Siyasetin adı, şekli ne olursa olsun kutsal ve insani olanın üzerinden taraf olarak, yönetmenin zevkine yönetilmenin acısına son vermek gibi duygusal hırs dolu istemlerle boy gösterir. Özünde yükselmek, dokunulmaz olmak ve hesapsız yaşama beklentisi vardır.
.....
Hesap vererek yaşamak, bir üst varlık tarafından sorgusuz sualsiz yönlendirilmek, davranışların arkasındaki belirleyici koşulu oluşturduğundan çok zaman insan için gerilimler oluşturur. Gerilimin menfaatle olan yüzleşmesinde de insanın çok yüzlülüğü ortaya çıkar ki bu anlamda çok insan politiktir.
.....
Siyasetin kutsal bir alanı yoktur. Zamanla değişen kuralları vardır. İnsanın yaşam serüveninde duygusal saplantılarla yaşama ideali arasındaki ilişki ve çatışma siyasetin kendisidir. Siyaset bu şekliyle isteme ve meşrulaştırma alanıdır. Kışkırtılmış beden ile etik olanın insan üzerindeki sınırlayıcılığı arasındaki çatışmayı kurar ki beşeri alanda insanın kendisi ile başlayan toplumsal bir kurumdur .
.....
Siyasetin özünde iktidar, kullanım ve sonuç almak vardır...din bile olsa bu kullanım değişmez.. Her şey siyasetin aracı olabileceği gibi din de siyaset yapanlar için basamak ve araç olabilir.
.....
İktidar doğası gereği iktidar olmak ister ve yaptıklarını yanlış görmez. Yanlış görmesi demek meşruiyetinin de ortadan kalkması demektir. Siyasi bir varlık olan hiç kimsede cesaret edip meşruiyetini sorgulayamaz.
.....
İktidar olmak, saldırı ve savunma mekanizmaları içinde var olma şeklidir...
.....
Din Tanrıyı iktidar görür. Kişinin kendinden vazgeçmesini, Tanrı adına vererek, bağışlanmasını talep ederek dua etmesini ister. Bu da seküler olanın doğasına aykırıdır.
.....
Din inananı ve samimiyeti ölçüsünde iktidarı olumsuzlarken ve kullar arasında sınıflaşmayı da olumlamaz. Dinin din olarak; insana, dünyaya ait göreceli bir faydası olduğu için toplumsal yapıda marjinal olarak kalır ve samimi inançlıların az olmasına neden olur.
.....
Din merkezli direnişlerin modern zamanlarda siyasal bir söylem olarak varlığı ve bu söylemin dinin kaynağı ile birebir örtüşememesi modern kavram ve ideolojilerle anlaşılamayacağının bir göstergesidir. Allah’ın, Ey insanlardan Ey inananlara kadar ki seslenişi ve sonrasındaki nasihatleri hayatı bütünüyle sarar ve iktidar olmayı Tanrısal bir göz dikme olarak vurgular, inananları da bu yanılgıya düşmemeleri için uyarır.
.....
Peygamberin ölümünden sonra ki dönemlerde İslamlar arasındaki dinsel kaygıyla oluşan güç kurma ve kitlelerin bu güç adına karşı karşıya gelmesi siyasidir. Müslüman monarşilerin güdümünde dinle yönetilme talepleri de din dışı bir alana ait kaygının sonucudur.
.....
İslam Peygamberi asıl savaşılması gerekenin insanın içindeki iktidar istemi olduğunu ve Cihat- ı Ekber in içimizde ki şeytani isteklerin yok edilmesi ile gerçekleşeceğini söyler.
.....
Dünyasal olan ile inançsal olanın sentezlenip dindar iktidarı oluşturulmaya çalışıldığı zamanlarda; Şeytan Allah’la insanı kandırmıştır. Dinin başat olduğu zamanlarda din adına yapılan sömürünün ve kralların Nemrutun saraylarını aratacak şekildeki gösterişli yapılardaki yaşamları, dinin bir kullanım alanı olarak pazara çıkarılabileceğinin göstergesidir..
.....
Zor olan, insanın kendisi ile olan savaşında yine kendisini yenebilmesidir; yaşamak için yenmek zorunda olan bir varlığın dini hassasiyeti nasıl başaracağı ise inancına olan dürüstlüğüne bağlıdır...
.....
Kutsal kitaplar kişinin kendisini yenmesinin en büyük örneklerinin anlatıldığı ve Peygamberlerin model gösterildiği ilahi kaynaklardır. Malın, mülkün, karşı cinsin ve çocukların sevdirildiği bir ortamda ve bu sevginin devamlılığı için iktidar olmak gerektiğinin kolektif bir realite olarak inandırıldığı bir dünyada, iktidar vaat etmeyen bir inancın kabul edilir bir tarafı az bir insan tarafından gerçekleşir. Asr Süresinde bahsedilen insanların çoğunun hüsranda oluşunun nedeni de budur.
.....
İnanç inananı çatışmanın içinde mücadeleci görmek isterken, politik siyaset mücadeleyi yadsıyıcı kaçamaklar içinde menfaat koruyucu yapar. Din ve menfaat iç içe ve yan yana olamayan iki erk olup tek kalbin içine sığamazlar.
.....
Halkın yürüşünü ve direnişini kırmak isteyen, Tanrıyı katlanış yapan, dindarlıkla iktidar olan çocuklarını koruyan, zayıf hadiselerle halkın suskunluğunu halkın erdemi gösterebilen ve bunu da inandırdığı insanların gözünde hocaefendi kimliği ile başaran huysuz, kaderci korkak kafalar her zaman vardır.
.....
Din tek başına olmayı, iktidar ise kalabalık olmayı ister...
Yorumlar
tek başına...
Salı, 20/03/2007 - 18:21 — Elif Meriçyazının bütünündeki tahlillerin hemen hepsine katılıyorum. özellikle son paragrafta vurguladığınız, "sessizliği erdem göstermek" kısmına içim acıyarak katılıyorum.
tek başına olan dinin gerçek inananları da bugün tek başına kalmışlardır maalesef. hatırlattıklarınıza teşekkürler...
İslam Devleti ile Devletlü Müslüman aynı şey değil...
Çar, 21/03/2007 - 23:09 — Hacı PaşaSeküler gözlükle din ve iktidar analizi yapılmış.
İslam Devleti için siyasal yolu denemek her zaman riyaset hırsından kaynaklanmaz. Riyaset hırsına kalpılmadan bu işi yapanların olma ihtimali her zaman vardır.
İslam Devleti için yola çıkıp Devletlü Müslüman olduktan sonra bunu kafi görenlere bakıp "meselenin tamamı budur" demek doğru değildir.