakar ki kendi kafasından büyük. sinirlenir ve:
"ben kafamı insanların kafalarıyla mukayese ediyorum, hayvanlarınkiyle değil", der.
AH kısaltmalı kişi bence de mukayese dışıdır efendim...
kafanın içine bakacaksın diyorum, nereye bakıyon sen !
Cum, 16/09/2005 - 19:21 — Hasan BahadırAH kısaltmalı kişi miymiş o hapihaneye giren mahkum? ve bu arada "bence" demekle, bakın üstadla ben aynı fikirde olabiliyorum, sevinç edasıyla tribünden alkış bekliyorsunuz sanırım.(oysa üstad nire, sen niresin da), Çok beklersiniz efendim, geç kaldınız, az evvel aldılar o alkışları dostlarınız. acele ederseniz yetişirsiniz, bir mahalleden bahsediyorlardı orada olacaklarmış galiba.
hala kafaların içiyle ilgilenmeyi öğrenemedik gitti yaf. :)
Belki ölmeden önce
Per, 15/09/2005 - 22:30 — O. Deniz YemenliBelki ölmeden önce ölmüştür
Kim bilir Vesselam ...
:)
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
Mor inek süt verir mi?
Cum, 16/09/2005 - 11:06 — Murat GurelAhmet Hakan, son dönemde popüler olma kaygısıyla polemik yaratan bir canavara dönüşüyor sanki. "Mor İnek" olmak veya "marka" olmanın gerektirdiği şeylerden birisi de, medyada olumlu veya olumsuz yer işgal etmektir. Siz "farklı" - "aykırı" olan bir şey söyleyin yeter, reklam vermenize gerek yok, medya sizi başının üstüne koyar... Ahmet Hakan da tam bunu yapmak istiyor bence. Mehmet Ali Erbil'le, Yılmaz erdoğan'la, sinema polemiğine giriyor, Mine G.'ye insan hakları dersi verirken, Hıncal Uluç'a gazeteciliği, Ahmet Taşgetiren'e doğruluğu öğretiyor. Bu polemiklerde haklı olduğu noktalar mutlaka vardır hatta belki de %100 haklıdır. Ama Ahmet Hakan o kadar çok polemiğe giriyor ki, polemik arayan bir reyting canavarına dönüşmüş gibi duruyor. Soruyorum size Ahmet Hakan bu kadar gündem olmak için ortaya ne koydu? Yazılan yazılarda bir bilgi birikimi veya hafiye gazetecilik örneği mi var? Çok okunmak (ya da popüler olmak), iyi gazeteci olmaya denk düşüyorsa, evet Ahmet Hakan iyi gazetecidir. Ama bence Ahmet Hakan "en iyi yaptığı iş"i yapsın; haber sunuculuğuna geri dönsün. Madde madde sıralayarak oluşturmaya çalıştığı köşe yazıları; kimseye faydası olmayan yeni bir polemiği başlatmaktan veya beyaz türkler için islami kesimin bilinmeyen yüzünü magazinleştirerek vermekten öteye geçmiyor diye düşünüyorum.
Diğer taraftan Ahmat Hakan'a üzülüyorum, çünkü hakkında ispat edilmemiş dedikodular dolaşıyor. Hakkında rivayet edilen o kadar kötü şey var ki, ispatı toplum nezdinde mümkün olmayan bu şayibelerin yayılması, islami çevrede linç psikolojisine dönüşüyor. Bu noktada da, bizim de hatalarımız olduğunu unutuyoruz ve acımasızca Ahmet Hakan'ı eleştiriyoruz. Bazı değerlerin yıprandığı ortada ama bu kendi tercihidir, kararları kendisini bağlar... Biz, Allah adına bu konuda hüküm verecek veya cezalandıracak değiliz...
Sonuç itibariyle Ulvi abinin dediğine katılıyorum, beğendiğimiz yönleri de var, beğenmediğimiz yönleri de... Her ne kadar bir "duruş" problemi yaşasa da bizim mahallenin çocuğudur, severiz, sayarız.
Bâki Selam...
Ahmet Hakan
Cum, 16/09/2005 - 11:27 — Fatih TaşkıranKendisini Kanal 7'deki ilk günlerinden beri takip eder, her iki mahallede de sevmeyenlerin olduğunu bilirim. Yazıda da vurgulandığı gibi: bir çok kusuru olabilir. Bunlardan biri de düşündüğünü söylemesi - yazmasıdır. Hem de "mahhalledekiler"in istemeyeceği şekilde olsa bile.
Örnek olarak takım tutar gibi parti tutan arkadaşlarımdan birini verebilirim. Onun, sırf gözünde ilahlaştırdığı mübarek lideri hakkında ağırlıklı yayın yapmamasından -ki sadece sunucu değil Kanal 7 Haber'in yöneticisiydi- diğer partilere ayırdığı vakit kadar hatta biraz daha fazla vakit ayırmasından yakınır, İskele Sancak'ta "diğer mahalledekiler"e de söz hakkı tanımasını onun aslında "diğer mahalle"nin ajanı olduğuna kadar götürürdü işi.
Benim fikrime gelince Sedef KAplan'ın yazısına ekleyecek hiçbir şeyim yok aslında tamamen güzel ve yerinde tesbitler yapmış. Ahmet Hakan düşündüklerini açıkça ifade ettikçe bu polemikler sürecektir. İçinde bulunduğu kurum önemli değil, ne dediği önemlidir. Eğer bulunduğu kaba göre şekil almaya başlarsa (bkz. Fatih Altaylı) o zaman benim için biter Ahmet Hakan. Ama halihazırda kendi duruşunu koruduğuna inanıyorum.
Fatih TAŞKIRAN | Manhem