şu sıra, ülkem sokaklarını dolduran on binlercesinin –bir başka rivayete göre de; nasıl sayıldığına bir türlü aklımın ermediği milyonlarcasının- "coşkulu" bir kalabalık oluşturarak seçim öncesi için kuluçka mitingleri düzenlediğine şahit olmaktayız. elbette, artık herkesin diline pelesenk olan şu meşhur sözü ben de ifade edeyim ki; hem adet yerini bulsun, hem de –zinhar!- demokrasimiz bir zeval görmesin: "en doğal demokratik haklarını kullanıyorlar". bana bugünlerde epey komik geliyor bu cümle. vatandaş olarak demokratik haklarımız, öncesinde çok kez alaşağı edilmiş olmalı ki, biri daha yaramıza basmaksızın çığırıveriyoruz: "en doğal demokratik hakkım bu benim". bulaşıcılık oranı fevkalade yüksek olan bu demokratik hak kullanımımız, ülkemizin çeşitli vilayetlerinde gün be gün takip edilen bir biçime dönüştü bile. yarın nerede toplanılacağı bilinerek bugüne başlanılıyor ve türkiye suni –evet, o ilk mitingin ardından yapılan bütün mitingler için söylüyorum; suni- bir gündemi medyanın da desteğini yanına alarak bir tarih kurgusu içerisinden yaratmaya hazırlanıyor. 2007 senesi, ileride birilerinin türlü hassasiyetleri hatırlatması açısından çoktan bir miting tarihçesi edindi bile kendine. otobüslere atlayıp oradan oraya koşuşturan hemşerilerin, pek de inandırıcı olmayan yoklamasını seyrediyoruz televizyonlarda. biraz dikkatli bakıldığında; askeri göreve çağırandan, anti-şeriat naralarına, laiklikten dem vurup, hükümeti karalamalara varana değin oldukça geniş bir spektrum içerisinde arzı endam eden bu kalabalık; neye karşı oldukları hususunda bir, fakat neyi istedikleri hususunda değil…
bir şeyin kendiliğinden olması ile kurgulanması arasındaki o hain çizgiye bir çizgi de ben eklemek istiyorum. medyanın, 1 mayıs'a bakışı dikkatinizi celp etti mi bilemem. lakin haber olarak istanbul trafiğinin öncelenmesi size de tuhaf gelmedi mi acaba? yani 'milyonlarcası' çağlayan meydanını doldurduğunda, bir pazar gününe denk getirilmiş olsa da bu, sizce istanbul hiç mi sıkıntı çekmedi, o yüzümüze yüzümüze üstelenen trafik kısmi bir felce de mi uğramadı acaba? duymadık, işitmedik! patronların talimatı; 1 mayıs'ta da, atılan dayakları, biber gazlarını, copları, tekmeleri, kovalamacaları ekranda öncelemek yönünde değildi. hedef olarak istanbul valisi seçilmiş ve elbet bunu içişleri bakanlığı'na, oradan da hükümete çarptıracak sloganlar çoktan türetilmişti. ama şu noktaya dikkat edin, vali dayak attırdığı için değil, daha çok, trafiği sıkıştırması hasebiyle istifaya çağırılıyordu!
türkiye, miting kavramını bir demokratik hak olmaktan çıkartıp iyice dejenere etmeye ve o kelimenin barındırdığı anlamları boşaltmaya başladı. zaten yerle bir edilmiş bir kavramdı, iyice alaşağı ediliyor şimdi. herhangi bir şeye karşı durmanın o kendiliğinden gocunan kalabalığı yok artık. o ilkel ve güzel günleri geride bıraktık. şimdi kiralanan otobüsler, adı üstünde 'buluşma' saatleri ve düzenli, organize muhalefet gibi yığınla tanımlamanın içinden ses veriyoruz. yani bir kalabalığın ihtilafa düştüğü şeyi yanına alarak sokak sokak büyüyüp meydanlara aktığı da yok artık. saatler ayarlanıyor, yer belirleniyor ve birdenbire kalabalık! halk, bunu iktidara karşı her daim bir silah olarak kullandı ve fakat bunun müspet bir sonuçla ödüllendirildiği parmakla sayılacak kadar azdır. şimdi birileri, bir şeye karşı koyuşun avazını duyurmak için toplanmanın hevesine saldırdığımı düşünebilir. hayır, eleştirim yahut kastım bu yönde değil, kimsenin cesaretine tecavüz etmiyorum. elbette, kuvvetli bir direnç örneği olarak kalabalık; çoğunlukla, açık sonuçlar, büyük depremler yaratmasa bile hissedilebilir bir sarsıntıyı toplumun hafızasına bırakmakla görevini ziyadesiyle yerine getirmiş bulunur. lakin bu kullanılabilir bir silah olmaktan çok, köşeye sıkışmanın can havliyle vaki olan, sahihliği kendilindeliği ölçüsünde derecelendirilecek aleni bir refleks olmalıdır. sürece müdahale etmenin bir halk hareketi olarak kendini göstermesi, eğer ki sokak sokak büyüyen bir biçime dönüşürse iktidardan istediğini söküp alabilir. tarihe kısa bir gezi yapacak olursanız, kalabalıkların bir karşılık edinerek dağıldığı hadiseler, insanlara sokağa çıkmaktan başka çare bırakmamakladır. "kalkın, rejim tehlikede, tehlikenin farkında mısınız!" diyerek vatandaşın hanesine dahil olmamış, bütünüyle öngörülerden ve şartlı yönlendirilmelerden ibaret safsataları daha ne kadar sürdürebileceklerini zannediyor bu "organizatörler"!? kimin neye inanmasını istiyorlar ki, anlamadım!
ama işte, en nihayetinde, bu koca tiyatro sahnesinde, piyonlarla piyonların olmadık oyun tahtalarında boşa hamleler savurması yıpratıyor bizleri. oyunun kişileri meydanlarda, oyun yazarları kim bilir neredeler şimdi? televizyonlarının karşısında planlarının tıkır tıkır işlediklerini izlemenin sevincinde iseler, buradan onlara sesleniyorum, bu oyuna bir son verin artık! izleniyor olduğunuz, size kandığımız manasına gelmiyor, hayır aldanmıyoruz. bırakın o ilk mitingin hesapsız güzelliği taklitlerinin gölgesinde erimesin. taklidin aslını yücelttiği yok burada; ey çoğaldıkça eksilen kalabalık!
Son yorumlar
5 sa. 1 dk. önce
17 sa. 49 dk. önce
19 sa. 20 dk. önce
20 sa. 4 dk. önce
21 sa. 22 dk. önce
22 sa. 28 dk. önce
22 sa. 29 dk. önce
1 gün 44 dk. önce
1 gün 1 sa. önce
1 gün 1 sa. önce